Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 78
Bugün: 205
Toplam: 1.109.901
 

KIBRIS

           

            

          

                                                                                                      Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅

                                                                                                                                                      ✫TÜRKİYE

 

24 NİSAN 2004 KIBRIS OYLAMASI:  

       “BİR ADIM ÖNDE OLMAK.”

“ÇÖZÜMSÜZLÜK ÇÖZÜM DEĞİLDİR”

                             Türkiye Başbakanı Recep Erdoğan

                                                      

       2004 yılı, yukarıdaki iki söz ile çalkalanıyordu. İçi doldurulmamış, içeriği belli olmayan, ilk bakışta Kıbrıs Türk’ünün bütün dertlerini çözüverecekmiş duygusunu uyandıran, bu iki sözün büyüsüne kapılan Kıbrıslı Türkler, koşar adım AB’ye katılmaya gidiyorlardı. Bu iki sözün kof laftan ibaret olduğu ise son petrol kavgasıyla ortaya saçıldı. Bu iki sözün gölgesinde Kıbrıs ve Anadolu Türklüğünün başına musallat edilen sorunları ve muhtemel sonuçlarını birlikte görelim: 

       Kıbrıs Adasını emperyalist Hıristiyan Avrupa Birliğine ulamak için Türkiye Başbakanı Recep Erdoğan ve çevresindeki her türden kişi, kuruluş, medya, yazar-çizer takımının çok müthiş bir Türk planıymış gibi yürüttükleri Kıbrıs’ın AB’ye giriş oylaması, gerçekte başımıza örülen önemli bir çorabın ilmikleriydi. Bu zat öyle bir heyecan, öyle bir istekle bu işe girişti ki, oğlunun girdiği bir yarışı kazanması için bir baba ne yaparsa, Erdoğan Kıbrıs’ı AB. Ye yamamak için onun binlerce katı bir çabaya yöneldi. Bu uğurda önüne çıkan her engeli yıkmak istiyr gibiyd. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Gazi Rauf Denktaş’ı, neredeyse tarih sahnesinden silecek hiddetlere bile büründü. Bu uğurda önüne çıkacak bütün engelleri paramparça edecek, ne pahasına olursa olsun, Kıbrıs Adasını Avrupa’ya ekleyecekti. Oysa kulların ne denli hesapları varsa, Allah Zül Celâl’in de kat kat fazla hesabının var olduğunu, keşke zavallı kullar bilselerdi. Oysa Recep Erdoğan ve arkadaşlarının hesapları, Rum takımın sandığından döndü. Bu da emperyalizm’in başka bir oyununun başka bir uygulamasıydı. Çünkü Rumlar, ister EVET desinler, ister HAYIR desinler, AB. Ye gireceklerdi. O halde EVET diyerek Kuzey Kıbrıs Türklerini neden AB. Ye Sokacaklardı? Kuzey Kıbrıs Türkleri henüz Güney Kıbrıslı Rumların egemenliğine girmemiş, kendileri ayrı bir yönetim altında bulunmaktaydılar. Oysa emperyal plan aşağıdaki şekilde işletilecekti. Önce Kıbrıs Türklerinin Devlet şekli ortadan kaldırılsın, Kıbrıs adı ile genelleme yapılsın, ardından iki toplumluluk kavramının içi boşaltılsın, Kıbrıs adı uluslar arası arenada olduğu gibi korunsun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı silinsin, yerine Kıbrıs Cumhuriyeti yerleştirilsin, AB ye girerken Kıbrıs Cumhuriyeti amblemiyle girilsin. Bu emperyal planın uygulaması başarıyla yapıldıktan sonra Kıbrıslı Türkler, birer ikişer, Londraya yerleştirilsin, Kıbrıslı Türkler dünya vatandaşı {ne demekse} olsun, evleri barkları da Avrupa İnsan hakları mahkemesi adlı SİYASAL MAHKEMECE Kıbrıslı Rumlara: {örnekleme. Louizidu’ya verildiği gibi} verilsin, sonra, Kıbrıs’taki bütün Türk-İslâm izleri silinsin. İşte yüz yıllardan beri oynanan oyun budur. Şimdi bile BM. Genel Sekreteri Banki Moon’un gözetiminde oynanan oyun bundan başka bir oyun olabilir mi? Bunun için Kıbrıslı Rumlar AB’ ye HAYIR dediler. Bu kere % 65 EVET diyen Avrupa hayranı, kökünü-kömecini AB uğruna bir kalemde silmiş-atmış Kıbrıslılar çuvalladılar. Gerçi o dönemde Türkiye Türklerine de böyle bir seçenek dayatılsaydı, o günkü propagandanın etkisiyle buradaki bir kısım Türkler de, koşar adım Avrupalı olmak için çırpınmaktaydılar. Şu sicilli sömürgeci Avrupalılara hayran olmamak elde değildir. Dünya Milletlerine ne kadar kötülük varsa yapıyorlar, onlar bastırdıkça bu uluslar onlara boyun büküyorlar. Bu yönü ile Avrupalı emperyallere gerçekten şaşırıyorum. Onlardaki bu cazibenin sırrını çözmek için şu bir iki seçenek yeter sanıyorum. Avrupalı ve ABD’ li emperyalistler, ulusların öz kimliklerini yok edecek projeleri kimsenin gözünün yaşına bakmadan uyguluyorlar. Dünya uluslarının kendi kişiliklerinden, ihtiyaçlarından doğan projeleri yapmalarına izin vermiyorlar. Hiçbir ulus, hiçbir hükümet Avrupalı ve ABD’li emperyalistlerden bir adım önde olamaz. Ancak onlar hangi plan ve projeleri uygulamak isterlerse, dünya ulusları ve onların hükümetleri, bu planları sanki kendi öz planları ve projeleriymiş gibi uygulayabilir. Bu gün Ortadoğu, Uzakdoğu, Anadolu, Kafkasya, Orta Asya ve Afrika ülkelerinin uygulamakta oldukları plan ve projeler, emperyalistlerin şerli projeleridir.   

       Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Anadolu Türkleri arasında AB’ye EVET diyecek olan oy oranı son sekiz on seneden beri oldukça tavsamış, gözü kapalı olarak AB’ye EVET diyeceklerin oranları oldukça düşmüştür. Avrupalılardan sıtkını sıyıranların başında Recep Erdoğan gelmektedir. Geçenlerde Avrupa’da yaptığı konuşmalar bunun belgeleridir. Oysa her bir Avrupalı, Türklerin suyunu sıkıp çıkarmadıkça onları çıranın ışığına getirmezler. Türkiye’den yıllar sonra AB’ye girmek isteyen pek çok ülkeyi, kabul ettiler, ama Türkiye’yi kapıda bekletiyorlar. Bu Kulübe girmek için bunca yüzsuyu dökmeye ne gerek var, ne de mecburiyet var.

       Gerçekte şu Avrupalılara şaşmamak elde değil, çünkü onlar Türkler kökünü, aslını, neslini unutmuşta olsa, Türkleri yeryüzünden silmek için bütün varlıklarını verirlerdi. Adı-sanı Türk olan her kim olursa olsun, Avrupalı ve ABD’li emperyalistler, onları yok etmek için tarihten gelen kinlerini bir türlü unutmadılar. Çok değer verdiğim değerli bir dostum bir anısını anlatmıştı. Bir Avrupalı, Afrika’dan Avrupalıların evlerinde ayak işlerini yapacak hizmetçi, uşak, {gerçekte köle} olarak çalıştıracakları çocuklar getirtmeyi düşündüklerini söylüyor. Arkadaşım bu köle tacirlerine; “Niçin Türkiye’den getirmeyi düşünmediklerini” soruyor. Avrupalı köle tacirleri:

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                                                                                                                         

       TÜRKLER, KISA ZAMANDA ORGANİZE OLUYORLAR.  

 

       “TÜRKLERDEN GETİRTMEYİ DÜŞÜNMÜYORUZ, ÇÜNKÜ TÜRKLER, KISA ZAMANDA ORGANİZE OLUYORLAR. TÜRKLER’DE BAĞIMSIZLIK, GİRİŞİMCİLİK RUHU ÇOK YÜKSEK. OYSA AFRİKALILARDA BU ÖZELLİKLER OLDUKÇA DÜŞÜK DÜZEYDE BULUNUYOR. AFRİKALILARI SÜREKLİ OLARAK BUYRUK ALTINDA TUTABİLİRİZ. OYSA TÜRKLERİ UZUN SÜRE BUYRUK ALTINDA TUTMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR.” Diyor.

 

       Onlar Türklerdeki bu üstün özellikleri, elli yıldan bu yana yaşayarak gözleriye görmüşlerdi. 1960 lı yılların başında hiçbir ön çalışma yapılmadan, tren vagonlarına tepeleme doldurulan Türkler, gurbet ellere yollanıyordu. Avrupa’da Avrupalı emperyalistlerin pisliklerini temizletmek için aşağılanan bu kaybedilmiş Türk çocukları, bin bir meşakkatler çekerek, üstüne üstlük Avrupalı Haçlıların binlerce hakaretine maruz kalarak oralarda tutunmaya çalıştılar. Sonradan adları “Almancı” olarak konacak olan bu Türkler, şimdi Avrupa’da ekonomik, sosyal, siyasal bir güç olarak ortaya çıktı. Dünya uslularının öz servetlerini sömüre-sömüre semiren burnu Kaf Dağındaki sömürgeci Avrupalı, elli yıl sonra bir de baktı ki, dün hakaretler yağdırdığı Türkler, aş, iş makam mevki sahibi olmuşlar. Almanya’da dönerci Türkleri katleden faşist ve Nazist unsurlar, boşuna çırpınıyorlar. Su, yolunu bulmuş, elli yıl sonra hakaretler yağdırdıkları Türklerin bugün kapılarında, işyerlerinde, fabrikalarında, Avrupalıların çocukları işçi olarak çalışıyorlardı.

       Türk’ün burnunu sürtmek isteyenler, günü gelince burunları en çok sürtülecek olanlardır. 

       Kore Savaşları sırasında Türklerden ve ABD’li emperyalistlerden Çinlilere tutsak düşenler oluyor. ABD’li Siyonist emperyalist askerler kısa bir işkenceden sonra Çinlilere itaat etmeye başlıyorlar. İçlerinden birisini baş olarak seçmeye yanaşmıyorlar. Çinliler, onlardaki bu aymazlığı kullanarak birliklerini parçalıyorlar. Türk askerleri, başlarında rütbeli kumandan yoksa bile, içlerinden kıdemli bir eri başkan olarak seçiyorlar. Onun şehid olması halinde arkadaşlarından bşaka birinin komutasına giriveriyorlar. Böylece birlikleri, dirlikleri, güçleri artıyor. Bu GENETİK ŞİFRELER Türklere nasip olmuş İlâhî bir mazhariyettir. İşte emperyalist Siyonistler bizim bu GEN HARİTAMIZI yok etmeye çalışıyorlar. BİZDE DE bazı ruhsuzlar, İNADINA ONLARA KOŞUYORLAR.

       Avrupalı bilginler Türk GENOLOJİ>GENOLOGY-Sİ hakkında çok titiz çalışmalar yürüttüler. Türklerin zor kullanılarak baş eğdirilemeyeceğini bildikleri için, bu Soylu Ulus’u, kendi özgün kimliklerinden uzaklaştırarak iradelerine hükmetmeye yöneldiler. İşte şimdi özellikle Anadolu Türklüğünün karşı-karşıya kaldığı pek çok handikapı, emperyalist plan ve projelerde aramamız gerekiyor. Biz de bunları araştırıyoruz.

        24 Nisan 2004 tarihinde yürütülen Kıbrıs’ı-AB’ye katma oylaması, Başbakan’ın yukarıdaki sözlerinin gölgesi altında şekillendi. Her yerde bu sözler yankılanıyordu. Kıbrıslı Türklerin % 65’i, bu iki sözün büyüsüne kapılmışlardı. Onlar, AB diyorlardı da başka bir şey demiyorlardı. 24 Nisandan önce şahlanmış gruplar, kendisini darı ambarında sanan aç tavuklara dönmüşlerdi. Avrupalılarla, ABD’lilerin nice milyon oyunlarının olduğunu kavramak şöyle dursun, yanından bile geçmiyorlardı. Hatta bu oylama işi o kadar ileri götürüldüler ki, içlerinden Türkiye’yi işgalci sayacak kadar hayâsızlaşanlar bile türedi.

                                                                                            

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                                        

       TÜRK MİLLETİNİN GERÇEK DOSTLARI YOKTUR

 

       Oysa 1968 yılında ilk ÇIKARMA GİRİŞİMİMİZ SIRASINDA BEN 14. Piyade Alay’ının 5. Bölüğünde komando subayı idim. {Şimdi bu 14. Piyade Alay’ı Kıbrıs’tadır.} İlk çıkacak kafiledeydim. Benim görevim, takımımla birlikte Saint Hilaryon/Sen Hilaryon Kalasındaki 10 bin kadar bir yekun tutan Mücahitleri kurtarmaktı. Kıbrıslı Türkler kan ağlıyorlardı. Şimdi Türkiye’yi işgalci sayan Rum kafalı, kafasız heriflerin babaları-anaları büyük bir kıyımın eşiğindeydiler. Yunan 10 bin askerle Kıbrıslı Rum’a destek veriyordu. Eğer biz yetişmezsek, Sen Hilaryon Kalasındaki 10 bin Mücahit toptan imha edilecekti. Türkiye’ye işgalci diyen MANGURTLARIN pek çoğunun babası, dedesi de o Kalada tutsak edilmek üzereydi. Şımarıklık ve edepsizlik yapan çocuklarına bazı analar: “Seni doğuracağıma keşke taş doğursaydım” derler ya, işte bu nankör herifler de taş doğası nankörlerdi. Mücahitlerin mermileri, tükenmekteydi. Ekmekleri, aşları da kalmamıştı. O çıkarma her ne kadar kansız başlamış ve öyle de sonuçlanmış ise de Kıbrıslı Türkleri, toptan imha edilmekten kurtarmıştık. Keşke demek için benim iman ve inançlarımı çiğnemem gerekiyor. Buna rağmen, Türkiye’ye AB yi tercih ederek, Rum ağzıyla Türkiye’yi işgalci sayan Kıbrıslı bazı densiz grupların bu akıl, iz’an fukaralarına hakkımı neden helal edeyim? Kıbrıslılar için çektiğim mihnetlerin tamamını Kıyamet Günü bunlar gibi nankör densizlerden almaya ant içtim. İki elim Mahşer günü bu densizlerin yakasındadır. Şimdi sırt ağrılarım, siyatiklerim, boyun tutulmalarım iki-üç ay Mersin Davultepe Mevkiinde daracık bir çadırda çamurların içinde çektiğim sıkıntıların eseridir. Yıllar yılı çekmekte olduğum bu acılarımın bir milimini bu kesime helal etmedim. İnanıyorsanız bu çok büyük bir vebaldir: İnanmıyorsanız siz bilirsiniz. Çıkarma olay’ının üstünden 44 yıl geçti. Herkes Kıbrıs’a koştuğu halde ben yönümü dönüp bakmadım. Şu satırların kaleme alındığı 13 Kasım 2011 Pazar günü, televizyonların magazin sayfaları, Kıbrıs’ta Kurban bayramında şarkı söyleyen artizleri görüntülüyorlardı. Kıbrıs’ta çok değerli arkadaşlarım da yaşıyor. Bunlardan birisi İlkay idi ki, İlkay’ın Lefkoşa Kaymakamlığı, cumhurbaşkanlığı danışmanlığı da yaptığını duydum. Kıbrıslı pek çok kişi ile birlikte okuduk. Buna rağmen Kıbrıs’a gitmedim. Çıkarma sırasında bir oğlum vardı. Onu da sonra şehid verdim. Ben de Kıbrıs için şehid olsaydım, şimdiki çocuklarım doğmamış olacaklardı. Allah Zül Celâl’in Hikmetinden sual olunmaz. Ben, Türkiye’ye işgalci diyen bu adamlar için mi bunca cefaya katlandım? Türkiye’ye bütün Avrupalı emperyalistler, Yunan-Rum ikilisi işgalci dedikleri halde hiç gocunmamaktaydım, ama bunu Kıbrıslı Türklerden söyleyenler beni çok yaraladılar. Onların bu sözlerini düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Bu Yüce Türk Milletinin gerçekten elinin tuzu yokmuş. Kime sarılsa, kime yardıma koşsa onlar, sicilli düşman kesiliyorlar. Dün Saddam’dan kaçan Irak’ın Kuzeyindeki Kürtler, ekmeğimizi, aşımızı yediler, şimdi kanlı kinli düşman kesildiler. Daha önce çil çil altınlarımızı yiyen Arap şeyhleri bizi arkadan hançerlediler. 1492 tarihinde II. Sultan Bayazıt tarafından İspanya’dan-Engizisyon’dan kurtarılan Saferat Yahudileri, şimdi bize kanlı, kinli yağılar/düşmanlar oldular. Sarkozy’ler, George Soroslar, Barzaniler Saferat Yahudilerinin torunlarıdır. {Barzaniler www.bilgeata.com TIKLAYINIZ} Hangi birini sayalım. Muhteşem Süleyman tarafından tutsaklıktan kurtarılan Françesko’nun Fransa’sı, Birinci dünya Savaşında bize hançer saplamış, Savaştan sonra da Çukurova’yı işgal ederek en büyük namertliği göstermiştir. Bereket versin Adanalı Kuvay’ı Milliyeciler, bizzat Merhum babam Ahmet Hoca Efendi/Ahmet Kocadurmuş olmak üzere Adanalı direnişçiler, kelle koltukta Fransızlarla işbirlikçileri Ermenilere derslerini vermiş, Adana’yı zalim düşmanlardan kurtarmışlardı.

                                                                                  

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                         

       ÇIKARMA BİRLİKLERİNDE İKİ LCM VARDI

 

       Çıkarma birlikleri Mersin’e intikal ettiği sırada bana, askerin moralini yüksek tutmak için Milli-Manevi değerlerimizle ilgili konuşmalar yapmam için görev verildi. Ben de bu kutlu görevimi layıkıyla yerine getirdim. Şehidlik, gazilik, Vatan Savunması haklarında bütün çıkarma Birliklerinde Türk Askerine konuşmalar yaptım. Çıkarma günü yaklaştığında kendi Alayımızın silah ve mühimmatını gemilere yükletilmesine ben de katkıda bulundum. Türkiye’yi yöneten kadrolar o gün de, dün de bu gün de, pek çok görevi ne yazık ki, yapmamışlardı. İki adet LCM denilen çıkarma gemisi gelmişti. Bu gemiler iki kamyon, veya iki tank alabiliyor, bu tankların mühimmatlarını taşıyabiliyor, başka bir yükleme yapılamıyordu. Koskoca Türk Devletinin içinde bulunduğu kaygısız, dikkatsiz, düşüncesiz, yönetimlere bakınız ki, bizler asker olarak Kıbrıs’a gönderiliyoruz da sadece iki tank, iki de mühimmat yüklü kamyon götürebiliyorduk. Topumuzu, jeepimizi de yük gemilerine yüklüyorduk. LCM denilen iki çıkarma gemisinin alacağı yük ya dört adet tank taşıyacaktı, yahut iki tank ile iki kamyon mühimmat taşıyacaktı. Öteki bütün varidatımız ise yük gemilerinin derin diplerine yerleştiriyorduk. Bu yük gemileri sahillere yanaşamıyordu. Çünkü sahiller beton koruganlarla sarılmış vaziyette idi. Sahillerden uzakta durmak zorunda olan yük gemilerinden savaş malzemelerini nasıl indirecek, ıslatmadan karaya nasıl çıkartacak, sonra düşmana karşı bu silahları nasıl kullanacaktık?  Kuru yük gemileri denizin ortasında öylecene bekleşecekler, bizler kelle koltukta denize atlayarak, karaya doğru yüzecek, bir yandan da düşmana mermi sıkacaktık. Bu minval üzre karaya çıkabilirsek, düşmanı püskürtecektik. Düşman püskürtülünce eğer oralarda bir yerlerde liman gibi bir yer varsa jeepler, reolar, toplar, tüfenlekler ve mühimmatlar da karaya çıkartılarak arkadan gelen takviye birliklerine verilecekti. Bu şartlar altında savaşacak, Kıbrıslı Mücahitleri kurtaracak, arkasından da Kıbrıs’ı Yunan askerinden temizleyecektik. Ben kendi takımım için söylüyorum. Hepsi zımba gibi gençlerdi. Hayatlarının baharındaydılar. En ufak bir irkilme, bir seyrime hissetmiyorlardı. Yunanlıya haddini bildirmek için çok sabırsız davranıyor, bana: “Teğmenim, birkaç saat içinde Kıbrıs’a varabilir miyiz? Oraya vardığımızda şu Yunan’ın haddini bildirelim, Müslüman Türk’ün gücü gösterilim” diyorlardı.           

       Biz bu şartlarda Kıbrıslıyı Yunan mezaliminden kurtarmak, Yunan’ın öteki Ege adalarına haybeden konduğu gibi Kıbrıs’a da konmasını engellemek için Kıbrıs’a kanımızı dökmeye gidiyorduk, şimdi bakıyorum da Yunan belası Kıbrıslının üstünden kalkınca Kıbrıslı Türklerden bazı unsurlar, dün çekilen mihnetleri ne de çabuk unutuvermişler. “AB’ ye girmemizi, dünyaya açılmamızı kimse engelleyemez” çeşnisinden ucuz gevezelikler yapan bu herifler, AB ve ABD’nin çok basit, çok bildik bir oyunu ile hevesleri kursaklarında kalarak yanlarına çöküverdiler. İyi de oldu. Onlar hala uslanmadılar. Yunan-Rum kafasıyla düşünmeye, Yunan-Rum ağzıyla konuşmaya devam ediyorlar. AB’nin de ABD’nin de Kıbrıslı Türklerin dünyaya açılmalarını sağlamak, Kıbrıslı Türklere yeni bir hayat standardı getirmek için Kıbrıs oylaması yaptırmadıklarını hala anlayamayan ne çok avanak var. Onlar Kıbrıslı Ortodoks Rumları kendi içlerine alarak, koruma altına almak istedikleri, ayrıca da Kıbrıs Adasının Doğal zenginliklerini ele geçirmek için bu girişimi yapmaktaydılar. Kıbrıs adası AB’ye eklenirse, Türkiye’nin Akdeniz’e açılması önlenecekti. Türkiye deniz Ülkesi olduğu halde Akdeniz’e açılamayacaktı. Şimdi bu planı BM mi yürütüyor? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs ile birleştirilmemeli, AB’ye katılımı önlenmelidir.

       İbret almak isteyenlere âlemde ibret mi tükenmiş? Onlar bazı ülkeleri silahlı müdahalelerle işgal eder, bazılarını muhalif isyanlarıyla ele geçirir, bazılarını da 24 Nisan oylamasıyla içlerine alırlar. Mısır, Tunus, Yemen gibi ülkeleri muhalif isyanlarıyla ele geçirdiler. Libya’yı ise hem muhalif isyanlarıyla, hem de NATO adlı Haçlı ordularıyla ele geçirerek Muammer Kaddafi’yi öldürdüler. Oysa aynı emperyalistler, Arap BA’AS Partilerini kurdurduklarında Kaddafi, Esat, Abdullah, Saddam gibi ve daha nicelerini kendileri yetiştirmişler, kendi ajanlarıyla desteleterek Arapların liderleri yaptırmışlar, zaman içinde de bu ahmak herifleri, katı birer diktatör, kadın düşkünü zampara, para ve makam düşkünü birer baş belası yapmışlardı. Bundan sonra işleri oldukça kolaylaşmıştı. Bu diktatörlerin Arapların başından gitmesi için kolay ve ucuz kampanyalar düzenleyerek, II. Sultan Bayazıt’ın dedelerini Engizisyondan kurtardığı Saferat Yahudilerinden George {Corc} Soros’un Açık Toplum Enstitü’sü  dergâhlarında eğitilen Muhalifler silahlandırılarak, bu ülkeler kısa zamanda ele geçirildi. Şimdi sırada Suriye ve İran bulunmaktadır. {Geniş ve ayrıntılı bilgi için: www.bilgeata.com Büyük Ortadoğu Projesi ve Hicaz, Libya Saldırısı, Sultanhamid’in Petrol Haritası, Mavi Marmara, Ba’as..TIKLAYINIZ.} Libya’nın varili bir ABD dolarına çıkarılan petrollerini Muhalif Lider Abd El Celil,  şimdi emperyalistlerin hizmetine sunmuştur.  

                                                                                                     

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                                                                                                                                   

       ERMENİ İSYANLARI VE 24 NİSAN OYLAMASI

 

       Kıbrıslı Türkler, Avrupa Birliği denilen Sömürgeci Kulübe girerek bütün derd-ü gamdan, işsizlikten, aşsızlıktan, hatta harçlıksızlıktan, onlara göre en önemlisi de Türkiye’ye muhtaç olmaktan 24 Nisan 2004 günü kurtuluvereceklerdi. Oysa emperyalist AB liler, 24 Nisan tarihini özellikle seçmişlerdi. Anadolu’yu kasıp kavuran Ermeni isyanları, Türkler ve özellikle bütün Müslüman unsurlarca durdurulunca, bu kere isyan çıkartan Ermeni komitaları çuvallamışlardı. Bir süre sonra Kürt Hamidiye Alayları ve başıbozuk Kürt gruplarınca yok edilmek istenen Ermenileri, Kürt aşiretlerinin elinden kurtararak daha güvenli bölgelere götürmek için alınan karar, 24 Nisan günü alındığı için bu 24 Nisan günü Ermenilerce {BEDS YEGHERN} olarak adlandırıldı. Barack Obama adlı ABD Başkanı, ilk seçildiği yıl, bu 24 Nisan da Türkiye’deki ABD çıkarları BOP Projesi, İncirlik, İran’ın işgali, Libya’nın vurulması, 22 Osmanlı bakayası Müslüman Ülke ile Türkiye ve İran dahil, 24 İslam Ülkesine demokrasi getirmek, LAİKLİK İRAC etmek görüntüsü ile ele geçirmek istedikleri için Türkiye’nin elde tutulmasının gerektiğini biliyorlardı. Bu yüzden Barack Obama; {GENOCİD=SOYKIRIM} yerine, {BEDS YEGHERN} sözünü kullandı. {BEDS YEGHERN www.bilgeata.com TIKLAYINIZ}. Ermeniler, Kürt gruplarından uzaklaştırılarak koruma altında saldırılardan kurtarılmak için Güney’e Halep, Lazkiye, Beyrut, Amman ve öteki yerlere göçürtüldü. Bu Göçürtme olayının kararının alındığı tarih 24 Nisan’a denk geldi. Buna Tehcir/Göçürtme denir. O devirde şimdi Lübnan, Suriye, Ürdün denilen yerlerin hepsi Osmanlı illeriydi. İşte Avrupalılar Kıbrıs Oylamasını bu tarihi baz alarak 24 Nisan 2004 tarihinde yaptırdı. Nitekim Ermenistan ile Türkiye’nin ilişkilerinin normalleşmesi hakkındaki Protokol, {SOYKIRIMI İNKÂR YASASI} çıkartan İsviçre gibi Türk düşmanı Bağnaz bir Ülkede Türkiye Dışişleri Bakanı Kırım kökenli Ahmet Davutoğlu ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan tarafından 10 Ekim 2010 tarihinde İsviçre’nin Zürih kentinde imzalandı. İsviçre’yi tarafsız ülke sayan dünya ulusları, bu ülkenin: {SOYKIRIMI İNKÂR YASASI} çıkarttığını bilmiyorlar mıydı? En acısı da Kırım kökenli olarak bildiğimiz Ahmet Davutoğlu, AKP Hükümeti bu gerçeği bilmiyorlar mıydı? O zaman neden bu Ülkede bu Protokolu imzaladıklarını açıklamaları gerekir. Dünyada Protokol imza edecek başka ülke mi tükenmişti? 

       Kardeşler arsında ayrı-gayrı olmadığını, keşke Türkiye Cumhuriyetine düşman edilen bu Kıbrıslı Türk gruplar keşke anlayabilselerdi? İşte bu ve daha nice sebeplerden dolayı bazı  Kıbrıslı Türkler, Avrupa’ya koşuşuyorlar, bin yılda bir kere önlerine çıktığını sandıkları bu yemi, ebedi nimet sanıyorlar, bu yemi engelleyeceklere karşı ateş püskürüyorlar, önlerine çıkacak her engeli yıkmaya, kendilerini bekleyen refah topluluğuna kavuşmaya koşuşuyorlardı.

       Kıbrıs’ın AB’ye girmesi macerası böyle başladı. Türkiye Türkleri de Kıbrıslı Türkler gibi ikiye ayrıldılar. Bir bölümü yukarıdaki sözlerin cazibesine kapılarak, Kıbrıs’ta bir çözüm olmasını savunuyor, bunun da açkısının Avrupa Birliğine girmekte olduğunu sanıyorlardı. Kıbrıs AB. Oylaması böyle bir hengâmede cafcaflı laflarla başlatıldı.

       Kıbrıs’ı, Avrupa Birliği denilen sömürgeciler topluluğuna ulamak için böyle bir düzenek işletilirken, bizler de olayların arka planlarını, ileride başımıza gelebilecek şer halkalarının nelerden ibaret olabileceğini araştırmaya uğraşıyorduk. O hengâmede, ortalıkta tozdan-dumandan göz gözü görmediği 18 Nisan 2004 akşamı, Kıbrıs Oylamasından altı gün önce ART Televizyonuna telefonla konuk olmuş, aşağıdaki açıklamayı o akşam yapmıştım. O gün başladığımız Kıbrıs macerasında, bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, 18 Nisan akşamı yapmış olduğum açıklamaların ne kadar isabetli, ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bütün Türkiye ve Kıbrıslılar artık kabul etmeye başlamışlardır. Sekiz yıl önce yaptığım konuşmayı görelim, sonra yorumu sizlere bırakalım:

                                                                                                                 

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                                                                                                                                   

       Hz. MUSA İLE HIZIR ALEYHİSSELAM’IN YOLCULUĞU

 

       “Hz. Musa ile Hızır Aleyhisselâm’ın yolculuklarındaki üç kıssadan burada Kıbrıs ile ilgili olan son kıssayı açıklayacağım.

       Hızır Aleyhisselâm ile Hz. Musa {sav} Efendimiz bu yolculuklarının sonunda bir köye varırlar. Köylüler, bu iki kutlu yolcuya ne yatacak yer, ne yiyecek ekmek verirler. Bu iki Efendi de köyün dışında gecelemek için bir ören yerine sığınırlar. Hızır Aleyhisselâm orda yıkılmak üzere olan bir duvar görür. Bu duvarı doğrultur, onarır. Hz. Musa {sav} Efendimiz bunun sebebini sorar. Kıssayı Kuran’n-ı Kerim şöyle açıklıyor:

 

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ            

فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا

 

       “Bunun üzerine {Hızır ile Musa} birlikte yürüdüler. Sonunda bir köy halkına vararak onlardan yiyecek istediler. Ama köylüler bunları konuk olarak kabul etmekten çekindiler. Bunun üzerine orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Hızır hemen o duvarı doğrultuverdi. Musa: “Eğer istemiş olsaydın, bu işe karşılık elbette bir ücret alırdın” dedi.” Kehf 18/77

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                              

   قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

 

       “{Hızır, Musa’ya} dedi ki: İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Senin sabredemediğin olayların yorumunu sana haber vereceğim.” Kehf 18/78                                                                

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                          

  وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

      

       “Duvara gelince duvar, o kentte iki yetim oğlan çocuğuna ait idi. Bu duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları ise iyi bir kimse idi. Ey Musa! Senin Rabbin o iki yetim çocuğun erginlik çağına ulaşmalarını ve senin Rabbinden bir rahmet olarak kendi hazinelerini çıkarmalarını Murad etti. Ben de bu yaptıklarımın hiç birisini kendiliğimden yapmadım. Ey Musa! İşte senin sabredemediğin olayların yorumu budur.” Kehf 18/82

 

                                                                                                 Rüstem KOCADURMUOĞLU-Bilge At a Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

      KUR’AN ÂYETLERİNİN İŞARETLERİ

 

       Kur-an’ı Kerim’in bu çok önemli kıssasını ART de Kıbrıslı Türklere anlattıktan sonra şunları açıklamıştım. Bu ayetlerde bizlere, sizlere çok önemli mesajlar, güçlü uyarılar var. Hızır Aleyhisselâm, duvarın altındaki hazinenin, Salih kimselerden olan bir zatın mirası olduğunu, bu hazinenin bu Salih kimseden onunun yetim çocuklarına miras kaldığını açıklamıştı. Bu hazinenin asıl sahipleri olan yetimlerin eline geçmesinin bu duvarın yerli yerinde durmasına bağlı olduğunu, duvarın yıkılması halinde hazinenin başkalarının eline geçeceğini bunun için duvarı onardığını açıklamıştır.

       Eğer Kıbrıslılar, bu oylamada EVET oyu verirlerse, o zaman Kıbrıs Avrupa toprağı sayılacaktır. Avrupa Birliğinin bir raporu aynı televizyonda açıklanmıştı. Bu rapora göre, Avrupa Birliği Kıbrıs oylamasından hemen sonra Arap petrollerine olan bağımlılıktan kurtulacak, kendi petrolünü kendi toprağı olan Kıbrıs Adasından çıkaracaktı. Kıbrıs Adasının Kuzey’i, Doğusu, İskenderun Körfezi, Çukurova bir petrol denizinin üzerinde bulunuyordu. Kıbrıs’ta AB. Bir rafineri/arıtma fabrikası kuracak. Dolum tesisleri ise Yunanistan tarafından yapılacaktı.

       Kıbrıs, Anadolu, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’nın kilididir. M.S. 1571 yılında binlerce Türk Mehmetçik şehadet şerbetini içerek Kıbrıs’ı Fethettiler. 1968 yılında ben bizzat Kıbrıs çıkarmalarına katıldım. Nice bin meşakkatler çektik. 1974 yılında binlerce şehidin kanı ile sulanan bu toprakları AB’ye satamazsınız. Ben çıkarma birliğinde çektiklerimin bir milimini bile EVET oyu vereceklere, verdirecekler helal etmiyorum.

       Bu kıssadaki yıkık duvar ne ise, Kıbrıs ta odur. Siz eğer EVET derseniz, duvar yıkılacaktır. HAYIR derseniz, bu günkü kuşakların çocukları, yarın bu hazineye sahip olacaklardır. Lutfen HAYIR deyiniz.” Demiştim.

       18 Nisan 2004 ila 22 Kasım 2011 yılları arasında sadece sekiz yıl geçti. Şimdi geldiğimiz nokta çok önemli, önemli olduğu kadar da dikkat çekicidir. O gün yaptığımız uyarıları, Kıbrıslıların % 65’i kulak ardı ederek bir hayalin peşine düşmüşlerdi. Türkiye’yi yöneten AKP Hükümeti, Başbakan Recep Erdoğan’da yangına körükle gider gibi bir an önce Kıbrıs’ı elden çıkarmak için var güçleriyle yükleniyorlardı. Aradan geçen sekiz yıl sonra şimdi o günleri unutmuş görünen Türkiye’nin yöneticileri, Kıbrıs Adasının doğusunda, Kuzeyinde petrol aratmak için savaş gemilerinin korumasında sismik gemiler yolluyorlar. Bu durumu da sanki daha önce kelepir niyetine AB’ye yamamaya çalışanlar kendileri değilmiş gibi çıkışlar yapıyorlar. 24 Nisan 2004 te uluslararası antlaşmaları yok sayarak Kıbrıs’ı AB’ye başka bir Hükümet, başka bir Başbakan oylatma yaptırmış ta, kendileri ne kurtarırlarsa fi bereket dermiş gibi, Güney Kıbrıslı Rumların İsrail ve başka devletlerle Doğu Kıbrıs’ta petrol aramalarına engel oluyormuş, giden gitti, bari hiç olmazsa şu petrolü kurtaralım dermiş gibi davranmaları cidden şaşırtıcıdır. Önce vereceksin, sonra ne kurtarabilirsen kurtarmaya çalışacak ve böylece kahraman olacaksın.

 

       “KAHRAMAN OLMAZ BİR KİŞİ SEN YİĞİTSİN DEMEKLE,

         BOŞ YERE GÖĞSÜN KABARDAN KENDİNE BÜHTAN EYLEMİŞ.”

                                                             Kerküklü İzzet Hattat                                                                  

 

       Türkiye Başbakanı Erdoğan, neredeyse İsrail ile Rumlara karşı savaş naralarına benzer uyarılar yaparak Kıbrıs Adasında petrol aramalarını önleyecek girişimlerde bulunuyor. Buna ne denir. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” denir. Başbakan Recep Erdoğan, Barack Obama ile görüşüp olur aldıktan sonra Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı ile ABD ülkesinde anlaşmalar imza ederek arama ruhsatı çıkartıyor. 2004 yılında: “ÇÖZÜMSÜZLÜK, ÇÖZÜM DEĞİDİR,”  “BİR ADIM ÖNDE OLAMK.” diyerek Kıbrıs’ın AB. Ye katılması için var gücüyle yüklendikleri günler çok gerilerde değildir. Oysa Türkiye’nin üye olmadığı hiçbir uluslararası kuruluşa katılamayacak olan Kıbrıs’ın AB’ye katılmasına izin verenler de kendileriydi. Şimdi de Kıbrıs’ta petrol aratanlar, bunun için Rumlarla İsraillilere kafa tutanlar da kendileridir.      

       27 Haziran 1998 yılında 6.2 şiddetinde Ceyhan’da bir deprem oldu. Bu deprem sırasında KAYI Boyunun Çukurova’da yerleştirilmiş mensupları olan soyumuzun bir kısmının yaşadığı bölgede de deprem epeyce zayiat yaptı. Kendi Köyüm olan SOYSALI Köyünde de bu deprem çok şiddetli hissedildi. Şimdi Rahmetli olan Yörük kökenli Karakucak şampiyonu Merhum Hacı Buhur’un köyümüzün Körveli semtinde bulunan çakma su çıkartılan çakma su kuyusundan petrol fışkırdı.  Konu Türkiye’nin gündemine oturdu. Daha sonra TPAO-Türkiye Petrolleri, Köyümüzün hemen yanı başında ölçümler yaparak Merhum komşumuz Barak Türklerinden Halil Daban’ın tarlasında petrol kuyusu açmaya başladı. Çalışanlardan aldığımız bilgiye göre, buradaki petrollerin gravitesinin Arap petrollerinden daha yüksek olduğu söyleniyordu. Kuyu açıldı, daha sonra petrol yok diyerek betonla kapatıldı. Bu arada bütün Çukurova TPAO tarafından didik-didik tarandı. Yetkililerden aldığımız bilgiye göre her yerde petrol vardı. Sonra birden bire aramalar, kuyu açmalar bıçak kesilir kesildi. Daha sonra Halil Daban’ın varislerinden aldığım bilgiye göre, Ankara’ya gittiklerinde, 2007 yılına kadar bekleyin denilmiş. 2007 yılında anlaşma mühleti bitiyormuş. Şu yazının yazıldığı 22 Kasım 2011 tarihine dek bu kuyu hakkında olumlu bir çalışma görülmedi. Sözleşme yeniden ABD’lilerle ya 49 yıllığına, ya 99 yıllığına yenilenmiş olabilir mi? Türkiye bir yönden değil bin yönden kuşatılmıştır. Bu çemberleri kıracağız.

                                                           24 Kasım 2011 

                                          

                                          Rüstem KOCADURMUŞOĞLU                                                                                     

                                                     Bilge Ata-Eğitimci Yazar

                                                       Teolog-Kökenbilimci

                                                          Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅  

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar