Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 34
Bugün: 161
Toplam: 1.109.857
 

Hacer

    ÇALINAN TÜRK TARİHİ                        

      Hz. HACER {r.a}

                          

        Hz. İbrahim {sav} Efendimizin Eşi Hz. HACER {ra} Anamızın Mısırlı bir Kopt, {Kıptî} olduğu hakkında rivayetler var. Hacer Anamızın doğup-büyüdüğü Ülke Mısır Ülkesi olduğu söyleniyor. Bu güne gelinceye dek HACER sözünün Arapça: {TAŞ} anlamına geldiği hakkındaki kabuller, ortalığı kaplamış görünüyor. Bu kabullerin birden bire yıkılacağını düşünmüyorum. Buna rağmen bilimsel gerçekleri yayınlamayı sürdüreceğim.

        Bu günkü Mısırda Arapça konuşuluyor olması, Hz. İbrahim {sav} Atamızın zamanında da Mısırda Arapça konuşulduğu ve dolayısı ile kadim {ön devirde} Mısırlıların Arap olduğu sanılmasın. Mısır; Âmir İbn-ü As tarafından Müslüman Araplarca Fethedilince, İslâm Dini Mısırda yayılmaya başlamış Arapça, burada etkinlik kazanarak dil değişimi olmuştur. Afrika’nın Kuzey’i de aynı şekilde Müslümanlığı kabul ettikten sonra, Arap dili ile konuşmaya başlayınca Arap sanılmıştır. Afrika’nın Kuzey’indeki TUAREKLER, apaçık TÜRKLER demektir. BERBERİLER de aynen BARU-BARU yani Kurtlar bozkurtlar demektir. Mısır’ın Âmir İbn’ü El-As tarafından fethi M.S. 640 yıllarıdır. Hepsi budur. Ne o günün, ne bu günün Mısır’ı, kesinlikle Arap kökenli değildir. Bundan bir süre önce Mısır Dışişleri Bakanı Türkiye’yi ziyareti sırasında: “MISIRDA 30 MİLYON TÜRK YAŞIYOR.” Diye itiraf etmişti. Mısır’ın tarihi gerçek bir Türk tarihidir. Bu sözümüz Osmanlılarla ilgili değildir. Osmanlılar da orada büyük işler yaptılar. Ondan önce Kölemenler devri de önemli bir Türk deridir. {www.bilgeata.com ÜLKELER Bölümünde Kölemenler TIKLAYINIZ.} Hele-hele günümüzden 4- 5 bin yıl önce Mısırda Arap’tan söz etmek mümkün değildir. Çünkü o tarihlerde henüz Arap ulusu uluslaşmamıştı. Ön devirlerde Mısırlıların Arap olmadıkları halde, kız çocuklarına Arapça: {TAŞ} anlamına {HACER} adı vermeleri mümkün değildir.

        Budan üç bin yıl öncesine gittiğimizde Tevrat Metinlerinin ARAMİCE yazıldığı bilimsel olarak açıklanmıştır. Araplarla Yahudilerin köken birliği dikkate alınırsa, üç bin yıl önce henüz Tevrat metinlerini yazacak Yahudi dili bile oluşmamışken, nasıl oluyor da dört beş bin yıl önce Mısır Arap oluyor?              

        Hz. İbrahim {sav} Atamızın devrinde henüz, Harran, {Aran, Aramîler;} Kenan, {Kannan,} Kenaniler uluslaşma evrelerine, yeni-yeni girmeye başlamışlardı. O günün Aramîlerinin-Aramlılarının ve Kananlılarının {Kenanlılarının} dilleri ise baştan-sona Türkçe ile doluydu. Arap Ulus’u, henüz uluslaşma dönemine yeni girdiği bir devirde, Mısır gibi Araplardan oldukça farklı bir Ülkenin kız çocuklarına Arapça ad koymaları, olacak iş değildir.

 

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                                  

           يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنزِلَتِ التَّورَاةُ وَالإنجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ    

    “Ey Kitap Ehli- Yahudiler ve Hıristiyanlar! Sizler İbrahim hakkında niçin çekişip duruyorsunuz? Oysa Tevrat’ta, İncil de İbrahim’den sonra indirildi. Sizde hiç akıl yok mu? Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?” Âl-i İmran 3/65

 

       Bu muhkem ayete göre, Yahudilik te Hıristiyanlık ta Hz. İbrahim {sav} Efendimizden sonra geldi. Kur’an-ı Kerim’in bu muhkem ayetine göre Yahudilerin uluslaşmaları Hz. İbrahim {sav} Atamızdan sonra olmuştur. Çünkü Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Davut, Hz. Süleyman {sav}’dan sonra Hz. Musa devri başlamıştır. Hz. Musa{sav}’in devrine gelinceye kadar en az beş kuşak peygamber geçmiştir. Yahudilerin GENTEİK şifrelerinin değiştirilmesi, için en çok 3 ila 3.500 yıl yeterlidir. 3.500 yıldan önce Yahudi Irkı yoktur. Yahudi ırkı yoksa 3.500 yıldan önce Yahudi’nin ikizi olan Arap Irkı da yoktur.                                                                                        

 

        ACAR SÖZÜNÜN KÖKEN BİLGİSİ     

 

        “Acar; güzel yüz rengi, hoş, sevimli çehre, çehre sevimliliği, bet acarı cakşı=çehresi sevimli, acarı abiyiri bar kişi= Hatırı sayılır, muhterem; acarı suuk=Çirkin, suratsız.

         Acardan-;1. aze, parlak, şen olmak,{yüz hakkında} 2-; iyi olmak, neşeli olmak.

         Acardant-acardan’dan; enesi {yahut katını} erkek tuuganday betin acardantıp;=ya anası, ya karısı erkek çocuk doğurmuş gibi, yüzüne şenlik verir.

         Kabak acardant-; yüzünde sevinç izhar etmek. Acarduu, güzel yüz, Sevimli çehre Acarsız=dermansız, Acarsızdık; dermensızlık,”{Kırgız Sözlüğü Prof.K.K Yudahin Çev: Abdullah Taymas Tdk.Ankra 1988 c:1 s:3,4}   

 

         Anadolu Türkleri ACAR ve ACER şeklinde söyledikleri bu söze: yeni, taze, anlamlarını dahi verirler. Bu anlamıyla ACER ve ACAR sözü, Hz. HACER anamıza oldukça yakışmış bir sözdür. Çünkü Hz. İshak {sav} atamızın anası Hz. Sara Anamız Hz. İbrahim {sav} Atamızın eski eşidir. Bu itibar ile HACER, yani ACER anamız ise yeni, taze eşidir. Nitekim Halk Türküsünde “Anamın ACER gelini” deyimi buraya tam da uymuştur. Buradaki: “ACER GELİN” sözü, taze gelin anlamını içerdiği gibi, ondan önceki bir gelinin varlığını da gösterir.

         Kırgız Türkçesinde, ACARr sözü, yüz güzelliği anlamına gelir, Türkçe bir sözdür. Kırgız Türkçesinde yukarıda tespit ettiğimiz belgeye göre, ACAR sözü hakkında oldukça çarpıcı bir belgeye daha ulaşıyoruz..

         “ ENESİ, {YAHUT} KATINI, ERKEK TUUGANDAY, BETİN ACARDANTIP=YA ANASI, YA KADINI ERKEK ÇOCUK DOĞURMUŞ GİBİ, YÜZÜNE ŞENLİK VERİR.”

         Bu belge, HACER anamız ile ilgili bilmeceyi çözecek çok önemli bir anahtar konumundadır. Hz. İbrahim {sav} Atamız, Kendi Soyundan Sümerli Türklerden bir Oymak ile birlikte BEKKE’de yaşıyordu.  Kendisinin çocuğu yoktu. Bundan dolayı çok üzülüyordu. Kendisine bir erkek çocuk verirse, bu Çocuğu O’nun uğrunda kurban etmeyi Rabbine adadı. Hz. İsmail hem Atası Hz. İbrahim’in ileri yaşında, hem anası HACER {ACAR, ACER} Anamızın geçkin yaşında doğdu. Yukarıdaki Kırgız belgesine dikkatle bakanlar bu belgedeki tespitin şu duruma ne kadar uymuş olduğunu da derhal göreceklerdir. Kırgız Türkleri, “Ya anası, ya karısı, erkek çocuk doğurmuş gibi, “-BETİN ACARDANTIP-“ YÜZÜNE ŞENLİK, YANİ ACAR VERİYOR diyorlar. Şu belgelere göre Erkek çocuk doğuran kadınların kocaları, yüzlerine ACER-LİK yani güzellik, şenlik verirler. Hz. HACER Anamız da Hz. İsmail Atamızı doğurunca Hz. İbrahim {sav} Atamız çok sevinmişti. Bu sevinci yüzünden okunduğu için ACER sözü kullanılmış, bu ACER sözü, Eşine ad olarak, unvan olarak verilmiş olsa gerektir.

         Aşağıda sunacağımız belgeleri dikkatle incelemelidir. Bu belgeleri Kutsal Kitabımızdan sunacağız:

                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ

 

         “Yaşlandığımda bana İsmail’i ve İshak’ı hediye eden Allah’a hamd olsun. Şüphesiz benim Rabbim duamı çok iyi işitir.” İbrahim 14/39                                

     للَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                                     

                        إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ

       

            “Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim Hanedanını, İmran Hanedanını bütün alemlere saf ve seçkin kıldı.” Âl_i İmran 3/33

                                                                                                                                                                                                                       

                                               ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

                                                                                                                                                     “Bunların hepsi, yani bütün peygamberler; ZÜRRİYET ‘-SOY-‘ olarak hepsi aynı ZÜRRİYETTEN, aynı  ’-SOYDAN-‘ SOYLANDILAR.  Allah İşitici ve bilicidir.” Âl-i İmran 3/34                                                                       

 

         İbrahim suresinin 39. Ayetine göre, Hz. İsmail ve Hz. İshak {sav} Efendilerimiz Hz. İbrahim {sav} Atamızın yaşlandığı bir dönemde doğmuşlardır. Ayetlerin geliş konumuna göre Hz. İsmail büyük, yani agabey, Hz. İshak ise küçük kardeş konumundadır.

        Âl-i İmran suresinin 33, 34. Ayetlerine göre ise, Hz. Adem Hz. Nuh, İbrahim Hanedanı yani soyu, çocukları ve torunları ile İmran Hanedanı seçkin kılınmışlardır. Hz. Âdem ile Hz. Nuh dâhil ve Hz. Peygamber {sav} Efendimize gelinceye dek bütün peygamberler aynı soydan soylanmışlardır. Bu ayetlerin açık hükmüne göre o soydan başka bir soydan peygamber efendilerimiz gelmemiştir. Geldikleri Tek soydur. Bu konu Kur’an ile sabit olduktan sonra Hz. HACER anamızın başka bir soydan melez olarak geldiğini savunmak Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir batıl bir iddiadır. Ayrıca bu ayetlerin açık hükmüne göre, Hz. Muhammed {sav} Efendimizin, öteki peygamberlerin indikleri soyun dışında, Arap soyundan geldiği iddiası hükümsüz ve geçersizdir.  

        Dünyada yaşamış olan her ulusa peygamberler gönderilmiştir. Gönderilen o Peygamber efendilerimiz, o ulusların içinde yetişmişler, dillerini, adetlerini, geleneklerini birlikte öğrenmişler, tıpkı onlardan birisi gibi olmuşlardır. O ulusların içinde gelen peygamber efendilerimiz öyle bir halde gelmişler ki, o ulusların sanki kendi içlerinden birisi gibi kaynaşmışlardır. Aksi olsaydı o zaman Latince bilmeyen bir peygamber Latinlere ne anlatacaktı? Ama bütün bunlar soy bağı değildir. Çünkü yukarıdaki Âl-i İmran Suresinin 33 ve 34. muhkem ayetlerine göre peygamberler sadece tek bir soydan geldiler. Ne Arap, ne Acem, ne Yahudi kökeninden hiçbir peygamber gelmedi.

          Âl-i İmran suresinin 3/33, 34. Ayetlerine göre, Hz. Adem’den Hz. Nuh’a, Hz, Nuh’tan Hz İbrahim’e, Hz. Musa’dan Hz. İsa’ya ve Hz. Muhammed {sav} Efendilerimize gelinceye dek bütün bu Peygamberlerin hepsinin aynı Soydan geldikleri bildiriliyor. Bu yönü ile konuyu ele aldığımızda Hz. HACER Anamızın başka bir SOYDAN gelmiş olması imkân dışıdır. Zaten SARA adıyla anılan Anamız da Hz. İbrahim {sav}’in Teyzesinin kızıdır. Oğlu İsmail {av} Efendimize: “KENANÎLERDEN kız almamasını, Harran’a giderek Dayısı Betavıl’ın kızını almasını tembih ettiği bildirilmektedir. {Bakınız: Araplar ve Yahudiler. Dr. Ahmet Susa. Selenge Yayınları.}

         BETAVIL Türkçede Kaanların çeşnicibaşılarına denmektedir. Hatta Hz. İbrahim {sav} atamızın oğlu Hz. İshak, onun oğlu Hz. Yakub, onun oğlu Hz. Yusuf’tur ki, Hz. İbrahim {sav} Atamızın torununun oğludur. Hz. Yusuf {sav}’in, Mısırda evlendiği Hanımın adı: {ASENAT} idi. İki oğlundan birisinin adı: {Manessa=Manas, ikincisi: Efrayim} idi. Konu hakkında inceleme yapmak isteyenler: www.bilgeata.com Asenat Barzan TIKLAYINIZ}

          HACER Anamızın adının bu şekli yani, -H- ile kullanma şekli zihinleri karıştırmış, onun Mısırlı bir cariye olduğu ve herhangi bir soydan geldiği fikrini aşılamışlardır. Oysa HACER olarak ünlenen, gerçekte ACER olan bu Anamızın adı, öz be-öz Türkçe olduğu bu belgelerden anlaşılmaktadır.

          Biz Müslüman Türkler, Arapçanın üstünlüğünü, bu dilin kök dil olduğunu, bütün dillere karışmalar olabileceğini ve fakat Arapçaya karışmaların olamayacağı inancını, belleklerimize kazıdık. Hatta bundan daha ileri giderek Arapçanın Allah {cc}’ın dili olduğu fikrini bütün Müslümanlara yaymanın sanki kutsal Dinî bir buyrukmuş gibi uygulandığı da bir vakıadır. Biz Türklerin, yabancılara yakın, yakınlara yabancı olma içgüdülerimizden ötürü, kendi öz dilimizi kapı dışarı edip, başka dilleri başköşeye oturttuğumuzu o eski devirlerde, ne büyük yanlışlar yaptığımızı keşke bu gün şimdi anlayabilseydik;

          Bu aymazlığımızın şimdi bile aynı ölçeklerdeki şımarıklığı, olanca hızı ve pervasızlığı ile sürüp gitmekte olduğunun apaçık ortada duruyor olması, şaşırtıcıdır. Şimdi yönümüz,  Batı denilen Avrupa ve ABD. ye çevrilmiş, büyük bir hırsla çocuklarımıza İngiliz dilini öğretiyoruz. Başka bir dili öğrenmek, çok önemli bir ayrıcalık iken bizler, başka bir dili öğrenmiyor, öğretmiyor, aksine o dillerin bütün kurallarını, terimlerini ve deyimlerini başımızın tacı yapıyoruz. Bunu da hiç bir süzgeçten geçirmeden, bizde karşılığı var mı, yok mu demeden hap gibi alıp, yeni kuşakların beynine pancar eker gibi ekiyoruz. Hatta bu aymazlığımızı meşrulaştırmak için, bir yandan da dünkü atalarımızı, bir zamanlar Farsça, Arapça konuşmuşlar, Devletin dilini Arapça ve Farsça yapmışlar, bilim dili Arapça, edebiyat, dili Farsça yapılmış, diye-diye, kendi Atalarımızı yerden yere vuruyor görünerek,  öbür yandan da kaşla göz arasında İngilizceyi eğitim dili haline getirmenin üçkâğıtçılığını yapıyoruz. Eski atalarımızın Türkçeyi yok ettiklerini anlatmak için bilimsel toplantılar düzenliyorken bile, beri yandan İngilizcenin Türklerin belleklerinde yıkılamaz saltanatının temellerini atıyoruz. Öyle ki, İngilizcenin bilim dili olması için, bütün gücümüzle yüklendikçe-yükleniyor ilk, orta, lise ve üniversitelerimizde İngilizce eğitim yaptırmak için şeytani planlar geliştiriyoruz. Oysa bir dili öğrenmek başka bir şey, o dili bilim dili haline getirerek, kendi dilini yok etmek yine başka şeydir. Bu, dünü kınayarak, bu günü ve yarını satan ikiyüzlü kahpeliğin ne mendebur yıkıcı bir unsur olduğunun en açık belgelerinden birisi ve belki de en katmerlisi olsa gerektir. Bu tür kölemperlerin {emperyalistlerin köleleri, -işbirlikçilerinin} saldırılarının önünü almak ve öz dilimizin emperyalist dillerinin saldırısından kurtarılmasını sağlamak, en büyük Millî Cihattır..

          Dün, İran’da Devlet kuran Türkler Farsça, Yunanda Devlet kuran Türkler Grekçe, Doğu Roma’da Devlet kuran Türkler Latince, Pontus Devletini Kuran Türkler Rumca, Roma’yı kuran Türkler Latince, Britanya’yı kuran Türkler, İngilizceyi, başlarına taç ederek, kendi kökenlerini kaybetmişlerdir.

         “Ene, da’vetü Ebî İbrâhîme, ve Büşra Ahî İysa ve Ru’ya Ümmî.”Anlamı:

          “Ben Atam-Babam- İbrahim’in Duası’yım. Kardeşim İsa’nın Müjdesiyim. Anam Amine’nin de Düşü’yüm.” Hadis-i şerifinde böyle buyurmaktaydı.

 

         Yukarıdaki Mübarek uyarı, o Kutlu Efendimiz Hz. Muhammed {sav} Efendimizin kendi öz kökünün Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. İsa {sav} Efendilerimize varıp dayandığı {SOY KÜTÜĞÜNÜ} anlatmaktadır. Kendi Soy Kütüğünün nereye dayandığını bütün Dünya’ya açıklamakta, Soy Kütüğünü öğrenmemizi istemekte, bizlere yolu, izi açmaktadır. Veda Hutbesinde ise:”

          “Çocuk hangi döşekte doğmuş ise, o döşeğe aittir. Atasından başkasına soy ittihaz eden soysuzdur.”

         ”Aslını yitirenin, haramzade” denir. O Kutlu Efendimiz, kendi köklerimizi bulmamızı, bunun için de çaba harcamamızı bize öğütlemektedir.

         HACER sözünün kökenini bulma yolunda çok zahmetler çektim. Türkçe sesli harf ile başlayan bir söz, Sami veya Avrupa dillerinde kalırken başına genellikle bir –H- harfi gelir. Bu sözün dahi başına bir –H- harfi geldiğini gördük. –H- harfini, attığımız zaman sözün kökenine inebiliriz. O zaman HACER sözü, ACER haline geri döner. ACER, Türkçede: “GÜZEL YÜZLÜ KADIN” anlamına geldiği gibi; yeni ve taze anlamlarına dahi gelir. Şu hale göre, Mısır denilen bu Ülkede kadimden {ön devirden} beri Türkler yaşamakta idiler. {Kadim Mısır’da, Türklerin varlığını anlamak için Mısır sözünün dahi Türkçe Sınır demek olduğunu, geniş soluklu olarak açıkladık. İncelemek isteyenler: {www.bilgeata.com Mısır TIKLAYINIZ.}

         Yukarıdan beri sunduğumuz belgelerden anlaşılmaktadır ki, Hz. Hacer anamız ne Arap’tır, ne Kop’tur. HACER sözü, köken olarak Türk dilindendir. Bu sözün kökü, ACER sözüdür. ACER sözü hakkında ayrıntılı bilgi sunuldu. Artık şu gerçek ortaya çıkmıştır ki, ne Hz. İbrahim ve ne de öteki kutlu elçilerimiz {sav} Efendilerimizin hiç birisi indikleri kutlu soyun dışında başka bir soydan kız almadılar. GENETİK değişime uğrayan soylardan evlenmediler. Böylece: {ARTILMIŞ SOYUN} dışında evlenmelerinin mümkün olmadığını, Kur’an ile sabit olmuş bir hakikat olarak ortaya çıkardığımız için Yüce Yaratanımıza ne kadar şükretsek az gelir. İşte bu, Kur’an-ı Kerim’in Mucizelerindendir.           

 

                        05/Ocak/1989                                                                

                Rüstem KOCADURMUOĞLU

        Eğitimci-Yazar-Teolog Kökenbilimci

        Bilge Ata- Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar