Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 59
Bugün: 186
Toplam: 1.109.882
 

AYASOFYA

 

 

ÇALINAN TÜRK TARİHİ

 

AYA SOFYA

      

 

……………………………….

         Vikipedia.org

 

4 Mayıs 2011 tarihinde kontrol edilmiş kararlı sürüm gösterilmektedir. Gözden geçirilmeyi bekleyen şablon/dosya değişiklikleri bulunmaktadır.

 

 

 

…………………………………….

            Vikipedia.org

 

 

“Eski adı Hagia Sophia/ Ἁγία Σοφία

İlk yapım Katolik Kilisesi.

Sonra Ortodoks Kilisesi.

Sonra Cami

Şimdi Müze

 

Yer: İstanbul 

Başlama : M.S. 532

Bitiş       : M.S. 537

Tasarım ekibi, Mimarlar:

Miletli İsidoros,

Tralles’li Anthemius

Kubbe Yüksekliği: 55.60 m.”

 

“Ayasofya {Yunanca: Αγιά Σοφιά, Tam adı: Ναός τῆς Ἁγίας τοῦ Θεοῦ Σοφίας  Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia}

 

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532-537 yılları arasında İstanbul’un tarihi yarımadasındaki eski kent merkezine inşa edilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından alınmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür.

Binanın adındaki “SOFYA” sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunancada “BİLGELİK” anlamındaki “SOPOS” sözcüğünden gelir. Dolayısı ile “AYA SOFYA” adı “KUTSAL BİLGELİK” anlamına gelmekte olup, Ortodoks Mezhebinde Tanrı’nın üç niteliğinden biri sayılır. 6. Yüzyılın ünlü mimarlarından Milet’li İsidoros ve Tralles’li Anthemius’un yönettiği Ayasofya’nın inşaatında yaklaşık 10.000 kişi çalışmıştır. 

Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezi kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden sonra çökmemiştir.” 1

…………………………………………..

1} Vikipedi, özgür ansiklopedi

 

Yukarıdaki açıklamalarda, AYASOFYA’NIN yapılış gayesinin KATOLİK KİLİSESİ olduğu apaçık görülüyor. Bu Mabedin ORTODOKS, yani Yunan ve Rum Mabedi olarak yapıldığını ileri sürenler, tarihi çarpıtanlardır. AYASOFYA’NIN ORTODOKS Tapınağı olması, daha sonraki devirlerde olmuştur. Bundan da anlaşılacağı üzere AYASOFYA’NIN inşa edildiği M.S. 5. Yüzyılın ortalarında Doğu Roma’da henüz ORTODOKSLUK, yani Yunan nüfuzu tam anlamıyla gelişmemişti.  AYASOFYA’NIN inşa edilmesinden ancak yüz yıl sonra, Doğu Roma Devletinin dili Latinceden Yunancaya çevrilmiştir. Bu gerçekler göz önüne alınırsa, Yunan’ın, Anadolu’da sömürgeci olarak bulunmuş olduğu yıllarda Yunancayı yaydığı anlaşılır. M.Ö. 1000 li yıllarda Pelasklar, Brintler, Karlar, Karluklar, Arhuntlar, İrkuntlar,  Lelekler gibi nice Türk Boy ve Oymakları öz be öz Türkçe konuşuyorlardı. M.Ö. 7. Yüzyıla geldiğimizde bu Türk Boy ve Oymakları Yunan ulusal kimliği içinde eriyerek bu günkü Yunan ve Rum unsurlarını oluşturduklarını gerçek tarihçiler nasıl inkâr edecekler? Yunan Tarihi, Yunan Medeniyeti, Yunan dini, Yunan Sanatı, Yunan İlâh ve İlâheleri demek gerçekte, Türk dini, Türk Sanatı, Türk İlah ve İlâheleri demek olduğunu yüksek sesle haykırmanın zamanı çoktan gelmiştir. Yunan ilah ve ilaheleri sözü, Ön devirler için söylenmiştir. Bunu Osmanlılarla karıştırmayınız. {Bu konuları ayrıntılı olarak incelemek için: Zeus, Herakles, Ares-TIKLAYINIZ.}

Vikipedi yazarları dâhil öteki tarihçilerimiz AYA ile SOFYA sözlerinin, yukarıdaki anlamının dışında başka bir anlamının var olup olmadığı hakkında araştırmalar yapacak yerde, Yunan propagandasının etkisinde kalmışlardır. Aşağıda görüleceği üzere bu iki söz Yunanca değil, Türkçedir.

        SOFYA, Yunanca “SOPHOS-BİLGELİK” sözü ile hiçbir ilişkisi olmayan bir sözdür. Aksine SOPOS sözü, SOPİA>SOPYA> SOFYA sözünden kaynaklanmıştır. Aşağıda SOFYA sözünün köken bilgisi incelenirken bunlar açıkça görülecektir. Yukarıdaki açıklamalar, hiçbir bilimsel ve etimologik, kökenbilimiyle ilgisi olmayan yakıştırmalardır. “AYA” sözünde “KUTSALLIK” anlamı vardır. Ama anlamı: “KUTSAL BİLGELİK” değildir. Σοφιά> SOFİA sözünün anlamı aşağıda ayrıntılarıyla açıklanacaktır. Şu kadarını söyleyelim ki SOPİA-SOFİA> SOFYA, SOFOS sözlerine yüklenmeye çalışılan KUTSALLIK kavramı da öz be öz Türkçedir. Bu kavramın kutsallaştırılmasının AYA’DAN kaynaklandığını da aşağıda ayrıntılarıyla açıklayacağız.  Bütün bunların açılımlarını, çözümlerini dünya kamuoyunun gündemine sunuyoruz.    

 

        AİA-AYA>AYEM>AYA-SOPİA>AYASOFYA

 

       Doğu Roma Devletinde Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yaptırdığı tapınakların/mabetlerin adlarının Türkçe olarak konulmuş olması; tarihe düşülecek en şaşırtıcı notlardan birisi ve belki de en manidarı olmalıdır.

        Doğu Roma Devleti, hem Rum İmparatorluğu olarak tanıtılacak, hem Grek/Yunanlı olarak ilan edilecek, hem de yaptırmış olduğu Tapınaklarının adlarını Türkçe koyacak. Bu çok şaşılacak bir iştir.

        Doğu Roma Devletinin adının ROM>RUM olması, bu Devleti bu günkü Rumların veya Yunanlıların kurdukları anlamına getirilemez. Buradaki Rom>Rum sözü, Roma Devleti anlamınadır. Doğu Roma Devletinin kuruluşunda, işleyişinde, yönetiminde Yunanlının hiç bir katkısı yoktur. Roma Devleti M.S: 395 yılında ikiye ayrılınca.  Doğuda kalan bölüm Doğu Roma olarak adlandırıldı.

        Yunancanın Doğu Roma Devletinin resmi dili olması ise ancak M.S: 7. yüzyılın ortalarına doğru olmuştur. Yunanca Doğu Roma toprakları içinde yaşayan çeşitli halklar, özellikle Türk boy ve oymaklarıyla Rum adı verilen Yafes {ra}’ın torunları arasında yayılmış, M.S: 610 yıllından itibaren de oldukça geç bir dönemde resmi dil haline gelebilmiştir. Doğu Roma’nın asıl kuruluş dili ise Latince idi.

        Doğu Roma Devletinin Kurucuları arasında en büyük gücün, Komenus'ların, Kıpçakların, Becenlerin, Peçeneklerin, Uz’ların, Oğuzların, yani Türk'lerin olduğu pek çok vesika ile ortaya çıkmıştır. Bu Büyük Türk Hanedanlıkları zaman içinde dillerini kaybederek Grekleştiler. Doğu Roma İmparatorluğu: İMPERİUIM ROMANUM ORİENTALE Βασιλεία τν ωμαίων> BASİLEİA Tôn Rhômainon> DOĞU ROMA BAŞKANLIĞI şeklinde ifade edilmekteydi.

 

        TARİHTE BİZANS ADLI BİR MİLLET VE DEVLET YOK 

        Yukarıdaki ibarede geçen Βασιλεία>BASİLEİA sözü, Türkçe BAŞLIK demektir. Bu söz, BAŞKAN, REİS HÜKÜMDAR, İMPARATOR KAAN>HAN anlamlarında kullanılır. Burada İmparatorluk anlamında kullanılmış Türkçe bir sözdür. Bu sözü Ermeniler de VASİLİ şeklinde kullanırlar.

        “Tôn” sözü Yunanca değildir. Tôn sözü Türkçe “TOĞU, DOĞU” demektir.{Anatolia TIKLAYINIZ}  BASİLEİA, VASİLİ= BAŞLIK sözü Ermenilerce şöyledir:

        “Hırsız VASİLİ; DİGA=OĞLAN  VASİLİ“ VASİLİ: Başlık, Başkan, Reis”  “Sevan Nişanyan- 26-10-2009 Taraf gazetesi.”

        Sevan Nişnayan’ın açıkladığına göre M.S: 1080 li yıllarda Adıyaman yörelerinde hüküm sürdüğü söylenen Ermeni derebeyinin unvanı: -HIRSIZ VASİLİ’DİR. Hırsız VASİLİ’NİN yegenine de Oğlan VASİLİ denmekteymiş. Hırsız VASİLİ’DEN sonra yönetime Diga VASİLİ, Oğlan VASİLİ geçmiştir.-Sayın Nişanyan VASİLİ sözünün BAŞLIK, BAŞKAN, REİS anlamna geldiğini kaydetmiştir. {Not: Ayrıntı için www.bilgeata.com Sevan Nişanyan Tıklayınız.} Ermenilerde Vasili, Yunanlıda Βασιλεία> BASİLEİA şeklinde söylenen bu söze dikkat edersek sözün Türkçe BAŞKAN, BAŞ, şeklinde olduğunu açıkça görürüz.

 

        BİZANS ADI: 1557’ DE ÇAKMA OLARAK SÖYLENDİ

 

        Doğu Roma Devletinin BİZANS olarak adlandırılması, bu Devletin M.S. 1557 yılında, Fatih Sultan Mehmet’in Fethinden, yaklaşık olarak 104 yıl sonra Alman yazar Hieronymus Wolf’un çakma bir ad vermesiyle BİZANS şeklinde yaygınlaşmıştır. RUM sözü Roma demektir. BİZANS adı ÇAKMA bir addır. Yeryüzünde BİZANS diye bir DEVLET OLMADIĞI GİBİ, BİZANS DİYE BİR MİLLET’TE YOKTUR. Bu, tıpkı Amerikan Milleti demek gibi bir şeydir. Amerikan diye bir millet yoktur. Amerikada yaşayan halklar vardır. Amerika adı, Ameriko Vespucci adlı bir İtalyan Deniz kaptanının adından alınmıştır. Amerika Kıtasını keşfettiklerini söyleyen Avrupalı kapkaççılar, heryerde, herşeyde olduğu gibi burada da büyük bir tarih hırsızlığı yapmşlardır. Keşif demek, daha önce insanlar tarafından bulunmamış, bilinmemiş olmak demektir. Oysa Çakma Amerika adlı bu Kıta, Kızılderili Türklerin en az 30 ila 100 bin yıllık öz yurtlarıydı. Bunlar yeni kazılarla arkeolojik buluntular, kaya resimleri, mağara yazıtlarıyla belgelenecektir. Bu Kıta Kızılderililerin öz malıdır. Kızılderili Türklerin orada nice erişilmez medeniyetler kurdukları, insanların yaşadığı bir Yurt idi. Maya, İnka, Aztek, Toltek, Keçüa, Navajo, Siyu Kızılderili Türklerinin kurdukları medeniyetleri nasıl inkar edecekler? Avrupalı kapkaççılar Kızılderili Kıtasını işgal ederek yağmaladılar. Bizde: “AMERİKAYI YENİDEN KEŞFETMEK” şeklinde bir söz vardır. Bu sözün M.S. 1492 yılından itibaren Avrupalı kâşiflerce keşfedildiğine vurgu yapılan bu Kızılderili Kıtasının asıl sahipleri olan mağdur edilmiş Yafes’in torunlarına en büyük hakaret olduğunu üstüne basarak reddediyorum. M.S: 1492 yılında yüz otuz milyondan daha fazla insanın yaşadığı bir Kıta, nasıl olur da keşfedilmiş olur? O devirde Avrupa Kıtasının toplam nüfusu ancak 70-80 milyondan fazla değil iken, bu kadar görkemli medeniyet eserleriyle, bu kadar bayındır bir Kıtanın keşfedildiğini söyleyen yüzsüz Avrupalıların Kızılderili Türklere yaptıkları gaddarlıkların elbette bir gün cezasını çekeceklerdir. İlâhî adâlete inanıyoruz. {Kızılderili Soykırım, Mavi Marmara, Kızılderili Türkçesi, Navajo Kızılderilileri, Siyu Kızılderilileri, İOVA>Ayova TIKLAYINIZ.}    

                 

        AYA-SOFYA;  AYA-İSTAFANOS;  AYA-MAVRA

 

        Bu konuyu sunmaya başladığımızda bırakınız Yunanlıyı-Rum’u, bizim kendi bedenimizden nice kişilerin yüzlerinin ekşidiğini, kalplerinin kararmaya başladığını görür gibiyim. Bu tapınakların adlarının Türkçe olduğunu açıklamak istememiz, Yunandan, Rumdan önce bu öz kardeşlerimizin büyük tepkileriyle karşılanacaktır. Onların itirazları klasikleşmiş şu cümlelerden oluşabilir:

”Kardeşim sen herkesi, Türk mü yapacaksın?” Çeşnisinden itirazalara başlayacaklar. Hani halk arasında: “Milli Muhalefet” denir ya, bunlar da sanki uluslararası Muhalefet gibiler.       

        Yukarıda adlarını sıraladığımız Doğu Roma Mabetlerinin adlarının Türkçe olması şaşırtıcıdır. {AYA MAMA DERESİ ile ilgili ayrıntılı çalışmamız inşallah yakında yayınlanacaktır. Gerek Doğu Roma’daki, gerek Yunan sahasındaki, gerekse bütün dünya uluslarındaki>AYA-SOPİA> SOFİYA>SOFYA< adlarının hepsi Türkçedir. İş bununla bitse onlar şükretsinler. Doğu Roma Devletinin bütün askeri komutanlarının adları da Türkçedir. Hatta Roma Devletinin askeri teşkilatlarıının adları bile Türkçe olduğu gibi Avrupa devletlerinin de askeri teşkilatları Türklerden alınmadır. Konu ile ilgili belge aşağıda sunulacaktır. Rum PATRİK’İNİN PATRİK unvanı da Türkçedir. Peder, peter, pitır, petro, patrik, patron, patroniçe, pedro, patar, Patara, petrol, butros, butro, bıtrık, bıtırak, buturak Suriye’deki Bıtran Kasabası, burada yaşayan Bıtran’lılar, Doğu Roma’nın Başkomutanının BATARIK unvanı, Hz. Muhammed {sav}’in Kabilesi Kureyş’in ordu komutanının BATARIK unvanı gibi bütün bu adlar ve unvanların kökeni Türkçe {BATUR, BAHADIR} sözüdür.  Daha da şaşırtıcı olanı Vatikan’ın-Katoliklerin Başı olan PAPA’NIN, PAPA unvanı, Papazların PAPAZ olarak adları da Türkçedir.  {Bakınız: Ceyhun’dan-Ceyhan’a Çalıştay Tebliğleri Sunan Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata Ceyhan Belediyesi Yayınları. 2008} {Barack TIKLAYINIZ.}

        “Romalılar askeri müesseseleri de Etrüsklerden almışlardır. Esasen, Roma Ordusunun kurulması ve düzenlenmesi Etrüsk Kıralları devrinde olmuştur. Onbaşılık, Yüzbaşılık, Binbaşılık müesseseleri Etrüsklerden Romalılara, Romalılardan da öbür Avrupa milletlerine geçmiştir.“ 1

.........................................

            2}Etrüskler Türk mü idi? Adile AYDA Türk Kültürünü Araş. Ens.1974 Ankara s:19                          

 

        YUNANLI’NIN AYASOFYA’DA ÂYİN GİRİŞİMİ

 

        16/Eylül/2010 Perşembe günü 200 kişilik Yunan asıllı ABD’linin Ayasofya’da âyin yapmak için Türkiye’ye gelmekte oldukları haberlerde çıkınca araştırmamı {www.bilgeata.com} adlı web sitemde yayınlamaya karar verdim. Bu şımarık ABD’li Yunanlılar, 17-Eylül-2010 Cuma günü Tırakya sınır kapısında âyin yapıp geri dönmüşlerdi. Bu fanatiklerin Ayasofya’da ayin yapmalarını Patrik te tasvip etmemişti. Patrik kısa bir süre önce SUMELA MANASTIRI gibi bir köşe taşını elde etmiş, bütün kalelerin birden bire düşmesnin zorluğunu hesap ederek, Fanatik Yunanlıların AYASOFYA’DA ÂYİN YAPMALARININ ŞİMDİLİK ERKEN ÖTMEK OLACAĞINI GÖREREK KARŞI ÇIKMIŞTI. Patrik, Çakma Trabzon Rum İmparatorluğu Devletinin sınırları içinde kalan SUMELA MANASTIRINDA âyin yapmanın, ne mühim bir kazanım olduğunu bilemeyecek kadar bilgisiz miydi? Bu kazanımın Ayasofyada âyin yaparak gölgelenmesi, Türk İslam Kamuoyunun uyandırılması, Yunanlının gerçekleştirmek istediği MEGOLA İDEA ile şimdilik gölgelenmemeliydi. Megola İdea sahipleri, hazmettire-hazmettire ele geçirmeyi planlamıştı. Çakma Tırabzon Rum İmparatorluğu adlı bu Devlet hakkında aşağıda açıklamalar yapılacaktır. {Sumela TIKLAYINIZ.}

 

        KİLİSE, MANASTIR BURGACINDAKİ TÜRKİYE

               

Akdamar Kilisesi onarılmaya başlandığında, Rum ve Ermeni kazanımlarının çorap söküğü gibi sökün edeceğini haber vermiştik. Öyle de oldu. Arkasından Sumela Manastırı açıldı. Şimdi sıra Ayasofya, arkasından Heybeliada Ruhban Okulu, Kostantinopol gelmeyecek mi? Sumela Manastırında âyin yapıldıktan sonra Yunanlı Ayasofya’yı ele geçirmeye koşmadı mı? Her şey ortada duruyorken bunları görmezlikten gelenlerin nasıl bir vurdumduymazlık içinde olduklarını söylemeye gerek var mı? Onlar, bu yapılanların arkasından Bizans’ın ihyasını istemeyecekler mi? Şimdi sıra ondadır.

        “Efendim! Yunanlılar da bir jest yapsınlar, Atina’da bir cami açsınlar.”

Çeşnisinden ucuz lafazanlıklar yapan gevezeleri duyuyoruz. Yunanistan Atina’da bir cami değil, Yunanistan’da on bin cami açsa ne yazar. Megola-İdeacıların istedikleri Anadolu’yu yeniden ele geçirmektir. Sumela Manastırının ele geçirilmesi, bunun ardından da Çakma Tırabzon Rum İmparatorluğu adını verdikleri bölgede köşe başları elde etmektir.

 

TÜRKLER, 17 BİN YIL ÖNCE GÜNEYDOĞU’DAYDI

 

        “Doğu Anadolu’da, M.Ö: 15 binden itibaren kaya resimleri, 7 binlerde yazılar görülür. Güneybatı Anadolu’da, Antalya Beldibi’nde de yazıtlar aynı tarihi verirler. İstanbul’da, Fikirtepe kazılarında çıkmış olan, M.Ö. 6. bin tarihini gösteren toprak kaplardan ikisinin üzerinde: OQ ve OZ Tamgaları ile cisimlenmişler,  betimlenmişlerdir.  

        Bir-Oy Bil’in kuruluş tarihi için M.Ö: 9 binlerin aşağısına inilmektedir. Türkistan’da ilk tarihi araştırmaları yapmış olan R. Pumpelly 1908 yılında yayınladığı “Explaration in Türkistan” adlı, makalesinde: “Aşkabat’ta M.Ö: 9 binlerde yerleşik bir kültürün varlığını kabul etmiştir. Bu yerleşik kültürün adı ANAU’ dır.

        “Türkler, buzul döneminin sonunda buz kütlelerinin erimesiyle milyonlarca hektar araziyi su altında bırakan su baskınları sonucunda dağlara, vadilere sığınmışlardır. Örneğin:   MÖ: 13 binlerde DOĞU ANADOLU YÜKSEK YAYLASINA GÖÇ, ORADAN DA ANADOLU ve MEZOPOTAMYA’YA YAYILMIŞLARDIR.

VAL CAMONİCA’DA {QAMUNLAR VADİSİ}’NDE M.Ö: 5 bin yılında görülen bu damgayı, pek çok bin yıl önceleri ULUKEM’de üst Asya’da buluruz. Aynı şemayı içeren OĞ damgalarını, Doğu Anadolu’da VAN’DA KIZLARIN MAĞARASI’NDA görürüz. {K.M {Kâzım Mirşan} 3

.............................................

         3}  Ön-Türk Tarihi Haluk TARCAN Kaynak yay. 1998 İstanbul 2. Baskı S: 56 

 


                 

       

 

Aynı şemayı içeren      OĞ damgalarını, Doğu Anadolu’da Van’da, KIZLARIN MAĞARASI’NDA görürüz. {K.Mirşan

 

 

 

 

 

OĞ-ALTI DAMGALARI

 

        QUT adlı boylar, M.Ö. 2 binlerdeki Van ve URMİYE GÖLÜ arasında bulunurlar.     Aşağıdaki tabloda Avrupa, Asya ve Anadolu’daki UÇ TAMGALARI görülmektedir:”

 

 

DAĞKEÇİSİ    

 

 

 

        “”LATİN ALFABESİNDE {Kİ Ön-Türk Etrüsk alfabesidir.} Siteril harf halinde B ve K. ÖK tamgasıdır. QARA TAU’DA> KARA DAĞ keçisinin gelişmesinden doğmuştur. İlk kez M.Ö: 8 binlerde Doğu Anadolu’da SAT Dağında ortaya çıkar. QUTYAK’TA: {Avrupa’nın Ön-Türkçe adı}   Avusturya Alplerinde, Kârnten’de Glozel yazıtlarında görülür. İsviçre’de ise, bu keçi MARAL adıyla aynen Orta Asya’da olduğu gibi anılır.”{Avrupa TIKLAYINIZ}

       

YILAN

 

        “DOĞU ANADOLU’DA, VAN’DA BAŞET YAZITINDA, Yılan somut şekliyle görülmektedir, gövdesinin kıvrımlarıyla UW-BU- OZ Tamgasını oluşturmaktadır.= YÜCE KUTSAL DEĞERLERE GEÇİŞ”

 

 

        “Aynı TAMGALARI, Hitit kültüründe de buluruz. Örneğin: Eflatun Pınar’da daha sonraları Kargamış ve Karatepe’de karşımıza çıkar.

        “QUT” sözü bugün dilimizde “KUT” şeklinde var olan yukarıda gördüğümüz “QUT” kelimesi “değişmeyen hal”, emniyet, mutluluk, mükemmellik demektir.”

 

 

       

 

 

“GÜNEYDOĞU’LU KADINLARIN ÇENELERİNDEKİ DÖVMELER: {OQ} VE {ED} TAMGALARIDIR.”

                                          

 

        ORTA ASYA’DAN:

 

        “MÖ: 13 binlerde Doğu Anadolu’ya yerleşmiş olan göçmen Ön-Türklerin getirdikleri UÇ-UÇU damgasını Doğu Anadolu’da VAN kiliminde gördüğümüz gibi, gene göçlerle Alplere yerleşmiş olan Qamunlarda da görmekteyiz. “ 4

......................................

         4}  Kökeninde Ön-Türk Kültürü olan Batı. Haluk TARCAN 2. Baskı 2006 İstanbul Baskı Ebru Grafik Basım San: A.Ş: 17, 44, 54, 63, 64, 68, 105      

 

        {NOT: Yukarıya aldığımız Üstad Kâzım Mİrşan tarafından okunan Ön Türk tamgalarını, -ÇALINAN türk tarihi- Bölümlerinde yayınlamaktayım. Bir dosyayı okuyan öbürünü okumayabilir, diyerek, bu yola baş vuruyorum. Bilgi edinile.}  

GÜNEYDOĞU ANADOLU’LU KADINLARIN ÇENELERİNE YAPTIRDIKLARI DÖVMELERDEN BİRİSİ DE YUKARIDAKİ TAMGADA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ {ED}={X} TAMGASIDIR. Bu {ED}={X} TAMAGASIYLA ilgili olarak yaptığımız araştırmaları İnşallah ayrı bir dosya halinde sitemizde yayınlayacağız. Güneydoğulu kadınların çenelerine yaptırmakta oldukları {ED}={X} TAMGALARI, 17. BİN YIL ÖNCE ANADOLU’YU YURT TUTAN Ön-Türk Atalarımızın Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına, taşlarına, mağaralarına kazıdıkları 24 binden daha fazla TÜRK TAMGALARINDAN günümüze kadar korunup gelmekte olduğunu da ortaya koymaktadır.  {ED}={X} TAMGALARININ Orta Asya, Mısır, Balkanlar, Kafkaslar, Avrupa ve Afrika ile Kızılderili Kıtasında bulunmakta oluşu, Türklerin dünyaya yayılışlarının da haritasını çizmektedir. {ED}={X} TAMGALARININ Anadolu’da 17 bin yıl önce var olduğu bu belgelerle kesin bir şekilde ortaya çıkmakla kalmamış, bütün Sami Araplara, İbranilere, Çin, Tibet, Hint, Japon, Avrupa, İngiltere, İskandinavya, İrlanda, Adriyatik, Alplere kadar her yere yayılmıştır. {İES, Ayas, İzlanda TIKLAYINIZ.}

        Yukarıdaki belgeleri Üstadımız Kâzım Mirşan Bey okumuş ve çözümlemiştir. Pumpellinin yaptığı kazı çalışmalarında Türkmenistan’ın Başkenti Aşkabat dolaylarında ANAV, ANAU adlı bir yerleşke bulunmuş, bu Kent’in tarihi Milad ile birlikte bundan 11 bin yıl önce kurulmuş olduğu bilimsel yöntemlerle tespit edilmiştir. Bu ANAV, ANAU sözü, Ermeni kenti sanılan ANİ Kenti ile aynı sözdür. Bu iki söz aslında tek sözdür. Anlamı ise ANA demektir. ANA sözü ise Türkçedir. Ana sözü hakkında Sitemizde şimdilik bazı bilgiler yer alıyor. Kapsamlı çalışmamız ilerde inşallah yayınlanacaktır. Ön Türklerin ANA adıyla kurmuş oldukları yerleşkeler, Doğudan Batıya doğru yayılmaktadır. Bunlar hakkında özet bilgi sunacağız. Kapsamlı çalışmalarımızı ilerleyen zaman içinde yayınlamayı umuyorum. Ön Türklerin kurdukları üçüncü yerleşke Adana’da ANAVARZA’ dır. Ön Türklerin ANA adıyla kurmuş oldukları Dördüncü yerleşke ise Anadolu’nun en Batısında, Avrupa’nın ise en doğusunda Çanakkale’de ANAFARTA kentidir. Dikkatli bakanlar ANAVARZA ile ANAFARTA sözünün aynı söz olduğunu hemen göreceklerdir. {Geniş bilgi için Bakınız:  Ceyhun’dan Ceyhan’a Çalıştay Bildirileri Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata-Ceyhan Belediyesi Yay. 2008 S: 216}

        Türklerin Anadolu’daki varlıklarını 1071 Malazgirt Savaşına bağlamaya çabalayan zihniyetin sahipleri, şu tarihi belgeler karşısında özür dileme erdemini gösterebilecekler mi? Türklerin Anadolu’daki varlıkları şimdilik kaydı ile 17.000 yıl olarak bilimsel kayda geçirilmiştir. Gerçekte Türklerin Anadolu’daki varlıklarının tarihi, arkeolojik çalışmalardan sonra on yedi bin yıldan çok daha gerilere götürülecektir.

        Türkler Milat’tan 15.000 yıl önce, yani Milad ile birlikte 17. bin yıl önce Doğu, Güneydoğu Anadolu’da Van, Hakkari, Erzurum, Diyarbakır, Şırnak, Cizre, Ağrı, İstanbul, Antalya’da kaya resimleri yapmışlardır. Bunlar bilimsel olarak okunmuştur. Bu kaya resimlerinden 7000 yıl sonra yani M. 9000 Önce de OQ ve OZ Tamgaları yapmışlardır.

        Ön Türklerin 17 bin yıl önce Turkomanya/Güneydoğu Anadolu’yu Yurt tuttukları devirlerde, bu günkü milletler henüz uluslaşma dönemine bile girmemişlerdi. En eski ulus olarak bilinen Çin Ulus’unun tarihi en iyimser rakam ile MÖ. 5 bin yılı geçirilememektedir. Dünya’nın en eski Ulus’u sanılan Latinlerin ortaya çıkışları ise; 3000 yıldan daha gerilere götürülemiyor. Roma’yı kuranlar da Etrüsklerdir. Latinler, Etrüsklerin mirasına konmuş, kendilerine öğretmenlik yapmış Etrüsklere akla hayâle gelmedik zulümler yaparak köklerini kurutmuşlardır.

       

LATİN

       

Latin sözü, Ç>T dönüşümü ile LAÇİN demektir. LAÇİN, doğan cinsinden yırtıcı bir kuşun Türkçe adıdır.

 

AİA; AYA; AYASOF-YA,  KÖKEN BİLGİSİ

 

       "AYA: Çağatayca: dişil; Büyük kadın, hanım. Ayam, ayem  Aya: Anadolu,{Rumca,} mukaddes, aziz, şerif, Hırıstiyanlığa vakfedilen yerlerin önlerine gelir; Ayasofya, Aya İstafanos, Aya Mavra gibi." " Aiym, Ayem. {Çağatayca} dişil: asil kadın, asil Hanım. Türkistan'da Kağanların analarına verilen unvan. Bakınız: AYA." 6                    

"A. Ad.   AİA- İlâhe  “AİA” {2} { AYA okunur.} 6 

………………………………………………………………..

           5} Türk Lügati Hüseyin Kâzım Kadri Maarif Nezareti İstanbul. C=1. S=165. Arap harfli     

            6} Sümer Dili ve Grameri age: S: 158.

 

        Hüseyin Kâzım Kadri'nin söylediği gibi “AYA” sözünün, Rumların kutsal yerlerinin önüne geldiği doğrudur. Kâzım Kadri’nin bu ön ek'in Grekçe olduğunu söylemesi, bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. “AYA” sözünün Çağatay Türkçesine Grekçeden girmiş olması, söz konusu bile edilemez. “AYA” sözü, hem Ural Altay ve hem de Sümer Türkçesinde aynı anlama kullanılmakta idi. Bununla ilgili açıklamalar ve öteki belgeler aşağıda sunulacak. Kâzım Kadri'nin aynı eserinin 174. Sayfasında:

      "AYİM- AYEM.” Çağatayca dişil: asil kadın, asil Hanım. Türkistan'da Kağanların; Hanların analarına verilen unvan. Bakınız: “AYA" denilmektedir.

        Şu belgelere göre “AYA” sözü, sadece Türkistan ile de sınırlı değildir. Sümer Türk'leri de "AİA><AYA" sözünü kullanıyorlardı. “AİA, AYA” okunur. ”AYA” konusunda iki ayrı Türk bölgesinde ve iki Türk Boy'unda çok önemli birliktelikler bulunuyor. Orta Asya'da Kaanların Analarına “AYA“ deniyor. Bu “AYA’LAR”, Ulus'un en kutsal kişilerini, Türk'lerin Kaanlarını, doğuruyorlar. Sümerlerde ise “AYA”, bir İlâhedir. İlâheler ise Sümerli Türklerin tapındıkları en kutsal varlıklarıdır.

        Ural Altay'da Kaan’lar, kutsal “AYA” ’NIN rahminden doğar. “AYA” ’NIN bacakları iki yana uzanır. Ortasından Kağan doğar. Kağan Budun'u yedirir-içirir yaşatır, geliştirir, zaferlere koşturur. Yani bu tek merkezden doğan Kağan, Kutsal “AYA” ’NIN en güçlü ve en kutsal eseridir. Çünkü “AYA” 'LAR kutsaldır. Budun, Ulus, ancak Kutsal “AYA” sayesinde varlığını koruyabilir. Bu, balarısının kıraliçesine benzetilebilir. Kutsal “AYA” ‘dan dolayı KAAN kutsanır. Türklerde Kutsal AYA’DAN doğan da kutsal olduğu için Devlet kutsanırdı. Devleti yöneten Kaan, yalan söylemez, haram yemez, devlet malına el uzatmaz, {ihaleye fesat karıştırmaz} adaletten ayrılmaz, adaleti eşit biçimde dağıtır. Haksızlık yapmaz, yoksula el uzatır, yoksulun yoksulluğunu sömürmez, aksine ona şefkat gösterir.

        Sümer Türklerinde ise Dicle { İdiglat } ile Fırat { Purattu } Irmakları, tek merkezden doğar. Bu iki Irmak iki bacak halinde iki kola ayrılır. İki yana iki bacak şeklinde açılan bu iki Irmak, Mezopotamya'yı sular. Hayatı, bu iki bacak şeklinde Sümer Ülkesine akan bu iki ırmak şekillendirir. Budun'u, Ulus'u yedirir, içirir, yaşatır. Hayatın kaynağı bu tek merkezden doğduğuna inanılan iki bacak halindeki iki kutsal ırmak şekillendirir. Sümer Türkleri bu iki Irmağa ve onun merkezine Kutsal “AİA>AYA” demekteydiler. {Aslında iki Irmak ayrı-ayrı kaynaklardan doğar, ama Sümer Türk’leri iki Irmağın tek kaynaktan doğduğuna inanır.}

      “Tengri teg Tenride bolmış Türük Bilge kagan bu ödke olurtım.

      Gök gibi gökte olmuş Türk Bilge Kagan,   bu zamanda kaganlık makamına oturdum. “

      “Tenri Yarlıkadukın üçün {ö} züm kut'ım bar üçün Kagan olırtım”

      “Tanrı İrade ettiği bir de talihim yaver gittiği için Kagan oldum” demiştir.” 7

............................................................                        

7} Eski Türk Yazıtları. Hseyin Namık Orkun. TDK. Yayınları Ankara 1986. S=22              

        Tengri sözü, gök anlamına da gelir bir sözdür. Bu anlama bakıp Türk’lerin Tanrı diye göğe tapındıkları sonucuna varılamaz. {Zaman içinde göğe tapınmalar da olmuştur.} Tengri sözünün bir anlamı da Yüce, Yüksek ve Ulu demektir. Buna göre gök, Yüce'de ve yüksekte olduğu için “Tenri teg” denilmiştir. Teg sözü, -gibi- demektir. Bunu gören bazı kimseler Tanrı gibi olmuş anlamını çıkartarak uygun olmayan anlam yüklemişler, oysa Tengri; gök yani yüce, Ulu anlamına geldiği için “ Tenri, teg” gök gibi ulu ve Yüce bir yaratılış ile Yaratılmış anlamını vermek uygundur. Yazıt'ın ilerleyen bölümlerinde ise :

      “Tenri Yarlıkadukın üçün {ö} züm kut'ım bar üçün Kagan olırtım”

      “Tanrı İrade ettiği bir de talihim yaver gittiği için Kagan oldum” demiştir.” -H. Namık Orkun-

 

       Yukarıdaki belgede görüldüğü gibi, Tanrı'nın Kutlu ve Yüce İradesi, bir de kaderinde Kaanlık makamına oturmak olduğu için bütün bu sebepler birleşince, Kaanlık Makamına oturduğunu bildiriyor. Bütün bunlar gösteriyor ki Türk'ler, hem Ulu Tanrıya ve hem de O’nun Kutlu İradesine, yani Küllî İrade'ye inanmakta’ydılar. Bunun için Kaanlar, Yüce bir Yaratılış ile Yaratılmış olarak kabul edilirdi. Bu sebeplerden ötürü, Kaanların analarına “AİA>AYA” denmekte, onların doğurdukları da, aynı kutsallığı, aynı yüceliği bu “AİA/AYA” analarından almakta idiler.

       Ural Altay'da “AİA-AYA”, kutsal ANA, Sümer Türklerinde “AİA-AYA”, kutsal İlâhe ve iki Irmağın çıktığı kutsal tek merkezdir. İşte Türk’ler, Ön devirlerden beri Ural Altayda Kaanların Analarına “AYA” dedikleri gibi; Sümer Türk'leri de hem kutsal İlâheye ve hem de tek merkezden doğduğuna inandıkları Fırat { Purattu } ile Dicle {İdığlat} Irmaklarını kutsal “ANA” yani. “AYA” olarak görmüşlerdir.

        Açıklamaya çalıştığımız “AİA-AYA” sözlerinin Grekçe {Yunanca} olmasına bir imkân ve ihtimal yoktur. Ural Altay, Yunan’ı nereden görmüştür? Sümer Türk'lerinin kurmuş oldukları Medeniyet ise, kurulduğu Ön devirlerde, Yunan'ın adından bile söz edilemezken, böyle bir şeyin olması mümkün müdür?

       “AİA-AYA” inancı, Güneydoğu Avrupa’yı Yurt tutmuş olan Ön Türk’lerde dahi, olanca görkemi ile sürmüştür. Yunan Ulus’unun Uluslaşma devrinden sonra da güçlü olarak devam etmiştir. Doğu Roma Devleti’ni kuran Komenuslarla/Kuman’larla birlikte, Uz’lar, Becenler/Peçenekler, İrkuntlar, Brintler, Kar’lar, Pelasglar ve öbür Türk Boy ve Oymakları sayesinde “AYA” inancı, Doğu Roma’nın Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra yaptırdığı tapınaklara ad olarak verilmiştir. Bu Devletin Hıristiyan olduktan sonra yaptırdığı Mabetlerin, adındaki “AYA”  sözü, Türk Ulus’unun Ön devrilerden beri titizlikle koruyup günümüze kadar taşıdığı Kutsal “AYA” ’ DIR.

 

        SOF>SOP>SOF-İA, SOF-İYA>SOFYA

 

        Kutsal “AYA” ‘ NIN adının verildiği Mabetlerdeki “AYA” sözünden sonra gelen “SOF” sözü, F>P dönüşümü ile “SOP” demektir. Türk Milleti’nin inancında “SOY” ATA’DAN, “SOP” Anadan gelir. “SOY” sözü, babadan gelen kimlik, “SOP” sözü ise anadan gelen kimliktir. Yani “SOY” Ata’dan gelen GEN’LER ve DNA’LAR, “SOP” sözü ise Ana’dan gelen GEN’LER ve DNA’dır.

“SOY’U, SOP’U”; temiz denildiği zaman, hem Atadan, hem Anadan getirdiği GEN ve DNA’LARLA, öteki kalıtsal özellikler anlaşılmalıdır. Bunun zıddı ise, bozuk GEN, bozuk DNA.’yı anlatır bir terimdir. Bu tapınakların adlarında “SOY” sözünün geçmemesi, ortaya koymaya çalıştığımız çerçevenin ne kadar haklı olduğunu isbata yeter. “AYA” dişidir. O halde kutsal sayılan dişiye “SOY” izafe edilemez, çünkü “SOY AYA” ’DAN değil ATADAN gelir. Anadan, yani “AYA” ‘DAN ise , “SOP” gelir.. Bu kutsallaştırılmış dişiye “SOY” değil, “SOP” yaraşır. Çünkü Türklerin inancında “AYA”’LAR “SOY”’U değil, “SOP” ’U taşırlar. “AYA-SOF-YA” sözündeki, –YA- soneki ise, ulus adının ardına gelirse Ülke, Vatan, Yurt anlamı veren Türkçe bir ek’tir. Bu ek Sümer ve Hitit, Türklerinden beri Türkçe’de vardır. Alman’YA, Alman Ülkesi,  İtal’YA, İtalyan Ülkesi gibi. Bu sonek özel adların ardına gelirse benzer anlamları verebilirse de genellikle yer, mekan anlamı verir. “AYA=Kutsal ANA; SOF>SOP ise Kutsal “ANANIN SOY” ’U,> “AYA-SOF-YA”= “KUTSAL ANANIN SOY’UNUN” mekânı, yer’i demektir. Bu açıklamalara göre, bu tapınakları yapan Türk’ler, bu tapınaklara: “AYA” ve “SOPYA” adlarını vermekle, Türklüğün kaybolmaz imzalarını atmışlardır. Bu imzalar o tapınakların Türkçe olan adlarıdır. Bu Tapınaklara, Türklüğün ebediyetlere doğru akıp giden egemenlik mühürleri atılmıştır. “AYASOFYA” , “AYA İSTAFANOS” “AYA MAVRA” ve bunlar gibi Mabetler, Tapınaklar inşa eden Türk mühendis ve mimarları ile ustaları, kendilerinden sonra gelecek olan Türk Ulus’una, yaptıkları eserlerini bulmaları için bellikler/İm’ler=işaretler koydular. Kendilerinin izlerini sürmemizi ve bu Mabetlerin, Tapınakların, Türk mimar ve ustalarının eserleri olduğunu, Türklerin kendi öz eserlerine sahip çıkmalarını istemişlerdir. Ne Sumela Manastırının, ne Aktamar adasındaki tapınakların yapımında Yunan’ın, Ermeni’nin, emekleri yoktur. Ayasofya’nın yapım tarihinin M.S: 532 yılı olduğunu hesap edersek, henüz Yunan dilinin bile Doğu Roma’da resmi dil olmadığı bir devirde Yunan’lıların bu mabedleri yaptıklarını iddia etmek bilim dışıdır. Sumela Manastırının M.S: 1375’te yaptıran kişinin İmparator III. Kommenus olduğunu hesaba katarsak bu eserlerin Türklerin elinden çıkmış olduğuna hiç kuşkumuz kalmaz.

        “Romalılar sur, kale, mabet, köprü inşa etmeyi Etrüsklerden öğrenmişlerdir. Etrüsklerin dini, dünya işlerine ait bilgileri de içine alıyordu. Meselâ, bir köprü inşasına ait sanat, usul ve teknik ancak KAMLARIN, KAMANLARIN bildiği birer sırdı. Onun için KAMLARIN, KAMANLARIN bir adı da köprü yapan idi. Romalılar bunu tercüme ederek, “PONTİFEX” şeklinde kendi rahiplerine de unvan yapmışlar ve kelime Romalılardan Hıristiyan Kilisesine geçmiştir. Bugün Papa’nın taşıdığı başlıca unvan Latince olarak “PONTİFEX MAXİMUS”, Fransızca olarak ”PONTİFE SUPRéME” dir. Anlamı “BÜYÜK KÖPRÜ MİMARI’DIR”. 8

.....................................

            8} A. AYDA. S:19, H.V. Morton. “A. Traveller in Ome”, Methuen and Co. London 1966, S: 358.

 

Roma devleti sözü, hem asıl Roma’yı, hem de Doğu Roma’yı kapsayan bir terimdir. Etrüskler Roma’yı kuran Ön Türklerdir. O devirlerde Yunan, Ermeni, Latin denilen unsurlar henüz analarının karnında bile değillerdi. Ön devirlerde Avrupalılar köprü yapmasını, mabet yapmasını,  sur ve kale yapmasını zaten bilmezlerdi. Bütün bu mimari sanatları Etrüsk Türklerinden öğrendiler. O devirlerde yapılan bütün kaleler, şatolar, tapınaklar, köprüler ve saraylar Türk mimar, mühendis ve ustaları tarafından yapılıyordu.

        Bu tarihi gerçekleri bırakınız ellere anlatabilmeyi, kendi çocuklarımıza bile anlatmanın ne denli güç olduğunu görüyorum. Gerçekler dünyanın sonuna kadar saklı kalamazlar. Onları bir şekilde ortaya çıkarmak gerekiyor. İşte tam bu noktada durup gerçeklerin açığa çıkartılması için çalışanlara büyük minnet borcumuzun olduğunu bilmeliyiz. Sumela Manastırı, Akdamar Kilisesi ile Ayasofya ve öteki mabetlerin Türk mimar ve mühendisleri tarafındfan inşa edildiklerini, görememek cidden kör bakmanın en acıklı belgeleridir. Ermenilere mal edilen Aktamar Adasındaki tapınağın, öteki tapınakların kale, sur, köprü gibi sanat eserlerinin Türklerin öz eserleri olduklarını anlamanın zamanı gelmedi mi? Adana’da kuyumculuk sanatının Ermeni ustalarınca işlendiği hakkındaki kanaat ise aşağıdaki belgelerle eski saltanatını kaybedecektir.

        “Romalılar kuyumculuğu da Etrüsklerden öğrenmiş ve daha sonra öbür Avrupalı milletlere öğretmişlerdir. Avrupa’nın çeşitli müzelerinde bugün seyredilebilen Etrüsk mücevherlerinin güzelliği ve inceliği insanı hayran ve şaşkın bırakmaktadır.  Meşhur Fransız Etrüskologlarından Raymond Block diyor ki: “Bugünkü kuyumcular, Etrüsklerin bu inceliği elde etmeyi nasıl başarabildiklerine akıl erdirememektedir.” 9

................................

            9} A. Ayda s.21.Raymond Block “The Etruscans”, Thames and Hudson 1965 S:184 Ank.

               

        Doğu Roma Devleti, kesinlikle bir Ulus Devlet değil, aksine uluslar konfederasyonuydu. Doğu Roma Devletini Kuran Hanedanların en büyük ve güçlülerinden birisi, Kummenus’lar; Kuman Türk’leri idi. Yunan, yani Grek Ulus’u, Uluslaşmadan önce de, sonra da, her zaman hazıra konmuş, bunu hayatının en önemli varlık sebebi saymıştır. Yunan Rum’ları, Peçenekleri, Kumanları, Brintleri, İrkuntları, Kar’ları Hıristiyanlaştırarak Grekleştirmiş, bunların medeniyet ve bilimsel kazanımlarının üstüne oturmuştur. Türklerin inşa ettikleri Tapınakların tapu senetleri mahiyetinde olan adlarının anlamlarını ortaya çıkararak bu tapınakların üstüne kazınan Türklük mührünü AYASOFYA sözü ile okumuş, insanlığa da göstermeyi başarmış olmanın verdiği hazzı, ne yediğim en lezzetli yemeklerde, ne giydiğim en çok yakışan giyeceklerde, ne gezdiğim bunca güzel ülkelerle değişmeyeceğimi ilan ediyorum.

 

        KÖTÜLERİN HAVALARDA GEZİNEN KOKUŞMUŞ BURUNLARININ, YERLERDE SÜRÜNMESİ KADAR MANİDAR BİR OLAY HENÜZ İCAT EDİLMEDİ.

                           Bilge Ata

 

       Doğu Roma Devletinin Yaptırdığı tapınaklar, “AYA” adı ile adlandırılmışlardır. Bu adlandırma ile ilgili olarak şimdiye dek bizim araştırdığımız yönde bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Antik çağda yapılmış olan bütün antik eserlerin ki Kaleler, Ağora, Akrapol, gibi nice tarihi eserlerin adları öz be öz Türkçedir. Ağora=Ogur, Uğur demektir. Agora; buğday pazarı anlamına Türkçedir. Buğday uğuru temsil eder. BUĞDAY ise bu Hintlerin ve pek çok ulusun tapındıkları BUDA demektir. Anadolu Köylüleri BUĞDAY dedikleri gibi BUĞDA da derler. Akrapol Yukarı kale, yukarı kent, dağ ve tepe anlamlarına gelir bir terimdir. Türkler, Balık, bolık, bol, pol kısaltmaları ile söylenen sözü Kent, kale, anlamında kullanırlar. Beş Balık Orta Asya’da ünlü bir Kent’ir. Hanbalık Kaan’ın Kenti demektir ki, şimdiki Pekin Kenti’dir. Buna göre POL ile ilgili sözlerden bazıları şunlardır: Pol-is=Polis: Kenti koruyan, Poli-tika= Kenti yönetme,  Polemik=konuşma toplum ile ilgidir. “M.Ö: 7. yüz yılda İskit/Saka Türklerinin en büyük Kaan’ı Alpertunga’nın oğlu Barshan> Barsan>=BARZAN’IN Turkomanya’da,/Güneydoğu Anadolu’da’da, Suriye, Mısırda yaptığı fetihleri sırasında Tevrat’ın haber verdiği {BET SEAN} Kent’inin adının >Skytapolis< İskit  Kenti. Şeklinde değiştirildiği tarihi bir hakikettir.” H. Berkmen. Dünya’daki BARZAN, BERAZHANİ adlarıyla anılan bütün yerleşkelerin ki bunlar Fransadan Irak’a, Irak’tan Ukrayna’ya kadar olan Ülkelerde bulunmaktadır. Bu kentlerin tamamı BARSHAN, BARZAN adlı İskit/Saka Alpertunga’nın Oğlunun adından gelmektedir. {Barzaniler TIKLAYINIZ}

        Yunan Medeniyeti denilen Medeniyetin kökeninde Ön Türklerin göz nuru, alın terleri var. Yunan, Ön Türk Medeniyetinin üstüne oturmuştur. Bulgar Türkleri, kentlerinin adını: “AYASOFYA” koydular. Zamanla buradaki “AYA” sözü kaybolarak sadece SOFYA” SI kaldı. Şimdi bu Kent, Bulgarya’nın Başkenti “SOFYA” ’dır. Avrupalıların kızlarına verdikleri “SOFİYA” adlarının hepsi Türkçedir.

       “AİA” {AYA} sözünün Rumcada, Grekçede { Yunancada } var olması, bizim ortaya koymaya çalıştığımız tezimizin gerçek olduğunun en açık belgelerindendir. Bu ve bunun gibi binlerce söz, Yunancada bıraktığımız sözlerdendir. Doğu Roma Devletinin Hıristiyanlıktan sonra yaptığı tapınakların adları Türkçe olduğu gibi Avrupalıların “ANA” yerinde söyledikleri MAMA da Türkçedir ve “MEME” demektir.

        III. Komenus, Sumela Manastırını kurmuştur. Kapadokya’yı Ok Türkleri kurdular. {Ayrıntılı bilgi Ceyhun’dan Ceyhan’a 1. Uluslararsı Çalıştay’ı Rüstem Kocadurmuşoğlu-Bilge Ata Ceyhan Belediyesi yayınları} {Kapadokya. Tıklayınız.} Bu vesikalardan birisi de Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Efendimizin Doğu Roma Kıralı Herakles’e gönderdiği Elçilerin döndüklerinde verdikleri Rapordur. {Bu tebliğler Ceyhan Belediyesince kitap olarak yayınlanmış bulunmaktadır. {Barak, Herakles, Hadis-, Türkiye: Tıklayınız. Ayrıca Baraklar için Büyük Kurultay Dergisini inceleyebilirsiniz.}

 

       “AYASOFYA’NIN TAPUSU BULUNDU”

 

“Ne Hz. İsa, ne de Hz. Meryem… Meğer bu tapunun sahibi 1453’ te İstanbul’un kapısını açan Fatih Sultan Mehmet imiş.

10 Mayıs 2010 Pazartesi, 08:14:11

“Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, Devletin tapu kayıtlarından Ayasofya’nın tapusunu bulduklarını açıkladı. Yusuf Beyazıt, Ayasofya’nın mal varlığının “Ebül Fetih Sultan Mehmet” adına olduğunu kaydederek; “Orijinal Tapuya ilk kez ulaştık. Çok heyecanlandık” dedi. Ayasofya’nın asırlardır süren tartışmaların aksine, tarihte iddia edildiği gibi, hiçbir zaman Hz. İsa, Hz. Meryem veya Kutsal Ruh gibi “Nam-ı Müstear-takma, yahut “Nam-ı Mevhum” denilen, şu anda hayatta olmayan ruhani varlıklar üzerine kayıtlı olmadığı da Orijinal tapu kaydının ortaya çıkmasıyla kesinleşti. Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt şunları söyledi. “Ayasofya’nın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olduğuna dair Orijinal Tapusunu bulduk. Bu çalışma sırasında habersiz olduğumuz 27 bin gayr-ı menkulümüze de bu araştırma sırasında ulaştık. Bu Tapu kayıtlarından biri de Ayasofya ile ilgiliydi. Tapuda mal varlığı kaydı, “EBÜL FETİH SULTAN MEHMET” Adına görülüyor.” 

 

“VAKIF DA KURMUŞ”

 

“Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle, Ayasofya’nın ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğu da belirlendi. Fatih Sultan Mehmet, vakfa akar olarak da İstanbul’un Okmeydanı semti dâhil şehrin muhtelif yerlerindeki 2 bin gayrimenkulü bıraktı. Fatih’in Ayasofya Vakfiyesindeki 2 bin gayrimenkulün tespit edilmesi için de çalışmalar başlatıldı.”

 

“TARİHÇİLER NE DİYOR”

 

“Biliniyordu, belgesi bulundu.”

“Devlet arşivleri Genel Müdür Yardımcısı, Osmanlı arşivleri uzmanı Prof. Dr. Mustafa Budak, belgenin çok açık olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çok açık bir belge var. Üzerinde Fatih Sultan Mehmet’in adının yer alması, bu mülkün onun adına kurulan vakfa ait olduğunun kanıtıdır. Ayasofya’nın bu vakfa ait olduğu tarihçilerce biliniyordu. Şimdi belgesi bulundu. Bu tapunun bulunması ve üzerinde adının yazılı olması, tarihçilerin tespitini de doğruladı.”

 

“GAZETE HABERTÜRK”

 

“Habertürk yorumları:”

 

İki çizik dediğiniz Göktürk Kitabeleri Ayasofya’nın yapımından yaklaşık 500 yıl önce yazılmıştır ve gelişmiş bir dilin edebi metinleridir. Dilbilimcilere göre böyle bir dilin gelişmesi için en az 2000 yıl gerekmektedir. Ayrıca sizlerin medeniyetleri ele geçirdikleri yerlerdeki uygarlıkları en vahşi şekilde yıkıp üstüne kendi damgalarını taşıyan yapılar yapmışlardır. Atalarımız ise her zaman mevcudu korumuş, mümkünse onu kullanmış, hatta gerekirse kendileri onlara adapte olmuşlardır. Bu ülkede vatandaş olarak yaşıyorsanız saygılı olun.”

Misafir 12 Mayıs 2010 Çarşamba 03:37

Tapuyu buldular artık Ayasofya’yı da satarlar.” 10

………………………………………………………………..

10} Emlak&Mortgage habertürk Google Facebook Digg Del.icio.us

                                                 

                                                          30/Mart/2006

                                               Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                   Bilge Ata-Eğitimci Yazar

                                                      Teolog-Kökenbilimci

                                                                TÜRKİYE

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar