Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 26
Bugün: 345
Toplam: 1.110.449
 

Suvat

ÇALINAN TÜRK TARİHİ

 

      SU; SEE, SEA=Sİİ

 

        2006 yılında kanal 6 televizyonunda yapılan bir oturumda bir kişi:

“Bizim Türkçe sandığımız –SU- sözü meğer Çince imiş” demiş, -SU- sözünün Türkçe olmadığını, bu sözün Çinceden alındığını ileri sürmüştü. Bunu kabul ettirmek için de var gücüyle çabalamıştı.

        O zamanlar –Y- kromozomu hakkındaki bilimsel araştırmalar henüz yapılmamıştı. Gerçi 2006 YILI Mayıs ayında İtalya’daki Toscana Üniversitesi Etrüsk sinliklerinde, {mezarlıklarında} DNA araştırmaları yapmış, “ETRÜSKLERİN” DNA’sının Türk DNA’sıyla % 97 oranında aynı olduğunu belgelemişlerdi. Bu belge ULUSLAŞMA, mu’cizesini açıklamak için yeterli değildi. –Y- kromozomu araştırmaları da ancak 2010 yılı başlarında sonuçlanmıştı. {www.bilgeata.com –Y- kromozomu TIKLAYINIZ:}

                                                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                     

        يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

 

“Ey insanlar! Siz Rabbinizden sakının. O öyle bir Rabdır ki, sizleri tek bir nefisten-tek kişiden- Yarattı. O tek kişiden de Eşini Yarattı. Bu ikisinden de nice erkeler ve kadınlar türetti. Siz öyle bir Allah’tan sakının ki, O’nun adıyla bir birinizden dileklerde, isteklerde bulunuyorsunuz. Sizler akrabalık haklarını da koruyunuz. Gerçekten Allah, sizleri denetlemektedir. ”Nisa 4/1

 

Yaptığımız çalışmalarla insanlığın kökeninin tek bir nefisten, tek bir erkekten Yaratıldığını, bu erkekten, -Adem {as} den- eşinin Yaratıldığını, bunlardan da nice erkek ve kadın yaratıldığını, görmekteyiz.  Daha sonra da bu tek milletten DNA ve GEN şifrelerinin değiştirilmesiyle nice değişik  milletler Yaratıldığını bilimsel olarak ve hem de Kur’an-ı Kerim’in muhkem ayetlerine dayanarak ortaya koymuş bulunuyoruz. Bu tek millet, daha sonra DNA ve GEN fırlamalarıyla yeni diller, yeni DNA lara, Yeni GENETŞİK kodlamalara sahip kılındılar. Bugün değişik ulusların dillerinde var olan Türkçe sözler, bu ulusların dönüşüşten önce, Türkçe konuştuklarının belgeleri olarak kayda girmesinin gerektiğini açıklıyorum.  

        Şu açıklamalara göre Çinlilerin “SU” sözüne, aynen Türkler gibi: “SU“ demeleri, yadırganacak bir durum değildir. Bu da “SU” sözünün Çince olduğunu göstermez. Haydi diyelim ki, Türklerle Çinliler yakın komşuluk yapıyorlardı. Oysa Kızılderililer, İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Araplar da “SU” ’ya “SU” diyorlar.

Son yıllarda özellikle deniz kıyılarında, bazı toplu konutlardaki havuzlarda: “AQUA PARK” denilen yerler açıldı. Bakışı keskin olanlar “AQUA“  sözünün Türkçe; “AK-MAK, AK-AN, AKIN-TI” sözünden başka bir söz olmadığını derhal göreceklerdir. “AQUA, AKVA sözü, W>M değişimiyle AQ-MA demektir. SU’yu Çinliye, AKMA-YI Avrupalıya yamayanlar, açıkladığımız bilimsel bilgileri dikkatlice incelemeliler.

 

Sümer Türk'leri LAMASSU sözüne suların koruyucu ilâhı olarak inanıyorlardı.

      

“DİM. ME    LAMASTU, LAMASSU : Koruyucu ilâhe “{Sümer Dili ve Grameri Prof.Dr. Mebrure Tosun, Prof.Dr. Kadriye yalvaç TTK. Ankara 1981 S:95, 116}

         

        Sümer Türk'leri, LAMASU sözünü koruyucu ilâhe anlamına kullanmakta ve öyle inanmakta idiler. Bu inanış biçimiyle suları koruyan bir su perisine inanmakta olduklarını görüyoruz. Bazı bölgelerdeki suların tekin olmadığı düşüncesi, şu anda çağımız insanlarında dahi görülmektedir. Hatta bazı kimselerde eşekleriyle, atlarıyla geceleyin sulardan geçerken bu hayvanların ürkmelerinden dolayı bu suların kötü ruhlar ve cinler tarafından ele geçirildiği, buralardan geçilmemesi fikri yaygındır.

        Oysa anılan hayvanların görme yetenekleri insanlardan üstündür. Onlar bu sularda bazı su hayvanları, yılan-çıyan ve benzeri hayvanlardan ürkmüş olabilir. Her ne hal ise, suların bu durumuna karşılık o suların iyi periler veya ilâheler tarafından korunduğu fikri, yaygın olarak kabul görmüştür. Sümer Türk'leri, suların bizzat koruyucu ilâhesi olarak “LAMASSU” adında bir ilâheye inanmaktaydılar. Bu itibar ile onlar Suların koruyucu, mahiyetinden ötürü de suya  LAMAS-SU demiş olmalılar.

        Mersin İl'imizin şirin İlçesi Erdemli İlçemizin hemen Batı Yakasında yer alan LAMAS ÇAYI, bu anlatılanların canlı kanıtıdır. Günümüzden beş ila on bin yıl önce yaşadığı bilinen Sümer Türklerinin Batıya uzanan kolları, bu ÇAYA LAMASSU adını vermişlerdir. Zamanla sondaki SU sözü düşerek LAMAS şeklinde günümüze değin korunmuştur.

        Sümer Türk Medeniyetini, beş bin yıl ile sınırlandırmak uygun değildir. Sümer Türklerinin görkemli medeniyet çağları bu süreden çok önceleri doruklara tırmanmış idi. Böyle bir Medeniyetin kurulabilmesi için daha kaç bin yıl geçmesi gerekir. Bu itibar ile Sümer'in varlığı daha gerilere kadar götürülmelidir. “SU” sözü, Sümer Türklerinde vardır.

        Ayrıca da “SU” sözü, ön devirde Mısırda dahi bulunmaktadır. Eski Mısır'ın asıl kurucuları olan Türk'ler, ASSUVAN {AS-SU-VAN} sözünü kullanmışlardır. ASSUVAN Irmağı üzerine Cemal Abdünnasır zamanında 1950 li yıllarda dünyanın en büyük hidroelektrik barajlarından birisi kurulmuştur. Bu AS-SU-VAN sözünü, biz şu şekilde okuyabiliriz:

AS, Türkçedir. AS esas, kök, ana -SU anlamınadır. VAN Türkçede KORUYUCU İlâh anlamına gelir bir sözdür. Bu açıklamalara göre AS-SU-VAN sözü, suları koruyan, suların asıl koruyucuları gibi anlamalara gelmektedir. Türklerin türedikleri Kıtaya ise AS-YA denilmektedir. Türkler Milletlerin AS’ıdır.  AS-YA, ASLARIN ÜLKESİ, VATANI, YURDU denilmiş olması, bunun içindir. Buna göre buradaki AS sözü, ESAS, Ana, Kök demektir. SU, bildiğimiz SU demek olduğuna göre de bu SU, esas Su, Kök SU, Ana SU demek olmalıdır. Yani Nil, Fırat, AMU-Derya {Seyhun} Irmakları, bütün suların Anası, Kök'ü, Esası anlamına geldiğine işarettir.

Anadolu'dan çıkan FIRAT, DİCLE ile Afrika'dan çıkan NİL, Orta Asya’daki SEYHUN, CEYHUN,  Irmaklarında insanlar, büyük hayat gücü ve güç yetirilememek gibi üstünlük görmeleri, bu Irmakları kutsallaştırmalarına yol açmıştır. Bu ırmakları kutsallaştırma eğilimleri, İslâmî çağda dahi sürmüş, bu sulara, AS-SU, esas SU, Suların SU-yu Suların Anası, Suların Kaynağı gibi inançlarla kutsallık yüklenmiş olmalıdır.

        O günün insanları bu suların hem koruyuculuğuna ve hem de korunmakta olduğuna inanmakta idiler. Nitekim bazı suları koruyan bir su ilâhının olduğuna inanıyorlardı. O takdirde söz, şöyle olur: AS= Esas, Ana; SU,-VAN ise koruyucu güç, koruyucu ilah, koruyucu peri anlamına olmalıdır. Şu duruma göre ön devirlerde Mısır Ülkesini kuran Türk’ler, buradaki bir su'ya NİL Irmağına Ana-Su; Koruyucu İlah demekte idiler. Şu andaki Mısır aklımızı çelmesin. Eski devirlerde Mısırda Arap yoktur. Araplar Hz. Ömer zamanında Amr İbnü-el- AS’ın Mısır'ı fethi ile buraya yerleşmişlerdir. Bu zat Büyük sahabedendir.  Künyesine dikkat ederseniz sonu AS’ın oğludur. AS sözü ise Türklerin kökünün adıdır. Görülüyor ki, ön devirdeki Mısır'da Arap’tan eser yoktur. Bu savımıza en önemli belge, Mısır sözünün Türkçe olmasıdır.                                   

Müslüman Arap askerleri Orta Asya’ya girdikleri zaman suların Anası, suların AS’I, anlamına Seyhun Irmağına {AMU DERYA} dediler.

        Avrupa'daki bütün suların adı Türkçe { SEA- SEE-Sİİ } şeklinde kayıtlıdır ki {SU} demektir. Bu konuyu araştırmak isteyenler ellerine ya bir harita veya “Google eart” den Avrupa’daki kentlerin, derelerin, göllerin adlarını bir görüversinler.

 

       KIZILDERİLİ TÜRKÇESİ-    -TÜRKİYE TÜRKÇESİ

………………………………………………………….

        9} Ande Suyu                    9} Ande Suyu    

23} Cunti Suyu                   23} Cunti Suyu

        65} Kolla SUYO,                 65}   Kolla SUYO {SUYU}

66} Kondu suyu                         66}  Kondu suyu

        “89} SU                           89} SU” { www.bilgeata.com -Kızılderili Türkçesi}

 

        Yukarıdaki belgede Kızılderili Türklerin “SU” sözünü aynen biz Türkler gibi “SU” şeklinde kullandıklarını görmekteyiz. İstanbul’da Belgrat Ormanlarında: “KELLE SUYU” vardır. Kızılderili Türklerde de KOLLA SUYO vardır. İki suyun benzerliği şaşırtıcıdır.  Halen Meksika’da: “to go Kolla SUYO, to go ANDE SUYU, to go KONDU SUYU,” şeklinde tanıtıcı levhalarla buralara gidilmesi önerilmektedir. Buralar, mesire yeridir. Adları da Türkçe SU’ dur. Konu ile ilgili olarak Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan’ın: “Kızılderililer ve Türkler” adlı eserine bakınız.  

 

        Turan soylu Kızılderililer, on binlerce yıldan bu yana bilmediğimiz, bir Kıtada yaşamaktaymışlar. M.S. 1492 yılında sömürgeci Avrupalılar, Kızılderili Türklerin Kıtasını işgal ederek, çok kısa bir zaman zarfında 130 milyon Kızılderili Türk’ü, en acımasız soykırım/genocid ile yok ettiler.

        On binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan Kızılderili Türklerin, “SU” sözünü öteki Türkler gibi “SU “şeklinde söylediklerini yukarıdaki listede gördük. Kızılderili Kıtasında yapılan kazılarda on binlerce yıl önce soyu tükenmiş olan {mamut} denilen hayvanların kemiklerinden yapılmış oklar, kargılar bulunmuştur.

 

       “abzu {zu ab} ABSU=OKYANUS”

“SU-LUH, suluhhu=el yıkamak, Kültü.”{Sümer Türkçesi age: s: 67, 116} 

 

        Sümer Türklerinin SU sözünü binlerce yıl önce kullanmakta oldukları da bu vesikalarla apaçık görülmektedir. Bizim SU dediğimiz sözün kökeni ise: “SUW ile SUB” sözüdür. Bu sözler, Pakistan’ın: “SUVAT VADİSİ” denilen yere de ad olarak verilmiştir. Ceyhan İlçemizin ilk adlarından birisi de: ”YAR SUVAT” idi. ”YAR SUVAT”,  hayvanların yarlardan aşağıya inerek su içtikleri yer demektir.        

 

{wkeanoV} OKEANUS: OGAN, OĞAN: OKAN

               

          “OKYANUS; EN BÜYÜK, EN GÜÇLÜ “

 

       “Yunanca OKE-ANUS, {wkeanoV } yerin çevresinde ırmak gibi akan su kütlesine denir.  Bu söz, Türkçe OGAN sözüdür. ULU İLÂH, EVRENE GÜÇ YETİREN anlamınadır. Bazen TENGRİ sözüne, nitelik olarak eklenir. OGAN TENGRİ; KUDRETLİ TANRI anlamınadır. 

       ÖN devirlerde Akdeniz’i dolaşmış olan Türk gemicileri, Septe Boğazı’ndan dışarı çıkarak uçsuz-bucaksız bir denizle karşılaşınca, bu denizin güçlü dalgalarına cesurca göğüs gererek, Okyanus'un sahillerinde gidip gelmeye başlamışlardı. Burada şu kadarcık ekleyelim ki, İspanya'nın bu gün bile en ünlü CADİXE/KADİSİYE Limanı, ön devirlerde, bu günkü İspanya'nın bulunduğu İBER Yarımadasında yaşamış olan Türk Oymaklarından TARTIŞ’LAR {TARDUŞ’LAR} arasındaki {KADİŞ} Oymağının kurduğu bir Liman Kentiydi. Batı Afrika'nın sahil şeridi halklarının yerli ahâlî olmadıkları bilinmektedir.  Bu sâhillerde TOĞU-LAND’DA Türk Oymaklarından TOGO' LAR, bu arada EVE’LER adını taşıyan yine Türk Oymağı  EFE’LERİN varlığını görmekteyiz. {Geniş bilgi için: www.bilgeata.com Anatolia TIKLAYINIZ.} Demek oluyor ki Türk'ler, O zamanlarda, bu denizlerde kesintisiz olarak dolaşıyor,  Batı Avrupa, Batı Afrika ile Akdeniz arasında ulaşımı sağlıyorlardı. Zaten Batı Afrika'ya kadar kol salan yerleşkeleri, bu denizcilik yoluyla oluyordu. İşte bu cür'etkâr/pervasız gemiciler, uçsuz-bucaksız ATLAS OKYANUSUNA BÜYÜK İLÂH; HER ŞEYE GÜCÜ YETER anlamına olarak ta; OGAN, demişler idi ki, bu söz, Yunancada: EVRENİ KUŞATAN anlamına { wkeanoV }  OKEANUS ŞEKLİNE GİRMİŞTİR. Zâten tabiatın / doğanın her bir parçasını bir ilâh sayan bir dinin mensupları olan Türkler için uçsuz-bucaksız bir denizin ürküntü veren görünüşü önünde saygıyla eğilerek ona, BÜYÜK İLÂH demeleri mümkündür.” {Yunandan Evvelki Türk Medeniyeti Yusuf Ziya İstanbul 1928 Arap harfli}

 

        “SAKA adlı kavim ise AS-OK, -SA-KA şekline dönüşmüştür. AS ve OK boyları iken sonraları bir arada SAKA adını alarak birleştirilmişlerdir. OK’lar göç eden hareketli grup olmuş, AS’lar ise daha yerel kalıp ASYA’da kalmışlardır. ASYA adı da bu gruptan gelmektedir. AS’YA;- AS’ların ÜLKESİ  demektir.

        OK’ lar’ın izlerine halen Avrupa’da rastlamak mümkündür. Örneğin bu gün halen Kuzey İspanyada yaşayan BASK’ların dili ne Hind-Avrupa ve ne de Sami dil grubundan değildir. BASK adı onlara sonradan verilmiş bir ad’dır. Onların kendilerine  verdikleri asıl ad ise   ÖZKALDINAK   veya ÖZKALDINOK olup anlamı: ' ÖZ KALMIŞ OLAN, DEĞİŞİME UĞRAMAMIŞ OLAN OK ’ demektir. Dillerine verdikleri ad ise ’ÖZ KARA’ dır. BASK DİLİNDE pek çok Türkçe söz bulunması  mümkündür.

        Bir diğer kanıt, Güney Avrupa’da, en doğu bölge Atlantik kıyısından bütün İspanya, Güney Fransa ve Kuzey ile Orta İtalya’yı kapsayan geniş bölgeye verilen ad’dır. Bu geniş bölgeye-OCCİTENİA\OKKİTANYA=OK’ların ÜLKESİ denmektedir. Geniş Atlas Okyanusunun adı da -ACEAN {OKE-AN} OLUP SONRADAN OSEAN olarak okunmuştur.- Nitekim İngilizce, deniz-SEA-olup aslı –SU' dur. Bu  söz İngilizce >Sİİ< şeklinde okunur, ama –SEA-yazılır. Anlaşılıyor ki, aslı-SU-olan bu söz sonradan değişikliğe uğramıştır. Şu halde-OSEAN-sözünün aslı-OK-SU-dur. Bu da -OK-ların Bask bölgesine yerleşmiş olduklarını gösterir. Fransızca SU KOVASI’NA ’SEAU’-okunuşu: SO-denir ki, bu söz de ‘SU’ ile ilgilidir. Bütün Güney Fransa bölgesine-OK-ÜLKESİ denir. Orada konuşulan dilin adı da PROVENSAL’dır. Bu dilin eski şekli Fransızca değildir. Halen İspanya’nın Fransa’ya yakın bölgesine-CATALUNYA denir. Bu ad aslında-OK-ATA-LAR-OK>ATALAN> KATALAN> KATLANYA> KATALUNYA dönüşümlerine uğramıştır. Anlamı, ’OK ATALARIN ÜLKESİ’ demektir.” {Türk Dünyası Tarih kültür Dergisi. Doç. Dr. Halûk Berkmen. Aralık 2004. S=19.}

 

        “1D.19-…{l,32} “ON OK budun emgek körti. ECİMİZ, AGAMIZ tutmış YER {SUB} idisiz bolmazun tiyin körti.” .”{Divan’ü Lügat’it-Türk. Kaşkarlı Mahmut Tdk. Ankara C=4, s= 292}          

        Çevirisi:

“1D.19- “ON OK budunu, ulus’u Ecdadımızın hüküm sürdüğü YERLER, SULAR sahipsiz olmasın diye çok zahmet çekti.” {Eski Türk Yazıtları Hüseyin Namık Orkun Ankara 1986 S=38}

       

        “Keçürtti: Ol ona SUW keçürtti=O ona SU geçirtti.”{Divan’ü Lügat’it-Türk. Kaşkarlı Mahmut Tdk. Ankara C=4, s= 292  

 

        “Öpürttüm: Men angar SUW öpürttüm.=Ben ona SU içirttim.” {Divan age. S=62}  

 

        “suw=su”

        “suwal=sulanmak, su verilmek, su saçılmak.”

        “suwar=sulamak, suvarmak.”

“suwaş=sıvamakta yarış etmek.”

        “suwgar=sulamak, su vermek.”

        “suwgarımsın= sular görünmek.”

        “suwıglan=sular bulmak.”

        “suwıklan=sulu bulmak.”

        “suwış= sıvıklaşmak, cıvıklaşmak.”

        “suvlağ= hayvan sulanacak yer, yalak.”

        “suwlan=sulanmak.”

        “suwrar= sulatmak.”

        “suwan=susamak.”

        “suwsat=susatmak.”

        “suwsı=sulanmak, sulu olmak.”

        “suwul= sulanmak.” {Divan age: S= 543, 544, 545, 546}

 

        Yukarıdaki belgeleri dikkatle incelediğimizde, SU sözünün hiçbir tevile hacet bırakmayacak bir açıklıkla Türkçe olduğunu göreceklerdir. SU sözünün eşdeşi olan sözler ise: {MU, PU, PUM} ve benzeri sözlerdir. MU ve MA sözünün Arapça olduğunu sananlar yanılmışlardır. MU, MA, PU, PUM, sözlerinin hepsi sıvıklıkla, cıvıklıkla ilgilidir. Yeni doğan çocukların başlarının ön tarafındaki SULU SIVIK bölüme Türkler: {BINGILDAK, BUNGULDAK, MINGILDAK, MUNGULDAK, PINGILDAK, PUNGULDAK} derler. Bu sözlerin hepsi sulu sıvık anlamına Türkçedir. Bu sözlerin baş harf dizimine baktığımızda baş harflerinin B>M>P harfleri olduğu görülüyor. Bu harfler bir birine dönüşen harflerdir. MU sözü, MINGILDAK, MUNGULDAK olduğu gibi, BINGILDAK, BUNGULDAK, PINGILDAK, PUNGULDAK dahi olabilmektedir.

        Sümer Türkçesine baktığımızda {ABZU} belgesini görürüz. AB ve AV sözleri SU demektir. Bu sözlerin Farsça olduğu iddiası ise SÜMER tabletlerinin çözümlenmesiyle geçerliliklerini yitirmişlerdir. AB sözü de AV sözü de SU demektir ve Türkçedir.

 

        Aşağıda Arapçada korunup kalan Türkçe SU sözüyle ilgili belgeleri göreceğiz. Bu belgelerde: SU sözü Arap dilinin gramer kurallarına göre değişik şekiller alarak kullanılmaktadır. Belgeleri aşağıdadır:

 

        “SAL: Dar SU yoluna derler.”

        “SÜLALE: SAF balçık, Sıkınca parmak arasından dışarı çıkar. MENİ, DÖL: efendisine derler. Soyu onun SULBÜNDEN gelir.”   

“SİLA: Erinmiş nesne.”

        “SU’: AKMAK.”   

        “SUĞ: aşağı akmak, Suyun Boğaza girmesi.”

        “SİYA’: samanlı balçık ki, onunla duvar sıvarlar.”

        “SIYA’ ve SUYU’: SU akmak.”

        “SIYAĞ: Boğazdan yemek ve şarap geçmek.”

        “SEYL, SEYLAN: SU akmak.”

        “SEYL: SEL, aktığı yere de MESİL denir.”

        “SEYYAL: AKICI nesne.” {Ahteri Kebir Kütahyalı Mustafa Bşn Şemseddin Yazm Tar: H. 952. İstanbul Tab’ı C: 1. S: 409, 413, 422 , 425}

 

        Yüz yıllardır Arapça sanılan SÜLALE sözü, bu çalışmamızla öz be öz Türkçe çıkmıştır. SU sözü Arap dilinde değişik biçimler almış olsa da SU şeklini hep korumuş olduğu görülmektedir. SÜLALE sözü SU ile yani döl-döş ile ilgili bir söz olarak açıkça görülmektedir. Hatta SULB sözü de yine SU ile yani Döl Döş ile ilgili bir terim olduğu da böylece ortaya çıkarılmış oldu. Şu hale göre ne SÜLALE sözü, ne de SULB sözü Arapça değildir. Bu sözler Araplar henüz uluslaşmadan önce Ana dilde var olan Türkçe sözlerdir. Araplar uluslaştıktan, yani yeni bir millet şeklinde DNA ve GENETİK kodlamaları fırlatıldıktan sonra bu ve daha nice Ön Türkçe sözleri belleklerinde koruyarak bugüne taşımışlardır. SÜLALE sözü de, SULB sözü de SU ile ilgili sözlerdir. Dikkatli bakanlar her iki sözde de SU sözünü göreceklerdir.

 

        “sea {si} i. Deniz, derya, umman, okyanus,”

        “sea anchor deniz demiri,”

        “sea anemone deniz şakayığı,”

        “sea breeze denizden esen yel,”

        “sea captain kaptan.”

        “sea.board {si’börd} i., s. Sahil, kıyı, yalı boyu.”

        “sea coast {si’’ferır} i.    Gemici.”

        “sea.far.ing {si’faring}s., i.deniz yolculuğu, denizcilik.

        “sea.girt {si’girt s. Çevresi denizle kuşatılmış.

        “sea.god {si’gad} i. Deniz ilahı, Neptün. “

        “sea.man {si’mın} i. Denizci, gemici, deniz eri.”

“sea.men.ship si’mınşıp} i. Gemicilik.”

“sea.mark {si’mark} i. Gemicilere yol göstermeye yarayan işaret”

        “sea. Plane {si’pleyn} i. Deniz uçağı.”

        “SPERM: {spırm} i., biyol. Meni, sperma, atmık, BEL SUYU.”

        “SPER.MA.TO.ZO.ON:{spırmızıto’wan} i sperma hayvancığı.” {Redhouse İngilizce-Türkçe sözlük. Bord Neşriyat Dairesi İstanbul 1958 S: 871, 872, 873, 930.}

 

        İngiliz dilindeki SPERM sözü de SU ile ilgili bir sözdür. SPERM sözüne dikkate bakanlar bu farkı göreceklerdir. Sperm sözü SPER.MA.TO.ZOON sözünde bu ayrıntıyı daha rahat görebilirler. Bu sözdeki Sperma hayvancığı terimi, döl demektir ki döl de SU ile ilişkilidir.

       Öteki Avrupalı dillerde de bunun gibi nice belgeler bol bol bulunmaktadır. Avrupalıların Türedikleri atalarının Anadolu’dan geldikleri hakkındaki belgelere ulaşmak için yukarıda verdiğimiz belgeye kolayca ulaşabilirsiniz. { www.bilgeata.com web sitemde –Y- kromozomu. Lutfen TIKLAYINIZ.}

 

        “see 1. M göl, 2. f. Deniz, okyanus”

“an die see gehen deniz kıyısına gitmek.”

“Zur see gehen denize çıkmak.”

“see anemonen pl.zo. deniz şakayıkları.”

“see beben n. Denizaltı depremi.”

“see fahrer m gemici, denizci, bahriyeli.”

“see fahrt f 1. Deniz seyrü seferi, 2. Deniz seyahati.”

“see flughafen m DENİZ hava üssü.”           

“see flugzeug n deniz uçağı.”             

“see gefecht n deniz savaşı.”                       

“see held m deniz kahramanı.”

“see luft f deniz havası.”

“sperma n zo. Bio bel suyu; meni, sperma, mai dafık,{atılan su,}”

“sperma hayvancığı.” {Almanca Türkçe sözlük Otto karl Steuerwald abc kitabevi A.Ş. 1. Baskı İstanbul 1993 s: 487, 488, 502}

 

Görülüyor ki, dünyanın bütün dillerinde SU sözü yaşamaktadır. Çincede SU sözünün olması, Çince olmasını gerektirmediği şu belgelerden anlaşılmaktadır. Önemli olan SU ve öteki sözlerimizin, bu dillerde nasıl var olduğu hakkındaki bilgileri edinmektir.

Eğer Türkler Anadolu’ya M.S. 24 ağustos 1071 de Malazgirt Savaşı ile gelmişlerse, Türklerin Malazgirt’e gelişlerinden 461 yıl önce indirilen Kur’an-ı Kerim’e, bu kadar çok Türkçe sözler nasıl girmiştir? Bu sorumuz bütün heybetiyle verilecek bilimsel yanıtları beklemektedir. Bu heybetli sorumuzu, İnşallah yine biz yanıtlayacağız. Çünkü bu konu oraya-buraya çekilecek kadar basit ve cılız bir soru değildir.

Ayrıca yukarıda İngiliz ve Alman dillerindeki “SU” sözü hakkında belgeler sunduk. SU sözünü, onların sözlüklerinden alarak kaydettik. Ayrıca, eğer merak edenler olursa, Avrupa haritalarına lütfen bir bakıversinler. Avrupa’daki derelerin, çayların, göllerin ırmakların pek çoğunun adının SU olduğunu gözleriyle göreceklerdir.

Dünyanın belli başlı bütün dil gruplarında var olan SU sözü, öz be öz Türkçedir. Bu söz bu ulusların dillerine girmiş veya geçmiş sözlerden de değildir. Bu uluslar uluslaşmadan önce, yani bağımsız birer millet halinde var edilmelerinden önce bu SU dilini, yani Türkçeyi konuşuyorlardı. Türkler Asya’nın Orta yerinde, Almanlar, İngilizler Avrupa’nın en batı ucundadırlar. Bakıyoruz ki İngiliz dili, Angloların eliyle dünya dili olmaktadır. Oysa İngiliz dili, ağzına kadar Türkçe ile doludur. Peki, Almanca nasıldır denirse, o da aynı İngilizce gibi ağzına kadar Türkçe ile doludur. Bunları insanlığın, özellikle kendi Milletimizin aydınlarının aydınlanmaları için ortaya çıkarmak bizim için bir şereftir. Çince de böyle, Rusça da böyle, Farsça, Ermenice, Latince, İspanyolca, İtalyanca, Arapça, İbranice, eski dillerden Aramca, Keltçe, Frigçe, Kanan,-Kenanca, Lidce, Grekçe dahi ağzına kadar Türkçe ile doludur. Dünya dillerinde Çince sözler yoktur. O dillerde Eğer Çince sözler varsa, o sözlerin pek çoğu kök olarak Türkçedir. Türkçe olmayan sözler ise sonradan geçmiş sözlerdir. Oysa Dünya uluslarının dillerindeki Türkçe sözler, kadim-ön devir sözleridir.  Biziler gibi çalışan bir avuç VATANSEVER, MİLLETSEVERİ, ırkçılık-mırkçılık gevezelikleriyle susturmak isteyenleri dikkate almayacağız. Ulu Yaratanımızın İzni, Rahmet ve Bereketiyle çalışmalarımıza, araştırmalarımıza, ara vermeyeceğiz. İnşa Allah Kur’an-ı Kerim’e, Hadis’i şeriflere, bilim ve teknolojileri elde etmeye yoğunlaşacağız. Bu, sanki teşbihte hata olamasın: “Hz. ANA’NIN, {ANA>HANA, ANNE>HANNE, ANAN>HANAN, ANNA>HANNA, ANNAN> HANNAN} doğacak çocuğunu Mabede adaması gibi, biz de kendimizi bu yola adamış bulunuyoruz. ANA, Hz. Meryem Anamızın Anasıdır. Adı da: {ANA>HANA, ANNE>HANNE, ANAN>HANAN, ANNA>HANNA, ANNAN>HANNAN} dır. Hıristiyanların kız çocuklarına neden bu adları koyduklarını, İnşallah açıklayacağız. Örnek: ANNA KARA NİNA. Bu adın bütün sözleri Türkçedir.

Allah Zülcelâl, okuyanı-yazanı, iman edeni, şirke bulaşmayanı, günahlardan yarlığasın. Bin kere, milyar kere, AMİN…

 

29 Ekim 2012 Cumhuriyet Bayramına armağanımdır.

              Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

       Eğitimci Yazar-Teolog-Kökenbilimci

       Bilge Ata- Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar