Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 16
Bugün: 142
Toplam: 1.109.838
 

Derisiz Develer

                                                            

 

 

 

DERİSİZ DEVELER,

CİĞERSİZ KOYUNLAR GÖRDÜM

 

“VÎRÂNELERİN YASÇISI BAYKUŞLARA DÖNDÜM.

GÖRDÜM DE HAZÂNINDA BU CENNET YURDU,

GÜL DEVRİNİ GÖREYDİM ONUN BÜLBÜLÜ OLURDUM.

NE OLURDU YÂRÂB, BENİ EVVEL GETİREYDİN.”

                                           Mehmet Âkif Ersoy                                                    

 

“İNTİSABI İLE {MENSUBU OLMAKLA, MÜSLÜMAN OLMAKLA} BAHDİYÂR OLDUĞUMUZ İSLÂM DİNİ, CİHANIN EN BÜYÜK DİNİDİR. BENİM DİNİM, ŞUÛRA/AKLA, MANTIĞA AYKIRI, GELİŞMEYE ENGEL DEĞİLDİR.”

                    Mustafa Kemal Atatürk                                                   

 

“ Bugün 24 Haziran 2003 pazartesi. Bu aylarda yayladan Adana’ya inildiğinde hava bakımından uyumsuzluklar yaşanıyor.

Bir arkadaşımla Adana’dan İskenderun yönüne doğru yolculuk yapıyoruz. Bu arkadaşımın kim olduğunu hala hatırlamıyorum. Toprakkale {Kınık Kalası}’yi geçtiğimizi hatırlıyorum. Bana arabayı sanki ben sürüyormuşum gibi geliyordu. Arkadaşım da sürüyor olabilirdi. Konuşa konuşa ilerliyorduk. Erzin’i geçmiş, Dörtyol’a ulaşmıştık. İşte dehşetli manzara ile Dörtyol’a vardığımızda karşılaştık. Bilindiği gibi Dörtyol, Türk Kurtuluş Savaşında İlk Kurşun’un atıldığı 17 BİN YILLIK BİR TÜRKMEN-YÖRÜK YURDUDUR. Hatay Fransız emperyalistlerince Anavatan’dan koparılıp alındığı vakit, Dörtyol da Suriye’ye bağlanmış, Hatay’ın yeniden Anavatan’a bağlanmasıyla Dörtyol da Anavatan’a bağlanmıştı.

Karşılaştığımız korkunç manzaranın geçtiği arazi terk edilmiş, bakımsız bir portakal bahçesi görünümündeydi. Bu arazi, Adana yönünden Dörtyol’a varıldığında Kente dönülecek anayolun Dörtyol tarafında, yolun hemen sağ köşesindeki araziydi. Belki şimdi parsellenip betonlaşmıştır, ama bana eski halindeki yer olarak görünmekteydi.

Bize görünen manzara o kadar korkunç, o kadar sıra dışıydı ki; neredeyse küçük dilimizi yutayazdık. Böyle bir olayın gerçek hayatta başka bir benzeri var mıydı? İkimiz de afallamış, gördüklerimiz karşısında aptallaşmış, nutkumuz tutulmuştu. Arabayı durdurmuş, dudaklarımız uçuklayarak, derin ürpertiler içinde bu sıra dışı görüntüyü seyretmeye başlamıştık.

Arkadaşımla ben sanki ikizleşmiş, ikimiz birimiz olmuştuk. Benim hissettiklerimi arkadaşım, arkadaşımın hissettiklerini ben duyuyordum.                   

                             

 

Rüstem KOCADURMUŞOĞLU - Bilge Ata - TÜRKİYE                                                                    

ARAMIZDAKİ BEDENSEL ENGELLER KALDIRILMIŞTI

 

Karşımızda bize görünen görüntüde dört çeşit hayvan sıralanmıştı. Deve sıraları üçü beşi geçmiyordu. Deve katarları Dörtyol kent merkezine doğru öyle bir uzuyordu ki, katarın sonundaki develer hayal meyal seçilebiliyordu. Deve katarlarından hemen sonra sığır sıraları geliyordu, onlar da üçü-beşi geçmiyordu. Sığır katarları da Dörtyol kent merkezine doğru uzayıp gidiyordu. Son sığırlar hayal-meyal seçilebiliyordu.  Sığır sıraları, deve sıralarının heybetinden görünmezliğe girmiyorlar, aksine develer şeffaflaşmışlardı da, sığırların görünmesine bizzat yardım ediyor gibiydiler. Sığır sıralarının bitiminden itibaren koyun sıraları başlıyordu. Koyunların sıraları da üçü-beşi geçmiyordu. Koyun katarları da Dörtyol’a doğru uzayıp gidiyordu. Koyun sıralarından sonra keçi sıraları başlıyordu. Keçi sıraları da üçü-beşi geçmiyordu. Keçi katarları da Dörtyol kent merkezine doğru uzayıp gidiyordu. Koyunlar ve keçiler deve ve sığırlardan küçük oldukları halde bütün hayvanlar şeffaflaşmışlardı. Bu korkunç alanda olup bitenler, olduğu gibi gözlerimizin önüne getiriliyordu. Olanları bütün hataları ve sevaplarıyla arı duru, şeffaflaştırılmış olarak görüyorduk. Koyun ve keçi katarlarını da sanki gözümüzün önündeki develeri gördüğümüz gibi görüyorduk. Bu hayvan katarlarıyla bizim aramızdaki bedensel engeller kaldırılmış; biz onları ön sıralardakileri nasıl bir gerçeklikle görüyorsak; aynı gerçeklikle arka sıralardakileri de öyle görüyorduk.

Arkadaşım da ben de büyük bir şaşkınlık içindeydik. İlk başta gördüğümüz deve katarlarıyla sarsılmıştık.

 

DEVELERİN TAMAMININ DERİLERİ YÜZÜLMÜŞTÜ. DEVELER, BAŞLARINDAN KUYRUK SOKUMLARINA KADAR DERİLERİ YÜZÜLMÜŞ OLARAK ÖYLECENE DURUYORLARDI.

 

Kimisi IH-MIŞ, {dizlerinin üzerine çökmüş}, ama çoğunluğu ayakta duruyordu. İşin garibi ve bizi şaşkına çevireni ise, derileri yüzülmüş bu hayvanların hiç birisi en ufak bir ACI duymuyordu. Ayakta olanlar da, ıhanlar da kendilerine yapılmış olan bu insanlık dışı zulmü umursamıyorlar, öylecene geviş getiriyorlardı. Diri diri derileri yüzülmüş develerin etleri, bozumsu aklık kıvamındaydı. Arada bir yerlerde kırmızıya yakın morumsu etler de görünüyordu. Soyulmuş bedenlerinin arasında kaburgaları belli oluyordu. Sığırların da derileri başlarından itibaren kuyruk sokumlarına değin yüzülmüştü. Sığırların etleri kırmızımsı idi. Onların da kimisi yatıyor, ama çoğunluğu ayakta geviş getiriyordu. Sığırlarda da en ufak bir ACI bir SEĞRİME, bir TEPKİ gözlenmiyordu. Sığırlardan sonra gelen koyun sıraları da başlarından kuyruklarına kadar derileri soyulmuştu. Koyunların kuyruk derileri yüzülmemişti. Biz: “Her halde kasaplara kuyruk yüzmek güç geldiği için koyunların kuyruk derilerini yüzmemişler” diye düşündük. Düşündük diyorum, çünkü arkadaşımla ben sanki ikimiz aynı kimlikte, aynı kişilikteydik. Zaten arkadaşımın ne yüzünü, ne de tipini hatırlamıyordum. Arkadaşım sanki benim içimdeki ikinci ben idi. Böylece arkadaşımla aynı anda aynı şeyleri birlikte düşünüyor, birlikte değerlendiriyor, birlikte üzülüyor, birlikte kahroluyorduk. 

Koyunlardan sonra keçi sıraları geliyordu. Keçilerin de başlarından kuyruklarına kadar derileri yüzülmüştü. Keçilerde de en ufak bir İRKİLME, bir TEPKİ görünmüyordu. Oysa keçiler, hareketli, ele avuca sığmaz, yular vurulmaz, tuttuğunu kopartan, bağımsız hareket eden başına buyruk varlıklardı. Öbür katarlara göre keçiler bağımsız hareket edecek tabiatta {doğada} yaratılmışlardı. Buna rağmen onlar da bu yapılan işkenceye, aşağılık zulme tepki göstermiyorlardı. Sanki onlar da ötekiler gibi uyuşturucu iğne vurulmuş gibi itaat altına alınmışlardı. Keçiler de bu yapılanlara boyun eğmişler, öylecene geviş getiriyorlardı.               

                               Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata - TÜRKİYE                                                                                                       

DEĞİRMEN SELE GİTMİŞ BİZ ŞAKILDAK ARIYORDUK

 

Çevrede ne alıcı, ne satıcı, ne de kasap görünmüyordu. Burası sanki daha önceden kendi kaderine terk edilmiş, bütün hayvanlar derileri yüzülerek itaat altına alınmış bir gösteri alanıydı. Derileri soyulmuş, kimlikleri, kişilikleri ellerinden alınarak uyuşturulmuş, kımıldamadan duran ve sadece geviş getiren bu hayvanlar, bu hale nasıl getirilmişlerdi? Arkadaşımla ben: “Bu hayvanların derileri soyulduğuna göre yere yattıkları zaman etleri toza toprağa bulanmıyor mu?” Diye düşündük. Bizim de düşündüklerimize bakınız. “Değirmen sele gitmiş,  biz o selin içinde şakıldak arıyorduk.” Hayvanların yere yatanlarının etlerine bir şeyler bulaşmıyormuş gibiydi.  “Acaba dedik, bu hayvanların yere yatanlarına tarlanın çörü çöpü batmaz mı?” diye düşündük?  Bunu düşünür düşünmez içimiz bir hoş burkularak, çiğsimeye başladık. Tüylerimiz tiken tiken oldu. Bir büyük ürperti benliğimizi sarıverdi. “Diri diri derileri yüzülen bu hayvanların etlerini nasıl satıyorlar” diye düşündük?”  Bu sırada sanki çook uzaklardan bir yerlerden bazı kişilerin slüetlerinin belirdiğini hissettik. Sanki gözümüzle görmek pekte önemli değilmiş gibiydi. Hislerimizle-duyularımızla- görüyor ve duyuyor gibiydik. Yanımıza geldiklerini hatırlamıyorum. Sanki uzaklardan bir yerlerden bir birimizle konuşuyor gibiydik. Onlarla bizim aramızdaki uzaklık, konuşmalarımızın duyulmasına engel olacak bir mesafedeydi. Fakat sanki uzaklıklar ortadan kaldırılmış, uzaklar yaklaştırılmış, yakınlar daha da yaklaştırılmış gibiydi. Herhangi teknolojik bir iletişim aygıtı kullanmıyorduk. Ama mesafeler dürülmüş, uzaklıklar katlanmıştı. Hani nem ve ısıl ortamın uygun olduğu tan vaktinde derelerdekilerin sesi tepelerdekine, tepedekinin sesi de deredekilere oldukça net olarak çok yakından geliyormuş gibi ulaşır ya, işte öyle bir şey oluyordu. 

 

Rüstem KOCADURMUŞOĞLU - Bilge Ata -TÜRKİYE  

                                                                                                              ONLARDAN BİRİSİ BİR KOYUNUN KARNINI DEŞTİ

                                                                                                           

“Bu hayvanların etleri nasıl satılıyor, nasıl kesiliyor?” Diye sorduk. Onlardan birisi, bir koyunun karnını deşti, böbreğini yerinden söktü. Böbrekten taze kanlar fışkırdı. Kan çok değilmiş gibiydi. Hayvanın kanı sanki içinde kurumuştu da dışarı çıkarken son bir gayretle birden bire bitivermişti. Kan; böbreğin üstünde öyle tuhafça donmaya başladı. Hayvanın karnını deşen kişi, böbreği elinde evirdi, çevirdi, sonra çevredekilere gösterdi. Karnı deşilen koyun, sıçramak, melemek, seğrimek, bu zalim kasabın elinden kurtulmak gibi hiçbir tabii {doğal} tepkide bulunmuyordu. Oysa bu onun en tabii, {doğal},  vaz geçilmez, devredilmez ulu bir hakkıydı. O, sadece geviş getiriyor ve boyun eğiyordu. Aynı kasap, ya aynı hayvan mıydı veya bir başkası mıydı, hayvanın ciğerini yerinden söktü. Yerinden sökülen ciğerden kan fışkırıyordu. Ciğeri, nefes borusundan tuttu, oradakilere gösterdi. Ciğeri ağzına götürerek üfledi mi, üflemedi mi, tam da seçemiyorum. Ciğeri sökülen hayvan da ötekiler gibi hiçbir tepki göstermiyor, sadece boyun eğiyordu. Sanki öbür hayvanlar da kendi sıralarının gelemsini bekleşir gibiydiler. Öylecene sessiz, sakin, hiçbir şey olmamış gibi geviş getiriyorlardı. 

                                                                                                

DERİSİ YÜZÜLEN MÜSLÜMAN’A HELAL HAYVANLAR

 

İşin tuhafı biz: “Bu canlı hayvan mezbahasında hiçbir mundar hayvan yok, derileri yüzülen bu hayvanların tamamı, MUSMUL-HELÂL- hayvanlar, bu HAYVANLAR, MÜSLÜMANLARCA KURBAN EDİLECEK HAYVANLAR” diye düşündük. Gördüğümüz manzara çok ürkütücüydü. Gördüklerimiz bizi müthiş bir şoka sokmuştu. Bu olanları arı duru görüp yaşadıktan sonra birden bire kendimizi büyük bir sıkıntıya, bir belaya uğramış olarak hissettik. Sanki ölüm bizi birden bire yakalayıvermiş gibiydik. O yerinden sökülen musmul-helal hayvanın ciğeri değil de bizim ciğerimiz yerinden sökülmüş gibi olduk.

 

KANTER İÇİNDE YATAĞIMDAN ÖYLE BİR FIRLAMIŞIM Kİ…

                                                                             

Bir süre kendime gelemedim. Yüce Rabbime bu düşümü hayra çevirmesi için nice bin dualar ederek teselli bulmaya çalıştım. Halâ o düşün etkisinden sıyrılmış değilim. Daktilomun başına geçip bu düşümü yazmaya ve yayınlamaya karar verdim.” 1

……………………………………………….

            1} Zirve Gazetesi. 29 Ekim 2003 Çarşamba Sh. 10 Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata- Adana-Türkiye

 

       MܒMİNLERİN DOĞRU RܒYALARI HAKKINDAKİ HADİS:

 

       “Ebu Hüreyreden rivayete göre, Resul’ullah Salla’llahu aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

       “Zaman, Kıyamet yaklaşınca, {Evren son günlerini yaşamaya başlayınca} Mü’minin düşü yalan çıkmaz; Çünkü mü’minin düşü nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüzdür. Nübüvvetten cüz/bölüm olan şey ise yalan olamaz.” Sahih-i Buhari -2107 {alıntı} 

 

       Bu düşümü yayınlayıp yayınlamamak konusunda çok düşündüm. Dört ay boyunca bu ikircikli halim sürüp gitti. Sonunda Yüce Türk Milletinin ve Kutlu İslâm Âleminin başlarına gelebilecek olan büyük yıkımın haber verilmemesi, gördüğüm düşün etki alanını haber vermemek sonucunu doğuracağı için yayınlamaya karar verdim. Düşümde bana gösterilen büyük facianın muhataplarına niçin haber vermediğim hakkında kıyamet günü bana sorulacak sorulara muhatap olmamak için kutlu Türk Devletinin İlanının günü olan 29 Ekim’de yayınladım. Olanlar ortaya çıkmış, olacakların slüetleri belirmiştir. Bize düşen görev bu şerri hayra dönüştürecek kutlu iradeyi ortaya koymak, başımıza gelecek faciaları daha yuvalarındayken kendi bataklıklarında kurutmaktır. Bunun yolu da Milli Birlik, Ulusal dirlik, kardeşlikten geçer. Çalışmak, çok okumak, iman kalelerimizin Tevhid Burçlarında Âhir Zaman Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselâm Efendimizin Risalet {Nübüvvet} bayrağını ebediyen dalgalandırmaktır. Hz. Muhammed {sav} Efendimizi dışlayan imansızlıkları bir çırpıda silip atmak, bunun için de yalancı deccallara kapılmamaktır.

                          

“NELER OLDU NELER OLDU,

DAŞ BAĞRIMI DELER OLDU.”

 

       Bu düşü gördüğümde tarih, 24 Haziran 2003 idi. 2001 yılında Küresel emperyalist JUDAİZER ABD liler Afganistan’ı, 2003 yılı Mart ayında da Irak’ı işgal ettiler. 2011 tarihinde Tunus’ta başlattıkları Muhalif İsyanlarıyla Tunus, Mısır, Yemen, Suriye ve en son Libya’ya silahlı saldırılar yaptılar. Libya’yı Muhalif isyanlarıyla çalkaladılar. Gemilerle ve uçaklarla Libya’yı bombaladılar. Ama bu ülkelere Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi asker sokmadılar. Gaddafi’yi öldürdüler. Afganistan ve Irak’a bizzat asker sokarak, kendileri işgal ettiler. Düşümde gördüklerimle Müslümanlara {MUSMUL-HELÂL} edilmiş hayvanların derilerinin yüzülmesi, bu MUSMUL, Müslümanlara helâl edilmiş hayvanların bu canilere itaat etmeleri, emperyalizm’in aşağılık saldırılarıyla ne kadar büyük bir benzerlik gösterdikleri şaşırtıcıdır. Konu hakkında ciddi ve kapsamlı bilgi sahibi olmak ve araştırma yapmak isteyenler,  www.bilgeata.com adlı Sitemizde {Büyük Ortadoğu Projesi ve Hicaz TIKLAYINIZ.}

                                  

Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata-TÜRKİYE                                                                                  

 

                                                      

JUDAİZER, YUDACI, YAHUDİCİ

 

JUDAİZER demek, JUDA-CI, YUDA-CI, YAHUDİ-Cİ demektir. Kendisi İbrani-Yahudi- kökeninden gelmedikleri halde Yahudileri kutsal ırk sayanlar için kullanılır bir terimdir. Bu gruplar ABD li, Protestan-Evangelik Püritenler ile İngiliz Protestan Evengelik Püritenler, Güney Koreli Evangelik Protestanlardır. Düşümde gördüğüm hayvanların akıl, bellek, his-duyu- ve irade gibi insani erdemlerinin ellerinden alınarak emperyalistlere itaat eder hale getirilmeleri, iradelerinin çalınması,  Müslüman ulusların kendi ülkelerini, kendi vatandaşlarıyla gırtlak gırtlağa boğuşarak emperyalist Haçlılara teslim etmeleridir. Bin yıl önceki Haçlılar, İslâmiyet’i Hicaz’a hapsetmek, Türkleri Anadolu’dan Orta Asya’ya sürmek için ortaya düşmüşlerdi. Onların atları, silahları, baltaları görünüyordu. Sonraki savaşlardaki Haçlıların silahları, orduları, uçakları, gemileri bombaları görünüyordu. Çağdaş Haçlıların mesela George Bush gibilerinin uçakları, füzeleri, düzenli orduları ortaya düşmüş, Afganistan ve Irak’ı bil fiil işgal ediyorlardı. İşgal ettikleri ülkelerin derilerini yüzüyor, onları kendilerine itaat eden birer köle haline getiriyorlardı. Düşümde gerçekten görmeden varlıklarını hissederek algıladığım kasaplar, deri soyucular, çook uzaklardan algılanabiliyorlardı. Varlıkları, var oldukları hissediliyor, ama kendileri bir türlü ayan beyan görünür olmuyorlardı. Bu MUSMUL-HELAL hayvanların derilerini ne zaman yüzdükleri, hangi aygıtları kullandıkları ise düşüme yansıtılmamıştı. Oysa derilerin soyulmuş olduğu apaçık görünüyordu. Küresel emperyalist ABD’liler 5 Ekim 2008 tarihinde Siyahi Başkan Barack Obama’yı kendilerine Başkan olarak seçtiler. {Geniş bilimsel bilgiye ulaşmak için Barack: www.bilgeata.com TIKLAYINIZ.} George Bush’un devrindeki saldırgan ABD’den, Barack Obama devri ile ılımlı ABD’ye atlama yaptırıldı. Böylece İslâm Ülkeleri ABD’li coniler tarafından işgal edilmeyecek, Müslüman ülkelerin Müslüman halkları, kendi ülkelerini ABD’li emperyalistler adına kendileri birbirleriyle savaşarak, birbirlerinin gırtlaklarını, boğazlarını keserek, kutsal kanlarını fışkırtarak ABD’lilere teslim edeceklerdi. Öyle de oldu. Hatta Müslüman ülkelerin bir takım Müslüman yöneticileri, bu BOP. Büyük Ortadoğu Projesi adlı yıkım projelerinin eş başkanları, uygulayıcıları olacaklardı. Öyle de oldu. Türkiye’nin Eş Başkanı da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bunu kendisi bizzat 30 ayrı yerde itiraf etmiştir. {Büyük Ortadoğu Projesi ve Hicaz www.bilgeata.com TIKLAYINIZ.} Düşümde gördüğüm, gerçekte taa uzaklardan bir yerlerden slüetleri görünür gibi olan kişilerden birisinin, derisi soyulmuş koyunlardan birisinin böbreğini, başka birinin ciğerini yerlerinden sökmesi, İslâm dünyasının hayati organlarının onların avuçlarında olduğunu gösteriyordu. Bu organlardan akan kanların MUSMUL kan, yani HELAL kan olduğu, Müslümanların kanlarının da arı duru, saf Müslüman kanı olduğunu, ama bu kanların çook uzaklardan gelen sadece slüetleri görünebilen emperyalistlerce akıtılacağının belgesiydi. Öyle de oldu. Slüetleri görünen adamların kasaplar olduğu, bizimle hal diliyle bizim gibi konuştukları buna göre ise bu kasapların bizden birileri, yani Müslüman kimlikliler oldukları da böylece belgelenmiş oluyordu. Ben bu düşü 24 haziran 2003 tarihinde görmüştüm. O zamanlar sadece Afganistan ve Irak işgal edilmişti. Irak işgal edileli 3-4 ay gibi çok kısa bir süre geçmiş, çatışmalar halâ sürüyordu. ABD’li küresel emperyalistler 2003 Mart ayında Irak’ı işgal etmeye başladıklarında ben, 11 Nisan 2003 tarihinde Irak Savaşı sürerken; “KÜRESEL EMPERYALİZM IRAK VE BARZANİLER” adlı araştırmamı yayınlamıştım. {Bir özeti için Barzaniler, Asenat Barzan www.bilgeata.com TIKLAYINIZ} Bu iki Müslüman ülkenin silahlı askeri birliklerce işgal edilmesi, dünya uluslarınca tepkiye yol açmıştı. Bunun için Barack adlı kişiyi yetiştirdiler. Onunla ABD’nin yeni yüzünü ortaya koydular: Artık ülkeler silahla değil Muhalif isyancıları, etnik unsurları birbirleriyle savaştırarak ele geçireceklerdi. ABD’li küresel Siyonist emperyalistler, Kızılderili Kıtasında {Amerika’da} önce güçsüz yönetimlere saldırdılar düzenlediler. Güçsüzleri yendikçe, güçlülere yöneldiler. Aynı kancık oyunu şimdi Asya, Afrika ve öteki yerlere uygulamaya başladılar. Şimdiki devir işte bu devirdir. Onlar İslâm Dünyasını kullanmak için Türkiye’yi bunların başına geçirmeyi planladılar. Gerçekte İslâm Dünyasını yok edecekler. Fetullah Gülen’in Aksiyon Dergisine verdiği bir açıklamasında Gülen: “İSLÂM DÜNYASI DİYE BİR DÜNYANIN OLMADIĞINI” söylemekteydi. Bu açıklama ileriye dönük bir projenin açığa vurmuş haliydi. Emperyalist saldırılar o kerteye varacaktı ki, günün birinde İslâm dünyası diye bir yer kalmayacak, bütün Müslümanlar dönüştürülecekti. Bu Fetulla Gülen’in Hz. Muhammed Salla’llahü Aleyhi ve Sellem Efendimizi Kelime-i Tevhid’den dışlayan inkârcılığı ile başlatılmış bir inkâr fırtınasıydı. Genişi bilgi için: “Küresel Barışa Doğru Sh: 131}, Zaman gazete Ahmet Şahin 18 Nisan 2000}                                                                        

MUSMUL, Müslümanlara HELAL edilmiş dört hayvanın gösterilmesi, olayın temelinde Müslümanların dört bir yandan kuşatılacağı anlamına gelmekte idi. Şimdi öyle de oldu. Dört HELAL hayvanın kurbanlık hayvan olmaları hasebiyle artık Müslümanların emperyalistlerin elinde kurbanlık koyunlar gibi işlem göreceği anlamına gelebilirdi. Sinemalarda {ARMEGEDON SAVAŞLARI} adlı filmler gösterildi. Sidileri de satılıyor. Armagedon denilen yer, bugün İsrail toprağıdır. Öbür adı da MEGİDDO Ovasıdır. Bu filmler birer tatbikattır. Yakın bir gelecekte Küresel Siyonizm tarafından Müslüman ülkeler bir bir ele geçirildikten sonra Hz. İsa {sav} Efendimizin çakmasını yere indirecekler, bu Ovada armagedon Ovasında 200 milyon Müslüman’ın kanını akıtacaklar. Bu şer planının adına: HIRİSTİYAN KIYAMETÇİLİĞİ DENİR. Ben tebliğ ediyor, haber veriyorum. {Geniş bilgi için: www.bilgeata.com Mavi Marmara TIKLAYINIZ.}   Bu süreç, 2001 yılı itibariyle Afganistan’da başlatıldı. 2003 yılı Mart ayında Irak’ta güçlü bir itaat kültürü geliştirildi. Yıllar önce BA’AS Partilerini baş tacı ettiren, BA’ASÇILARI Arapların başlarına geçirten, Müslüman Arapları Ba’asçılara koşturan Emperyalist Siyonistler, 2003 yılından itibaren, JUDAİZERLERİN buyruğuna giren Araplar, en büyük Ba’asçı olan Saddam Huseyn’in heykellerini emperyalistlerle birlikte yıktılar. Terlikleriyle Saddam’ın heykellerini dövdüler. Bir süre sonra bu emperyalistlerin onların sandıkları gibi kurtarıcılar olmadıklarını anladıkları zaman, bu kere zalim diktatör dedikleri Saddam’ın heykelini terlikleriyle döven Iraklılar, bu kere çakma kurtarıcıları olan George Bush’u ayakkabılarıyla dövmeye başladılar. Aradan çok değil, sekiz yıl geçmeden dün ayakkabı fırlattıkları George Bush’un ABD’sini kurtarıcı olarak yeniden baş tacı ederek şimdi, 2011 yılında kendi ülkelerini ABD’li emperyalist Siyonistlere teslim etmek için yeniden aynı emperyalistlerin kucağına oturdular.

MUSMUL-HELÂL hayvanlardan birisinin de keçiler olduğunu görmüştük. Keçiler inatçı, ısrarcı, özgürlükçü, emir almayı kabul etmeyen varlıklardır.

                       

     Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata-TÜRKİYE                                                                                                                                                   

                                               OĞUZ BOYLARI 

                   BOZOKLAR                                      ÜÇOKLAR

          GÜNHAN,  AYHAN,  YILDIZHAN<->GÖKHAN, DAĞHAN, DENİZHAN

…………………………………………………………………………………………………………………… 

Kayı                 Yazır                Avşar               Bayındır          Salur               Iğdır

Bayat              Döğer              Kızık                Peçenek           Eymür             Buğduz

Alkaevli           Dodurga          Bedili              Çavuldur          Alayuntlu        Yıva

Karaevli          Yaparlı             Karkın             Çepni                Yüreğir           Kınık   

 

       Oğuz Han’ın Büyük oğlu Günhan, Günhan’ın Büyük oğlu Kayı’dır. Kayılara kARAKEÇİLİ de denir. Benim de kökenim Kayılardır. Karakeçili deyince Kayılar, Kayılar deyince Karakeçililer anlaşılır. Bu iki terim ikiz terimdir. Bu iki terimin ortak böleni Osmanlılar, yani Türklerdir. Karakeçili Türkler, dünya’nın eşini benzerini görmediği bir Cihan Devletini, Osmanlı İmparatorluğunu kurdular. Düşümdeki keçinin de itaat altına alınır görünmesi beni ürkütmekteydi. Son Ortadoğu ve Kuzey Afrika olaylarına bakıyorum da işimizin oldukça zor olduğunu görüyorum. 23 Ekim 2011 Van depremi için taziyede bulunan ABD’nin Başkanı Barack Obama, taziyede şu vurguyu yapıyordu: “MÜTTEFİKİMİZ TÜRKİYE’DEKİ Van depremi” için taziyede bulunuyordu. Onlar bildik bir oyunu, hep oynaya geldiler. İşleri düşünce “MÜTTEFİK”, işleri bitince; yüz geri ediyorlardı. {Frenklerin sözlerine güvenilebilir mi? Sultan Mahmut ABD’liler www.bilgeata.com TIKLAYINIZ} Şimdi Türkiye Müttefik, çünkü yakın bir gelecekte Suriye ile İran saldırıları yapılacak, bunun için Malatya KÜRECİK’TE kurulmasına izin verilen erken Uyarı sistemleri, sonra saldırılar başlayacak. Bunun için Türkiye Müttefik sayılmıştır. Gerçekte biz onların Müttefiki falan değiliz, Biz onların saldırılarının üssü olduğumuz sürece onlar bizi okşarlar, işleri bitince zumzuğu vururlar. 

       Karakeçililerin, yani Türklerin emperyalizm’in lanetli oyunlarını bozmaları en içten dileklerimizdir. Bunun uğrunda nice bin mesai harcamak, mücadele etmek bizim en kutsal görevimizdir. Siyonist emperyalistlerin bu kirli oyunlarını Türk Milletinin bozacağına olan inancımı hiçbir şart altında eksiltmeden, tavsatmadan, gevşetmeden sürdürmeyi Allah Zül Celâl’in İsm-i A’zamı önünde söz veriyorum. Her Türk çocuğu da bu şerefli sözü vermelidir. Deve, sığır, koyun, keçi azıcık kımıldasa, kıpırdasa, biraz tepki gösterseler, bu zalim diktatörler, onların derilerini yüzemez, ciğerlerini sökemezlerdi. Biz, ne derilerimizi yüzdüreceğiz, ne böbreklerimizi ve ciğerlerimiz söktüreceğiz.

       Allah Zül Celâl’den şu küresel Siyonist emperyalistlerin en kısa zamanda Sovyetler Birliğinin çöküşü gibi çökmesini hak ile yeksan olmalarını Niyaz ediyorum.

       Bunları Yüce Rabbimizden sadece dilemekle görevimizi yapmış sayılmayacağımız ise apaçık duruyor. Biz kendi üstümüze düşenleri eksiksiz yapmakla yükümlü olduğumuzu unutmayacağız. İşte o zaman İlâhî Rahmet denizleri coşacaktır.

 

       HIRA’DAN DOĞAN GÜNEŞ

 

       Server-i Kâinat Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Salla’llahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Hıra Mağarasında Cebrail Aleyhisselâm’dan İlâhî Vahyi alınca bir süre sonra evine geldi. Kan ter içinde yatağına yattı. Kısa bir yatıştan hemen sonra sıcak yatağında yatamadı. Çünkü o artık yatmakla görevlendirilmemişti. O tebliğ ile yükümlü kılınmıştı. O, Kutlu Efendi, tebliğ ile, mücadele ile nasıl görevlendirilmiş ise; “Ben Müslüman’ım, Ben Mü’minim” diyen her kişi, hayatı boyunca tebliğ ve mücadele görevini aksatamaz. Yarın Mahşer günü bunların hesabını veremeyeceğimizi sakın unutmayın. Emperyalizme teslim olan nankörler gibi safa sürmek isteyenler, bu dünyanın üç günlük saltanatı için ebedi âlemin şerefini satmış olur. Müslüman’a uyumak, tembellik yapmak, bana ne demek, neme lâzım demek en büyük suçtur.

 

Aşağıda 74. Sure olan Müddessir Suresinin ilk yedi ayeti bunu bildiriyor:

                                   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَاأَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ           

       “Ey örtüsüne bürünen Peygamber!” Müddessir 74/1

                                                                   

                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                 

قُمْ فَأَنْذِرْ

       “   Artık kalk ve uyar!”  Müddessir 74/1                                                  

                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ      

                                      وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

                                                                  

       “ Sen sadece ve yalnızca Rabbini Yücelt.” Müddessir 74/1

                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

                                    وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ     

          Elbiselerini de temiz tut. “  Müddessir 74/1   

                                           بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ     

                                 وَالرُّجْزَ فَاهْجُر

                             “Pislikten korun.” Müddessir 74/1              

      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                          

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ

    “Yaptıklarını büyük görerek başa kalkma.” Müddessir 74/1

                              بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ      

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

    “Sen Rabbin için sabret.” Müddessir 74/1

      

       O Kutlu Efendimiz Hz. Muhammed {sav}, İlâhî Buyruğu alır almaz, rahat yatağında yatamadıysa, üstümüze leş kargaları gibi saldıran Küresel emperyalist Siyonistlerin bu insanlık dışı saldırılarına karşı bizim de O Kutlu Efendimiz gibi yatmamamız aynen bize de farz kılınmıştır. Milletimizin ve inançlarımızın düşmanlarına karşı uyanık olmak, onların şer planları karşısında gevşememek, kendi gücümüzü aşağılamamak evvel Allah, sonra en büyük güvencemizdir.

       “KORKAK, BİN KERE ÖLÜR, YİĞİT BİR KERE .”

       “KUŞTAN KORKAN, DARI EKMEZ.”

       “HASTA OLAN ÖLMEZ, ECELİ YETEN ÖLÜR.”

       “KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR.”

            “VATANSIZ YAŞAMAK, KÖLELİKTEN DE BETERDİR.”

               

                “VATANI İŞGAL EDİLMİŞ BİR MİLLETİN ERKEKLERİNİN, ERKEKÇE GEZECEKLERİ TOPRAKLARI YOKTUR. KARILARI TUTSAK EDİLMİŞ, BUNA SES ÇIKARAMAYAN ER KİŞİLERE, NE DÜNYADA İTİBAR, NE MEZARDA VE NE ÂHİRETTE YATACAK YER OLMADIĞI GİBİ, BÖYLELERİNE ERKEK BİLE DENİLMEZ.

 

                                                 24 Haziran 2003

                                          Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                            Bilge Ata-Eğitim Yazar

                                             Teolog-Kökenbilimci

                                                      *TÜRKİYE* 

         

{Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata- 29 Ekim 2003 Zirve Gazetesi Sh: 10}

         Tekrar tekrar okuyun-okutun, İndirin, Çıktı alın, Paylaşın, Paylaşılmasına yardımcı olun. Milletimizi ve Müslümanları uyandırın. Düşmanlarımızı tanıtın. Başımıza gelecekleri anlatın.   –Bilge Ata- TÜRKİYE


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar