Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 62
Bugün: 189
Toplam: 1.109.885
 

Afrodit

  

    ÇALINAN TÜRK TARİHİ

     {Ajrodit} A F R O D İ T

    

 ………………………………………….

AFRODİT TAPINAĞI. AYDIN İLİ, KARACASU İLÇESİNE BAĞLI GEYRE KÖYÜ

RESİM: VİKİPEDİ alıntı

 

       Avrupalılar, Yunanlıları insanlığın gerçek atalarıymış gibi bütün dünyaya kabul ettirdiler. 2008 yılında Almanya seyahatim sırasında görüştüğüm bazı Almanların, kendilerinin atalarının Yunanlılar olduğunu savunmakta olduklarına bizzat tanık oldum. Yunanlıların felsefede oldukça ileri gittiklerini, kimsenin inkâr etmesi mümkün değildir. Dünyanın İlk Öğretmeni olarak, ARİSTO TALES kabul edilmiştir. Dünyanın İkinci Öğretmeni ise büyük Türk bilgini, Uzluk Türklerinden FARABİ’DİR.

Balkan sahasındaki bilimsel ve felsefi gelişmenin kendi başına oluştuğunu, hiçbir fikri hazırlık yapılmadan birden bire ortaya çıktığını savunmak, akıl dışı hezeyanlardır. Yapılan bütün araştırmalarda Yunan, {Grek} Ulus’unun uluslaşması, 3 bin yıldan daha gerilere götürülememektedir. Yunan dilinin içinde bulunan ve oldukça büyük bir oran tutan ön Türkçe sözler, Yunancanın insanlığın ilk ataları olmadığını, açıkça gösterdiği gibi, asıl önemli olan başka bir husus ise, Yunan’ın sanılan ilah ve ilahelerin hiçbirisinin Yunan’ın eseri olmadığı gerçeğidir. Yunancanın 20 bin sözü varsa, bu 20 bin sözün en az üç-beş bini Türkçedir. Bazı kimselerin: “Efendim, bu savınız, yanlış olmasın? Çünkü Yunanlılar, Fatih Sultan Mehmet zamanından beri Türklerle birlikte yaşadılar. İddia ettiğiniz Türkçe sözler, o zaman Yunancaya geçmiş olamaz mı?” Bu tür iddialar, konudan bilimsel olarak bilgisi olmayanlarca yapılabilir. Oysa AFRODİT, ZEUS, HERA, APOLLON, ARES, ATENA-ATİNA, Fatih Sultan Mehmet Han’dan önce de vardı.

        Merhum Hocam Hilmi Ziya ÜLKEN’DEN felsefe-mantık dersleri aldım. Son sınıfta en az 30 kez ders notlarını çalışıp özetledim. O kadar çok çalıştım ki, kafam karman-çorman oldu. Merhum Hocama mahcup olmamak için sınava girmek dahi istemiyordum. Arkadaşlarım beni zorla sınav odasına soktular. Benden önceki arkadaşım soruları yanıtlıyordu. Ben de ondan sonra Hocamın karşısına geçecektim. Kendi sorularımı düşünemiyordum. Arkadaşım yanlış yanıtlar veriyor, bütün dikkatim o yöne kayıyordu. Hocam arkadaşıma geçmez notu verdi. Beni çağırdı. Ben, Hocama: “Arkadaşım sorulara yanlış yanıtlar verdiği için kendi sorularımı tam olarak düşünemediğimi, onlar hakkında konuşup konuşamayacağımı” sordum. Merhum Hocam: “Fark etmez, onları anlat bakalım” dedi. Ben de:

        “Yunanlıların bütün bilgileri başka uluslardan aldıklarını, Aristo Tales’in Büyük İskender’e, gittiği yerdeki bilginleri,  kitapları alıp gelmesini söylediğini, bilimleri böylece dışarıdan alarak geliştiklerini, Yunanlının bilgi birikiminin başka ulusların bilgilerinin üstüne oturmakla oluştuğunu” anlattım. Merhum Hocam Hilmi Ziya Ülken, bu açıklamalarımı çok manidar bularak bana. “pekiyi not” verdi. O zamanki kıt bilgilerimin bereketli ürününü yıllar sonra Yüce Allah’ım, böylece bana nasip etti. O günkü kıt bilgilerimle Yunanlının her şeyde avantaya konmuş bir ulus olduğunu açıklamış idim. Merhum Hocam Hilmi ziya ÜLKEN’İN 30 yaşında yazdığı: “AŞK AHLÂKI” adlı eserini tekrar-tekrar okudum. O yaşta böyle bir eser yazmak, her kula nasip olmamış bir mazhariyet idi.

        Merhum Hocamın karşısında savunduğum görüşlerimi, şimdi 50 yıl aradan sonra bilimsel olarak belgelemekten büyük kıvançlar duyuyorum. Yunanlının felsefede, mantıkta, tarımda, yönetimde, demokraside ve öteki alanlardaki gelişmelerinin kökeninin Türkler olduğunu belgelemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. {Tarım aygıtları ve terimleri hakkında www.bilgeata.com Sevan Nişanyan TIKLAYINIZ.} Böylece Yunan tabusunu, yıkmaya başlamanın büyük hazzını yaşıyorum. Yarım yüzyıl önce kıt bilgilerimle savunduğum görüşlerimi şimdi, bilimsel olarak ortaya koyuyorum. Yunanlı, avantacı bir ulustur. Bütün ilah ve ilaheleri de Türklerin eseridir. Fikri, felsefi ve tarımsal, toplumsal bilimsel hazırlıklarının tamamı da PELASKLAR, ARHUNTLAR-İRKUNTLAR, BRİNTLER,={BİRİNCİLER, ÖNCÜLER, ARİSTOKRATLAR} LELEKLER, KARLUKLAR, KARDUKLAR’IN ESERİDİR. Yunanlılar, Türklerin alın terleri, göz nurlarının üstüne oturmuşlardır. Belgelerini, bir bir yayına sunuyorum. Şimdi sunacağımız AFRODİT belgesi de, bunlardan biridir.

{BRİNTLER,={BİRİNCİLER, ÖNCÜLER, ARİSTOKRATLAR HAKKINDA GENİŞ AÇIKLAMA www.bilgeata.com  BRİTANLAR TIKLAYINIZ.}

        Ön devirlerde Yunanlının vahşi bir hayat sürdüğünü artık biliyoruz. Ön devirlerde, Balkanlar Türklerle dolup taşıyordu. Balkanlarda Yunan-Grek Ulus’u henüz tarih sahnesine çıkmazdan önce KARLAR, KARDUKLAR, KARLUKLAR, EPELER, BRİNTLER, LELEKLER-LEYLEKELR-, PELASKLAR, ARHUNTLAR, İRKUNTLAR adlı Türk boy ve oymakları yaşıyordu.  Avrupa’da Henüz uluslaşma devri başlamadan önce, yani Yunan, Roma, İtalyan, Germen, Fransız, İngiliz ve öteki uluslar uluslaşmadan önce Balkan sahasında ZEUS, APOLLON, ATENA-ATİNA-, HERA, ARES, AFRODİT ve daha nice ilah ve ilahelere tapınılıyordu. Bu ilah ve ilahelerin resim, heykel gibi sanat eserlerinin betimlenmesini de Türkler yapıyorlardı. Bu sanatlar ve meslekler genellikle KAMLARA, KAMANLARA ait bir ayrıcalık ve gizemdi. Çünkü Avrupa, Asya, Afrika ve Kızılderili kıtasında bina, köprü, şato, yol, kanal, yapmasını Türklerden başka kimse bilmiyordu.

 

         AVRUPALI ULUSLARIN ULUSLAŞMA ÇAĞLARI

 

ULUS ADI:         ULUSLAŞMA TARHİ:     M.Ö:

……….………………………………………………………………………………

LATİN               800                  

        YUNAN              800

        GERMEN            200

M.S:

.……………………………………………………………………………………..

İNGİLİZ             500

        FRANSIZ            500

 

Avrupalı uluslar uluslaşmadan önce, yani birer MİLLET şeklinde GEN değişimine uğramadan önce, sahip oldukları eski bilgi ve sanatlar, belleklerinden silinmiş, vahşi barbar bir hayat sürmeye başlamışlardı. Türk boy ve Oymaklarından DNA ve GEN FIRLAMARI ile Uluslaşmaya başlayan Avrupalılar sanatları, meslekleri, mimariyi, kale, burç, köprü yapmakla ilgili hiç bir teknik bilgiyi ulusal belleklerinde koruyamamışlardı. {-Y- Kromozomu www.bilgeata.com TIKLAYINIZ.} Uluslaşmaya dâhil olmayan, öteki Türk boy ve oymakları uzun yüz yıllar süresince, DNA sapmalarıyla başka uluslar haline dönüşen bu yeni ulusları terbiye ediyor, medeniyet yaşantısına yeniden alıştırmaya çalışıyorlardı. Bu süreç uzun bin yıllar boyunca böyle sürdü. Avrupa’nın binalarını, köprülerini, kale, burç ve şatolarını Türk boy ve oymakları yapıyordu. Zaten: {Kale, köprü, burç,-{burg} agora, Akra, Akrapol, alp, Balkan, Avrupa, } sözleri de ön Türkçe sözlerdir. Bu sözlerin bir kısmını Arapça ve İbranicede de görebiliyoruz.  PELASKLAR Balkan sahasında, TURSKALAR-ETRÜSKLER, Güney Avrupa’da, ODİN ve YOLDAŞLARI İskadinavya’da, İsveç’te bu görevi yapıyordu. Lager BRİNG adlı bir İsveçli Bilgin, Ortaçağın en karanlık dönemlerinde M.S. 1.700 lü yılarda yayınladığı:

{İSVEÇÇENİN TÜRKÇE İLE BENZERLİKLERİ; İSVEÇLİLERİN TÜRK ATALARI} adlı eserinde “Kaynak yayınları” aynen şunları yazıyordu:

 

“BİZİM ATALARIMIZ, ODEN’İN YOLDAŞI OLAN TÜRKLERDİR.”

 

ODEN, sözü de öz be öz Türkçedir. Yukarıda saydığımız, şimdi de ODEN olarak açıkladığımız adların köken bilgilerinin bazılarını açıkladık. Bazılarını da inşallah ömrümüz olursa Türk kültürüne kazandıracağız.

Uluslaşma devri başlayınca bu Türk Boy ve oymaklarından bir kısmı DNA değişmesine uğrayarak Yunan Ulus’unun omurgasını oluşturdular. Ötekiler de zamanla Yunan Ulus’u içinde eriyerek onlar da Yunanlı oldular. Hatta Yunanlılıkla hiçbir ilgisi olmayan RUM’LAR da zaman içinde Grekçe öğrenerek kendilerini Grek, Yunanlı sandılar.

RUM sözü de öz be öz Türkçe bir sözdür, RUM da öz be öz Turani bir soydur. Bu konuda pek çok yerde açıklama yapıldı. İnşallah RUM konusunu bağımsız bir başlık altında yayınlayacağım.

        Uluslaşma sürecinden önceki devirlerde Balkan sahasında bilimde, sanatta, tekniklerde, tarımda, mimaride çok büyük atılımlar yapıldı. O devirlerde Avrupa’da yaşayan ve Avrupa’ya Ön devirlerde : “Kâzım Mirşan Hocamızın tespitiyle: “QUTYQK=KUTLU YAKA, KUTSAL YAKA” adını veren Türkler, daha sonraları uluslaşma devri başlayınca bugünkü Avrupalı ulusların kuluçkalıklarını oluşturdular. {www.bilgeata.com KITA ADLARI AVRUPA, -Y- KROMOZOMU, AYASOFYA, SUMELA MANASTIRI, AKDAMAR ADASI, KILİKYA, BRİTANLAR, KAPADOKYA, MISIR, KANADA, İOVA-AYOVA, Hz. SÜLEYMAN ve KUDÜS, AMİD, HAMBURG, AİSLAND-İZLANDA, KANADA,  MISIR, HADİS:TÜRKİYE, BARAK OBAMA TIKLAYINIZ.}

 

       “Romalılar sur, kale, mabet, köprü inşa etmeyi ETRÜSKLERDEN öğrenmişlerdir. ETRÜSKLERİN dini, dünya işlerine ait bilgileri de içine alıyordu. Meselâ, köprü inşasına ait sanat, usul ve teknik ancak KAMLARIN, KAMANLARIN bildiği birer sırdı. Onun için KAMLARIN, KAMANLARIN bir adı da köprü yapan idi. Romalılar bunu tercüme ederek, “PONTİFEX” şeklinde kendi rahiplerine de unvan yapmışlar ve kelime Romalılardan Hıristiyan Kilisesine geçmiştir. Bugün PAPA’NIN taşıdığı başlıca unvan Latince olarak “PONTİFEX MAXİMUS”, Fransızca olarak ”PONTİFE SUPRéME” dir. Anlamı “BÜYÜK KÖPRÜ MİMARI’ DIR”. {Adile AYDA. S:19, H.V. Morton. “A. Traveller in Ome”, Methuen and Co. London 1966, S: 358. }

 

        Bu belgeyi destekleyecek bir belge de Mimar Sinan’ın yaptığı, vahşi Sırpların yıktığı MOSTAR Köprüsünün onarımı sırasında Sinan’ın gizemli tekniğini, günümüz mühendislerinin uzun süreler çözemedikleridir. Avrupa’yı, Roma’yı gözünde büyütenler, onları dev aynasında görenler, kendi muhteşem geçmişlerine ters bakan tersleştirilmiş beyinlilerdir. Eğer öyle olmamış olsaydı bu tersinen beyinler, ne Roma’yı, ne Çin’i, ne Avrupa’yı, ne Arap’ı, ne Acem’i gözlerinde büyütmeyerek, kendi atalarını küçültmezlerdi. Bu gibiler Roma’yı ve ötekileri muhteşem uluslar olarak görecekler, onlara muhteşem derken kendilerinin geçmişlerine sövecekler. İşte gerçek ikiyüzlülük budur.

 

       “GEÇMİŞLERİNE SÖVE SÖVE, GELECEKLERİNİ KURACAKLARINI SANANLAR, RÜZGÂR EKİP FIRTINA BİÇENLERE BENZERLER.”{Rüstem Kocadurmuşoğlu-Bilge Ata-Yüzleşme Doktrini. Zirve Basımevi 2002 Adana.}

 

Bunlardan bazıları Efendim: “Biz geçmişimizle öğünmek yerine, biz şimdi ne yaptık? Neleri icat ettik?” diyenlere de söylenecek çok söz var. Var da şu kadarını söyleyelim. Bu ucuz gevezelikleri yapanlara, geçmiş atalarını küçümseyenlere sormak gerekir: “Sizler ne yaptınız? Neleri icat ettiniz? Hangi buluşlara-keşif ve icatlara imza attınız?”

        Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Köksüz bitkilere ağaç denmez, onlara ot denir. Ağaçlar, kökünden beslenir. Kökünü keserseniz ağaç kurur. Bazı ağaçlar ise başlarıyla vardır. Başını keserseniz o ağaç kurur. Bu ağaç hurma ağacıdır. Demek ki insanlar, köküyle kömeciyle, başıyla dalıyla yaşarlar ve geleceğe doğru uzayıp giderler. Bu gerçekleri inkâr edeneler köküne, kömecine sarılan şerli ulusların gümrah ağaçlarının, yani {kültür, sanat, teknoloji, buluşlar ve gelişmişliklerinin} gölgesinde kalarak, ne meyve verirler, ne de odunları olur. Orada sıska birer çalıdan öteye hiçbir değer hükmü taşımayan sakal biti gibi olurlar. Sakal bitleri, sakalı tıraş ettiğinizde, berber önlüğüne dökülür. Önlüğün içine dökülen sakal bitlerinin kaçacak yerleri yine berber önlükleridir. Orada kıskıvrak düğümlenirler. Kaçacak delikleri kapanmış, iflah olmaz bir kapanın içinde dürülmüşlerdir. Kim olursa olsun, sakal bitlerini iki başparmağının tırnakları arsına alan her kişi çıt, çıt çatlatarak sakal bitlerini kırar geçirir. Ya geçmişinize sahip çıkacak, böylece geleceğe doğru koşar adım ilerleyeceksiniz yahut emperyalistlerin gölgesinde birer sakal biti olarak kalacak ve sürekli bir köleliğin burgacında inleyeceksiniz.  

        Bu dosyada uzak geçmişimizin bir kültür ve inanç sembolü olan Yunan ilâh ve ilâhelerinden en namlısı, en şanlısı olan, AFRODİT hakkında geniş açıklama yapacağız. AFRODİT ile ilgili dosyamızda Kur’an-ı Kerime dahi girmiş olan bu konu ile ilgili belgeleri de özenle inceleyeceğiz.

        “Panteonunun en önemli ve en aykırı niteliklerini birleştiren ilâhlarından birisi AFRODİTTİR. Bununla birlikte hayatı hakkında kadîm- ön-Türk inancını en şeffaf ve en açık bir tarzda gösteren ilâh'lardan birisi de yine AFRODİT olduğu görülecektir. Bundan dolayı AFRODİT, Yunan Mitolojisinin en dikkate değer konularından birini oluşturacaktır. “

           “AFRODİT’İN niteliklerinin belirsizliği ve karşıtlığı bir ilâhe'nin hakikatine girmek için en büyük engel teşkil etmektedir. Ben bu meselelerin incelenmesine başladığım ilk zamanlarda bile AFRODİT’İN bir bölümünde yani, kadınlık {ARVAT} {URAGUT} yönünün incelenmesinde çok zorluklarla karşılaşmıştım. Fakat kadınlıkla asla ilişkisi olmayan bir takım nitelikleri var idi ki, bunları bir türlü anlayamadım. Bu niteliklerin ne münasebetle AFRODİT’E mal edilmiş olduğunu kestiremedim.  Bunları Yunan Mitologlarının bir şi'ir ve hayâlinden ibaret olduğunu düşünmeye mecbur oldum. Ancak 4--5 senelik bir fikri çalışmanın meydana getirdiği meleke ve keskin görüşlülüktendir ki, bu aykırı niteliklerinin anlam ve sebeplerini anlamayı başarabildim.”

       “AFRODİT’İN birbirine pek aykırı olan nitelikleri, vaktiyle ayrı-ayrı anlamları içeren değişik sözlerin yakın kullanılışı dolayısıyla, bir sözde toplanıp, birleştirilmesinden doğmaktadır. Yunan Mitolojisi bu tarz birliktelik ve yakınlıkla ağzına kadar doludur. ARTEMİS konusunda görüldüğü, ileride ATENA konusunda da görüleceği üzere, Yunan sahasında Ön devirlerden beri Türkler yaşamaktadır. Türklerin ayrı anlamlarda kullandıkları ve fakat telaffuzun yakınlığı dolayısıyla aynı söz gibi söyledikleri değişik kalıplar arasındaki farklar, klasik devirlerde yani Türklüğün kaybolmaya başladığı ve Yunan Milleti'nin dilinin kurulduğu ön devirlerde Yunan Yazarları tarafından anlaşılamamıştır. Bunun için değişik, birbirine zıt niteliklerle anlamları bir tek sözde toplanmıştır. İşte ilâhe'nin özelliğindeki zıtlığın sebebi budur. Bunu daha iyi anlayabilmek için ilâhe'nin başlıca niteliklerini ve özelliklerini görelim:”

 

       “AFRODİT mitolojide başlıca üç şekilde görülür:

1} AFRODİT göksel bir şekil alır, böylece {Akraia } Akraiya unvanını taşır.    .   .                           

        2} AFRODİT deniz şeklini alır, böylece {euplaia } Oplaiya unvanını alır”

        3}AFRODİT Yersel bir şekil alır, böylece {dwritiV } Doritis

namını taşır.

 

        “Yer tecellilerinin sonuçlarından biri olmak üzere AFRODİT, her şeyden çok aşk ve zevk ilâhe'si olur. Gerçekten Homer'de bu anlayışın eserleri açık bir tarzda görülüyor. Destan'ın AFRODİT’İ Kıbrıs’tan, PAFOS ve KİTER'DEN gelir. KAR'DA,/ KARLUKYA'DA, /KARDUKYA’DA, LİDYA'DA,  TROİYA'DA, / TUROVA'DA, KORİNT'TE, SİCİLYA'DA, GÜNEY İTALYA'DA bütün adalarda tapınılır. ARESLE ilişkide bulunur. ODİSYE, ARES'İ OLİMPİ’DE âşık'ı yapar.”

       “Heziyod'a göre AFRODİT, denizköpüğünden doğmuştur; Hattâ anlamı da denizköpüğü demektir. Dalgalar arasından çıkar. KİTER sahillerine yanaşır; Ayakları altında sümbüller ve güller açılır. Çimenlerin yeşil halıcaları döşenir; mevsimler onu OLİMP’E götürmek için çevresini kuşatır; OLİMP'TE onun vücudu ne isterse mestler, saâdetler yayar. Heziyod'un ilâhe'si, ARES’İN Eşidir. Homer'de AFRODİT, TROİYA'NIN {TUROVA’NIN} dilber çobanı, ANHIZ'IN aşığı gibi görünür; İDA'NIN otlaklarında ona tutunur. Öylece ANA'NIN, ANASI olur. Bu kahraman, daha sonra Roma'lıların Atası olmuştur.” {Yunandan Evvelki Türk Medeniyeti. Yusuf ZİYA 1928 İstanbul Arap harfleriyle {Verjil  Eneid.}

      Tecellî sözü,  birçok anlama gelir. Bunların arasından konumuza en uygun anlamı: “Ortaya çıkma, görünür hâle gelme, belirme,” şeklinde olanıdır. Çünkü AFRODİT’İN bazen kişileşerek görünür hâle geldiği sanılmaktadır. Bu itibar ile AFRODİT tecelli etti, yani görünür hâle geldi denilmiştir. Gerçekte ise bu batıl bir iddiadır.

        Görüldüğü üzere AFRODİT’İN Yunanlı’ lıkla hiçbir ilgisinin olmadığı ortaya çıkamaya başladı. Sadece AFRODİT mi, elbette değil. Bunları tek tek inceleyeceğiz. Yunan denilen ulus, uluslaştıktan sonra çevresinde yaşamakta olan Türk boy ve oymaklarının hem ilah ve ilahelerine sahip çıktılar, hem de bu Türk boy ve oymaklarının bilimsel birikimlerinin üstüne oturdular. Bunları Türklerden aldık bile demedikleri gibi Türklere amansız birer düşman kesildiler.

 

        ÇAKMA AFRODİTLER

 

        Bugün hem dünyada ve hem de ülkemizde pek çok ÇAKMA AFRODİTLER türemiştir. Bu ÇAKMA AFRODİTLER, gerçek AFRODİT’İN güzellik, dişilik, çekicilik özelliklerini nefsinde toplamış olmasına, bir de AFRODİT şeklinde söylenen adına vurulmuş, bu ad onlar tarafından çok değişik bir ad olarak algılandığı gibi, ayrıca da dişiliği temsil ettiği şeklindeki yorumlara da vurularak, kendilerine AFRODİT unvanı vermişlerdir. Onlara göre bu unvan, kendilerini öteki kadınlardan daha üstün, daha alımlı, daha açık-saçık, daha çekici, daha dişi hale getirmekte, onlara önemli bir ayrıcalık vermektedir. Oysa aşağıda AFRODİT adının Türkçe AVRAT sözünden başka bir söz olmadığını belgeleriyle açıkladığımızda, bizim ve öteki milletlerin ÇAKMA AFRODİTLERİNİN yüzlerinin nasıl gerildiğini görmek isterdim.

 

       “Sicilya'da ERİH Dağında özellikle AFRODİT’E tapılırdı. VENÜS ile birleştirilmesi bundandır. Roma kapılarında AFRODİT’İN hâtıraları görülür. Burada AFRODİT, ARES’İN aşığı olur. O; yalnız Romalıların değil, bütün insan cinsinin ve canlı yaratıkların genel ANASIDIR

        “Çağımız mitoloğları AFRODİT sözünün anlamını tespit konusunda insanlıkta neslin devamını sağlayan cinsinin, yani erkek ve kadının meşrû birleşmesidir. Bundan dolayıdır ki AFRODİT, âile ve evlilik ilâhesidir. Demişler.” {Deşarm 195. Pereller Robert 357. Gurupe 1356}

         AFRODİT, Nişanlıların vaadlerinin yerine getirilmesine gözcülük eder. Erkeğe mutluluk bağışlar, çocukların terbiyesine gözcülük eder.{Gurupe: 1356}     { KouroutrojoV  } Korutrofos unvanını alır.”

       “Öbür yandan AFRODİT, aşk ve zevk ilâhe'sidir. Bundan dolayıdır ki Yunanistan'da kadınlar ve genç kızlar { herodolh } HEYERODOLU adıyla bunun tapınağında toplanırlar ve ziyaretçilerle kutsal fuhuş yaparlardı {Nelson 364} AMATON da bir genç doğum ağrılarını çekmekte olan bir kadını taklit ederdi.{Yunan ve Roma Atekiyat Kamusu} Girit'te ARYADENİ, AFRODİT’E benzetilirdi.” {Yunan ve Roma Atekiyat Kamusu} “

       “Fakat bu düşünceler, AFRODİT’İN Aşk ve zevk ilâhesi olma niteliğinin çevresinde toplanır. Mitologlardan hiçbirisi AFRODİT’İN neden dolayı bu semâvî {göksel} niteliğe sâhip olduğunu, neden AFRODİT { Akraia } AKRAİYA namını aldığını, neden dolayı bir deniz görüntüsünde bulunduğunu { ewplaia } OPLAİYA unvanını taşıdığını, hatta YER niteliği itibariyle neden hayat sahibi bütün yaratıkları etkisi altında bulundurduğu konusuna giremezler veya pek az girerler. Çünkü konu halledilmesi güç bir iştir. Bir söz karışıklığı dolayısıyla halledilmesi zor bir hâle gelmiştir. Biz öncelikle AFRODİT’İN YER niteliklerinden sonra aşk ve zevk ilâhesi olmak niteliğinden söz edelim. Semâvî {göksel} ve deniz niteliğinin kaynağı ve niceliğini sona bırakalım:”

      “Yukarıda söylediğimiz gibi AFRODİT, YERE ait olan anlamıyla { dwritiV } DORİTİS adını alır. YERİN nesillerinin bereketinin prensibi olarak görünür. {De Şarm. 190 Pereller Robert 358} O yüzden her baharda YERİN bitirme gücü uyanır. Gök rahmi, YERİ aşılamak için YERE yaklaştığı vakit o da meyvesini verir. {Eşil Dana Zagman 44} Bu özelliğiyledir ki, doğurganlık, evlilik ve aile ilâhesi olur. Çünkü yalnız bitkilerin hayatında değil, hayatın bütün aşamalarında AFRODİT doğurganlığın, feyz ve etkisini gösterir. Bütün yaratıklara cinsiyet eğilimini bağışlar; doğurganlıklarına hükmeder.{De Şarm 193. Pereller Robert 354, Grupe 1368}  Havadaki kuşlar, yerdeki hayvanlar, denizdeki balıklar onun işlerinin etkisi altındadır. {Grupe 1350}”

“Her şeyin üstünde aşk ve zevk ilâhesi olmak itibariyle aşkın kaynağı olan ihtirasların kişileştirilmişidir. {İlyada 5, 331, Pereller Robert 365, Grupe 1368 }

 Kadınlığın güzellik ve tatlılığı; AFRODİT’İN hediyesidir. Bizzat kendisi istekler, arzular uyandıran bütün çekiciliği toplamıştır. Büyük ilâh ZEUS'UN uyanıklık ve ileri görüşlülüğünü uyuşturmak, düşünce ve akıl yürütmesini karıştırmak için karısı HERA'YA ödünç verdiği kuşak mitolojisinin anlamı bunda açığa çıkar.  PERYAM'IN oğlu PARİS'E kendisini beğendirmek isteyen HERA ve ATİNA {birlikte İDA DAĞI'NIN üstünde bir çeşit güzellik yarışına giriştiğini gösteren hurafe, onun güzelliğinin öteki alanını göstermek içindir. Orada oturuşunda ve tavrındaki gülümseme ile ahenk, bir çeşit tuzaktır. Bu tavrı kışkırtıcı bir zarafetle karışmıştır. Rakipleri vakarlı, fakat cesaretleri kırılmış bir hâl alırken, AFRODİT aksine duruşu ve hareketiyle âşıkını yüreklendirir gibi görünür.” Yusuf  Ziya age

 

        “PERYAM= BAYRAM, MERYEM, MEYREM-BEYREM-BAYRAM

         PERYAM’IN oğlu PARİS için HERA ile ATENA, İDA DAĞI’INDA güzellik yarışına girişmişler.”

        Bu cümleyi incelemeye başladığımızda karşımıza iki ilahenin çıktığını görürüz. Bunlardan birisi HERA; İR yani YER demektir. Türkler YER’İ dişilik timsali olarak görürler. YER hakkındaki bu kavram, Yunan sahasına Türkler tarafından kadim DEVİRLERDE {ÖN DEVİRLERDE} getirilmiştir. Yunan mitolojisinde de öylece korunmuş kalmıştır.

        ATENA, ATİNA Kentine ad konulması hakkında POSEDON ile ATENA tartışırlar. ATİNALILARIN kabul edebilecekleri bir hediye sunmalarına karar verilir. İlahe ATENA dişidir, İlah POSEDON erkektir. ATENA, ATİNALILARA zeytin ağacı hediye eder. Bunun üzerine, ATİNALILAR KENTİN ADINA ATENA’NIN ADINI KOYARLAR.

        ATENA, ATİNA=ASENA demektir, {DİŞİ KURT} anlamına Türkçedir.

        {www.bilgeata.com Asenat Barzan Tıklayınız.}

         

       “ARŞAYIK ASER; AFRODİT’İN, çıplak bir kadın şeklinde resmini yapar. Yanında çoğunlukla üç ve her zaman EROS adıyla bir aşk ilâh'ı vardır. Nitelikleri ve özellikleri böylece açıklanmış olan ilâhenin adının anlamı, şimdiye kadar bir türlü anlaşılamamıştır. HEZEKİYOS’UN denizköpüğü anlamı vermesi şüphesiz gülünçtür.”

 

“AFRODİT’İN KÖKENİNİN {ANADOLU, ASYA} OLDUĞU HAKKINDA ESKİ MİTOLOGLARIN ORTAYA KOYDUKLARI GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER, ZAMANIMIZIN EN ÜNLÜ MİTOLOGLARI TARAFINDAN DA KABUL EDİLMİŞ VE BUGÜN İLÂHE’NİN YUNANLI OLMADIĞI HAKKINDA HİÇ KİMSE İÇİN TEREDDÜT KALMAMAIŞTIR. Bununla birlikte AFRODİT’İN ANLAMINI BAŞKA DİLLERDE ARAMAK MECBURİYETİ DOĞMUŞ, BİRÇOK ÜNLÜ MİTOLOG BU SÖZÜN KÖKENİNİ SAMİ DİLLERDE ARAMAYA KALKIŞMIŞ.{Layard, De Şarm, Roşe, Pereller-Robert Grupe, nilson}” Yusuf  ZİYA age

 

      “Homer de bile ilâhenin Doğudan geldiğini göstermek için Kıbrıs nitelemesi eklenir, AFRODİT, { khprio} KIPRİYO denilir. KIBRIS ve KİTER ise, FİNİKE Kolonisi idiler. İlâhe, oradan Yunan âlemine girdi. {İlyada 5. nci nisbette 320, 322, 458, 760, 883}” Yusuf ZİYA age

 

      “Şu hâlde AFRODİT SÖZÜNÜN ANLAMINI VE KÖKENİNİ DOĞU DİLLERİNDE, ASYALI DİLLERDE ARAMAK GEREKECEKTİR. FAKAT BUNLARDAN SEMİTİK {SAMİ DİLERDE} YAPILAN ARAŞTIRMALARDAN OLUMLU BİR SONUÇ ELDE EDİLEMEDİ. ÇÜNKÜ BU SÖZ VE SÖZÜN GÖSTERMİŞ OLDUĞU İLAHE:

AFRODİT’İN, SEMİTİK {SAMİ} BİR İLAHE OLMADIĞI GİBİ, BU SÖZ DE SEMİTİK {SAMİ} BİR SÖZ DEĞİLDİR. BU SÖZ DE BU İLAHE DE, TÜRK SÖZÜ VE TÜRK İLÂHESİDİR.” Yusuf ZİYA age.

 

        Sami Arapların sanılan ilah ve ilahelerin, gerçekte Araplarla hiçbir bağlantılarının olmadığı ise aşağıdaki belgede açıkça görülecektir.

 

        ARAPLARIN PUTLARI HANGİ SOY’A ÂİTTİR ?  

        

        “İbnu Abbas {r.a}'dan: 

 

Hz. Nuh {av} Milletinde var olan putlar, sonradan Araplara geçti. “Şöyle ki:

        VEDD adındaki Put DEVMET-el- CENDEL'DE idi. Bu Put KEB {KÖPEK} Oymağına ait idi.

        SÜVA adındaki Put  HUZEYL Oymağının  idi.

        YAĞUS adındaki Put MURAT Oymağının idi. Sonra BENU KUTAYF'IN {KUTAYF OĞULLARI}NIN oldu. SEBE'YE yakın CURF adındaki yerde idi.  

        YEUK adındaki Put HAMEDAN'A ait idi.

        NESİR, HİMYER'İN AL-İ ZİL-KELAM'IN idi.

 

        Aslında bu Put adları, Hz. Nuh Millet'inde iyi kimselere ait idi. Şeytan bu iyiler ölünce Milletlerine şu telkini yaptı:

        İyi kimselerinizin oturmuş oldukları yerlere {onların anısına dikitler} dikin, bunlara o iyilerin adlarını verin” dedi. Halk, bu telkine uyup, söyleneni yaptılar. Başlangıçta tapınma yoktu. Ancak geçen zaman içinde bunlar Helak/Ölek olup gidince, onlara ait bilgiler de unutuldu. Bu Putlara tapınmaya başladılar.” {Sahih-i Buhari, Tefsir, Nuh 1.}

 

        Mekke’deki LAT, MENAT, UZA ve benzeri putların adlarının dahi Türkçe olduğu hakkındaki tespitlerimiz şu hadis-i şerif ile örtüşmektedir. Şimdiye dek Arapların sanılan bu putların hiç birisinin Araplara ait olmadıkları, yukarıdaki hadis-i şerif ile ortaya çıkarmış olduk. Peygamberimiz {sav} Efendimizin Amcası Abbas'ın oğlu, Arapların elinde bulunan putların hiç birisinin Araplar tarafından yapılmadığını, bu putların Hz. Nuh {sav} zamanından kalma olduğunu, oradan da Araplara kadar gelerek onlar tarafından kabullenildiğini çok çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Bu Hadis-i şeriften anladığımıza göre, Arapların putları, kendilerinin eserleri değildir. Çünkü aynen Avrupalıların uluslaştıkları zaman GEN ve DNA sapmaları, fırlamaları devri başladığında geçmiş yeteneklerini kaybettikleri gibi, Araplarla Yahudiler Samileşerek GEN ve DNA fırlamaları devrine girdiler. Yeni uluslar şekline dönüştürüldüklerinde hem dilleri, hem bellekleri, hem yetenekleri ve hem de kimlik ve kişilikleri değiştirildiğinde, eskiden kalma yeteneklerini pek çoğunu kaybederek, yeni dil ve yeni yetenekler kazandırıldılar. Put yapmak, güzel sanatlar, köprü, bina, şato gibi sanat eserleri yapma yetileri kaybolduğu için Hz. Nuh {sav} Atamızın Milletininin sanat eserlerini kendilerinin sanarak onlara tapınmayı sürdürdüler.

         Nitekim Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Efendimizin Soy Kütüğü dahi,  Hz. İbrahim {sav}’e dayanır. Efendimizin indiği kökenden Araplara intikal eden ve bütün Arapların sınırsız saygı gösterdikleri bütün putları, kesinlikle Arapların değil, Sümer Türk'lerinin idi. Bu Hadis-i Şerif'te LAT, MENAT, UZA putlarının adları sayılmamış. Bu putların açıklamasını yaptık. {UZA için: www.bilgeata.com adların kökeni: ZEUS TIKLAYIN}

 

        ”AFRODİT, Türkçe KADIN anlamına gelen {URAGUT}, yani={ARVAT} sözüdür. AFRODİT’İN açıkladığımız bütün nitelikleri, özellikleri kadınlığı tasvir etmektedir. En büyük mitologlar tarafından "insanlığın neslinin devamını sağlayan cinsiyetin birliği " şeklinde tespit ve tayin olunan açık nitelikleri, kadınlığın gereğidir.  İnsanlıkta soyun sürmesini sağlayan cinsin, ER ile KADINDAN / URAGUTTAN / ARVATTAN Yunanca tabiri ile ARES ile AFRODİT’TEN ibarettir. Bundan ötürü, ARES, yani ER;  AFRODİT'İN Kocasıdır. Aile ve evlilik İlâhesi olması, bundan çocuk doğurmak, onu terbiye etmek özelliği, yine bundandır. Aşk ve zevk İlâhesi olması, KADINLIĞI, URAGUT’U, AFRODİT’İ temsil etmesindendir.” {Pozanyas 1,14, Roşe, pereller, Robert} Y. Ziya age 

 

          “Divan-ü Lügat-it-Türk'te bu söz; "URAGUT" şeklinde kayıtlıdır. Radlof bu sözü hem  {URAVUT} hem { URAGUT } tarzında kaydetmiştir ki, ikisi de aynı anlamı ifade eder. Zaten { V } ile { Ğ } harfinin Türkçede dönüşümünün örnekleri çoktur. Bana kalırsa sözün gerçek şekli URAGUT'TUR. Çünkü { URUĞ } SOY; anlamına gelir. Sonundaki { T } harfinin nispet edatı olduğunu sanıyorum. Gerçekten Türkçe dişiliği ifade eden sözler çoğunlukla SOY-DAN, {NESİL-DEN alınmıştır. Bu cümleden olarak – AMU = ANA,  tenasül uzvundan / organındandır.” 

 

        “Öbür yandan { ERAVUT } şeklinde bileşik bir isim de olabilir. Bu takdirde { ER } ile { AVUT } sözlerinden oluşur ki, " ER'İ ' sakinleştiren demektir. Çünkü AVUTMAK teskin ve tatmin etmek demek olup kadın da erkeğin ihtirasını teskin ve tatmin ettiğinden, bu tür bir adlandırma yanlış olamaz. Fakat bence birinci görüş daha güçlüdür. Bununla birlikte sözün kullanılış tarzı, kadîm zamandan-ön devirlerden- beri hafiflemiş  yumuşamış, bazı ağızlarda " ORAT " bazılarında " AVRAT " diye kullanıla gelmiştir. Bu gün de Anadolu'nun bir kısım ağızlarında " ARVAT " bir kısmında " AVRAT " biçiminde kullanılır. Türkçede { R } harfinin garip bir tabiat'ı / doğa'sı vardır ki, o da bazı ağızlarda kendisinden sonra gelen { B } harfiyle " zaten bu iki harf aynı şeydir " yer değiştirmesidir." YAPRAK=YARPAK " "TOPRAK=TORPAK " gibi. İşte bu doğanın gereği olarak " ARVAT " sözü de, ağız' a göre " AVRAT " şekline girmektedir. Bu tür hecenin eski Yunanlılarda da aynen var olduğu görünüyor. Nasıl { URAGUT } bizde     {ARVAT=AVRAT  } şekline girmiş ise; Yunanlıların bir ağızında da " URAGUT " " AFRODİT " şekline girmiştir. Başka bir deyişle { UR } hecesi bizde nasıl { AVR } şeklini almış ise,  ARVAD da {AFR} şeklini almıştır. Aşağıda görüleceği üzere bütün AFRODİT’LER { AVR } sözünden yapılmıştır. Böyle olmakla birlikte Girit'te AFRODİT’E, yani { URAGUT }'A karşılık { Aryadin= ARYADİN }  yani { ARVAT } " denilmekte idi. Aynen bazı Yunan ağızlarında       {ARA ADENİ}, {ARIYEDENİ } denilirdi ki bunlar da {ARVAD} sözüdür.” Yusuf ZİYA age.

 

        Divan-ü Lügat-it-Türk'te bu söz şöyle geçiyor:C=4.S=695=URAGUT, KADIN, ARVAT;- C:1 S:153-14

 

“Emikliğ URAGUT kösekçi bolur.-Emzikli kadın iştahlı olur. 178-28

URAGUT yıp egirdi: Kadın ip eğirdi.-

URAGUT oğlınga süt emüzdi=Kadın oğluna süt emzirdi.; C=2. S=56-3:

         Ol ER ol TAVARSAK: Bu URAGUT ol ERSEK=O erkek mal sever, o kadın erkek sever, erkek düşkünü. {Fahişe}” Divan’ü. Lügat’Türk

 

        URAGUT ve AVRAT sözleri Kürtlerin ağzında: “ARVAT” şeklinde korunmuştur. Kürtler, Divan’ü Lügat’it-Türk’te kullanıldığı şekliyle URAGUT sözünün eşleniği olan ARVAD sözünü ön devir Türkçesindeki şekliyle koruyarak günümüze taşımışlardır. Sözü, pek çok Türk Boy ve Oymakları da “ARVAT” şeklinde kullanırlar. Anadolu Oğuz Türklerinden bir kısmı ise sözü: “AVRAT“ eklinde kullanmayı sürdürmüşler. Bu sözü Araplar, uluslaştıktan sonra da korumuşlar ve AVRAT şeklini kullanmayı sürdürmüşlerdir. Aşağıda Kur’an-ı Kerim ayetleriyle konu belgelenecektir.

 

       

 

        Afrodit ve Kuğu Vikipedi {alıntı}

 

        “BİR SİCİLYA VAZOSUNDA:”      

 

        “{ERİ EDA=ARVAD}: Bir ETRÜSK aynasında {AREATA} {URAGUT} şeklinde yazılmıştı. Bunlar AFRODİT’İN aynısı olduğu şüpheli sayılırsa da, bu şüpheyi doğuran sebep, bunlarda {R} harfinin öne geçmesidir. Bundan dolayı sözün şeklinde bir derece değişiklik olmasındandır. Oysa Kıbrıs’ta {ARYADİNİ=ARVADİNİ}, AFRODİT’İN aynısı olarak kabul ediliyordu. Hattâ ARGOS’TA dahi {Arryadini} ARYADİNİ, AFRODİT’TEN başka bir şey değil idi. Demek ki ARVAT ve AVRAT, URAGUT söylenişleri ARVAT’TA mevcut idi. Bu İlâhe’nin Yunan sahasına gelişi konusunda uzun süre elde ettiğim kanaat şu idi: İlâhe KIBRIS’TAN giderken YAFOS’TAN YUNAN sahillerine gelmiştir. Bu yerler ise vaktiyle FİNİKE sahillerinden idi. FİNİKE topraklarında bundan 40 asır, 4 bin yıl önce {KANA} OYMAĞINDAN, yani Türklerden {ARVAD} adlı bir Oymak yaşıyordu.” Yusuf ZİYA age: ”Masparo: Akvam-ı Kadîme-i Şarkıye Tarihi S:218,-Le Norman Kadîm Şark Tarihi C:6,S:476”

 

        “Türkler; {R} {V} harfini, bazen önde bazen sonda kullanırlar. {AVRAT>ARVAT; KIBRIS>KIRBIS; KIVRAT>KIRVAT} örneklerinde görüldüğü gibi, bu iki harf bazen önde, bazen sonda olabiliyor.

        ETRÜSKLER, Türk kökenli boylardır. Avrupa’yı iskâna açan ön Türk atalarımızın torunlarıdır. Avrupa’yı iskâna açanlar İSE ön Türk ATALARIMIZDIR. Etrüskler, İtalyanların ataları, ROMA Devletinin de kurucularıdır. ROMA adlı bu Kenti, bataklıkları kurutarak {TİBER, TEBER, TEVERE, TEBERE, TEVERİK, TEBERİK} adlı TÜRK IRMAĞININ kıyısında kuran TÜRKLERDİR. {ETRÜSKLERİN KÖKENİ hakkında: {www.bilgeata.com MANÇU-TIKLAYINIZ} ETRÜSK Türkleri 5 bin yıl önce, aynen Divan’ü Lügat’it-Türk gibi AFRODİT sözünü, URAGUT şeklinde yazmış olduklarına lütfen dikkatle bakınız. Belgeleri az yukarıya çıkartıldı. Bu belgelerden anlaşıldığına göre Türkler 5 bin yıl önce URAGUT sözünü kullanmakta oldukları artık belgelenmiş durumdadır.”

 

        “Bu Oymağın kurduğu bir Kent te Oymağa nispetle {ARVAD} adını taşıyordu. Şu hâlde bu Oymak {ARVAD}’ı, yani insan soy’unu doğuran kadını, kendisine TOTEM yapmıştı. İnsanlığın kamusunun anası olan {ARVAD}’ı kutlulayarak onu, Oymak adı olarak kabul etmiş idi. Bugün TARABULUSŞAM, TIRABULUSŞAM, TUĞRABULUSŞAM, TRABULUSŞAM, önündeki {ARVAD ADASI}, bu Oymağın Merkezi, Ortalığı, Ortası idi. Bu Küçük ADA, asırlar içinde dilini ve Milliyetini tamamen kaybederek yok olan bu Ulus’un adını gelecek kuşaklara taşımaya araç olmaktadır. Günümüzde Nusayri adı altında o bölgelerde yaşamakta olan Oymaklar, işte bu ARVAT adlı Türk Oymağının kalıntısı olduğuna şüphe yoktur. Çünkü bu Oymak, hâlâ ARVAD’A tapınmaktadır. AFRODİT’İN Finike sahillerinden Yunan sahasına intikal etmiş olması geleneğine göre bu ARVAT OYMAĞININ İlâhesi, bir İDOL/PUT halinde yayıla-yayıla Yunan sahasına ulaşmış ve orada AFRODİT şeklinde yaşamış olduğu düşüncesinde bulundum. Fakat çok şaşılacak şey ki, araştırmaya devam ettikçe ATİNA bölgesinde bir beldenin adının da { Arvad  } ARVAD olduğu gerçek bilgisine ulaştım.” {Yunan ve Roma Atikiyyat Kâmûsu'nun demos  bölümüne bakınz.} Yusuf ZİYA age.

 

        ARVAD ADASI

 

 “Belde adları ise hemen-hemen genellikle oymak adlarıdır. Demek oluyor ki ÖN DEVİRDE, Yunanistan'ı dolduran Türk Ulus'u içinde Finike sahillerinde oturan ARVAT / AVRAT, AFRODİT Oymağının bir kolu da gelmiş ATHENA>ATENA> ATİNA çevresinde yerleşerek adını Yurt edindiği yöreye vermiştir. Şu hâlde ARVAT, AVRAT, AFRODİT İLÂHE’SİNİN Finike sahillerinden Yunanistan'a getirilmiş olduğu düşüncesine hiçte yer kalmaksızın bu yörede Yurt tutan ARVAT Oymağı tarafından Yunan sahasına, yani Balkanlara getirilmiş olduğu inancını kabul etmek daha uygun olur.  Bununla birlikte bir ilahın mutlaka kendini ona nispet ederek ad almış olan bir Oymak tarafından nakledilmiş ve yayılmış olması lâzım gelmeyeceğinin inancındayım. Bu bir dini sistemdir ki, tabiatın, doğanın doğurganlığına tapınmaktan ibaret olduğu için doğurganlık gücünün en özel ve en göze çarpan bir unsuru olan kadınlığı, yani dişiliği ihmal edemezdi. Zira ARES nasıl erkekliği temsil ediyor ise, AFRODİT yahut URAGUT da dişiliği temsil ediyordu.”

          “AFRODİT’İN, {URAGUT}, yani kadın olduğunun en açık işareti, yanında çoğunlukla {Eros} EROS, {Ýmeros}, İMEROS, {potos} POTOS denilen ve { aşklar } namını alan 3 ilâhın ve özellikle dâimâ { EROS} namındaki aşk ilâhının bulunmasıdır. Bu ilâhların manâ ve mâhiyeti; şimdiye kadar açıkça anlaşılamamış, belirsiz kalmıştır. Sebebi; bunların üçünün de adlarının Türkçe olmasıdır. Bu ilâhlar AFRODİT sözünün anlamını tayin ve tespit işinde oldukça açıktırlar.

        Bilinmelidir ki, { EROS } sanki küçük bir çocuk şeklinde, kanatlı olarak resmedilir, elinde daima bir ok taşır." EROS ” Türkçe { ERRE } sözüdür ki, -ilişki- anlamınadır; erkek ile kadının yaklaşması hâline denilir. EROS; yiğitlik ilâhı olan ARES'LE AFRODİT’İN oğludur.” Yusuf  Ziya age.

 

 

Suriye’de tartus yakınlarında Akdeniz’de ARVAT Adası.

Vikipedi. Özgür ansiklopedi. Alıntı

           

       ARVAT ADASI, Ön Türk Atalarımızın Türkçe ad koydukları kadim,-eski-eskiden de eski- bir Türk Adasıdır. RUAT, ARVAT AVRAT şekillerinde de söylenir. Bu Ada, şimdi Suriye’nin batı sahillerinde karadan 2-3 km uzakta bir Kent Adasıdır. ARVAT Adası, TARTUS açıklarındadır. ARVAT, AVRAT sözü, kadını kutsayan, Doğa’nın doğurganlığına TAPINAN Türk atalarımızın kadına verdikleri bir addır. Bu ad, Finikeli Türklerden de önce bölgeye yerleşmiş olan ön Türkler tarafından konulmuştur. AVRAT, ARVAT sözü, A F R O D İ T şeklini almıştır. Bu Türk İlâhesi, binlerce yıldan beri tapınılan bir Türk ilâhesidir. NE AVRAT, NE ARVAT, NE DE AFRODİT ilahesinde Yunan Ulus’unun en ufak bir HAKKI yoktur. Yunan, her şeye avantadan konmakta büyük maharet sahibidir. Yunan, Bütün Ön Türk mirasını sahiplendiği gibi, Türk ilah ve ilahelerini de sahiplenmiştir.

BİZ DE BU ÇALIŞMALARIMIZLA HAK SAHİBİ OLAN BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE, HAKKINI GERİ VERDİK

 

KUR’AN-I KERİMDE –ER- SÖZÜ

                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

 

        “Ey Muhammed! Senin Rabbi’yin/Rabbi’nin AD Ulus’una neler yaptığını, AD Ulus’unu nasıl yok ettiğini görmedin mi?” Fecr 89/6

 

                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ    

                                      إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ

 

“Sütunlar/direk sahibi İREM’E.” Fecr 89/7

       

                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَا                                           

 

        “Öyle İmad sahibi, veya "Öyle İmad" , yahut "Öyle İREM’E {Direkler sahibi İrem’e} ki, ülkeler içinde benzeri yaratılmamıştı.” Fecr 89/8

 

        “İREM; çöllerde işaret için dikilen taşlar." {Ahteri kebir Kütahyalı Mustafa Bin Şemseddin. Yazım. Tar. H: 953. Basım İstanbul, C:1, S:28}

 

        "ERAM; Nişan/işaret için karalarda dikilen uzaklık bildirir ve fenerli işaretlerdir. ERUM: Bu da işaret için dikilen direktir. Başın tepeden tarafa uçlarına da ERAM>İREM denir. ZU ÂRAM: Yüksek ve pek, sert yer adıdır. AD Ulus'u orada işaretler koymuşlardır." {Kamus Okyanus Tercümesi 1884 İstanbul. C:4.S:169.170 Arap harfli}

 

İREM, Kur'an'ı Kerim’de "Direkli İREM" diye geçiyor. O devirde: böylesine işaretler bulunmayan karalar, ıssız çöllerdir. Bu gibi yerlere gidilmemesi için bu işaretler dikilmiştir. Bu işaretli direkler erkeklik uzvu şeklinde yapılır ve dikilirdi.

Bugün dahi yolların göbeklerine, geçilmesi yasaklanan yol kıyılarına gemilerin yanaştıkları limanlara bu ERRE-LER, EREM-LER, ARAM-LAR, ARES-LER, HERRO-LAR dikilmektedir. Yunan sahasında ARES, Arap sahasına EREM, İREM, ARAM, Kürtlerde HERRE, HERRO şekline girerek  kılık değiştirmişi görünen bütün bu sözlerin hepsi Türkçe ER, yani erkelik uzvundan başka bir söz değildir.

  

       

        ARES Vikipedi {alıntı}

       

        ER sözü, nice anlamlara gelir Türkçe bir sözdür.

        ER=Erkek, güçlü

        ER= Batır, batur yiğit.

        ERRE=İlişki. Bu ERRE sözü, Kurmanço>Kürtlerde HERRE, Yunanlıda ER-OS olmuştur.” {www.bilgeata.com EROS, KÜRTÇE Tıklayınız.}

            ER sözü Türkçe bir sözdür. Yukarıda açıkladığımız üzere İREM ve EREM, ARAM, EROS, ERRE, HERRO sözlerinin hepsi Türkçedir. Arapçada korunmuş kalmış Kur’an-ı Kerim’e de girmiş olan bu söz, AD Ulus’u hakkında yapılan bir açıklama sadedinde 89. Sure olan Fecr Suresinin 6-7-8. ayetlerinde geçmektedir. Arapçadan Türkçeye lügatlerde/sözlüklerde İREM, EREM, ERRE sözlerinin erkek ve genellikle erkeklik organı anlamına geldiğini bizzat kendileri açıklıyorlar. O dönemlerde ıssız, çöllük yerlerde insanların kaybolmamaları için bazen kandilli bazen kandilsiz olarak dikilen direklerin erkeklik organı şeklinde yapılmakta olduğunu görüyoruz. Şu açıkladığımız belgelere bakılırsa, henüz Yunanlı diye bir Ulus yokken, Avrupa’yı yurt edinen Brintler, Britanlar, Arhuntlar, Karlar, Karduklar, karluklar Lelekler, Pelasklar devrinde yılın belli dönemlerinde ERRE denilen değneklerle gezdikleri, bunları törenlerde kullandıkları, bu tapınaklarda Afrodizyak törenleri düzenlendiği biliniyor. Brintlerin, Britanların Balkan sahasından çok uzaklara, Avrupa’nın batı adalarına giderek orada Britanya’yı kurduklarını görüyoruz. {www.bilgeata.com  Britanlar Tıklayınız.}

        ER sözünden alınarak yapılan törenlerin bu günkü kuşaklara “ERO-TİK” “ER-O-TİKA” şeklinde anlatıldığı, bununla da güya “kadınların erotik dans” yaptıkları biçiminde yaygın bir propaganda yapıldığı görülmektedir. EROTİKA’NIN kadınlarla hiçbir ilgisi yoktur. EROTİKA’YI kadınlar yaptıklarında bunun adı EROTİKA değil AFRODİZYAK olabilir. Çünkü ER sözü ERKEK demektir. Kadının dansı EROTİKA değildir. EROTİKA erkeklik uzvu şeklindeki değnekleri, sopaları gezdirmek ve onu kutsamak demektir. AFRODİTYAK/AFRODİZYAK törenleri ise, kadınların soyunarak yaptıkları tapınma kutsamasıdır. Bunun da kökeni AFRODİT dayanır. AFRODİT ise hiçbir tevile hacet bırakmayacak bir açıklıkla Türkçe AVRAT demektir.” www.bilgeata.com EROS Güncellenmiş alıntı.

 

            KUR’ANI KERİM’DE AVRAT

 

        AVRAT, AVRAD, AVRET sözü, sadece Yunan dilinde korunup kalmamış, Sami dil grubunda da korunup kalmıştır. Arap dilinde korunup kalan bu Türkçe AVRAT, ARVAT sözü Kürtlerin dilinde de korunup kalmıştır. Kürtler, AVRAT yerine ARVAT diyalektini korumuşlardır. ARVAT şeklinde korunan bu öz Türkçe söz, aynen Türkçedeki gibi hem kadına ad olmuş, hem de, eş yani karı anlamına korunmuştur.

 

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

        وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى  عَوْرَاتِ  النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

 

        “Ey Muhammed! Kadınlara söyle: Gözlerini {harama bakmaktan} korusunlar. Namuslarını ve iffetlerini de korusunlar. Zinetlerinin-süslerinin- görünen bölümleri hariç olmak üzere başörtülerini, ceplerinin {iki göğüs arasındaki kovuk, çukurluk}’un üzerine sarkıtarak örtsünler. Kocaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, bacılarının oğulları, inanan kadınlar, kendi köleleri, cinsel gücü kalmamış erkekler, hizmetçiler, kadınların AVRAT {عَوْرَاتِ  } YERLERİNİ: {henüz bilmeyen sabi çocuklardan başkalarına zinetlerini göstermesinler. Mü’min kadınlar, gizli zinetleri fark edilsin, anlaşılsın, dikkat çeksin diyerek, ayaklarını yerlere vurmasınlar. İnananlar, iman edenler! Hep birden, toptan Allah’a tövbe edin, tövbe edin ki, gerçek kurtuluşa eresiniz.” Nur 24/31

 

                                                                                                          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ     لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

 

            “Ey iman edenler! Ellerinizin altında çalışanlar, {köle, cariye ve başka çalışanlar}, erginleşmemiş çocuklar,

       

a} Sabah namazından önce,

        b} Öğleyin soyunduğunuz da,

        c} Yatsı namazından sonra                     

        Sizden üç kere izin istesinler. Bu üç vakitler sizlerin   عَوْرَاتٍ ثَلَاثُ    ÜÇ AVRAT-MAHREM- bulunacağınız vakitlerdir. Bu üç vaktin dışında sizin ve onlar için bir birinizin yanına girip çıkmanızda- ziyaret etmenizde- bir sakınca yoktur. Allah, ayetlerini sizlere böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Nur 24/58                                  

 

                                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

        وَإِذْ قَالَت طَّائِفَةٌ مِّنْهُمْ يَا أَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِّنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا    عَوْرَةٌ    وَمَا هِيَ  بِعَوْرَةٍ  إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًا

 

        “işte o zaman bunlardan bir grup: “Ey Medineliler! Sizin için duracak yer yok. O halde siz hemen geri dönün.” Diyorlardı. O gruplardan bir takımı da Peygamberden izin istiyorlardı. Bizim evlerimiz gerçekten    عَوْرَةٌ   AVRETTİR.-AVRATTIR.-Düşmanın saldırısına açıktır.” Diyorlardı. Oysa onların evleri عَوْرَةٍ   AVRET –AVRAT- değildi, onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” Ahzab 33/13

 

        Kur’an’ı Kerim’de AVRAT sözü üç kere geçmiş Türkçe bir sözdür. Arap dilinde Korunan bu AVRAT sözü, Kur’an-ı Kerim’in iki suresinde geçmektedir. Kur’an-da AVRAT sözü, na mahrem anlamına kullanılmakta olduğu görülüyor. Kadınların na mahrem olarak kabul edilen kısımları, görülmemesi gereken kısımlar olarak tebliğ ediliyor. Buna rağmen erkelerin de na mahrem oldukları açıkça bildirilmiştir. Elbette kadın erkek gibi değildir. Kadınlar için görülmesi gizli olan yerlerin ayakları yere sertçe vurularak gösterilmesinin, dikkat çekici hareketlerde bulunulmasının da uygun olmadığı bu tebliğlerdendir. Konumuz gereği her hal ve şartta AVRAT sözü, Kur’an-ı Kerimde üç ayette açıkça geçmektedir.

        “Belde adları ise hemen-hemen genellikle oymak adlarıdır. Demek oluyor ki ÖN DEVİRDE, Yunanistan'ı dolduran Türk Ulus'u içinde FİNİKE sahillerinde oturan ARVAT / AVRAT / AFRODİT Oymağının bir kolu da gelmiş ATHENA>ATENA> ATİNA çevresinde yerleşerek adını Yurt edindiği yöreye vermiştir. Şu hâlde ARVAT, AVRAT, AFRODİT İLÂHE’SİNİN FİNİKE sahillerinden Yunanistan'a getirilmiş olduğu düşüncesine hiçte yer kalmaksızın bu yörede Yurt tutan ARVAT Oymağı tarafından Yunanistan'a getirilmiş olduğu inancını kabul etmek daha uygun olur.  Bununla birlikte bir ilâh'ın mutlaka kendini ona nispet ederek ad almış olan bir Oymak tarafından nakledilmiş ve yayılmış olması lâzım gelmeyeceğinin inancındayım. Bu bir dini sistemdir ki, tabiatın, doğanın doğurganlığına tapınmaktan ibaret olduğu için doğurganlık gücünün en özel ve en göze çarpan bir unsuru olan kadınlığı, yani dişiliği ihmal edemezdi. Zira ARES nasıl erkekliği temsil ediyor ise, AFRODİT yahut URAGUT da dişiliği temsil ediyordu.”

          “AFRODİT’İN {URAGUT} yani kadın olduğunun en açık işareti, yanında çoğunlukla {Eros} EROS, {Ýmeros}, İMEROS, {potos} POTOS denilen ve { aşklar } namını alan 3 ilâhın ve özellikle dâimâ { EROS} namındaki aşk ilâhının bulunmasıdır. Bu ilâhların manâ ve mâhiyeti; şimdiye kadar açıkça anlaşılamamış, belirsiz kalmıştır. Sebebi; bunların üçünün de Türkçe sözlerden olmasıdır. Bu ilâhlar AFRODİT sözünün anlamını tayin ve tespit işinde oldukça açıktırlar.

        Bilinmelidir ki, { EROS } sanki küçük bir çocuk şeklinde, kanatlı olarak resmedilir, elinde daima bir ok taşır." EROS ” Türkçe { ERRE } sözüdür ki, -ilişki- anlamınadır; erkek ile kadının yaklaşması hâline denilir. EROS; yiğitlik ilâhı olan ARES'LE AFRODİT’İN oğludur.” {Yusuf ZİYA age}

        Şu açıklanan belgeler, AFRODİT’İN bir Türk ilahesi olduğunu apaçık göstermiştir. AVRAD, ARVAD sözlerinin sadece Yunan sahasında var olduğunu iddia etmenin mümkün olmadığını bu çalışmamızda görüyoruz. Sami Arap dilinde korunan AVRAT, AVRET sözü, Kur’an-ı kerime dahi girmiş Türkçe bir sözdür. AVRAT, AVRET sözlerinin Yunanca bir söz olduğunu sanan etimologlarla, AVRAT, AVRET sözlerinin Arapça olduğunu sanan İslam bilginleri, bu sözlerin gerçek kökenini bir türlü tayin edememişlerdir.  Avrupalı bilginler, Yunan’dan gelen her şeyi kutsamışlar, insanlığın kökenini Greklere bağlayacak kadar fanatikleşmişlerdir. Son devir bilginleri, yaptıkları çetin çalışmalar sonunda Yunan-Grek ırkının geçmişini, en çok M.Ö 8. Yüz yıla kadar götürebilmişlerdir. Yunan ırkının kökeni 3 bin yıldan daha gerilere götürülememektedir. Oysa Yunan, yani Grek ırkının henüz uluslaşmasından binlerce yıl önce Balkanlarda Pelasklar, Arhuntlar, Karduklar-Karluklar, Brintler, Lelekler yaşamaktaydı. 

        “Aşk ilâhı'nın dâimâ AFRODİT’İN yanında bulunması, kadının gönlünde bir erkeğe yakın olma arzusunun dâimâ var olduğuna işârettir. Nitekim ARES’İN yani ERLİK ilâhı'nın da ayağının ucunda çoğunlukla EROS vardır ki, erkeğin gönlünde de kadın sevgisinin hiç eksik olmadığını gösterir. Ancak görülüyor ki erkeğin bundan daha önemli arzuları şan, şeref, gibi emelleri vardır ki savaş, bahadırlık ilâhının yanında aşk ve yakınlık ilâhı daha aşağı bir düzeyde bulunmaktadır. Aksine AFRODİT’İN yanındaki mevkiine göre yakınlaşma işi, kadının başlıca emellerini teşkil ettiği gösterilmektedir. İşte yakınlaşma anlamına olan EROS’UN vücudu,  AFRODİT’İN, Uragut'un olduğunun en açık bir belgesidir.

           EROS’TAN başka AFRODİT’İ izleyen aşk ilâhlarından öbür ikisinin adı İMEROS ve  POTOS'TUR. Bunlar da Yunancada arzu ve istek anlamınadır. İMEROS sözünün anlamı çok açıktır. Türkçe İMREN-MEK fi'ilinin köküdür ki gerçekten arzu ve istek anlamlarınadır.”

       “{ poqon} BOTON sözüne gelince, Türkçe boton, gavi, sert anlamına BOTAL sözü olduğunda şüphe yok gibidir.”

           Görülüyor ki, doğa'nın doğurganlığına tapınan bu Türk Boy'ları, evreni izdivaç görüşünden anlamışlardır. Bir anayı çevreleyen ve onu kucaklayan UZAGÖK, Yer yüzüne aşılamayı gönderen bir ATA’DIR. YER ANA, onun eşi ve ondan doğurma gücü ve hayatın tohumunu alan, o tohuma sinesinde gelişme imkânı vererek doğurup emziren bu kâinatın / evrenin ANASI'DIR.” {Yusuf ZİYA age.}

            “Boton, Botal, Battal, sözleri, sert, güçlü, bahadır, kahraman gibi anlamlara gelir. Bu söz Arap dilinde korunup kalınca, butulet şeklini almıştır. Butulet, sporculuk, güreşçilik gibi anlamlara gelir. Doğu Anadolu'da bulunan Botan Çayı da bu Boton ile ilişkilidir. Bu Çay da sert akıntılı olduğu için bu adı almıştır. Ayrıca Battal sözü ve Battal Gazi Efsânesi bunlarla ilişkilidir. Başka bir hususta, Beton dediğimiz söz, beton'un sertliğinden kinaye olarak bu nesneye ad olarak verilmiştir.

        “Bundan sonra yaratılmışların en üst tabakasının başında bulunan insanlık bir çift ve bir eşten başka bir şey değildir. Bunlar ER ile ARVAT' tan daha başka bir çift'tir ki, karı-koca olarak insanlığın asıl hayatını kurar. Devam ettirirler.  ERİN aşkının feyz ve bereketi, insanlığı devam ettirmeye hizmet eden ARVAT'IN kadınlık şefkati ve Analık duygusuyla yüce bir mutluluğu sağlar. AFRODİT’İN aşk İlâhe'si olması itibariyle nitelik ve özellikleri, bunun Türkçe kadın anlamına olan URAGUT olduğunun belgesini gördükten sonra, şimdi de denize ait AFRODİT’İN öbür nitelikleri ve anlamlarını görelim; ayrıca doğa'da hangi rolü yaptığını da anlamış olalım.”

        “YER anlamında AFRODİT, Yerin neslinin bereketinin prensesi olarak görünüyor. Onun sâyesinde her baharda YERİN bitki bitirme gücü uyanır. GÖK YERİ aşılamak için yaklaştığı vakit o da meyvesini verir. Bu anlam itibariyle AFRODİT sözü, yine URAGUT sözüdür. Fakat şu kayıt ile ki, burada insanlığın dişisi olan URAGUT değil, genel inanca ve anlama göre dişilik kast olunmuş ve bu anlamda bizzat YERE dönerek URAGUT= AFRODİT denilmiştir. Gerçekten bir ana, başka bir deyişle dişi bir İlâhe'dir. Bunun erkeği, UZEGÖK, başka bir anlatımla ZEUS'TUR. İşte bundan dolayıdır ki, Ispartalılar yanında HERA, AFRODİT ile birleştirilmiş, HERA-AFRODİT adı verilmiştir. Çünkü HERA; ZEUS'UN URAGUT'U idi. HERA-AFRODİT; HERA-KADIN; dişi HERA "DİŞİ YER" anlamında idi. Bu dişilik niteliği dolayısıyla idi ki, doğurganlık, evlilik, âile İlâhesi olmuştu. 

         Böylece Barton hayatın sınıflandırılmalarında AFRODİT’İN  doğurganlığının feyiz ve etkisinin görülmesi de yine dişilik özelliğinin doğal gereği idi. Çünkü bütün yaratıklara cinsiyet eğilimlerini bağışlayan {De Şarm 19 Perelle- Robert 358 } onları doğurganlığa sevk eden o idi. Çünkü bütün yaratığın kendi cinsinden olan dişiye doğal çekimi, bu doğurganlığı sonuçlandırmakta idi. Bu yönelişten ne havadaki kuşlar, ne yerdeki hayvanlar, ne de denizdeki balıklar uzak duramazlardı. Her sınıf yaratık bu çekimin etkisi altında idi. İşte AFRODİT YERİ temsil eden anlamda hem dişi olan, hem de bütün yaratıkların dişisini temsil etmek sûretiyle URAGUT sözünden ibaret idi.“

          “Gerek insana, gerek YERE ve gerekse hayvana âit dişilik olsun AFRODİT’İN aldığı unvan, bu anlamları daha açık ifade etmektedir. Çünkü bu nitelikle AFRODİT; {dwritiV } DORİTİS unvanını alır ki Türkçe, {doğurucu} sözünden başka bir şey değildir.  Tekrar edelim ki, doğurucu sözündeki {Ğ} harfi, sesli harfe dönüşmüş ve sonundaki büyük {Cİ} hecesi {tiV }-TİŞ- şeklini almıştır. Bunun örneklerine çok rastlayacağız. Şunu da ekleyelim ki, { Ğ } harfini ifade eden sesli harf'te { o } şeklinde yazılmış değil { w }  {ou} şeklinde yazılmıştır. Bu harf ile yazılan sözlerin hemen-hemen tamamını Türkçe kabul etmekte bir sakınca olmayacağını iddia edebilirim. İşte doğurucu unvanı da bütün yaratılmışların dişisi dikkate alınmak suretiyle AFRODİT’İN anlamının yayıldığını ve genişletildiğini gösterir.”

      “GÖK'E ve denize ait anlamları itibariyle AFRODİT’İN URAGUT ile hiç bir ilişkisi yoktur. Fakat URAGUT sözünün ilk hecesi olan { UR- our }, her üçü arasında ortaktır. Zaten yukarıda söylediğimiz üzere AFRODİT’İN ilk hecesi olan { AFR}-{ajr }, işte Türkçe { UR-our }   hecesinden doğmuştur. Göksel anlamında AFRODİT Türkçe, yine GÖK sözünün ne kadar değişik anlamları var ise, Yunancada da aynen korunmuştur. Ancak bu sözün bazı ağızlarda söylenişi de, aslâ değişmemiş iken, bazı ağızlarda ise az değişikliğe uğramıştır. Öncelikle UR sözünün değişik anlamlarını gözden geçirmek yararlı olur.”

           “UR=GÖK  

           UR= TEPE, yüksek yer, dağ başı

           UR=Vücudun bir yerinde çıkan şişlik.

           UR=Batı Yelinin estiği taraf.

           UR=Kale hendeği, burç ve baru, müstahkem yeri, korunak.

           UR=Yukarı Yükseklik, Yücelik.

           UR= Tarla sınırlarının işareti, sınırı gösteren toprak yığını.”

        “ URAGUT=KADIN çünkü bu da UR kökündendir. UR yücelik ifade etiğinden, TOHUM ve SOY' da yukarıdan yüceden hediye edildiğindendir ki URUK denilmiştir. 

          ZEUS konusunda gösterildiği üzere bazı ağızlarda bu  {UR} sözü, tamamen bizim Türkçe'mizde kullanıldığı şekli ile korunmuştur. Bu cümleden olarak { ZeuV ourioV } ZEUS ORİYUS unvanıyla tarla sınırlarının koruyucusu idi. Yine aynı unvanı ile batı yelini, tatlı ve yumuşak yel'i göndermek için kendisine yalvarılırdı. Çünkü {UR}, öbür anlamlarından başka, burada batı yel'i, gemilerin seyrini hareketini ve güvenliğini sağlayan tatlı ve yumuşak rüzgâr anlamına idi. Fakat {UR} sözü,  bazı oymakların dilinde ağır bir biçimde söylendiğinden bu ağız gereği olarak bazı yerlerde bir derece değişikliğe uğramış, { UR } hecesi { AFR } şekline dönüşmüştür. Nitekim { URUGUT}'un da {AFRODİT} şekline girmesi böylece gerçekleşmiş idi. Bundan dolayı {UR} ile { URUGUT }; { AFR } ile { AFRODİT } arasında birlik sağlanarak UR'UN değişik anlamları, AFRODİT’TE toplanmış olduğundan İlâhenin nitelikleri ve özellikleri anlaşılmaz hâle gelmiştir.”

        “Şu araştırma sırasında benim edindiğim kanaate göre; Türkçe kadınlığa ait olan bütün sözler, UZEGÖK’ÜN eşi olan YERİN ad ve unvanlarından başka bir şey değildir. Esasen dînî olan bu sözler, daha sonra beşerî / insani adlar şeklini almıştır ve bununla birlikte URUGUT sözü de başlangıçta, mutlaka YERİN unvanlarından biri idi. Yavaş-yavaş bu dînî söz, doğal adlandırmadan beşerî / insani adlandırma ile yayılmış.

        Doğa'ya tapma Dininin yıkılışından sonra Türklerde, bütün-bütün bu anlamlar unutularak kadın ve dişi anlamına kalmıştır. Bunun en açık belgesi, yukarıda geçtiği üzere Isparta da AFRODİT’İN HERA ile yani YER ile aynı kişilik sayılması,  { HERA-AFRODİT}'e tapınılmasıdır ki, bizim Türkçeye dönüştürdüğümüzde {YER-ORAT; YER-AVRAT, YER-KADIN} demek olur. Zaten KADIN olan ve UZAGÖK’ÜN eşi olan YERİN ön devirlerde bir adının da URUGUT olduğunu gösterir.

        Şu duruma göre AFRODİT-İRYA, AFRODİT-AKRAİYA,  AFRODİT-ORANYA gibi unvanlarla tapınılan AFRODİT, kutsal ve muazzam eşiyle dağ başlarından yaklaşan bizzat YER, yani HERA- AFRODİT idi. Bu yaklaşmayı kutlamak için bu unvanlar veriliyordu.

        Bunun başka bir belgesi de: Denize âit unvanları arasında {ZeidoroV} ZİDOROS, ZİDOR, ÇAVDAR doğurucu,{hpiodroV} EPİYODROS, NİMET doğurucu, ekmek veren ; {eukarpoV} Okarpos=iyi meyve veren gibi unvanlar bulunuşudur ki, bu unvanlar URUGUT’UN bizzat YER olduğunu göstermektedir.

        ADONİ ile samîmî bir aşk ilişkisi olan ve bunun ölümü üzerine AFRODİT’İN yasa bürünmesi de URUGUT’UN YER olduğunu ispat eden önemli bir belgedir. Zira ADONİ; mevsimlerin ilâhı olup senede 6 ay devam eden güzel mevsimden, tarlalar biçildikten, bağlar bahçeler bozulduktan, kış mevsimi tarlaları, kırları her türlü süsten ayırdıktan sonra yerin çehresi buruşuk ve soğuk bir şekil aldığına işarettir ki, bu da { URUGUT }'UN YERE özgü bir ad ve unvanlardan biri olduğunu göstermektedir. Böylece Urugut, YERİN unvanlarından biri olup AFRODİT-İRYA, AFRODİT-AKRAİYA unvanı, eşiyle dağ başlarındaki yakınlığının bir sonucu gibi görünür.”{Yusuf Ziya Yunan’dan Evvelki Türk Medeniyeti 1928. İstanbul. Arap harfli}

 

        “Kenan sözü, Kenan Bin. Ham Bin. Nuh'a izafeten bizzat Tevrat’ta da defalarca geçmektedir. Kenan'ın ilk oğlu olan SİDON’UN babası:

        a} HATTİLERİN, b} YEBUSLARIN, c} GİRGAŞLARIN, d} HİVLİLERİN,

e} ARKLILARIN, f} HAMALILARIN ATASIYDI." {Tevrat Tekvin; 9:18} Dr. Ahmet Susa. Araplar ve Yahudiler. Selenge Yay. D. Ahsen Batur. İstanbul. 2005. S:41

 

        Dr. Ahmet Susa, yukarıdaki listede adı geçen Hz. Nuh oğlu, sam oğlu Kenan oğlu Sidon’un babasından soylandıklarını, bunların da hepsinin Arap soyunu oluşturduklarını iddia etmiştir. Oysa yaptığımız çalışmalar sonunda elde ettiğimiz vesikalarla bu iddialar geçerliliğini yitirmiştir. Bu listede adı geçen bütün boy ve oymakların adları Türkçedir.

        ARK'LILAR:  ARK sahibi olanlar. ARK yapıp tarım ürünlerini bu arklarla sulayanlar anlamınadır. ARK sözü, URG-URUK sözünden kaynaklanan bir sözdür. ARKLILAR, su kanalları yani arklar açarak suları kaynaklarından daha uzak yerlere götürdükleri için bunlara ARKLI denilmiştir. Atalarımın erleşkesi olan Tumlu Kalesine pöhrenklerle su getiren ARKLILAR, dünyanın pek çok yerine de su götürmüşlerdir.

        ARK sözü, URK sözü, URUK sözü bir birleriyle yakından ilgilidir. URK sözü, dallarını yere uzatan, havaya gönderemeyen bitkiler için kullanılır bir sözdür. Karpuz, kavun, kabak, salatalık, acur, kornişon, cırtatan ve benzeri bitkilerin dallarına URK denir. Yeryüzünde uzayıp giden su kanallarına da ARK denir. İnsan ve öteki canlıların sürüp giden soylarına da URUK ve IRK denilmiştir.

        Nitekim Orta Asya da Turfan Havzasına, uzak bölgelerden su getirmek zorunda kalan Türk'ler, getirecekleri suyun çöllerden geçmesi gerektiği için, bu da su kaybına sebep olacağından, ARKLARI çölün altında derin dehlizler açmışlar, suyun akışını sağlamak için belli aralıklarla yer yüzüne çıkan kuyular, yani hava bacaları da kazmışlardır. Bu hava bacaları olmadıkça suyu yer altı arklarından akıtmak mümkün değildir.       

        URUG-URUK sözü, SOY ve nesil anlamına gelir. Şimdi kuşak ta deniyor.  Bu URUK sözü, devamlılık gösteren, ardı-ardına giden bir hali de anlatır. Bunun karakterinde kesinti yoktur. Kesinti olduğu zaman soy süremez. Ardıllığı bitmeyecek bu hâle URUG, URUK ve IRK denir. Bağ, bostan sulayanların, ürünlerine su götürmek için açtıkları suyoluna da bundan alınarak ARK denilir. Ön devirde yaşayan ARK'LI Türk Oymağı; ARK denilen su kanallarını ilk kez açtıkları için onlar bu adla anılmışlardır.

        Kur’an-ı Kerim’e dahi giren AVRAT, AVRET sözünün anlam ve içeriğine baktığımızda: “ayıp, utanma, gizlenme, örtünme, namahrem” gibi anlamlar içerdiğini görürüz. Bu içerik, kadın cinsinin korunması, esirgenmesi, kıskanılması gibi anlamlar içermekte olduğu apaçık görülecektir. Erkeklerin, kadınlara karşı aykırı tutum ve davranışlarda bulunmalarını caydırmak için yapılmış tebliğlerdir. Hatta namaz kılma sırasında, “AVRAT veya AVRET” yerlerinin örtülmesi terimi, hep bu anlamaları korumaktadır. İnsanlar, kadınlarını korumak isterler.

       AFRODİT;  ÖZ BE ÖZ BİR TÜRK İLÂHESİDİR.

 

                            25/Mart/1999

                   Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

         Eğitimci Yazar-Teolog-Kökenbilimci

                   Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

 

 

 

 

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar