Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 44
Bugün: 171
Toplam: 1.109.867
 

Hz. Süleyman

       

                               Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

ÇALINAN TÜRK TARİHİ

     PEYGAMBERLER HALKASI

   

    Hz. S Ü L E Y M A N VE MESCİD-İ AKSA

   

    SÜ, SÜ-BAY, SÜLEPEN=SÜLEMEN=SÜLEYMAN

         

          {Türk Soyuna, Türk adına düşman olan MANGURTLARA ithaf olunur!}

 

    Allah Zülcelâl’in Kutlu Elçilerinin şimdiye kadar kabul edilen kökenleri ve adlarıyla ilgili bilgilerden başka bilgi ve belgeler var mı, yok mu diyerek bir araştırma başlattım. Yirmi küsur yıl önce başlattığım çalışmalarımda bugüne kadar gelen kabullerle savaşmanın zorluğunu görüyordum. Günümüze kadar gelmiş kabullerin uydurma taraflarını, bilim ve Kur’an dışı yönlerini belgelemek için başlattığım araştırmamın Hz. SÜLEYMAN,  KUDÜS, MESCİD-İ AKSA, SÜLEYMAN MABEDİ, bölümünü dikkatle, özenle inceleyeceğinize inanmaktayım. Bu çalışmalarım inşallah kitaplaşma arifesindedir. Türkiye’mizin çok çetrefilli bir burgacın içine sürüklemekte olduğu bu 2000 li yıllarda, aziz Milletimizin başına örülmek istenen çorapları gördüğüm için, Büyük Türk Milletinin uyandırılması, öz güvenlerini kaybetmemeleri için çevremden ve okuyucularımdan gelen yoğun istek üzerine www.bilgeata.com web sitemde Hz. Süleyman {s.a.v} bölümünü yayınlamaya karar verdim. Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimiz ile öteki resullerin-elçilerin- köken bilgilerini kitabımız yayınlanınca okuyacaksınız. Neden Hz. Süleyman {s.a.v} Efendimize öncelik verdiğimi sorgulamak isteyenler, aşağıda bu sorularının yanıtlarını bizzat kendileri göreceklerdir. Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimizin ise Arap kavmi ile hiçbir köken bağının olmadığını inşallah bütün belgeleriyle kitabımızda bulacaksınız. 2012 Ocak ayı içinde Ankara’da Türk Oğuz Boyları Boy Birliğinde …… yaptığım konuşmada bu güne dek Cenab-ı Allah Zülcelal’in göndermiş olduğu Yalavacların/peygamberlerin Yahudi ve Arap kökeninden gelmediklerini, özellikle Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimizin Araplarla soy bağının olmadığını ilk kez orada açıkladım. Değerli kardeşim Sadi Somuncuoğlu Beyefendi, açıklamalarımdan sonra: “Çok emek vermiş olduğumu, hele bu konuların Kur’an ile de desteklenmiş olmasını sevinerek karşıladığını” iltifatlar ederek söylemsi beni daha da yüreklendirdi. Çalınan Türk Tarihi iki seridir. Bu seriden birisi Peygamberler Halkasıdır. Şimdi o halkanın içinde Hz. Süleyman {s.a.v} Efendimizin köken bilgisini sunacağım. Hz. Süleyman {s.a.v} Efendimiz bugüne kadar Yahudi peygamberlerinden olarak kabul edilmiştir. Biz de “ŞAH, MAT” diyerek, bu KUTLU EFENDİNİN Yahudilikle köken bağının olmadığını, Kur-anı Kerim ve köken çalışmasıyla belgeledik. Aşağıda listesi sunulan 14 Peygamber {s.a.v} Efendilerimizin adlarının kökenbilgileri inşallah kitabımızda yayınlanacaktır.

Kur-an’ı Kerimde adları geçen 25 Yalavactan-Peygamberden ilk yayınlayacağım Yalavac-Rasül de Hz. SÜLEPEN- SÜLEMEN-SÜLEMEN- SÜLEYMAN {s.a.v} Atamızın kökenbilgisidir. Bu çalışmam Hz. Adem {s.a.v} Atamızla birlikte 14 Peygamber Efendilerimiz ve Hz. Hava, Hz. Hacer, Hz. Ali {r.a}’nin adlarının kökenbilgisini de kapsamaktadır.                                                              

                                      Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

 

PEYGAMBERLER AYNI SOYDAN, TEK SOYDAN TÜRETİLDİ

 

                                                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                              

   إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ

                  ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

 

          “GERÇEKTEN ALLAH ADEM’İ, NUH’U, İBRAHİM’İ VE SOYUNU, İMRAN VE SOYUNU, BUNLARIN HEPSİNİ, BİRBİRLERİNDEN TÜREYEN TEK SOY OLARAK ALEMLERE ÜSTÜN KILDI. ONLARI ARINDIRILMIŞ OLARAK YARATTI. ALLAH GERÇEKTEN İŞİTİCİ VE BİLİCİDİR.” Âl-i İmran 3/33,34      

 

       Âl-i İmran Suresinin bu 33. ve 34. Ayetlerine göre, Hz. Adem {s.a.v} Atamızdan itibaren H: Muhammed {s.a.v}’e gelinceye kadar bütün peygamberler, aynı soydan, tek bir soydan geldiler. Bugünün insanlarının, Araplardan ve Yahudilerden geldiğini sandıkları peygamber {s.a.v} Efendilerimizden hiç birisinin, ne Arap ne de Yahudi kökeninden gelmediklerini, Kur-anı Kerim apaçık ayetlerle tebliğ etmektedir.

 

                                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  

      وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ أُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ     

 

       “Ey Muhammed! Kulumuz İbrahim, İshak ve Yakub’u da an an ki, onlar; güç kudret ve icra, yönetim sahibiydiler.”Sad 38/45

 

                                                                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

                                         إِنَّا أَخْلَصْنَاهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ    

 

       “Biz onları saflaştırılmış, arındırılmış, has kullarımızdan kıldık. Onları halis, katışıksız bir özellikte yurt düşüncesiyle seçkinleştirdik.” Sad 38/46     

                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

                                         وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ    

 

       “Çünkü onlar, Katımızda süzülüp seçilen arınmışlardandır. İnsanların da en hayırlılarıdır.” Sad 38/47

                                                              بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ      

                   وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنْ الْأَخْيَارِ      

 

       “İsmail’i, Elyasa’yı, Zü’l Kifl’i de an. Bunların hepsi de en hayırlı kimselerdi.” Sad 38/48

 

       İslam Dini geleli; 1402 yıl olmasına rağmen, bütün İslam bilginleri, bu ayetleri meal ve tefsir etmiş olmalarına rağmen, bu ayetlerin gösterdiği gerçek hedefleri bir türlü ortaya koyup gereğini yapmamışlar. İçlerinden belki yapmak isteyenler olmuşsa da genel kabulün baskın gelmesi sebebiyle onların sesi de cılız kalmıştır. Yukarıdaki ayette tebliğ edilen İlâhî Vahiy, peygamberler halkasının aynı zürriyetten,- aynı soydan, tek bir kökenden geldikleri gerçeğidir. Peygamberlerin geldiği soy, ana soydur. Bizler yüz yıllardan beri, ya Yunan’ı, ya Arap’ı, ya acem’i, ya Latin’i ya Çin’i ana soy sanmışız. Oysa Avrupalının hiç birsinin ana soy olmadığını, 10 bin yıl önce Asya’dan Avrupa’ya göçmüş çiftçiler olduğunu kendileri açıklamaktadırlar. www.bilgeata.com Y kromozomu. TIKLAYINIZ  Yunan’ın geçmişi en çok 3 bin yıldır. Latin’in geçmişi de o kdardır. Alman’ın geçmişi 2.200 yıl, Fransızın, İngilizin geçmişleri 1500 yıl kadardır. Bk. Redhouse Sözlüğü S=29. Çin’in geçmişi en çok 5 bin yıldan daha geriye götürlemiyor. Türkmenistan’ın Başkenti Aşkabad’ın yakınındak eski Türk yerleşkesi ANAV’ın tarihi 11 bin ila 15 yıldan daha artıktır. Van İlimizde Kızların Mağarasında Ön Türklerin kaya resimlerinin tarihi 17 bin yıldır. www.bilgeata.com Ayasofya, Akdamar Adası, Sumela manastır TIKLAYINIZ  Dünyada yaşayan uluslarının atası, TÜRK Soyudur. www.bilgeata.com  Tek Ana Tek Ata TIKLAYINIZ  Bizim şu tebliğlerimizden sonra da, Yahudi peygamberleri, Arap Peygamberi diyecek olanlar, Kur-an’ı Kerimin bu apaçık ayetlerini, dolanmış sayılırlar.

 

                                                                                                    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                                                                           

  مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

 

          “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi. ama o, Allah'ı Bir Tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi. Müşriklerden de değildi.” Ali İmran 3/67 

 

           ALLAH ZÜLCELÂL:“İBRAHİM YAHUDİ DE DEĞİLDİ, HIRİSTİYAN DA  DEĞİLDİ” {Âl-i İmran-3/67} DİYE APAÇIK, MUHKEM AYETLER GÖNDERMİŞTİR. BU APAÇIK AYETLERE İNAT, VATİKAN’IN BAŞPAPAZININ MİSYONCUSU OLMAK İÇİN PAPAYA YALVARAN FETULLAH GÜLEN İLE CEMAATİ, BİR TAKIM SİYASETÇİ, YAZAR-ÇİZERLERDEN BİR BÖLÜK KİMSE DAHİ “DİNLER ARASI DİYALOG” SAFSATASININ ASIL KAYNAĞI OLAN “BRAHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER” PROJESİNE DÖRT ELLE SARILIYORLARDI. “DİNLER ARASI DİYALOG” ADIYLA DAYATILAN VATİKAN SAFSATASI, GERÇEKTE “BRHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER” PROJESİNİN MÜSLÜMAN ULUSLARI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK AMACIYLA ORTAYA SÜRÜLMÜŞ, BİRAZ DA SEVECENLİK ÇEŞNİSİ KATIŞTIRILMIŞ BİR YAN ÜRÜNÜDÜR. PAPA: “BRAHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER” DİYEREK, YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIĞI Hz. İBRAHİM {s.a.v} EFENDİMİZE YAMALAMAYA ÇABALAMAKTADIR. PAPA’NIN, DOLAYISIYLA VATİKAN’IN BU ÇABASININ PERDELENMESİ İÇİN DE “DİNLER ARASI DİYALOG, DİNLER BAHÇESİ, ÜÇ BÜYÜK DİN, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, MEDENİYETLER BULUŞMASI,” GİBİ ÇAKMA YALDIZ SÜRÜLMÜŞ SLOGANLARIN CAZİP BİR ŞEKİLDE SUNULMASI PLANLANDI. İLK ÖNCE; “DİNLER ARASI DİYALOG, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI” GİBİ SÖYLEMLER ÖNE ÇIKARTILACAKTI. ÖYLE DE YAPTILAR. BATI MEDENİYETİYLE, İSLÂM MEDENİYETİNİN ÇATIŞMAKTA OLDUĞUNU, BU ÇATIŞMAYI ÖNLEMEK GEREKTİĞİNİ CAZİP LAFAZANLIKLARLA ÖNCE FETULLAHÇI CEMAATÇİLERE, SONRA BİR TAKIM SİYASETÇİLERE YÖNELTTİLER. BAZI YAZAR-ÇİZERLER, ENTELOŞLAR DA KENDİLERİNE VERİLEN MİSYON GEREĞİ, HAZIR VAZİYETTE BEKLEŞMEKTEYDİLER. “DİNLER ARASI DİYALOG” SAFSATASINI ÖNE SÜRERLERKEN, İTİRAZ EDENLERE KARŞI: “SİZ, DİYALOGDAN NİÇİN KAÇIYORSUNUZ? DİYALOG DEMEK, KARŞILIKLI KONUŞMAK DEMEKTİR. BUNUN NERESİ KÖTÜ? KARŞILIKLI OLARAK KONUŞMAYA-KONUŞMAYA, YÜZ YILLARDIR, NİCE DİN SAVAŞLARI ÇIKTI.” DİYEREK, PAPA’YA, VATİKAN’A, KARŞI ÇIKANLARI, KAMUOYU ÖNÜNDE SUSTURDULAR. BU EKİPLERİN KİMİ İLAHİYATÇI, KİMİ HUKUKÇU, KİMİ, EDEBİYATÇI, KİMİ FELSEFECİ VE HER TÜRDEN YETİŞKİN İNSANLARDI. BUNLAR, KOŞA-KOŞA; “BRAHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER” TUZAĞINA DÜŞTÜLER. ONLAR İSTEDİKLERİ TUZAKLARA DÜŞSÜNLER. BU BİZE VIZ GELİR. KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ. ONLARIN HESABI ALLAH AZİM’ÜŞŞAN’A AİTTİR. AMA KAZIN AYAĞI DA ÖYLE DEĞİLDİ. KENDİLERİ DÜŞERKEN, BU KERE DE, MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİ, BU TUZAKLARA ÇEKTİLER. ÜNİVERSİTELERDE OKUTTUĞUMUZ, YETİŞMELERİ İÇİN MİLYARLARCA PARALAR HARCADIĞIMIZ, EKMEĞİMİZİ-TUZUMUZU YİYEN BU EKİPLER, ŞİMDİ VATİKAN VE PAPA UĞRUNA BİZİM MANEVİ İKLİMİMİZİ HIRPALAMAYA, KUTSAL KUR-ANIMIZIN MUHKEM AYETLERİNİ BİLE GÖZ GÖRE GÖRE, DOLANMAYA BAŞLAMIŞLARDIR. ONLAR, VATİKAN’IN BATIL PROJELERİNİ KUR’ANDAN DAHA DEĞERLİ SAYDIKLARI İÇİN OLMALI Kİ, BU AYETLERİ DOLANDILAR. EĞER BU BÖYLE OLMAMIŞ OLSAYDI, ÇOK NAMLI İLAHİYATÇI pröf UNVANLI KİŞİLER, KUR’ANI KERİM’İN BU APAÇIK AYAETLERİNİ NEDEN DOLANMIŞLARDI? OYSA BAZI İLAHİYATÇILAR, BU OKULLARIN BAZI ÖĞRETİM ÜYELERİ, BU AYETLERİN NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLMİYORLAR MIYDI? FETHULLAH GÜLEN, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIMIZIN MERKEZ VAİZİ DEĞİL MİYDİ? BU AYETLERİN ANLAMLARINI BİLMİYOR MUYDU? VATİKAN’A, PAPA’YA GİDİYOR, YANINDA GÖTÜRDÜĞÜ YARDIMCILARI, ALAETTİN KAYA’YA PAPA’NIN ELİNİ ÖPTÜRÜYORDU. BU EL ÖPME TÖRENİ ÖYLE BİR HALDE İCRA EDİLİYORDU Kİ, EL ÖPEN MÜRİT ALAETTİN KAYA, PAPA’NIN ELİNİ RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMLARINDA, UZAK BİR DİYARDAN GELMİŞ, YILLARCA BABASINA AHSRET KALMIŞ BİR MSÜLÜMAN AİLENİN DİNDAR OĞLU EDEBİ VE HASRETİYLE, BİR MÜSLÜMAN BÜYÜĞÜNÜN ELİNİ EÖPER GİBİ HÜRMETLE ÖPÜYORDU. ALAETTİN KAYA, BU BAŞPAPAZIN ELİNİ HÜRMET VE SAYGI İLE ÖPTÜKTEN SONRA AYNI HÜRMET VE AYNI SAYGI İLE ALNINA GÖTÜRÜYORDU. FETHULLAH GÜLEN DE BU EL ÖPME, EL ÖPTÜRME TÖRENİNİ, HUŞU İÇİNDE BOYNUNU YANA BÜKMÜŞ, BÜYÜK HAZLARA GARK OLMUŞ BİR KİŞİNİN TESLİMİYETİYLE, SÜKUN ORTAMINDA ERİŞİLMEZ BİR MUTLULUK İÇİNDE SEYRE DALMIŞTI. FETULLAH GÜLEN, EL ÖPME TÖRENİ SIRASINDA MUTLUKTAN DOĞAN SEVGİ GÜLÜMSEMESİYLE GÜLÜMSÜYORDU. ŞU PAPA, NE ETKİLİ, NE YETKİLİ BİR ADAMMIŞ Kİ, FETULLAH GÜLEN GİBİ BİR MÜSLÜMAN MERKEZ VAİZİNİN ADAMLARINA EL ÖTÜRTÜYOR, MÜSLÜMAN ALAETTİN KAYA İSE BU BAŞPAPAZIN ÖPTÜĞÜ ELİNİ ALNINA GÖTÜRTÜYORDU. BU ARADA BAŞPAPAZIN YANINDA BULUNANLARDAN HİÇ BİR PAPAZ DA FETHULLAH HOCA EFENDİNİN ELİNİ ÖPMEK GİBİ BİR DAVRANIŞTA BULUNMUYOR, FEHULLAH GÜLEN’İN ELİNİ ÖPMEYE TENEZZÜL BİLE ETMİYORDU. EH BİZDE ADETTENDİR. KÜÇÜKLER BÜYÜKLERİN HUZURUNA ÇIKARLAR. BÜYÜKLER, ELLERİNİ UZATIRLAR, KÜÇÜKLER DE UZATILAN BU BÜYÜK VE SAYGIN KİŞİNİN ELİNİ HÜRMETLE VE SAYGIYLA ÖPÜP BAŞLARINA GÖTÜRÜRLER. ÜSTÜNE ÜSTLÜK, FETULAH GÜLEN, BİR İSLAMİ TERİM OLAN ÇOK DEĞERLİ ZATLARI ÖZELLİKLE ALLAH ZÜLCELAL’İ, Hz. Muhammed {S.A.V}’İ VE ÖTEKİ PEYGAMBER EFENDNİLERİMİZ NİTELEMEK İÇİN KULLANILAN: “HAZRETLERİ” TERİMİNİ, PAPA İÇİN KULLANIYOR, PAPA’YA: ”PAPA HAZRETLERİ” DİYORDU. BİR CEMAATİN ÖNDERİ, DİYANET İŞLER BAŞKANLIĞINDA MERKEZ VAİZLİĞİ YAPMIŞ BİR İSLAM DİN ADAMI, NASIL OLUYORDU DA ALLAH ZÜLCELAL TARAFINDAN HÜKMÜ KALDIRILMIŞ BİR DİNİN BAŞ PAPAZINININ ELİNİ KENDİ CEMATİNDEN BİR MÜSLÜMAN MÜRİDİNE ÖPTÜRTÜYORDU? BİZİM KENDİ VAİZLERİMİZİN, KENDİ pröf-LERİMİZİN, KENDİ ENTELEKTÜEL DEDİĞİMİZ AYDINLARIMZIN, KENDİ SİYASETÇİLERİMİZİN BİR KISMININ ELLERİYLE, DİLLERİYLE, BİLGİLERİYLE BİZİM KENDİ ÖZ KİTABIMIZIN İÇİNİ BOŞALTMAK, ARDINA DOLANMAK İÇİN VATİKAN’IN BAŞPAPAZININ KUR-AN DIŞI, İSLÂM DIŞI BATIL PROJESİ UĞRUNA VAR GÜÇLERİYLE YÜKLENİYORLARDI. MÜSLÜMANLIK KAYBEDİYOR, HIRİSTİYANLIK KAZANIYORDU. MÜSLÜMAN ANADOLU TÜRKLERİNİN İMAN KÖKLERİ BİR BİR YIKTIRILMAYA ÇALIŞILIYORDU. ŞU PAPA’YA, VATİKAN’A ŞAŞMAMAK MÜMKÜN MÜDÜR? HIRİSTİYANLARIN BAŞPAPAZI OLAN PAPA, NE DEMİŞSE, BAŞTA FETULLAH GÜLEN, ARDINDA CEMAATİ, SONRA BİR TAKIM SİYASET ERBABI, BİR KISIM YAZAR-ÇİZER GRUBU, HEP BİR AĞIZDAN HIRİSTİYANLIĞIN BAŞPAPAZI PAPA’NIN DEDİĞİNİ AYNEN VE DAHA BÜYÜK İSTEK VE HEYECANLA TEKRAR EDİYORLARDI. BU DESTEKÇİLER, PAPA GİBİ ONLAR DA: “BRAHİMİ DİNLER-İBRAHİMİ DİNLER, ÜÇ BÜYÜK DİN, DİNLER ARASI DİYALOG, DİNLER BAHÇESİ, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, MEDENİYETLER BULUŞMASI, KÜRESEL BARIŞA DOĞRU” DİYORLARDI. PAPA’NIN PROJESİNE DESTEK VERMEK UĞRUNA ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLARDI. “DİNLER BAHÇESİ, DİNLERARSI DİYALOG, ÜÇ BÜYÜK DİN, KÜRESEL BARIŞA DOĞRU, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, MEDENİYETLER BULUŞMASI” VE BENZERİ SÖYLEMELRİN HEPSİNİN VARIP DAYANDIĞI YER İSE,  PAPA’NIN “BRAHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER” SÖYLEMİYDİ. BUNUN DA KÖKENİ, YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIĞI, Hz. İBRAHİM {s.a.v} EFENDİMİZE YAMALAMAKTI. BİR YANDAN PAPA, ÖTE YANDAN BİZDEKİ DESTEKÇİLERİ, BÜTÜN GÜÇLERİYLE YÜKLENMEKTEDİRLER. PANELLER, KANELLER, ÇALIŞTAYLAR HARIL HARIL “BRAHİMİ-İBRAHİMİ DİNLER” SAFSATASININ KABUL EDİLMESİ İÇİN YÜKLENİYORDU. BİN YILLARDIR, PAPALIĞIN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEYEN MÜSLÜMAN ANADOLU TÜRKLÜĞÜNÜ, İNANÇ KÖKENLERİNDEN, İMAN ESASLARINDAN SOYUTLAYARAK “BRAHİMİ-İBRAHİMİ DİNLER” TUZAĞINA ÇEKİLMEYE ÇALIŞILIYORDU. MUKADDES KİTABIMIZ KUR-ANI KERİMİ, YÜCE DİNİMİZ İSLAM’I, MİLLETİMİZİN KUTSAL İNANÇLARINI ÇİĞNEMEK İSTEYEN HİÇ BİR GÜCE BOYUN EĞMEYECEĞİZ. PAPA’YA, VATİKAN’A BU KUTSAL KİTABI VE YÜCE İSLAMI ÇİĞNETMEYECEĞİZ.

          NE İLAHİAYTÇILARIN, NE EMEKLİ MERKEZ VAİZİ FETULLAH’IN İNCLEMEKTE OLDUĞUMUZ BU MUHKEM AYETLERİ GÖRMEMİŞ, OKUMAMIŞ OLMALARI DÜŞÜNÜLEMEZ. BU APAÇIK KUR-AN AYETLERİNİ YOK SAYARAK Hz. İBRAHİM VE SOYUNU YAHUDİ VE HIRİSTİYAN YAPMA GAYRETLERİ, BAŞKA NE İLE AÇIKLANABİLİR? KİM DE BU MUHKEM AYETLERİ GÖRDÜKTEN SONRA Hz. İBRAHİM {s.a.v}‘İ, YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIĞIN TEBLİĞCİSİ, ATASI KABUL EDERSE, İŞTE ONLAR, KUR-ANA MUHALEFET ETMİŞLERDİR. BÖYLELERİ, HIRİSTİYANLARIN BAŞPAPAZI PAPA GİBİ: “BRAHİMİ-İBRAHİMİ DİNLER” DER VE BU UĞURDA FİKİR ÜRETİR, YOL GÖSTERİR, PANEL YAPAR, KONFERANSLAR VERİR, BU GÖRÜŞÜ SAVUNUR, MÜSLÜMAN HALKIN BEYNİNİ PAPA’DAN YÖNE ÇEVİRİRSE, BÖYLELERİ, KUR’ANI DOLANMIŞ OLURLAR. BÖYLE BİR EYLEMİ, BÖYLE BİR SÖYLEMİ, KİM YAPARSA YAPSIN, BUNU YAPAN CEMAATLER, TARİKATLER, ENTELLEKTÜELLER, DİYANET MENSUPLARI, İLAHİYATÇILAR, SİYASETÇİLER, BİLGİNLER KİM OLURSA OLSUN KUR-ANI KERİMİN APAÇIK MUHKEM AYETLERİNİ DOLANMIŞ OLURLAR. BAZI KİMSELERİN: “EFENDİM İYİ SÖYLÜYORSUNUZ DA, HOCA EFENDİNİN DE BİR BİLDİĞİ VARDIR” DİYEREK, KUR-ANI KERİMİN MUHKEM AYETLERİNİ DOLANANLAR KİM OLURLARSA OLSUNLAR, KUR-ANI DOLANMIŞ, AÇIK AYETELRİ, YOK SAYMIŞLARDIR. BUNU YAPANLAR, HOCA EFENDİLER DE OLSALAR, HACI BEYLER DE OLSALAR, YAPILAN İŞ ORTADADIR. HEM KUR-NI KERİMİN YUKARIDAKİ AYETLERİNİ OKUYACAKSIN, HEM DE PAPA İLE BİRLİKTE, BU AYETLERİ DOLANACAKSIN. OLACAK İŞ MİDİR?

  

                                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                            

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ ءَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

          “YOKSA SİZ İBRAHİM, İSMAİL, İSHAK YAKUB VE TORUNLARININ YAHUDİ VEYA HIRİSTİYAN OLDUKLARINI MI SÖYLÜYORSUNUZ? {Ey Muhammed!} “PEKİ, SİZ Mİ DAHA İYİ BİLİRSİNİZ YOKSA ALLAH MI?” DE. ALLAH’IN TANIKLIK ETTİĞİ BİR GERÇEĞİ BİLE BİLE İNKÂR EDENDEN DAHA ZÂLİM KİM OLABİLİR? ALLAH, YAPTIKLARINIZDAN GÂFİL DEĞİLDİR.” Bakara 2/140

         

                                                                          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   

            يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنزِلَتِ التَّورَاةُ وَالإنجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ أَفَلاَ تَعْقِلُون

 

        “Ey Ehl-i Kitap! İbrahim hakkında neden tartışıp-çekişip- duruyorsunuz? Oysa Tevrat ta, İncil de İbrahim’den sonra indirildi. Sizlerde hiç düşünme yok mudur? Neden düşünmüyorsunuz?” Âl-i İmran 3/65

 

        Tevrat’ın da, İncil’in de Hz. İbrahim {s.a.v} Efendimizden nice asırlar sonra geldiğini Kur-anı Kerim Âl-i İmran Suresinin 3/65. Ayetinde, hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek bir açıklıkla tebliğ etmiştir. Bu apaçık Kur-an hükmüne rağmen Papa, Vatikan, ADB’li Protestan Evangelik emperyalistler, Hz. İbrahim ve soyunu Yahudi ve Hıristiyan yapmak için nice planlar icat ettiler. Haydi onlar, ayrı bir Dine mensup oldukları için Kur’anı kabul etmiyorlardı. Peki, Fetullah Gülen ile cemat mensupları, bazı siyasetçiler, bazı yazar çizerler, bir takım prifisirlere ne oluyordu ki, Allah Zülcelal’in bu apaçık ayetlerini nasıl ve ne için yok sayarak, Hıristiyan Başpapazının Papa’sının Kur-an dışı bu isteklerini niçin desteklemişlerdi? Vatikan’ın Başpapazı, bu gruplara, Kur-an’ı Kerimin açık ayetlerini yok saydırmak için nasıl bir yöntem bulmuştu? Papa, bu muhkem ayetleri dolandırarak, Yahudilik ve Hıristiyanlığın halen hükümleri devam eden dinlerden olarak kabul ettirmek için şu planları kurgulamıştı: “BRAHİMİ-İBRAHİMİ- DİNLER, DİNLERARASI DİYALOG, DİNLER BAHÇESİ, KÜRESEL BARIŞA DOĞRU, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, MEDNİYETLER BULIŞMASI, ÜÇ BÜYÜK DİN” daha bir çok projelerle İslam dünyasını kasıp kavuran, Kur-an ayetlerinin içini boşaltma, Müslüman Türk Milletini, Yahudilik ve Hıristiyanlığın halen geçerli birer din olduklarını kabul ettirmeye yönelik ÇABALAR İDİ. Yukarıdaki apaçık İlâhi ayetleri görüp duran, okuyup duranlardan birisi de Fetullah Gülendir. Bu ayetleri Avrupa üniversitelerinde okutup duranlar da Vatikan’ın papazlarıdır. Onlar da bu ayetleri görüp durmaktadırlar. Bakara Suresinin 2/140. Ayetini yeniden dikkatlere sunuyorum. Lutfen satır satır yeniden inceleyiniz. Bu ayetin şu bölümüne daha bir dikkatle bakınız.

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                               

 قُلْ ءَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

        “EY MUHAMMED! SEN ONLARA: ”PEKİ, O HALDE, SİZ Mİ DAHA İYİ BİLİRSİNİZ YOKSA ALLAH MI? DE. ALLAH’IN TANIKLIK ETTİĞİ BİR GERÇEĞİ BİLE BİLE İNKÂR EDENDEN DAHA ZÂLİM KİM OLABİLİR? ALLAH, YAPTIKLARINIZDAN GÂFİL DEĞİLDİR.” Bkara 2/140

 

        “ALLAH’IN TANIKLIK ETTİĞİ BİR GERÇEĞİ BİLE BİLE İNKÂR EDENDEN DAHA ZÂLİM KİM OLABİLİR? Bkara 2/140

 

        Allah Zülcelal’in TANIKLIK ETTİĞİ GERÇEK: “Hz. İBRAHİM, Hz. İSMAİL, Hz. İSHAK, Hz. YAKUB İLE ÇOCUKLARI VE TORUNLARIDIR. BUNLAR DA Hz. DAVUD, Hz. SÜLEYMAN, Hz. MUSA, Hz.. EYYUB, Hz. ZEKERİYA, Hz. YAHYA, Hz. İSA {s.a.v} Efendilerimizdir. Bu kutsal ayette Hz. İbrahim ile soyunun YAHUDİ VE HIRİSTİYAN olmadıkları açıkça tebliğ ediliyor. Allah Zülcelal’in Tanıklık ettiği bu gerçeği, en iyi bilenler şu gruplardır: Bunlardan birisi Yahudi hahamlarıdır. İkincisi Hıristiyan papazlarıdır. Üçüncüsü Fetullah Gülendir. Başka bir bölük te İlahiyatçılar ve ilgilenen kimselerdir.               

        Allah Azim’üşşan’ın Tanıklık ettiği bu gerçeği, Son Elçisi Evrenlerin Efendisi, Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimize Vahiy yoluyla bildirdiği Kur-anı Kerim’in ikinci Suresi olan Bakara Suresinin 140. Ayetinde apaçık bir gerçeklikle göndermiştir. Papa’lara, Vatikan’a, kürsel Yahudiliğe arka çıkarak, eşleşerek, birleşerek, misyon isteyerek, misyon üstlenerek Yahudilikle Hıristiyanlığın Hz. İbrahim {s.a.v}’ ile hiçbir bağlarının olmadığını bu ve öteki ayetlerde hiçbir tevile hacet bırakmayacak bir açıklıkla açıklamıştır. Yukarıda adlarını sıraladığımız Peygamberlerin Yahudi olduğunu kabul ettirmek için küresel çapta kurgulanan ve Kur-anı Kerim’in bu ve öteki ayetlerinin yok sayılmasına yol açacak olan bu girişimleri destekleyen, böylece Kur-anı Kerimi dolanmış olan Fetullah Gülen’i, bazı siyasetçileri, bir kısım ilahiyatçıları Allah Zülcelal’e havale ediyoruz. Biz tebliğ ediyoruz. İnanan kendisi için inanmış, inkâr eden kendi aleyhine olarak inkâr etmiştir.

 

        Hz. İBRAHİM, Hz. YAKUB SOYUNDAN TÜREYENLER

 

        Peygamberler halkasının Hz. Adem {s.a.v} Atamızla başlayan soy kütüğünün son halkasının sondan dördüncüsü, Hz. Zekeriya {s.a.v} dır. Sondan üçüncüsü ise Yüce Allah Zülcelal’in: “adını Yahya koydum” dediği Hz. Yahya {s.a.v} dır. Sondan ikincisi ise Hz. İsa {s.a.v} Efendimizdir. Hz. İsa {s.a.v} Efendimiz ile Hz. Zekeriya {s.a.v} Efendimiz teyze çocuklarıdır. Yahudilerle de bir bağlarının olmadığı, Kur-an ayetleriyle sabittir. Hz. Zekeriya {s.a.v} Efendimizin Hz. İbrahim soyuna bağlı olduğunu tebliğ eden ayetler aşağıdadır: Peygamberlerin son halkası ise Âhir zaman Peygamberi Hz. Muhammed {s.a.v}dir.

 

                                                                    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   

          وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا

 

          “Zekeriya ben, arkamdan yerime geçecek vârislerimden kaygılıyım. Eşim de kısırdır. Bu sebeplerden dolayı bana Katından bir çocuk bağışla.” Meryem 19/5

 

                                                                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ      

                       يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

 

        “BÖYLECE BANA DA YAKUB AİLESİNE DE MİRASÇI OLSUN. Ey Rabbim! Sen ondan Razı Ol.” Mer.19/6

                                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                               

                  يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا                                        

         “Allah! “Ey Zekeriya! Biz sana Yahya adında bir oğul muştuluyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık” diye Buyurdu.” Meryem 19/7

 

          Yukarıdaki ayet-i Kerimelerde, Yahudi adı açıkça geçtiği halde, Arap adının geçmediğini söyleyecek emevicilere, şu hakikati bildirelim ki, bütün peygamberler Tek zürriyetten, Tek Bir Soydan geldiler. {Âl-i İmran 3/33-34} Daha sonra peygamberler halkası, uluslaşma devirlerinden itibaren bütün ulusların içinden geldikleri halde, o ulusların kökenleriyle karıştırılmadan, bulaştırılmadan yine aynı kökenden, aynı soydan gönderildiler.

          Emeviciler, bütün peygamberlerin Yahudi ırkı ile Arap ırkından geldiğini iddia ediyorlar. O zaman, Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimiz, öteki peygamberlerle aynı soydan nasıl gelebiliyor? Burada yine emevici zümre, israiliyat denilen hurafelerin peşine takılarak: “Efendim! Araplarla Yahudiler aynı ırktandırlar. O köken ise Hz. İbrahim {s.a.v} Efendimizin iki oğlu olan Hz. İsmail {s.a.v} ile Hz. İshak {s.a.v}’a dayanır. Bu iki kardeşten birisi Arapların atası, birisi de Yahudilerin atası oldular.” Diyorlar. Bu iddia, Kur-anın Bakara Suresi 140. Âl-i İmran Suresinin 67. Ayetleriyle çürütülmüştür. O muhkem ayetlerde Hz. İbrahim ve soyunun Yahudilerle bir zürriyet, soy, köken bağının olmadığı, hiçbir tevile hacet bırakmayacak bir açıklıkla tebliğ edilmiştir. Bütün peygamberler halkası, başka hiçbir soy ile karıştırılmadan tek bir soydan yaratılmıştır. Bu ayetlere göre, Hz. İshak {s.a.v} Efendimizin Yahudilerin atası olduğu iddiası iflas etmiştir. Hz. İsmail {s.a.v} Efendimizin melezleşmiş Arapların atası olduğu yalanına bakalım. Hz. Muhammed  {s.a.v} Efendimizle ilgili belgesel çalışmamızı, yayınlamayı planladığımız kitabımızda geniş ve ayrıntılı bilgi bulacaksınız. Burada şu kadarını söyleyelim ki, yukarıdaki Âl-i İmaran Suresinin 3/33.34 ayetleri ile Bakara 2/140. Ayetlerinde peygamberler halkasının tek bir soydan katışıksız bir soydan geldiğini apaçık göreceğiz. O ayetler yeniden aşağıya aldık.

 

                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                               

   إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ

                  ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

 

          “GERÇEKTEN ALLAH ADEM’İ, NUH’U, İBRAHİM’İ VE SOYUNU, İMRAN VE SOYUNU, BUNLARIN HEPSİNİ, BİRBİRLERİNDEN TÜREYEN TEK SOY OLARAK ALEMLERE ÜSTÜN KILDI. ONLARI ARINDIRILMIŞ OLARAK YARATTI. ALLAH GERÇEKTEN İŞİTİCİ VE BİLİCİDİR.” Âl-i İmran 3/33,34      

 

                                                                             بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                           

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ ءَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

          “YOKSA SİZ İBRAHİM, İSMAİL, İSHAK YAKUB VE TORUNLARININ YAHUDİ VEYA HIRİSTİYAN OLDUKLARINI MI SÖYLÜYORSUNUZ? {Ey Muhammed!} PEKİ, SİZ Mİ DAHA İYİ BİLİRSİNİZ YOKSA ALLAH MI? DE. ALLAH’IN TANIKLIK ETTİĞİ BİR GERÇEĞİ BİLE BİLE İNKÂR EDENDEN DAHA ZÂLİM KİM OLABİLİR? ALLAH, YAPTIKLARINIZDAN GÂFİL DEĞİLDİR.” Bakara 2/140

 

                                                                                              بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                                                                          

  مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

 

          “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi. ama o, Allah'ı Bir Tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi. Müşriklerden de değildi.” Ali İmran 3/67 

          

        Bu emevicilerle Vatikan, Papa ve Yahudiler ne yapıp edecekler, Arap’ı Hz. İsmail {s.a.v}’e, Yahudi’yi de Hz. İshak {s.a.v}’a yamamaya çalışacaklar. Kur-an’ı Kerimin muhkem ayetleri, bütün peygamberlerin tek bir soydan geldiğini, bu tek soyun dışında hiç bir soydan peygamber gelmediğini haykırıp dururken, bu gruplar, halâ Hz. İbrahim {s.a.v} Efendimizin soyunun bir bölümüne Yahudi, Bir bölümüne de Arap yamalığı yamalayarak, bunu da din sayarak dine en büyük sokuşturmayı yapmaktadırlar. Allah Zülcelal: “İbrahim Yahudi değil” diyor, onlar: “Hayır, İbrahim Yahudi” diyorlar. Allah: “İbrahim, İsmail, ishak, yakub ve çocukları, torunları, zürriyeti, soyu-sopu Yahudi ve Hıristiyan değil” diyor, onlar hayır, İsmail, Arap’ın, İshak Yahudi’nin atalarıdır” diyorlar. Pes doğrusu.

        “Emevici, emeviciler, emevicilik sözlerini=DİNCİ, İSLAMCI gibi sözlerin karşılığı olarak kullanıyorum. Yüce gönüllü Milletimiz, “DİNCİ, İSLAMCI” gibi sözleri duyunca, o ekipleri gerçek dindar algısına kapılıyor. Onun için artık bunların yerine: emevici, emeviciler, emevicilik terimini kullanıyorum. İşte emeviciler, dini kendi çıkarları, makam ve mevkilerinin dayanağı olarak kullananlardır.  Emeviciler, Fetullahçılar, bazı ilahiyatçılar,   bu APAÇIK AYETLERE KARŞI ÇIKIYOR, DİNLER ARASI DİYALOG, BRAHMİ DİNLER, KÜRESEL BARIŞA DOĞRU, MEDENİYETLER ÇATIŞMASI, MEDENİYETLER BULUŞMASI, DİNLER BAHÇESİ, GLOBALLEŞME,” diyorlar. Şimdiye kadar gelen kabullerde Hz. İsmail {s.a.v} atamızın Arab-ı Musta’rebe olduğunu, Cürhüm adlı bir kabileden bir kız alarak melez Araplar oluştuğu yalanını, üç bin yıldan beri milletlerin beynine kazıyan bu aymazlıkların artık yıkılması gerekiyor. Hz. İsmail’den doğan soy’a Arab-ı Müsta’rebe dendiğini biliyoruz. Bunun gerçek anlamı: Esas arabı hiç görüp tanımayan, Arab-ı Müteaareblerden=Araplaşmış başka bir ulustan Arap dilini, adetlerini öğrenmiş, arap olmayan ulus anlamınadır. Bu tarfi Arapların tarifidir. Onşar da Hz. İsmail {s.a.v}’in soyunu, gerçek Arap olarak görmez.  

        Bugün, Hz. İshak {s.a.v}’ı, Yahudilerin atası olarak yaftalamak için Papa ile işbirliği yapan ekipler, Kur-anın bu apaçık ayetlerini yok sayan, inkâr eden böylesi Müslüman kimlikliler, kime hizmet etmektedirler? Hz. İbrahim {s.a.v} Atamızın bir oğlunu Arap’ın atası, öbür oğlunu Yahudi’nin atası yapan bu gruplar, yukarıdaki İlâhi ayetleri dolanarak nasıl İslam uleması, Müslüman alimi olmuşlar? Bakara Suresinin 140. Ayeti şu gerçeği apaçıkça tebliğ etmektedir. “Ne İbrahim, ne İsmail, ne İshak, ne Yakub ve ne de ondan soylanan zürriyeti yani Davut, Süleyman, Musa, Zekeriya, Yahya, İsa {s.a.v}’in hiç birisi Yahudi ve Hıristiyan değildir.” Kur-an, Yüce Yaratanımızın şu İlâhî tehdidini apaçık tebliğ ediyor “O halde siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı daha iyi bilir? De. Allah’ın Tanıklık Ettiği bir gerçeği bile-bile inkâr edenden daha zalim kim olabilir?” Bakara 140 Bu ayeti inkâr ederek Papa’nın çıkardığı BRAHİHİMİ-İBRAHİMİ-DİNLER, DİNLER ARASI DİYALOG’UN bir parçası olmak için çırpınan cemaatler; BRAHİMİ DİNLER, diyerek, Yahudiliği Hz. İbrahim {s.a.v}‘e bağlayanlar, Vatikan ve Papanın projesine, Kur-an ayetlerini dolanarak destek verenler, Allah Azim’üşşan’ın yok dediğine var diyenler, bu uğurda Papa ile ittifaklar kuranlar, işbirliği yapanlar, bu muhkem  ayetleri inkâr etmişlerdir. Bakara suresinin 140.  ayetline göre ne Hz. İbrahim ve ne de kutlu Soy’u Yahudi değildir. Bu ayetleri gördükten sonra da: “Yahudi Peygamberleri” diye konuşacak Müslümanlar, Kur-an’ı inkâr etmişlerdir.

        Kur-anı Kerimin açık ayetlerine göre peygamberler tek bir soydan süzüle süzüle, Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimize kadar geldiler. Arapları Hz. İsmail’den, Yahudileri Hz. İshak’tan türeten iddialar, Kur’an ile çürütülmüştür. Hz. İshak’ın Yahudilerin atası olduğu hakkındaki uydurmalar Kur-an ayetlriyle iflas etmiştir. Hz. {s.a.v} İshak Efendimizin kardeşi olan Hz. İsmail {s.a.v} Efendimiz de güya Arapların atasıymış. O takdirde, Yahudi’yi açıkça ret eden, ve bütün peygamberlerin Tek Bir soydan geldiklerini kabul eden Kur-an, yukarıdaki iddiaları kökünden çürütmüştür. Bu ayetlere göre ne Arap’tan, ne de Yahudi’den hiçbir peygamber gelmemiştir. O gelen peygamberlerin hepsi o ulusların içinden ve fakat özel bir soydan geldiler. Aşağıda köken bilgisini sunacağımız Hz. Süleyman {s.a.v}’ın adı öz be öz Türkçe olduğu gibi, Nuh, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Süleyman, Musa, İsa, Zekeriya ve Yahya {s.a.v} Efendilerimizin adları da Türkçedir. Hatta İsrail, Tevrat, Kureyş, Hıra, Şam, İsrail’in ilk başkenti Telaviv’in adları da Türkçe olduğu gibi, Papa, Patrik, Latin, Katolik, Roma, Rum, Britanya, Irlanda, Akabe, Akrapol, Atena, Hamburg, Ham, Sam adları da öz be öz Türkçedir. Bunların pek çoğu belgeleriyle www.bilgeata.com web sitemizde yayındadır. Lutfen TIKLAYINIZ.  

 

           SÜLEYMAN TAPINAĞI VE MASON SÖZLÜĞÜ

 

2005 yılı Nisan Ayında Sabah Gazetesinde Masonlukla ilgili bir yazı dizisi yayınlandı. Bu yazıda MABET sözünün Masonlarca da Süleyman Tapınağı olarak kabul edildiği belirtiliyordu. Ayrıca da MABET sözü, İbraniler ve Evangelikler tarafından da Süleyman Tapınağı olarak kabul edilmekteydi. Protestan Evangelik, Püriten, Judaizerler; ABD. Ülkesinde {Fundamentalistler} olarak biliniyordu.

{Türkiye’de uzun yıllar boyunca kendilerini ilerici, solcu, entel-dantel olarak tanıtan yazar, çizer takımlarından bazıları, gericiliğe ve gericilere karşı entelektüel cihat açmışlardı. Bu ekipler, karşı olduklarını öne sürdükleri bir takım kişi ve kuruluşları original adı; FUNDAMENTALİZM bizdeki çakması; {KÖKTENDİNCİLİK} olan C.F.R Concil Foreiğne Relation=Dış İlişkiler Konseyi. Kuruluş 1914. üretimi söylemleri ile kınamakta, bunların şeriat devleti kuracaklarını öne sürerek, bu kesimlere ver yansın etmekteydiler. Bu entel-dantel kalemşorlar, bir zamanlar da sağ-sol kavgalarını körüklemişler, sağcıları faşist, ırkçı, şoven olarak yaftalamışlardı.

Entellektüellikleri kendilerinden menkul çizerler, dün Humeyni gibi şeriat ve din devleti kuracaklarını iddia ettikleri, bunun içinde güya kınamakta oldukalrı zümrelerin bugün en büyük savunucuları olduklarını şaşkınlıkla izliyoruz. Bu entelcikler, George Soros’un dergâhında: “HAMKEN, PİŞMİŞ” ler, bu pişkinlikle derslerine devam ettikleri için  kınaya geldikleri ekiplerle şimdi içli-dışlı olmaları, birçoklarını şaşkınlığa sürüklemiştir. Hergün bir televizyon Kanalında ahkâm kesen, KÖKTENDİNCİLİĞİ lanetlemiş görünen, ABD’ye ve AB’ye karşı bayrak açtıklarını duyuran bu ekiplerin şimdi her birisinin iflah olmaz birer ABD’ci ve AB’ci oldukları da büyük şaşkınlık yaratmıştır. {KÖKTENDİNCİLİK} ve onu bayraklaştıran zihniyeti İnşallah yakında www.bilgeata.com da yayına sunacağım.}

Bu Protestan, Evangelik, Püriten, Judaizer, Fundamentalistler, BOP. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Kudüs Merkezli bir İsrail kurulacağını, Mescid-i Aksa'nın yıkılarak Altındaki Süleyman MABEDİ'NİN ortaya çıkarılacağını söylüyorlardı. İsrail Devletinin ilk kurulduğu 1948 yılında başkenti TELAVİV idi. {Telaviv için www.bilgeata.com TİLLO, ARHAVİ, HAYMANA TIKLAYINIZ.} Nitekim aşağıdaki resimlerde de görüleceği üzere; 1969 yılında Mescid-i Aksa’yı YAKARAK Dünyanın gündeminden düşürdüler. Bu gündeme KUBBET-ÜSSAHRA’yı koyarak MESCİD-İ AKSA’yı belleklerimizden sildiler. Kudüs-ü Şerif ile ilgili bir olay yaşandığında sözleşmişler gibi bütün dünya televizyonları, kolları sıvayarak Kubbet-üs- Sahra adlı Hz. Ömer Zamanında yapılan Mabedi göstermektedirler. Bu olay, Siyonizm’in etki alanının ne denli güçlü olduğunun en açık kanıtlarından birisidir. Dünya televizyonlarının hararetle göstermeye çalıştıkları sarı, sivri kubbeli Mabet, Mescid-i Aksa değildir. O mabet Hz. Ömerin yaptırdğı Kubbet-üs-Sahradır. Çünkü Mescid-i Aksa 1969 yılında bir grup Fanatik Protestan Evangelik Püriten Judaizer-Yahudici tarafından yakılmıştır. Aşağıda görülen sarı sivri kubbeli, önünde insanların durduğu Mescid, Kubbet-üs-Sahradır. Mescid-i Aksa ise daha altta çoklu fotoğrafta sol alttaki mavi okla gösterilen küçük resimdir. Süleyman Mabedi hakkında gerek Yahudiler ve gerekse Protestan Evangelik, Evanjelik, Judaizer=Yahudici  ABD’ liler, aynı şeyleri yapmak istiyorlar. Bunların, bir punduna getirerek Mescid-i Aksay'ı yıkmak istediklerini, ABD’li yazarlar bile itiraf ediyorlar. Nitekim bir süre önce bir televizyon kanalında bir çekim gösterilmişti. Bu programda, İsrailliler, Mescid-i Aksa'nın altını oyarak, buralardan tüneller geçirmişler.  Bu tüneller şimdi Mescid-i Aksa’nın altında bulunuyor. Bir gün gelir de kendilerini tam güvende hissederlerse, o zaman bu tünelleri dinamitlemek suretiyle, Mescid-i Aksa’yı yerle bir edebilirler. Bunu resmen yapmayabilirler, ama eğer böyle bir tünel varsa, bir gün fanatik bir Judaizer/Yahudici grup bu tünellere dinamitler yerleştirerek, bu Mabedi havaya uçurabilir. Failler göstermelik olarak yakalansalar, göstermelik olarak mahkûm edilseler dahi, bilinmeyen yerlerde kırallar gibi ağırlanabilirler. Bu tıpkı Usame Bin Laden’in CİA marifetiyle yetiştirilip, sonra da dünyanın en azılı teröristiymiş gibi kendilerinin uydurma komplolarının bütün suçunu Usame’ye yüklemeleri, dünyayı da bu kişinin korkunçlaştırılmış adı ile korkutarak: “Ya terörden yanasın, Ya benden yanasın” diyerek kendi terrörlerine boyun eğdirdikleri gibi bir süreçle eşleştirirlerse, kimse elini ovuşturmasın.

          Nitekim tünel olayları Japonya’da dahi bazı tarikatçılara ilham vermedi mi? Hatta bir süre önce bir kısım fanatik Fundamentalist Protestan, Püriten, Judaizer ABD’linin İsrail'e gelerek, Mescid-i Aksa'yı bombalamak istediklerini biliyoruz. Bu kişiler Yahudi de değillerdi. Bu Protestan Evangelikler, Yahudilerden daha fanatik bir inanç yapısına ulaştırılmış kişilerdi. Bu böyle olmakla birlikte, tünel işlerinin başka failleri dahi vardır.

Suudi Arabistanlı, Vehhabilerin Medine-i Münevvere’nin altını oyarak tüneller geçirdiklerini yine bir televizyon kanalından izlemiştim. Elbette çağdaş dünyada yeni teknolojilere ayak uydurulmalıdır. Bu böyle olmakla birlikte tarihi dokuya hele-hele kutsal Yerlere yapılacak en küçük bir yamukluk, bunu yapanların yanına kalmayacağını bütün dünya da bilir onlar da bilmelidir.

Fanatik Yahudilerin ve fanatikleştirilmiş Protestan Evangeliklerin iddia ettikleri gibi Süleyman Mabedi, Mescid-i Aksa'nın altında mıdır? Yani onlar şöyle diyorlar?

“Mescid-i Aksa' Müslümanlarca yapılmadan önce, bu Mabedin yerinde Süleyman Mabedi vardı. Müslümanlar burayı ele geçirince, Bu mabedi yıkarak yerine Mescid-i Aksa'yı yaptılar. Biz de Müslümanların bu mabedini yıkarak altındaki Süleyman Mabedini yeniden inşa edeceğiz. Böylece artık Tevrat'ın kehanetleri ortaya çıkacak. Bütün Dünya Siyonizm’in ve Evangelik ABD’lilerin eline geçmiş olacak.” Diyorlardı.

 

                                  Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅  

           

                                                                                                                بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

         “Kulu Muhammed’i geceleyin Mscid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, öyle Şanı Yüce Allah’tır ki, her çeşit noksan sıfatlardan uzaktır. Gerçekten her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören de O’dur.” İsra 17/1

Aşağıdaki Mabet Kubet-üs-Sahara’dır.

 

……………………………………….

1} www.muhteva .com {alıntı}

 

Aşağıdaki fotoğrafta sağ üst köşedeki mavi okla gösterilen sivri altın sarısı kubbeli Mabet, Kubbet-üs-Sahradır. Onların altında mavi ok ile gösterilen altın sarısı kubbeli Mabet’te Kubet-üs-Sahradır. O mavi ok ile işaret edilen Mabedin sol yanında yine bir mavi ok ile silik vaziyette gösterilen Mescid ise: MESCİD-İ AKSA’DIR. Bu resimde görülen Mescid-i Aksa, Siyonistlerce yakılmış durumda görülüyor. Fotoğrafın en altında sol köşede görülen dört adet Mabet fotoğrafları ise Mescid-i Aksa’nın yakılmadan önceki fotoğraflarıdır. Yukarıdaki fotoğrafta görülen altın sarısı kubbeli, önünde insanların görüldüğü, duvarları mavi çinili Mabet ise Kubbet-üs Sahara’dır. Bu Mabet, Hz. Ömer zamanında yaptırılmıştır. Mescid-i Aksa, 1969 yılında Protestan, Evangelik Siyonistlerce yakılmış, bu sırada Salahaddin Minberi de zarar görmüştür.                                                               

 

…………………………………………..

2} www.muhteva .com {alıntı}

 

           “İSRAİL KARŞITI YAHUDİ CEPHESİ”

 

“Kendilerini Siyonizm karşıtı Yahudiler” olarak tanıtan binlerce Hasidik Yahudi, Newyork’taki İsrail Konsolosluğu önünde toplanarak İsrail Hükümeti karşıtı protesto gösterisi yaptı.

İsrail polisinin geçtiğimiz günlerde Kudüs’teki eski Yahudi mezarlarını arkeolojik yahut inşaat amaçlı olarak kazan İsrail Hükümetini protesto eden Siyonizm karşıtı Ortodoks Yahudilere ‘uyguladığı şiddeti ve önde gelen hahamların tutuklamasını kınayan Hasidik Yahudiler, gösteri sırasında siyah bezlerle kaplı onlarca tabut taşıdılar. Üzerlerinde ‘İsrail Devleti Dünya Yahudilerini Temsil Edemez ‘İsrail, Bizim Siyonistler tarafından Çalınmış Adımızdır’ gibi sloganlar bulunan çok sayıda pankart taşıyan Yahudi Protestocular, İsrail Hükümetince uygulanan eski mezarların kazılması politikasına sert tepki gösterdiler.” 3 {www.bilgeata.com İsrail TIKLAYIN}   

…………………………………………

3} Yeniçağ Gazetesi 30 Nisan 2005 Cumartesi S:6

                                                      

                                                      Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                           

KUDÜS ADININ KÖKENBİLGİSİ

 

“Müslümanların ilk kıblesi, en kutsal sayılan üç Mescit’ten biri. Asıl adı Aramice: BETH MAKDEŞA, İbranice: BETH HA-MİKDAŞ ve Arapça. BEYT-ÜL- MAKDİS olup "MUKADDES EV" demektir. İlk kurulusundan beri taşıdığı bu ad sonradan şehrin tamamını kapsamına almıştır011. Şehir için Müslümanların benimsediği Kudüs adı da aynı kökten gelmekte ve aslında şehri değil MABEDİ ifade etmektedir.

İslam âlimleri Kur'ân-ı Kerim'de el-Mescidü'l Aksâ adıyla anılan ve çevresinin mübarek kılındığı belirtilen yerin022.   Beytülmakdis olduğu konusunda ittifak halindedir033.  Arapça Aksâ "uzak" anlamındadır ve mabedin Mekke'ye uzaklığından dolayı bu ad verilmiştir044. “Museviliğe göre mabed dünya yaratılmadan önce de vardı ve gökte idi. Rab dünyayı onun gölgesinin düştüğü yerden yaratmaya başlamış, ardından o noktada Hz. Adem'i yaratmıştır055”. Bir hadise göre ise burası, Mescid-i Haram'dan sonra içinde insanların Allah'a ibadet etmeleri amacıyla yapılan en eski ikinci mabeddir066.

…………………………………………………….

          Not: “Museviliğe göre mabed dünya yaratılmadan önce de vardı ve gökte idi. Rab dünyayı onun gölgesinin düştüğü yerden yaratmaya başlamış, ardından o noktada Hz. Adem'i yaratmıştır055 ”. Şeklindeki iddialarına İslam bilginleri, İsrailiyat, yani hurafe demektedirler. Mescid-i Akasa’nın ne zaman yapıldığı, aşağıda çaıklanacaktır.” Bilge Ata

 

Bugün Kâbe'ye çevresiyle birlikte Mescid-i Haram denildiği gibi Mescid-i Aksâ'ya da çevresiyle birlikte Harem-i Şerif denilmekte ve bununla eski Kudüs'teki kuzeyi 321, güneyi 283, doğusu 474 ve batisi 490 m. uzunlukta olan ve yer yer 30-40 m. yüksekliğe ulaşan surlarla çevrili bulunan, içinde Kubbetü's-Sahra'nın da yer aldığı kutsal mekan kastedilmektedir.

Mescid-i Aksâ'nın yerinin tesbiti ve planlanması Hz. Davud ile başlar. Ancak Allah, Mabedin Hz. Süleyman tarafından yapılacağını bildirir077. Bunun üzerine Hz. Davud, oğlu Hz. Süleyman'a durumu anlatıp Mabedi inşa etmesini emreder ve Mabed yapımıyla ilgili bütün malzemeleri ve elemanları ona teslim eder088.

Çok değerli eşya ile dolu olan Beytülmakdis, Hz. Süleyman'dan sonra zaman zaman istilacıların yağmalama ve yıkımlarına maruz kalmıştır099.                                        

En büyük yıkım Babil Hükümdarı II. Buhtunnasr'ın (Nebukadnezzar) Kudüs'ü üçüncü işgali sırasında olmuş M.Ö 586. Şehri tamamen tahrip eden Buhtunnasr, yıkılan Mabedin kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmalarla diğer kıymetli eşyayı şehirden topladığı ganimetlerle ve halkın büyük bir kısmıyla beraber Babil'e götürmüştür. Bu şekilde başlayan Babil esaretinin Babil'in Persler tarafından zaptı ile M.Ö 539 sona ermesinin ardından Kudüs'e dönen Yahudi ileri gelenlerinden Zerubbabel ve arkadaşları Mabedi yeniden inşa etmiş M.Ö. 515 ve bu inşaat yirmi beş yıl kadar sürmüştür. Kısa bir süre Partlar'ın hakimiyetine giren Kudüs, M.Ö 37'de Romalıların Yahudi kralı ilan ettikleri I. Herod {Büyük Herod} tarafından yine onların yardımıyla ele geçirilince Mabed genişletilerek yeniden yapılmıştır. Bu inşaat Hz. İsa'nın doğumundan yirmi yıl kadar önce başlamış ve onun zamanında da sürmüştür. Günümüzde Yahudilerin ilk Süleyman Mabedi'nin bir bölümü olduğu düşüncesiyle önünde dua ettikleri ağlama duvarı bu mabedin çevre duvarının batıya düşen kısmının kalıntısıdır. Kur'ân'da bahsi geçen, Hz. Zekeriyya'nın ve Hz. Meryem'in ibadete çekildikleri odalar da010 bu binada olmalıdır.

Milattan sonra 70 yılında Titus kumandasındaki Roma ordusunun işgali sırasında hemen hemen tamamen yakılan Kudüs'le birlikte Mabed de yıkılmış, şehir Hadrien zamanında {117-138} yeniden imar edilirken Beytülmakdis'in yerine Jüpiter Capitolinus Tapınağı yapılmıştır. Kostantinos'un Hıristiyanlığı kabulünden sonra bu tapınağın yıkıldığı sanılmaktadır.

Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Hicret'in ardından buranın kıble oluşu on altı-on yedi ay kadar sürmüştür. Bu durum İslam'da Mescid-i Aksâ'ya verilen değeri göstermekte ve Kudüs'ün ele geçirilmesinden yıllar önce Rasûl-i Ekrem'in söylediği, ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescidden birinin Mescid-i Aksâ {diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî} olduğudur011.  Bu mescidlerde kılınan namazın kişinin evinde tek başına kılacağı namazdan elli bin kat daha çok faziletinin bulunduğu012 yolundaki hadisler bunu pekiştirmektedir. Hz. Ömer, Kudüs'ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ'nın {Süleyman Mabedi} Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahra'nın güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış013, daha sonra da buraya bir mescid yaptırmıştır.

Yakubi'ye dayanan bir rivayette, Mescid-i Aksâ'nın ikinci defa Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından Mısır'ın yedi yıllık haracı ile inşa edildiği belirtiliyorsa da 90-96 {709-714} yıllarında Mısır valiliği yapan Kurre b. Serik dönemine ait Grekçe divan kayıtlarından binayı yaptıranın I. Velid olduğu anlaşılmaktadır014. 130'da {747-48} vuku bulan deprem sırasında Mescidde büyük hasar meydana gelmiş ve bina ancak Ebû Cafer el-Mansur zamanında {754-775} kapılarındaki altın ve gümüş kaplamalardan para bastırılarak tamir edilebilmiştir. 158'de de {775} yine deprem sebebiyle kısmen yıkılmış ve Mehdi-Billah tarafından yenilenmiştir.

425'te {1034} yine deprem yüzünden harap olan Mescid-i Aksâ, Halife Zahir'in emriyle yeniden yapılırcasına onarılmış, sağ ve sol taraftan dörder nef kaldırılarak bina küçültülmüştür. Haçlı istilasından sonraki Selahaddin-i Eyyubi'nin imarında bu onarımı esas alınmıştır. Günümüzdeki binanın büyük bir bölümü de Zahir döneminden kalmadır.

Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü geri aldığı zaman Mescid-i Aksâ'nın eski haline getirilmesi Kubbetü's Sahra'dan daha fazla emek gerektirmiştir. Halep'te Nureddin Zengi'nin yaptırdığı minber getirilip yerine konulmuştur. 1217-1218 yıllarında Selahaddin'in yeğeni Dimaşk Emiri el-Melikü'l-Muazzam tarafından kuzey cephedeki giriş revakı inşa ettirilmiştir. Mescid-i Aksâ'nın kuzeyinde yer alan şadırvan XIX. yüzyıla aittir.

Memluk ve Osmanlı dönemlerinde birçok defa tamir edilen Mescid-i Aksâ'nın Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılan onarımıyla ilgili kitabesi XIX. yüzyılın sonlarında kaybolmuştur. Yapının 1114'te {1702-1703} Mahmud Efendi tarafından tamir edildiğini belgeleyen kitabe ise caminin batısında yer alan İslam Müzesi'nde {Cami'ul-Megaribe} saklanmaktadır. II. Mahmud'un 1233 (1817-18) tarihli onarımına ait dört kitabeden ikisi günümüzde mevcuttur. II. Abdülhamid tarafından halıları ve kandilleri yenilenen yapıda İngiliz mandasıında 1922'den başlayarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı onarım çalışmasını Mimar Kemaleddin Bey yönetmiş.” 3

……………………………………………………………………..

3}1MüslümanlarınİlkKıblesiHYPERLINK"http://www.sonpeygamber.info/muslumalarin-ilk-kiblesi-mescid-i-aksa": Mescid-i Aksâ - Prof. Dr. Nebi Bozkurtwww.sonpeygamber.info/muslumalarin-ilk-kiblesi-mescid-i-aksa

 

Yukarıdaki alıntıda Mescid-i Aksa’nın adının Aramice olduğu söylenmektedir. {Aramice ile ilgili ayrıntı için www.bilgeata.com HARRAN TIKLAYINIZ.} Tevrat metinlerinin ilk kez Aramice yazıldığı hakkında geniş kabul var. Aramice ise ağzına kadar Türkçe ile doludur.

Aramice: BETH MAKDEŞA, İbranice BETH MİKDAŞ, Arapça: BEYT-ÜL-MAKDİS, sözleri, dikkatli bakışlar için ism-i meful olarak görülüyor. KUDÜS sözünün köken bilgisini çözebilmek için önce Divan-ü Lügat ’it-Türk’e bakalım:

 

KUD sözü, {D} {T} dönüşümü ile KUT şeklinde dahi kullanılır.

     

“Kut=kut, uğur, devlet, baht, talih, saadet.

kut-luğ=kutlu

kut-luğ-tégin

Kut-suz=kutsuz, işleri ters giden adam.

Kutal-= Mesut olmak.

Kutan--kutlu olmak, ulu nasipli olmak” 4

……………………………………………………

4} Divan-ü Lügat’it-Türk Kaşkarlı Mahmut Tdk. Yay C: 4 dizin S:388

 

          Türk dili sondan eklemeli dil olduğu için eki kökten ayırdığımız zaman, sözün kökü ortaya çıkar. Burada da bu kural görünüyor. Kök KUD>KUT sözüdür. KUT sözü ile Avrupa dillerinde kalan çok çarpıcı Türkçe sözleri yakın bir gelecekte nasip olursa, dünyanın gündemine sokmayı planlıyorum. Bu dosya ile KUDÜS adlı Kent’in adını, burda kurulmuş olan Mescid-i Aksa’nın kim tarafından yapıldığını, yapanların kimlik bilgilerini, kökenlerini; Tapınağın yapılış gayesini, çağımızda bu Tapınağı yakanların kimliklerini ortaya çıkarmaktayız.

Aramca MİKDAŞA sözü, Türkçe KUT sözüdür. Bu MİKDAŞE sözünün yeni yeni Arapçaya, İbraniceye dönüştüğünün de bir belgesidir. KUT sözü Avrupalı dillerde olduğu gibi korunmuş olduğunu inşallah ayrıca yayınlayacağım. Aramca, ön Arap ile Yahudi dilinin kuluçkalığını yaparken, Arapçada korunup kalan KUT sözü, sona bir S harfi alarak, KADESE, YAKDİSÜ, KADSEN çekimine uğramıştır. Bunun tekili, güçlendirilmiş hali olan KADDESE, YUKADDİSÜ, TAKDİSEN şeklinde çekim yapılarak, MUKADDES çekimine ulaşır. MAKDEŞA şeklinde zapt etmişlerdir. Modern Arapça gelişe gelişe MAKDEŞA sözü, MUKADDES şeklini alarak Arapça imiş gibi işlem görmüştür. Dikkat edilirse Türkçe KUT sözü, Aramilerin>ARAMLILARIN kuluçkalığı ile yeni bir ulus haline gelmeye başlayan İbranlılar,> İbraniler-Yahudiler-; Türkçe KUT sözünden çekim yaparak bu sözü tıpkı dönüşerek uluslaştıkları Aramlılar gibi MİKDAŞ şeklinde ismi meful yaparak kullanmışlardır. Araplar da bu Türkçe sözü, kuluçkalıklarını yapan Aramlılar gibi aynı kalıpla ve fakat Ş yerine S harfi ekleyerek ve biraz da Ön Türkçe ile irtibatını koparmayarak yine ismi meful çekimiyle MAKDİS>MAKDUS şeklinde zapt etmişlerdir.

Her üç dilde aynı olan BETH>BEYT sözü, daha önce açıklamasını yaptığım şekliyle BİT-MEK Fiilinden doğmuş bir sözdür. {Bakınız adların kökeni Sevan Nişanyan www.bilgeata.com TIKLAYINIZ.} Bu konuda Yusuf Ziya merhumun da önemli açıklamaları vardır. Ona gör: “BİTİK” “BİTMİŞ” demektir. KİTAB sözü, sıkışmadan bazı harflerin yer değiştirmesinden kaynaklanıyor. Arap alfabesiyle KTB yazısı, Türkçe BTK yazısının ters çevrilmiş halidir. BTK sözü, Arap alfabesi ile KTB okunur. Bu da rastlanılan durumlardandır. BETH- BEYT sözleri ise aynen BTK-BİTİK sözü gibidir. BİTİK Türkçede Kitab demektir. Kitap yazılmaya başlanıldığında yazılarak SATIRLAR HALİNE GELDĞİ İÇİN YAZILAN SATIRLAR YAZILDIKLARI YERE BİTMEKTEDİRLER. Bu, ekilen-dikilen bir şeyin yere bitmesine benzetilmiştir.  Ev ise Arapçada BEYT, Aramlılarda ve İbranilerde BET şeklindedir. BETH sözünün H ile yazılması, Avrupalıların imlasıdır. Doğrusu BET’ dir. Yani BT-BİT’ dir. Alaçıklardan sonra ev yapımına geçildiği devirlerde evler,  yere dikkeçler dikilerek yapıldı. İlerleyen sürede yer kazılarak kerpiçle temelleri doldurulmaya başlandı. Bu da tahıl veya ağaçları dikmek gibi bir işlem olduğu, daha sonra temeller yükselip evler bitirilince, buna BİT dendi. Kitabın satırları yazılıp bittiği gibi evler de yerden biter gibi yükseldiği için BİTİK denildi. BİTİK sözü bitmiş, tamamlanmış, ekin bitmiş, ağaç bitmiş, demek gibidir. Bu söz Aramlılar ve İbranilerde  BT, Araplarda BYT şeklinde korundu. Araplardaki Y {Avrupalı dillerde gördüğümüz TYRAN kenti, TYREN Denizi açıklamamızı yeniden gözden geçirdiğinizde konu daha iyi anlaşılacaktır.} BYT sözündeki Y,  İ okursak ki kuralda budur. O zaman BİT sözüne ulaşmış oluruz. İşte KUDÜS, MUKADDES, KADES, KADİS, sözlerinin açılımı böyledir. Hatta tarihte ünlü KADEŞ, KADİŞ sözlerini bu açıdan okumaya başladığımızda, Hitit Türkleriyle Mısırlı Firavun II. Ramses arasında tarihte yapılan {KADEŞ SAVAŞI” sonrası tarihte ilk kez yazılı olarak M.Ö. 1274 yılında {KADEŞ ANTLAŞMASI” yapılmıştır. “KADEŞ” sözünün, Türkçe; “Kutsal” anlamına geldiğini de belgelemiş olduk.           

 

KÖKENLERİ ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIM ALAH’IN ELÇİLERİ

 

1} Hz. Adem

2} Hz. Şit 

3} Hz. Nuh

4} Hz. İbrahim,

5} Hz. İsmail   

6} Hz. İshak,   

7} Hz. Yakub,

8} Hz. Süleyman,

9} Hz. Musa,

10}Hz. Hud

11}Hz. Zekeriya,

12}Hz. Yahya,

13}Hz. İsa 

14}Hz. El-Yasa’a

 

Yukarıya adlarını çıkardığımız kutlu yalavacların adlarının köken bilgisini, 14’ünün adının Türkçe olduğunu belgeledim. Bu arada Hz. Hava, Hz. Hacer, Hz. Ali, Kureyş, Evs, Uza, Lat, Hıra, Hendek, Belkıs adlarının da köken çalışmalarını yaptım. Yakında inşallah yayına girmesini diliyorum. Bu arada Arapların putlarının kendi imalatları olmadığı, bu putların Hz. Nuh zamanından, Sümer Türklerinden kalma olduğunu da belgeledim.

Bugüne kadar gelen kabullerde Hz. İsmail {s.a.v} Arapların, Hz. İshak {s.a.v} de Yahudilerin Atası, bu iki Ulus’un ortak ataları, Hz. İbrahim olarak gösterilmiştir. Böylece Araplarla Yahudilerin amca çocukları oldukları iddia edilmekteydi. Bir başka görüşe göre ise, Hz. Nuh {s.a.v} Atamızın oğlu SAM’DAN soylandıkları ileri sürülmüş, bunlara SAMİ denilmişti. Bugüne kadar gelen kabullerde ulusları; HAM, SAM, YAFES kökenine ayrılmaktaydılar. {Ayrıntı www.bilgeata.com Tek Ana Tek Ata TIKLAYIN}

Oysa yaptığımız köken çalışmalarında HAM, SAM, YAFES adlı üç kardeşin üçünün de adlarının Türkçe olduğu ortaya çıktı. Hatta Tevrat’ta 12 göbeğe kadar olan Hz. Nuh {s.a.v} Atamızın çocuklarının pek çoğunun adının öz be öz Türkçe olduğunu belgeledik. Bu torunlardan birisi olan PELEK devrinde uluslaşma devrinin başladığını Tevrat yazmaktadır. Tevrat’a göre PELEK sözü, BÖLMEK demektir. PELEK te, PÖLEK te, BELEK te, BÖLEK te BELMEK, BÖLMEK demektir. Hatay ile İskenderun arasındaki dağ geçidinde kurulmuş olan şirin Türkmen-Yörük Beldemizin adı: BELEN’DİR. Mersin’in yaylalarından birisinin adı: GÖK BELENDİR.

                       Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                            

YAHUDİ KÖKENİNDEN PEYGAMBERLER GELMİŞ MİDİR?

 

Karşılaştığımız pek çok kişinin: ”Yahudilere bu kadar çok peygamber gönderilmiş te, neden Türklerden hiç peygamber gelmemiştir?” diyerek kahırlandıklarına tanık olmaktaydık. Bunun sonucu olarak sanki bazı kimselerde Ulusal bir kahır ile: “OĞUZHAN’IN da Türk Peygamberi olduğu” şeklinde bir karşı duruşa başlanıldığına da tanık oluyorduk. Bunlar demek istiyorlardı ki, Yahudilerden bu kadar çok peygamber gelmiş, o halde Türklerden de “OĞUZ HAN PEYGAMBER OLARAK GELMİŞTİR.” Bu tür düşünceleri anlayışla karşılıyoruz. Biz bilimsel olarak peygamberlerin soy kütüğünü araştırmayı sürdürüyoruz. Karşımıza ne çıkarsa bilimin ve Kutsal Kur-an’ın gösterdiği gerçeklere boynumuz kıldan incedir.

“Süleyman Peygamber, Babası Davut’un yerine geçince, büyük bir tapınak yaptırmaya karar verir, komşu ülke Sur {Tsor-Tyre} kıralından yardım alır:

Babam Davut’un Efendimiz onu ayakları altındaki toprağın altına koymadan önce yeryüzündeki bütün savaşların uğruna yapıldığı Efendimiz Tanrı adına bir ev yapmadığını biliyorsunuz. Fakat şimdi Efendimiz Tanrı bana ne düşmanın, ne de belanın olmadığı, her yeri kapsayan huzur verdi. Şimdi görün ki, Efendimiz Tanrı adına bir ev yapmayı amaç edindim…

Eski Ahit yorumlarında, Mason ikonografisinin önemli bölümlerini oluşturan iki öğeye rastlıyoruz. Bunlar Yakin {Jackin} ve Boaz isimli çifte sütunlar ve “dul kadının oğlu” olarak bilinen HİRAM USTANIN, MİMARIN bu iş ile görevlendirilmesidir: 3

………………………………………………

3}Dan Brown Süleyman’ın Anahtarı, Şifreleri Greg Taylor Mai Bas Yay Tan. Hiz 2005 İstanbul S:36-37

 

Bu alıntıda TYRE kıralından söz ediliyor.Y harfi, Avrupalı diller de I İ okunur. Arapçada da öyledir. TİRE DİREMEK ten emir kipidir. Bu alıntıda Süleyman Tapınağını Hz. Davud {s.a.v} değil, Hz. Süleyman’ın yaptırdığı anlaşılıyor. Başka kaynaklarda Babası Hz. Davud {s.a.v}’in yarım bıraktığı Tapınağı Hz. Süleyman {s.a.v}’ın tamamladığı iddia ediliyor. Gerçekleri artık bilginlerimiz ciddi olarak ele almalı, bu tür uydurmaların, yanlışların, saptırmaların kökünden çözümlenmesini sağlamalılar. Süleyman Tapınağını yaptığı kabul edilen HİRAM Usta’nın köken bilgisini sunmamız boyun borcumuzdur. Çünkü bu Tapınağa sahip çıkan Siyonistlerle Masonlar, HİRAM Ustaya da sahip çıkmaktadırlar. Siyonistlerle, Masonlar, gerçekte kimi sahiplenmişlerdir? Onların sahip çıktıkları HİRAM Usta’nın adının köken bilgisi, bilimsel olarak ortaya konduğu zaman, Siyonistlerin de, Masonların da, Yahudi sanarak sahip çıktıkları bu mimarın gerçekte Türk olduğunu ortaya koyduğumuzda bakalım bu gruplar ne yapacaklar? “

 

“Kerim,       KERİM,            

Keramus,  KERAMUS,

Keramik,   KERAMİK,

seramik,   SERAMİK,

 

{ KeramoV  }  keramus ; KERM,  KERİM

                   toprakdan   eşya yapmak

 

“Bu gün ülkemizde Fransız ağzıyla SERAMİK dediğimiz çömlekçiliktir ki, gerçek imlâsı yukarıda yazıldığı şekliyle KERAMUS, Türkçe'si KERM'dir. KERİM; Türkçe'de  duvara çekilen nakışlı perde anlamınadır. Divan-ü Lügat’it-Türk bu sözü { karam } diye açıklar ki, karam da söylediğimiz anlamdadır. Kaşgarlı, kerim sözünü karam ile açıklarken  " karam " 'ın dahi kerim sözünün aynı olduğunun, bu söz Arapça'da kalırken bu şekli aldığının farkında olamamıştır. Gerçekten Arab'ın " karam "ı, Türkçe kerim'den alınmıştır.

Kerim, bugün çini dediğimiz topraktan yapılmış ve nakışlanmış şeydir. Şimdi bile duvarları süslemek için bunlar kullanılıyor. Demek oluyor ki, ön devirlerden beri duvarların süslemesinde kerim kullanılması Türk'lerce yapılıyordu. Bu durum Türk Medeniyetinin ne kadar kadîm, ne kadar eski, ne kadar büyük bir geçmişe sahip çok eski zamanlara doğru yükselmekte olduğunun pek açık bir belgesidir. Zîra KERİM adı verilen nakışlı çömlekçilik M.Ö: 3. binli yıllarda Yunanistan'a getirilmiş olduğuna göre,  nakışlı çömlekçiliği bu derece olgunlaştırabilmek için nice asırlar beklemek gerekeceğini tahmin etmek zor değildir. Öbür yandan duvarların da bu çiniler, yani KERİMLERLE süslenmekte olmasına göre bedevî ve ancak çadır hayatı ile yaşadığı sanılan Türk'lerin, en kadîm, en eski zamandan beri medenî hayata girmiş, oturdukları evlerin duvarlarını nakışlı çinilerle süsleyecek kadar güzel sanatlara ve zînete yönelmiş olduklarını göstermek itibârıyla, çok dikkate şâyandır.” 3

Yukarıda; Divan-ü Lügat’it-Türk’te KERİM hakkında şöyle denilmektedir:

“KERİM: Duvarlara örtülen çarşaf, halı gibi nesneler. Tam kerimi; {dam kerimi}:= Duvara gerilen örtü.” 4

………….………………………………..

3} Yusuf Ziya Yunan’dan Evvelki Türk Medeniyet. İstanbul 1928 Arap harfli        

4} Divan-ü Lügat’it-Türk Kaşkarlı Mahmut Çev. Besim Atalay Tdk. Yay  1939 ankara C:1 sh: 398

               

“Bununla birlikte KERAMİK kullanımının en ilkel hayâta kadar uzanmış olduğunu kabûl etmek zorundayız.. Zîrâ insanların en ilkel evleri çalı-çırpıdan ve ağaçtan yapılmış evler idi.  Bu evlerin kışın şiddetli soğuklarına dayanabilmek için çalı-çırpıdan örtülmüş duvarları toprak sıva-ile kapatmak ve sıvamak zarûreti vardı. İşte ilk KERİM, bu toprak sıvadır. Medenî hayat ilerledikçe refah ve saâdet arttıkça bunlar geliştiği gibi sıvaklar da gelişmiş, şimdi bildiğimiz topraktan yapılmış çinilerin duvarlarda süsleme için kullanıldığı devre gelinmiştir. İşte topraktan yapılıp pişirilen bu kerim'ler,  yani nakışlı çinilerin bütünü topraktan yapılmış olup, ocaklarda pişirilen çömlek ve testilere de  denmiştir. Daha doğrusu bütün topraktan yapılmış olanlar kerim demektir. Keremit ise, { kiremit } dediğimiz şeydir ki bu  dahi, kerim sözüne âit bir sözdür. Araplar da bunu Türk'lerden alarak { kıremıt } şeklinde söylemişlerdir; Kerim'in mitolojide dahi yeri vardır. Pişirilmek için fırınlara konulan çömlekler bazı kere kırık, bazı kere çatlak çıkardı. Buna ya tertip ve düzende bir kusur veya fırının ısı'sında eksik ve fazla ısı sebep olurdu. Her şeyi bir gizli güce dayandıran o çağlarda bu çömlekleri kıran, bozan bir diviniteye inanılır ve bunlara {smaragus sytiri SMARAGUS, SYNTİRİ}  gibi adlar verirlerdi. Buradaki {SİNTİR}, Türkçe, { sandırak } sözüdür. Abes ve hezeyan anlamına olup, burada abes ve hezeyan şeylerle uğraşan divinite kast edilmiş idi. Bunun gibi {SMARAGOS} ta Türkçe, ŞIMARIK sözüdür. Çocuklar gibi  yıkmayı, devirmeyi, kırmayı gürültü ve patırtı etmeyi seven  bir ilah farz edildiği için, bu çömlekleri beyhûde yere kıran, çatlatan, çatırdatan anlamına olarak şımarık adı verildiği anlaşılmaktadır.” 5

…………………………………………………

5} divinite, fzik ötesi bir güç .sandırı=saçmalık, Bk. sanrı-, sandırak=hezeyan. Divan age. C:4. S:488                                                                                         
          “M.Ö: 3 Binli yıllarda Yunanistan’a getirildiği” sözÜ, ile M.Ö: 3 bin yıllarında yani, bundan beş bin yıl önce demektir. Oysa Yunanistan’ının ulus olarak ortaya çıkışı ancak M.Ö 8. Yüzyıla kadar götürülebilmektedir. 2.800 yıldan önce Yunan diye bir Ulus yoktu. Yunanlı ile aynı devirlerde Latinler de uluslaştılar. Latinlerin de tarihi ancak 2.800 yıl kadardır. Yunan’dan önce Balkanlarda Pelasklar, Arhuntlar, Karlar, Karluklar Lelekler, {Leylekler}, Brintler> Britanlar> Britanyalılar=Birinciler,  yani Türkler yaşıyorlardı. {Not; Britanlar, Beritanlar için www.bilgeata.com TIKLAYINIZ.} Balkan sözü de Türklerce verilmiş, Türkç”e bir addır.} M.Ö: 5 binli yıllarda Yunanistan diye ne bir ulus vardı, ne de Yunanistan denilen bir ülke vardı. Redhouse İngilizce Türkçe sözlükte sh: 29 de İngilizlerin M.S: 5. Yüz yılda uluslaştıkları kayıtlıdır.

 

        “An’gles {angelz} n. Pl Beşinci asırda İngiltere’yi istila eden bir Cermen kabilesi, Anglolar{İngiliz ve İngiltere}kelimesi bundan gelmiştir.”6

……………………………………..

         6}Redhouse Lügati Bord Neşriyat Dairesi İstanbul 1958. S=29

 

Ulus adı:   Uluslaşma Yılı        Ulus oldukları toplam yıl

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

Yunan:               M.Ö: 8. Yüz yıl      2.800 yıl

Latin:                 M.Ö: 8. Yüz yıl      2.800 yıl

Alman:               M.Ö: 2. Yüz yıl      2.200 yıl

Fransız:     M.S: 5. Yüz yıl      1.500 yıl

İngiliz:                M.S: 5. Yüz yıl      1.500 yıl    

 

HİRAM USTA

     

KERİM, KARAM, KERAMİK, SERAMİK dediğimizdir ki, öz be öz Türkçedir. Bu Türkçe söz Avrupalı dillerde korunup kaldığı zaman KERAMİK VE SERAMİK şekillerine girmiştir. Arap ve Yahudi dillerinde KORUNUP KALAN Türkçe bir söz, sesli harf ile başlarsa bu dillerde başına H harfi gelir. ANA sözü, başına H alarak HANA olur. Bu sözü şimdilik geçiyorum. İlerde ANA, HANA, ANNA, HANNA ANNA, HANNAN ANA KARANİNA, KOFY ANNAN örnekleriyle Hz. Hava Anamız, Hz. Meryem Anamızın ANASI ve ANALARIMIZ hakkında İnşallah çok kapsamlı bir yayın yapacağım. Türkçe bir söz K harfi ile söyleniyorsa Avrupalı ve Arap ve Yahudi dillerinde korunmuş ise o takdirde bu K harfleri genellikle H harfine çevrilir. KAN{KAAN} sözündeki K harfi H olursa KAN sözü HAN olur. Bugün Anadolu Türkleri KAN diyemezler, her yerde ve her zaman HAN derler. Bu Arap emevi Kültürü ile İbrani ve Avrupalı dillerin etkilerindendir. KİRAM’ daki K harfi, aynen bu kurallar gereği H ya çevrilerek HİRAM USTA şekline girmiştir. K harfinin H  harfine çevrilerek HİRAM şekline girmiş olduğu görülüyor. Türkçe duvar örtüsü, duvar perdesi, duvar süslemesi anlamına gelen bu söz, zamanla duvar ustası, mimar, mühendis, inşaatı yapan usta anlamlarına getirilerek ilk önce Yahudilerde, sonraları Musevilerde, ve daha sonraları da Masonlarda aynı anlama kullanılır olmuştur. HİRAM USTA, özellikle Masonların, törenlerinde başköşede yer bulmuş, bir nevi masonların ustası haline getirilmiştir. Oysa HİRAM sözü, görüldüğü üzere öz be öz Türkçe olduğu gibi, kendisi de Sümer Türklerindendir. KERİM sözünün köken bilgisini şu açıklamalarla ortaya çıkarmış olduk. HİRAM Usta’n Yahudilik ve Masonlukla hiçbir ilgisi yoktur. Süleyman mabedini Yahudiler değil Hz. Süleyman {s.a.v} kendi Türk Soyundan olan bir Türk Ustasına Hiram Ustaya yaptırdı.

 

                                                 Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                         

PÜRİTEN>JUDAİZER=YAHUDİCİ

     

Püritenlerde>Judaizerlerdeki {Yahudicilerde}ki yıkıcı düşünceler, oldukça hoyrat ve kışkırtıcı bir ivme kazanmıştır. Şimdi onlar ABD’nin silah ve öteki gücüne dayanarak kendilerine hiçbir gücün karşı çıkamayacağını düşünerek pervasızlaşmışlardır. 1969 yılında yaktıkları Mescid-i Aksa’yı, temelinden çökerterek altında var saydıkları Süleyman Tapınağını ortaya çıkarmak istiyorlar. Bu yıkıcı plan gerçekleşirse o zaman, dünya ulusları Siyonizm-Ötesi Siyonizm’in köleleri haline getirilmeye başlanmış demektir. Oysa gerçekler Siyonistlerin iddia ettikleri gibi değildir. Bir kere Hz. Süleyman Yahudi değildir. İkincisi Hiram Usta da Yahudi değildir. Üçüncüsü, Süleyman Tapınağı Allah Zül Celâl adına yapılmıştır.

Müslümanlar ilk zamanlarda Mescid-i Aksa’ya yönelerek ibadet ederlerdi. Müslümanların ilk Kıblesi Mescid-i Aksa idi. Bu günkü Mabed o günkü Mabet’ten başka bir şey değildir. Zaman zaman yıkımlar, eskimeler görüldükçe onarılmıştır. Bu onarmaya Osmanlı Türk Atalarım da büyük katkılar sağlamışlardır. Mescid-i Aksa, Evangelikler, judaizerler ve bazı Yahudiler kışkırtılarak yıktırılmak istenmektedir.

 

Hz. SÜLEYMAN’IN ORDUSU

                                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                       

    وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

 

“SÜLEYMAN’IN CİNLERDEN, İNSANLARDAN VE KUŞLARDAN OLUŞMUŞ OLAN ORDUSU TOPLANDI. ONLAR HEP BİRLİKTE TOPLU OLARAK GİDİYORLARDI.” Neml 27/17                

 

“Kur-an da Hz. Süleyman2ın ordusundan söz edildiği halde halde, gerek Tevrat, gerekse İncil bu konuya hiç değinmemiştir. Kur-ân’ı Kerim dışında bu olayı ayrıntılı bir şekilde ancak Talmud ve hahamlara ait rivayetler ele almıştır. Aynı şekilde Hz. SÜLEYMAN’A kuş ve hayvan dillerinin öğretilmiş olduğuna dair Kitab-ı Mukaddes’te {Tevrat ve İncil’de}  bilgi bulunmamasına karşılık Kur-ân’ı Kerim önemine binaen bu konuda bizleri bilgilendirmiştir. Biraz farklı olmakla birlikte bu konuda İsrail kaynaklı eserlerde {Yahudi Ansiklopedisi: IX, 439 vd.} bilgi bulunmaktadır.

Hz. SÜLEYMAN adının geçtiği her yerde, Sebâ Melikesinin adı da hatırlanmaktadır. Bilindiği gibi Yemen’deki Sebâ Devleti, Melike Belkıs tarafından yönetilmektedir. Belkıs’ın Müslüman oluşu Hz. SÜLEYMAN’IN

                                                               

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                           

                                 إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

 “Rahman-Rahim olan Allah Adıyla başlayan mektup Süleyman’dandır.” Neml/27/30

 

Hz. SÜLEYMAN’LA Sebâ MELİKESİ arasında geçen kıssa Kur-ân-ı Kerim {En-Neml 27/20-44}, Tevrat {II. Tarihler, IX, 1-12}, İncil {Matta, XII, 42; Luka, XI, 31}’de çeşitli şekillerde zikredilmiştir.” Ancak bu kıssanın Yahudi şifahî {sözlü} rivayetlerinde geçen şekliyle Kur-ân’daki anlatılışı arasında büyük bir benzerlik tespit edilmektedir.. {Mevdudi. Tefhim. Türkçe çevirisi. İstanbul 1987, IV, 103} Ancak Hz. SÜLEYMAN ile çağdaşı olan Sebâ KIRALİÇE’SİNİN BELKIS olup olmadığı değildir. Zira Milattan sonra 250 de yaşayan, adı Belkıs olan bir Himyeri Kıraliçesi bilinmektedir. Tefisrcilerin yakın tarihte adı bilinmeyen Belkıs ile Hz. SÜLEYMAN’IN çağdaşı olup, adı bilinmeyen Kıraliçeyi barıştırmış olduğu görülüyor.” 7

……………………………………………………………………..

 7}Osman Cilacı www.sevde.de/Peygamberler/hzsuleyman.htm

 

Hz. Süleyman’ın kuş dili bildiği hakkındaki İsrail ve Yahudi Ansiklopedisinin açıklamaları, Kur’an-ı Kerim’den sonraki yıllarda yazılmış, kendilerinin de bunu bildiklerini sezdirmeye yöneliktir.

Mescid-i Aksa ile ilgili tarihi süreç yukarıda açıklandı. Müslümanlar, Mescid-i Aksa’yı yıkmak isteselerdi buna kim engel olacaktı? Oysa bu Mescidi, yeniden yaparcasına onarmışlar, zaman-zaman da bu onarımlarla Mescid toz toprak altında kaybolup gitmekten kurtulmuştur.

“Babam Davut’un Efendimiz onu ayakları altındaki toprağın altına koymadan önce yeryüzündeki bütün savaşların uğruna yapıldığı Efendimiz Tanrı adına bir ev yapmadığını biliyorsunuz.” {Dan Brawn} 

Bu belgeye göre de Mescid-i Aksa Hz. Süleyman’ın Allah adına Allah’ın evi olarak yaptığı bir Mabet, Tapınak idi. Şu açıklananlara göre Mescid-i Aksa, Allah adına yapılmış, içinde ibadet edilmiş, Müslümanlarca yıkılarak yerine cami yapılmamış, aksine orası o haliyle Müslümanların ilk Kıblesi olmuştu. İslâm Dininin yayılmasından sonra da burası korunarak, zaman-zaman onarımlarla 1969 yılına dek ayakta kalmıştır. Bu Kutsal Tapınak bundan 40 yıl önce, İsrail devletinin kuruluşundan sadece 21 yıl sonra Siyonistler ve onların gönüllü köleleri olan Judaizerler{Yahudiciler} tarafından yakılmıştır. {Not: Bu araştırma uzun süreden beri üzerinde çalıştığım bir proje olması dolayısıyla 2009 yılında yazılan bu kısımda 40 yıl olarak belirlenmişti. Bu da 1969-2009 a göre idi. Aradan 3 yıl daha geçti. Şimdi 2012 yılındayız. Mescid-i Aksa’nın, Yahudiler ve Judaizeler tarafından yakılmasına 43 yıl oldu.} Kâbe’yi yıkmak isteyen Ebrehe ne ise, Mescid-i Aksa’yı yakan ve yıkmak isteyenler de odur. Mescid-i Aksa’yı yakan Judaizerler, Yahudiciler, Siyonistler, Protestan Evangelik-Püritenler, işte bu bozguncuların aslında ve gerçekte yaktıkları Süleyman Tapınağının ta kendisiydi. Mescid-i Akasa’yı yakacağız, yıkacağız, onun altındaki Süleyman Tapınağını ortaya çıkaracağız, diye saldıran Siyonistler ve onların işbirlikçileri ABD’li Protestan, Evangelik, Püriten, Judaizerler, yani Yahudiden de Yahudici olan destekçileri, Mescid-i Akasa’yı yakmak suretiyle SADECE Müslümanların Mabedini değil, Hz Süleyman {s.a.v} Efendimizin de Tapınağını yakmış oldular. Onlar cami olarak kullanılan bu Mabedi yakmak suretiyle bu Kutsal Mabetteki İslâm izini silmek istiyorlar. Bunlar Süleyman Tapınağını yakarak yeryüzünde fesat kazanını kaynatmış oldular. İşte asıl kötülükte yarışanlar bunlardır. İhya etmek, ortaya çıkarmak istedikleri Süleyman Tapınağını 1969 yılı itibariyle bu gözü dönmüş Siyonistler ve onların gönüllü günahkâr işbirlikçileri ABD’li Judaizerler-Yahudiciler tarafından yakılmıştır.   

                                                       Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                             

MESCİD-İ AKSA’YI KİN UYKUSU YAKTIRDI    

                                                                       

Kudüs-ü Şerifteki Mescid-i Aksa'yı yıkma planı, Siyonistlerle Evangelik, Püriten, Judaizerlerin {Yahudicilerin} İslâm Dini ve Müslümanlara karşı besledikleri KİN UYKUSUNUN eseridir. Onların bu aykırı planları, Süleyman Mabedini Müslümanların yıktıkları, yerine de Mescid-i Aksa’yı yaptıkları şeklinde bir yalana dayanmaktadır. Bu Siyonist, Judaizer {Yahudici}lerin MESCİD-İ AKSA’YI YAKMA VE YIKMA planları, Müslümanların Kudüs-ü Şerif’teki MESCİD-İ AKSA’YI KIBLE EDİNDİKLERİ M.S. 626 yılında başlamış, M.S. 1969 yılına dek 1343 yıl eksilmeden aratarak sürmüştür. Müslümanların İLK KIBLESİ OLAN MESCİD-İ AKSA adlı Mabet, bu Kıble görevini bir buçuk yıl kadar sürdürmüş, Müslümanlar, 627 yılında Bakara Sûresinin 2/144. Ayetinin Buyruğu ile Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe’ye yönelmişlerdir.

                                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   

قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

 

 “Ey Muhammed! Gerçekten biz, senin yüzünün göğe yöneldiğini, orada değişik şekillere bürünerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Seni memnun olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Şimdi yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ey Mü’minler! Sizler de nerede olursanız olun, yüzünüzü o yana doğru çevirin. O, kitap verilenler-Ehl-i Kitap-ta çok iyi bilirler ki, Rablerinden gelen Buyruk Hakk’tır. Allah onlara yaptıklarından, yapmayı sürdürdüklerinden gafil değildir.” Bakara 2/144

 

Judaizerlerle Siyonistlerin Mescid-i Aksa’ya karşı KİN UYKULARI, MESCİD-İ AKSA’YI YAKTIKLARI 1969 yılına dek katlanarak bir Siyonist öfke halinde 1343 yıl sürmüş olduğunu, İSLÂM DÜNYASI ÖĞRENMELİDİR. Bu Siyonist öfke halen dinmemiş, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman Tapınağının yapılacağı güne dek artarak süreceğini bilmemiz gerekiyor. Bütün bunların dayanağı ise Hz. Yakub, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Musa gibi Kutlu Peygamberlerin Yahudi kökeninden geldikleri görüşüne dayanmaktadır. Biz de bu görüşlerin köken çalışmasını yaparak, o kutlu Elçilerin hiç birisinin Arap ve Yahudi kökeninden gelmedikleri gerçeğini ortaya çıkardık. {www.bilgeata.com Tevrat TIKLAYINIZ.} Oysa Müslümanların Mabetleri yıkmak şöyle dursun onları bizzat onararak yeniledikleri, yüzyıllar sonra dahi onları kullandıkları bir gerçektir. {www.bilgeata.com Ayasofya TIKLAYINIZ}. Mescid-i Aksa’nın 1969 yılında yakılmasında, ileride de ortamın uygunlaştırıldığı bir dönemde yıkılması yönündeki en büyük KİN UYKUSU, Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimizin Hicretten dört yıl sonra burasını Kıble edinmesidir. Başka bir sebep ise, Hz. Ömer’in Halifeliği devrinde Filistin‘in Fethinden sonra, MESCİD-İ AKSA’NIN Camiye çevrilmesidir.

Buradaki önemli bir ayrıntı da Mescid-i Aksa'nın Cami olarak kullanılmasıdır. Siyonistler, ve Judaizerler: Mescid-i Aksa’nın, Yahudi asıllı bir KIRAL ve PEYGAMBER saydıkları Hz. SÜLEYMAN tarafından Yahudi Tapınağı olarak yapıldığını” iddia etmektedirler. Şu elinizdeki araştırmamız ile de görülüyor ki, ne Hz. Yakub, ne Hz. Davud, ne Hz. Süleyman, ne Hz. Musa ve ne de Hz. İsa hiç birisi Yahudi kökeninden gelmemiştir. Bu kutlu Yalavacların gerçek kökenleriyle, gerçek kimliklerini bilimsel olarak ortaya çıkarmış bulunuyoruz. Şu incelemekte olduğunuz araştırmada Hz. Süleyman {s.a.v}’ın kimlik ve köken bilgileri gün yüzüne çıkartılmıştır. Gelecek dosyalarda inşallah öbür elçilerimizin köken bilgileri açıklanacaktır. Bu dosya ile başlattığımız peygamberlerin kökeni hakkındaki çalışmalarımızda açık ve net bilgi ve belgelere ulaşmış olacağız. Pek çok Peygamber Efendilerimizin Yahudi kökeninden gelmiş oldukları hakkındaki kabulleri artık ciddiye almıyor ve yıkıyoruz. Hiçbir peygamber Yahudi ve Arap kökeninden gelmemiştir. Bu sözlerimiz Kur’an ayetleri ile de belgelenmiştir. Ayrıca da bu gün Yahudiliğe, dolayısı ile Siyonizm’e hizmet eden , bunlara da Yahudi yakıştırması yapılan en az 13 milyon kişinin Yahudi kökeninden gelmedikleri, bunların Hazarya Türk İmparatorluk bakayası-kalıntısı- Türk Museviler olduğunu öğrenmenin de zamanıdır. Nazi diktatörü Hitlerin soykırım yaptığı altı buçuk milyon Yahudi’nin içinde İbrani, yani gerçek Yahudi kökeninden bir tek Yahudi yoktur. Soykırıma uğratılan bu insanların tamamı gerçek Yahudi değil, Hazaryalı Musevi Türkleridir. Bunu da bütün dünya artık öğrenmelidir. Dünyada yaşayan altı yedi milyon dolayındaki Ermeni’nin de ancak bir milyon kadarı gerçek HAYK kökenindendir. Geri kalan % 90 lık büyük bölümü ise Kıpçak kökeninden Ermenileşmiş Gregoryan Türklerdir. Kıbrıs’ta Türklerin amansız düşmanları olan RUMLAR kesinlikle Yunan-Grek-Helen kökeninden değildir. Bunlar, Hz. İshak {s.a.v}’ın oğlu Iysu-Is-Iysa’nın oğlu Rum dur. Kökenleri de Turandır.  

Bu kutlu Peygamberlerin Yahudilerin ve Arapların arasından gelmiş olmaları, İlahi bir Tecelliden ötürüdür. Cenab-ı Hak {c.c} Yahudilerin ve Arapların ıslahına bu Peygamberler halkasını görevlendirmiştir. Bunca Peygamber {s.a.v}’in Yahudilerin arasından gelmiş olmaları, onların Yahudi kökeninden geldikleri anlamına getirilemez. Hz. Muhammed {s.a.v} Efendimizin de Arapların arasından gelmiş olması, onun Arap kökeninden geldiği anlamına getirilemediği gibi, bu peygamberlerin de Yahudi kökeninden getirilmesi Kur’an’ı Kerim’in muhkem ayetlerine aykırıdır. Kur’an’ı Kerim’e göre ne Hz. Muhammed {s.a.v} Araptır, ne de öteki peygamberler Yahudi’ değildir. Peygamberler Halkasının hiç birisinin Araplık ve Yahudilikle ilgileri yoktur. Bu elçiler, onların arasından seçkinleştirilerek Elçilik görevi verilmiştir.

                                                 Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                          

SÜLEYMAN>SÜLEYMEN>SÜLEPEN>SÜLEMEN

 

Mabet konusunu yazdığım sırada, SÜLEYMAN sözünü, SÜLEYMEN şeklinde yazmışım. İşte bu yazış, Allah’ıma binlerce şükürler olsun ki, Hz. SÜLEYMAN {s.a.v} Atamızın adının anlaşılmasının açkısı oldu. SÜLEYMAN sözünü bir türlü çözemiyordum. Bu açkı, bu sözün çözülmesini sağladı. Şimdi o açkının açtığı kapıdan girerek SÜLEYMAN ve SÜLEMEN>SÜ-LE-MEN sözlerinin anlamını, içeriğini birlikte çözelim:

-SÜ- sözü Türkçede; KEMİK demektir. Dünyada ilk kez kemik uçlu mızraklar, kemik uçlu oklar, kargılar Türkler tarafından kullanıldı. Demir uçlu oklarla mızrakların kullanılmasının tarihi oldukça yenidir. Hatta çok geç bir tarihte Mısırda devlet kurmuş olan Kölemen Türkleri, Çukurova’da M.S. 1297 yılında Ermeni Derebeyi Sımısat’a karşı bir savaş başlattılar. Bu savaşta KEMİKTEN MIZRAK kullandılar. 8-Haziran-1299 tarihinde bütün Çukurova’yı ele geçirdiler. {Kölemenler: www.bilgeata.com TIKLAYINIZ}

Kemik uçlu mızraklar, kargılar, oklar daha etkili, daha sağlam vuruşlu idiler. Kargılarla yapılan saldırılarda kargıların uçları kırılıyordu. Bundan dolayı, kargı ve okların ucuna sivriltilmiş, şimşeltilmiş kemikler bağlandı. Bu savaş aygıtlarını kullananlara “Sܔ yani KEMİK, KEMİKLİ, KEMİK KULLANAN anlamlarına gelir bir söz kullanıldı. Bundan alınarak ta “KEMİĞİ SAVAŞ ARACI OLARAK KULLANANLARA> SÜ- yani: “ASKER” denildi. Hz. SÜ- LE-MEN asker, askeri kumandan, yani asker yürüten, asker çeken, asker sevk eden, asker savaştıran, kendisi de asker olarak savaşan bir KAAN olduğu için adı: “SÜ-LE-MEN” olarak konulmuştur.

 

YAZITLARDA SÜLEPEN>SÜLEMEN>SÜLEYMAN

 

“{Örük, bir yerde bir müddet kalmak. , on kün örük boldı, Asker on gün bir yerde  bekledi.} Divan-ü Lügat’it-Türk c.1.s.69-26.

{İrkildi: irkildi.=-telim irkildi. Asker çok toplandı.} Div..c.1..s:249

{Bitilgen:Bu-er ’ge-bitilgen. Bu, adı daima orduda yazılı adamdır.} Div c.1.s:521

{Ol, SÜ' Nİ SIDI. O, ASKERİ YENDİ.} Divan c:3. S:249-4

{SÜLEDİ: BEĞ YAĞIKA SÜLEDİ}=BEY DÜŞMANA ASKER YOLLADI. Savaş yaptı. SÜLER, SÜLEMEK. Şu beyitte dahi gelmiştir:    

 

“Yağıng taba titrü bakıp bükdeng bile,

Oğrap kalı kelse sanga karşu SÜLE”

     

“Düşmandan yana dik gözle bak, hançeri bile,

Ne zaman sana uğrayacak olsa ona karşı ASKER ÇEK.”

       

“SÜNGÜŞ=Savaşta saldırma, SÜNGÜ dürtme” Divan: c.3.s.365

“Başaklığ  SÜNGÜ=Temrenli  SÜNGÜ,” Divan: C=1. s.497-17

“SÜNGÜK=KEMİK. ER SÜNGÜK oğurdı= o, kemiği bitiştirdi ve ayırdı.” Divan: C:s:178-18.

“SÜNGÜLEDİ= Ol anı SÜNGÜLEDİ. O, onu SÜNGÜLEDİ, SÜNGÜ ile dürttü.” Divan. C.3. S=405,4.3   

 

Yukarıdaki belgeler Divan-ü Lugat’it- Türk’ten alındı. Bu belgelere göre: -- sözü; KEMİK, SÜNGÜ, ASKER, ORDU anlamlarına geliyor. Bu -SÜ- sözünü -SU- sözü ile karıştırmamalıdır. SU sözü, SUW, SUB sözlerinden gelir. SU ile SÜ karıştırılmış, halk arasında çok söylenen bir atasözüne, yanlış anlam yüklenmiştir:                                                              

                                                            Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                           

“SÜ UYUR, YAĞI UYUMAZ.”

 

Bu söz: “SU UYUR, DÜŞMAN UYUMAZ.” şekline dönüşüp, Halkımızın arasında yanlış olarak yayılmıştır. Buradaki SU, SUB, SUW yani içtiğimiz SU değil SÜ, yani ASKER demektir.

sözünün kemik anlamınadır. Bir Azerbaycan Türk’ü Türkiye’de Ankara’da yaşıyormuş. Bir gün bir kasaba et almaya gitmiş. Kasapta müşteriler varmış. Kasap, Azerbaycanlı Türk’e, ne almak istediğini sorunca o: “SÜ-NÜK-SÜZ ET” almak istediğini söylemiş.” Kasap bu “SÜNK-SÜNÜK” sözünü “SÜMÜK” şeklinde anlayarak Azerbaycanlıya:” Hemşerim, biz burada “SÜMÜKLÜ ET Mİ SATIYORUZ, Müşterilerin yanında ayıp olmuyor mu?” deyince Azerbaycan Türk’ü isteğini şöyle anlatmış: “Bizde “SÜNK, SÜNÜK” kemik demektir. Ben kemiksiz et istiyorum” demiş.

İnsanlığın ilk Yaratıldığı devirlerde kavgalar yumrukla, taşla, sopayla oluyordu. İlk savaşlarda kargılar kullanılmaya başlandı. Kargıların uçları çarpışma sırasında kırılıyordu. İnsanlığın ilk kökü, aslı, temli esası olan Tük soyu, dövüşlerde-- yani kemikleri kargıların ucuna bağlayarak kemik gücünden yararlandılar. Kemikler daha katı olduğu için bu yöntem gittikçe yaygınlaştı. Bundan alınarak SÜNGÜ denilmiş. SÜNGÜ de kemiklerden yapılırmış. -SÜ- sözü, -SÜ-BAY-, -SÜ- BEY-. SÜ'NÜN, yani askerin beyi demek iken sonraları ses uyumuna uyularak SU-BAY haline gelmiştir. SÜ-BAY sözünün başka bir anlamı da askerin Bay’ı, zengini, güçlüsü anlamınadır. SÜ-BAŞI sözü, Osmanlı Türk İmparatorluğunda son döneme kadar yaygın olarak kullanıldı. Sonralrı ses uyumuna göre SU-BAŞI oldu. Askerin başı, komutanı anlamınadır. Görüldüğü gibi-SÜ- sözü; kemik, süngü, subay, asker, ordu, asker yürütme gibi anlamlara gelir bir terimdir.

Kızılderili Kıtasında {Amerika} yapılan arkeolojik kazılarda 10 binlerce yıl önce kökü kurumuş mamutlar gibi hayvanların kemiklerinden yapılmış kargı, mızrak ve ok {atlatı} bulunmuştur. Bu Kıtanın asıl sahipleri olan Kızılderili Türklerin buralardaki varlıklarının on bin, yirmi bin yıl şöyle dursun, bu kazılarla daha  gerilere götürcektir. Sibirya’da 10 bin yıl önce ölmüş dinazor bulundu. ATLATI Kızılderili Türkçesinde OK demektir. {Geniş bilgi www.bilgeata.com  Kızılderili Türkçesi TIKLAYINIZ.}

                                                        Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                   

“SÜLEMİŞ TEPESİ“

 

SÜLEMİŞ TEPE, Adana yönünden Kadirli’ye girişte hemen Kent’in kuzey batısındadır. Bu tepenin adı binlerce yıldan bu yana ' SÜLEMİŞ TEPE'sidir. Kadirlilerden bu sözün anlamını sorduğumda ne olduğunu bilemediler. Çünkü binlerce yıl önce bu Tepede bir savaş olmuş ve savaş kazanılmıştır. Bundan ötürü de o tepeye SÜLEMİŞ TEPE' si adı konulmuştur. Türklerin yaşadıkları nice coğrafyalarda bunun gibi nice Sülemiş Tepe adları vardır.

                                                        Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                              

KÜLTEGİN YAZITINDA SÜLEPEN, SÜLEMEK

 

“SÜLEPEN: Kültegin yazıtının cenup/güney, Bilge Han yazıtının şimal/ kuzey tarafı.

 

DOĞU TARAFI.  Sayfa:28, 29.

 

I-D.2.Tört bulun kop yağı ermiş

SÜ SÜLEPEN tört

Bulundakı budunıg kop almış kop

baz kılmış başlıgıg yükündürmüş”                       

 

“Dört taraf hep düşman imiş.

ASKER SEVK EDİP dört taraftaki

Kavmi hep {itaat altın] almış. Başlı

Lara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş.” 5

……………………………………………    

5} Eski Türk Yazıtları Hüseyin Namık Orkun TDK yay 529. Ank 1987

     

                                Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                           

 

SÜLEPEN bu söz, yazıtlarda aynen böyle geçiyor. Türkçemizde P>M değişimi vardır. SÜLEPEN sözü, SÜLEMEN haline gelebiliyor. Buna dair pek çok örnek verebiliriz. Pınar>Mınar, Paytak>Maytak, Pıngıldak> Mıngıldak, Pu>Mu gibi örnekleri vardır. P>M ye dönüştüğü gibi,  M>P ye de dönüşebilir. SÜLEPEN, asker sevk etmek sözü SÜLEMEN haline gelir. Yazıtlarda bunun çarpıcı örneğini yukarıda sunduk. Türkler Müslüman olduktan sonra çocuklarına SÜLEYMAN adını koysalar da, pek çok yerde Halkımız halâ SÜLEMEN olarak çağırırlar. SÜLEMEN ise, ASKER SEVK ETMEK anlamına geldiği gibi, SAVAŞMAK,ORDU SÜRMEK, SAVAŞ YAPTIRMAK anlamına da gelir. Aslında ASKER SEVK EDEN, ASKER YÜRÜTEN KUMANDAN VE BAŞKUMANDAN  gibi anlamlara da gelir. Burada isterse {SÜLEYMAN} sözündeki {MAN} takısı olsun, isterse {SÜLEMEN} sözündeki {MEN} takısı olsun, her iki takı da Türkçedir. SÜLEMEN sözündeki {MEN} takısı, Arapçada korunup kalırken, Arap dilinin gramer kaidelerine uyarak {MAN} halini almıştır. Türkçemizde {MAN} da {MEN} de takı olarak oldukça çok kullanılmıştır. Kerküklü Türkler hem TÜRKMEN, hem de TURKMAN derler. Bu takı Avrupa’da da korunmuştur.

 

ALMANCA ASKER: Der Soldat

FRANSIZCA ASKER: soldat

 

İNGİLİZCEDE ASKER: Soldier, soldiers

Askerce:       soldierly

Askerler:      soldiery

Askerlik:       soldiery

Askerlik:       soldiership

Asker alma:  enrollment of soldiers

Asker gibi:    soldierly

Askeri güç:   sword:

       

Sondaki SWORD sözü dikkatli bakanlar SÜ sözünden başka bir şey değildir. Hemen hemen dünyanın bütün dillerinde ASKER sözü, “Sܔ şeklinde mevcuttur. İngilizin; SOLDİER’i, Alman’ın; de SOLDAT’I, Fransız’ın; SOLDAT’I, Türkçe “Sܔ sözünün o dillerde korunup kaldığında aldığı yeni şekillerden başka bir şey değildir. Arapların ASKER sözü de sözünün dönüşmüş haline çok uyuyor. Hatta Arapça “SEVK” sözü de harbi bir sözdür. Anadolu Türkleri asker yürütmeye sevk ve sevkiyat derler. Bu sözün Arapçada var olması, Arapça olduğunu göstermez. SEVK sözü de SEVKİYAT sözü de Türkçe sözünden başka bir şey değildir.

                                                   Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                             

SİLM>SALAM>SALAMON>SALLUM>ŞALLUM

 

Eski kabullere uyarak SÜLEYMAN sözünün Arapça SİLM, yani BARIŞ kökünden geldiğini sanıyorduk. Daha doğrusu bu konularda şu yapmış olduğumuz araştırmalar gibi araştırmalar yapılmadığı için eskiler ne söylemişlerse kabul etmiştik. SÜLEYMAN sözünün SİLM sözüyle ilgisinin olmadığı gibi, İbranice SALAM, ŞALAM, SALLUM, SALAMAON sözleriyle de bir ilişkisinin olmadığı bu çalışma ile gün yüzüne çıkartılmıştır. Yukarıya aldığımız söyleniş biçimleri SÜLEYMAN, SALAMON vs. sözlerin gerçekte SÜ, SÜLEPEN, SÜLEMEN sözlerinin Arapça ve İbranicenin ağız yapılarına göre almış olduğu değişik söyleniş şekillerinden başka bir şey değildir.

Yukarıdan beri yapmış olduğumuz açıklamalardan ve aşağıda yapacaklarımızdan anlaşılacağı üzere SÜLEYMAN sözü SİLM yani BARIŞ sözünün tam karşısında bulunan, SAVAŞ demektir. Şimdi artık yeni belgelerle yeni bilgiler edinmiş bulunuyoruz. SÜLEYMAN sözünü İslam dünyası, Arapça söylenişi ile tanıdığı için bu sözün SELAMET ve BARIŞ anlamına gelen SİLM'den türetilmiş olduğunu sanıyordu. Oysa ne SÜLEMEN sözünün ne de SÜLEYMAN sözünün Arapça ve İbranice olmadığı artık belli olmuştur. Bu itibarla SÜLEMEN, SÜLEYMEN VE SÜLEYMAN sözleri, BARIŞ değil, SAVAŞ demektir. Hz. SÜLEYMAN’IN hayatını incelediğimizde, Bu Büyük Peygamber {s.a.v}’in hayatının savaşlarla geçtiğini, ordular kurduğunu, bu orduları sevk ettiğini, yürüttüğünü ve savaştırdığını biliyoruz. Hz. DAVUD ile, Hz. SÜLEYMAN {s.a.v} lerin her ikisinin de SAVAŞAN Peygamberler ve Kaanlar olduğunu artık öğrenmenin zamanıdır. Bu iki Elçimiz {s.a.v}, Kağanlıkla Peygamberliği birleştirmişlerdir. Bu iki Yalavacın Kur'an-da bildirilen niteliklerine de BARIŞ değil, SAVAŞ yaptıkları, zırh yaptıkları, asker sevk ettikleri hususu,  önemli bir belge olarak geçmiştir. SÜLEYMAN sözünün SİLM İle; yani BARIŞ sözüyle hiç bir ilgisi yoktur. Bu söz, bal gibi TÜRKÇEDİR ve SAVAŞ, SAVAŞMAK, SAVAŞ İÇİN ASKER YÜRÜTMEK anlamlarına geliyor. SÜLEMEN. SAVAŞ İÇİN ASKER YÜRÜTEN KUMANDAN, BAŞKUMANDAN demektir. Bu tarif; Kur'an-ı Kerimde tarif edilen, hayatı ve savaşları anlatılan Hz. Süleyman'a, tıpa-tıp uygundur. SAVAŞ sözü de SÜ sözünden kaynaklanıyor.

                                                 Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                            

                                                                                                                                                                                    

KUR’AN ÂYETLERİYLE HZ. SÜLEMEN

 

                                                           بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                      

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا ءَاتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ

 

“Biz onu{n hükmünü} hemen Süleyman'a bildirmiştik; {her birine hüküm, erk, hikmet ve ilim vermiştik. Davud'la birlikte tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bütün bunları Biz Yaptık.“ Enbiya 21/79         

                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                       

  وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ فَهَلْ أَنْتُمْ شَاكِرُونَ

 

“Ona: -Davud'a,- sizi savaşta koruması için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz? “ Enbiya 21/80

                                                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                             

 وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ

 

“Bereketlendirdiğimiz toprağa doğru, Süleyman'ın buyruğuyla yürüyen güçlü yeli, Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Biz her şeyi Biliyorduk.” Enbiya 21/81

                                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                       

    وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

 

“SÜLEYMAN’IN CİNLERDEN, İNSANLARDAN VE KUŞLARDAN OLUŞMUŞ OLAN ORDUSU TOPLANDI. ONLAR HEP BİRLİKTE TOPLU OLARAK GİDİYORLARDI.” Neml 27/17                

 

kuran                                                                                           بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                            

     اذْهَب بِّكِتَابِي هَذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

 

“Süleyman, ibibiğe:' Şu yazımı götür onlara at, sonra bir yana çekil, onların varacakları sonuca bak.”dedi.” Neml 27/28

                                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                 

                       قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ

                     إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                               أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ             

قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ

   

“Sebâ' Ecesi/Prensesi: 'Ey ileri gelenler! Bana, Acıyan ve Bağşlayan Allah'ın Adıyla diye başlayan ve 'sakın, bana karşı başkaldırmayın ve teslim olmuş olarak gelin diyen SÜLEYMANDAN/ SÜLEMENDEN gönderilmiş bir mektup bırakıldı. Ey ileri gelenler! Vereceğim buyruk hakkında bana görüşlerinizi söyleyiniz; Sizler benim yanımda bulunmadıkça, bir konu hakkında kesin karar veremem.” dedi. Neml 27/29-32.

                                                                                بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                      

              قَالُوا نَحْنُ أُولُو قُوَّةٍ وَأُولُو بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ

 

“İleri gelenler: -Biz güçlü kimseler ve zorlu savaşçılarız. Buyruk senindir. Sen sadece buyurmana bak.-” dediler. Neml 27/33.

                                                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                             

  قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ

 

“ECE, PRENSES: 'Gerçek şu ki, KAANALAR, MELİKLER bir kente girdikleri zaman orasını darmadağın ederler, orasının şerefli kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle yaparlar.” Neml 27/34.

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                           

    ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَا أَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ

 

“SÜLEYMAN, SÜLEMEN,  Ecenin, Prensesin elçisine: 'Onlara geri dön! And olsun ki, güç yetiremiyecekleri bir ordu ile gelir, onları oradan alçalmış  olarak çıkarız” dedi. Neml 27/37.

 

{Neml Suresinin 27/33. Ayetinde: “Biz güçlü kimseler, zorlu savaşçılarız.” II. Akabe Biatındaki karşılaşmada yapılan konuşmalarla karşılaştırıp daha ayrıntılı bilgilere ulaşmak için: www.bilgeata.com Hadis-TÜRKİYE- TIKLAYINIZ.}

 

Hz. Süleyman böyle savaşçı bir Süleyman iken, Süleyman adının SİLM yani, BARIŞ sözüyle ilgisi yok. O bir Kağan idi. Kur'an’da da, Tevrat’ta da onun bir kağan olduğu açıkça bildirilmiştir. Neml 27/34. ayeti aşağıdadır. Bu ayetteki {MÜLUK} sözü kağanlar, krallar, hükümdarlar anlamına gelir bir terimdir. Şu hale göre Kur'an-ı Kerim Hz. Süleyman için o bir MELİK’TİR, KAANDIR demektedir. Allah'ın KAGAN yani HÜKÜMDAR olarak bildirdiği bir kimseyi bizim başka türlü söyleme hakkımız var mıdır? Hz. Süleyman ve Atası Hz. Davud {s.a.v} in her ikisi de hem Allah'ın Elçileri, hem de Hüküm sahipleridir. Yani KAANLARDIR.

                                                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                        

    قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ 

 

“ECE, PRENSES, İLERİ GELENLER, MELİKLER, KAANLAR, bir kente girerlerse, orasını darmadağın ederler.“ dedi.” Neml 27/34.

                                             Rüstem KOCADURMUŞOĞLU- Bilge Ata Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                                  

       الْمُلُوكَ  = MÜLUK

 

MÜLUK SÖZÜ, MELİK SÖZÜNÜN ÇOĞULUDUR. MELİK; KIRAL, HÜKÜMDAR, KAAN, KAGAN, HAKAN ANLAMLARINA GELİR BİR SÖZDÜR. Neml Suresinin 34. Âyetinde Hz. Süleyman için doğrudan doğruya MÜLUK yani KAAN, HAKAN, KIRAL sözü kullanılmıştır. Hz. Süleyman KAAN, KAGAN, HAKAN idi. Bu âyetin işaretine göre ortaya koymakta olduğumuz kökenbilgisi, bu tarihi gerçeklerin üstünü örten toz bulutlarını aydınlatmaktadır. Hz. Süleyman hem Peygamber ve hem de bir KAANDIR. Buna göre o, SAVAŞAN, ORDU SEVK EDEN, ASKER YÜRÜTEN, CİNLERDEN, İNSANLARDAN VE KUŞLARDAN ORDULARI OLAN BİR TÜRK KAANIDIR. Adı da Türkçe SÜLEPEN>SÜLEMEN’dir. Bu ordu hep birlikte bir arada Sülemen'in istediği yere gidiyor, orasını alt üst ediyordu. Ayrıca güçlü yeller de Sülemen'in Buyruğundaydı. Bu Süleyman ile SİLM, sözünün başında bulunan –S- harfinin benzerliğinden başka benzerlik yoktur.  Çünkü Sülemen sözü, Türkçedir. Asker yürütmek, savaş yapmak savaşmak anlamına gelen bir sözdür. Kur'andaki Süleyman: Türk'ün Sülemen'inden başka bir kimse değildir.

                                                                 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                      

   وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ فَهَلْ أَنْتُمْ شَاكِرُون

 

          “Ona, Davud’a, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?” Enbiya 21/80

 

Hz. Davud {s.a.v}’a dağlar taşlar boyun eğdirilmiş. Bakır madenleri ergimiş halde buyruğuna verilmişti. Dünyada  madenden ilk defa zırh yapan da Davud {s.a.v} idi. Zırh niçin yapılır?  Savaşmak için yapılır. Zırh giyildiğinde zırha süng, yani süngü batmaz. Süng, Sü, Sü bay Sünüşmek, Sülemek, Sülepen Sülemen sözlerinin hepsi savaş ile ilgili terimlerdir. Bunların da hepsi Türkçedir. Hatta Arapça olarak bilinen {SEVK} sözü de  {HARBÎ} yani, SAVAŞ ile ilgili sözlerdendir. SEVK sözü Türkçede en iyi {SEVKİYAT} sözünde anlamını ortaya çıkarır. Farsça sanılan {SÜVARİ}  sözü de Türkçe sözüdür. {VARİ} sözü de Türkçedir. VARİ; var gibi, benzer demektir. Buna göre SÜ= Asker, VARİ=VAR GİBİ, yani ASKER Gibi demektir. Atı evcilleştiren, savaşlarda attan yararlanan, at üstünde savaşan, at üstünde iken arkasına dönüp ok atabilen Türkler, bütün dünyaya nam salmıştır. “At Türk’ün kanadı” sözü, bunun için söylenmiştir. Hatta Türklerin tayları eşkin oldukları, bir o tepeye, bir bu tepeye yel gibi koştukları için buna benzetilerek TAY’Yİ MEKÂN etmek sözü türetilmiştir ki, bunun anlamı; Türklerin şahlanan taylarından başka bir şey değildir. Nitekim Arapların arasında itibarlı bir oymak olan TAİ Oymağı bu Türk Oymağıdır. TA-Î, TAY-LI, TAYI OLAN; TAY SAHİBİ anlamınadır. TAY o kadar değerli ki bu Oymak, taylarıyla seçkinleşmiştir. Bunlardan Hatem-i Tai adlı kişi çok ünlüdür. İşte o çağların insanları bir zamanlar emperyalist Avrupalılar, Kızılderili Türklerin Kıtasını işgal ettiklerinde gemilerle atlar da getirmişlerdi. Kızılderililer onları at-insan, insan-at şeklinde algıladılar. Kızılderili Kıtasında at olmadığı için onlar bu atlı askerleri kutsal melekler sanmışlardı. Eski devirlerde Türklerin atlı askerlerini görenler: ASKER VAR anlamına gelen SÜ-VAR sözünü kuilanmışlar, bu söze de Farslar sahip çıkmış kendilerine mal etmişlerdir.

Hz. DAVUD {s.a.v} Hz. SÜLEMEN'İN Babasıdır. SÜLEMEN sözü savaş yapan, savaş için asker hazırlayan, ordu kuran, orduları yürüten ve savaştıran anlamına gelir. Kur-andaki SÜLEYMAN da bundan başka bir KAAN değildir. Yukarıdaki ayetleri ve Divan-ü Lügat -it- Türk ile Eski Türk Yazıtlarını incelediğimizde bu Türk belgeleri ile Kur'an-ı Kerim’in SÜLEYMAN{s.a.v} hakkındaki belgelerinin biri birinin aynısı olduğu ortaya çıkmıştır.

Bizim şu araştırmalarımıza karşı çıkacakların bizim getirdiğimiz belgeler gibi ciddi, tutarlı, gerçek belgeler getirmeleri gerekir. Aksi takdirde belgesiz, bilgisiz laf üretenlerin kuru lafazanlıkları, ortaya koymakta olduğumuz gerçeklerin değerini azaltamaz. Hz. SÜLEYMAN’IN asıl Türkçe adı SÜLEMEN' dir. SÜLEMEN sözü; Arapçada korunup kalırken, bu dilin kuralına göre, MEN takısı, MAN haline gelmiştir. Türkçede MEN ve MAN takıları bir birlerinin yerine geçebilirler. Türkmen, sözündeki MEN takısı, TÜRK-MAN olarak ta kullanılmaktadır. Nitekim biz Anadolu Türkleri TÜRKMEN dediğimiz halde, Kerküklüler, TÜRKMAN-TURKMAN da derler. Bu husus hiç bir tevile hacet bırakmayacak kadar açıktır ki; Süleyman şeklinde okunsa da SÜLEMEN şeklinde okunsa da doğrudur. İkisi de Türkçedir. SÜLEMEN Türkçe olduğu gibi, SÜLEYMAN sözü de Türkçedir

Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. DAVUD, Hz. SÜLEYMAN, Hz. MUSA Hz. YAHYA, Hz. ZEKERİYA, Hz. İSA hiç birisi YAHUDİ değildir. Bu Kutlu Efendilerle ilgili olarak binlerce yıllardan beri saklanan gerçekler artık bir-bir gün yüzüne çıkmalıdır. İnşallah yakın bir gelecekte yukarıda adlarını saydığım ve saymadığım pek çok Yalavacın/ Peygamberin adlarının Türkçe olduğunu açıklayacağım.

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                        

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ ءَأَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

“Yoksa siz İbrahim, İsmail, İshak Yakub ile torunlarının Yahudi ve Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “ Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı daha iyi bilir? Allah’ın Tanıklık ettiği bir gerçeği, bile-bile inkâr eden kimselerden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gâfil değildir.” Bakara 2/140

 

Bakara Suresinin 140. Ayeti apaçıkken, Hz. İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarını, yani Soyunu Yahudi’ye, Araba, Hıristiyan’a yamamaya çalışmak, Kur-an’ın bu ayetine apaçık başkaldırıdır. Bu araştırma ile “BRAHİMİ DİNLER, DİNLER ARASI DİYALOG” SAFSATASI ÇÖKMÜŞTÜR.

Bu araştırmaları sırf kuru bir tarih anlayışı içinde yapmıyorum. Tarih, ancak belgelere dayandırıldığı zaman belgeli tarih araştırması olurdu ki, işte tarihçiden asıl beklenen de bu idi. Bizim araştırmamız dil, etimogy, arkeologi bilimine ve dilin belgelerine dayandırıldığı için bu yönü ile itiraz edilebilirlik çıkmazından kurtarılmış oluyor. Kimliklerini  incelemekte olduğumuz  yüce yalavaçların adlarının anlamları ortaya konularak, bu adların Türkçe olduğuna  dair belgeler getirildi. Kul olarak yanılmamız her zaman mümkündür. Çünkü Yanılıp Şaşmayan Bir Tek Allah vardır. Şu kadarını söylemeliyim ki, bu araştırma ile çok zor, çok çetin, buna rağmen de çok hayırlı bir iş yapılmıştır. Burada yapılanların bir ırkçılık gibi algılanması da bizi çok üzer. Biz ön yargısız ve art niyetsiz olarak bilimsel bir çalışma yaptık. Kulların takdiri elbette önemlidir, ama asıl takdir: Ulu Yaratan'ındır. O'nun Takdiri, Rahmeti ve Bereketi yoksa kullar benim neyime gerek. Kulların karnını doyurdukça, yüzünü güldürdükçe, size ilgi gösterirler. Bir de pohpohu kesiverdiniz mi, sizden kötüsü yoktur. İşte o zaman size yağı/düşman olmaları işten bile değildir. Bizim Velimiz Allah’tır, başka veliye, evliyaya ihtiyacımız yoktur. Sonunda O'na döneceğiz.

 

“EZBERLERİ BOZACAĞIM”

 

“SATIR SATIR OKUYUN, EZBERLEYİN. OKUTUN, İNDİRİN, PAYLAŞIN. PAPA’NIN, PAPACILARIN KARŞISINA BİLGİYLE ÇIKIN.”                                                                    

                                                  

                                                                   Haziran 1990                                                           

                                                             Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                                  Bilge Ata-Eğitimci-Yazar

                                                                      Teolog-Kökenbilimci      

                                                                          Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar