Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 91
Bugün: 218
Toplam: 1.109.914
 

Sultan Hamitin Petrol Haritası

 

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN PETROL HARİTASI

                                                          

                        

                                    

 

Sultan Hamid’in Petrol Hartası         ABD’nin Kahpe BOP. Haritası

 

Sultan Abdülhamid, Petrol ve Jeology mühendisleri Alman Paul Groskoph iie Türk Habib Necib Efendi’nin başkanlığında bir Heyet kurdurdu. Bu Heyete  Osmanlı  Türk topraklarında petrol araştırması yaptırdı. Heyet 1901 yılında bundan 110 yıl kadar önce hazırladığı petrol  Haritasını Sultan Adülhamd Han’a sundu.  Küresel Emperylist ABD’nin Bop. Büyük Ortadoğu adlı yıkıcı, düşmanlık saçan Projesi ile Abdülhamid’in Petrol Projesinin küçültülmüş örnekleri yukarıya alındı. Aşağıda geniş açıklamalar yapacağız.

Biz bu çalışmamızda Sultan Abdülhamid’in 1901 yılında yaptırdığı petrol haritası ile 110 yıl sonra ortaya konulan Kahpe BOP. Büyük Ortadoğu Projesininin mukayeseli bir çözümünü, benzer yanlarını, hedefleriyle sonuçlarını, insanlığın ve özellikle Türk ve Müslüman ulusların dikkatine sunacağız; Başbakanlıkça yayınlanan: “Osmanlı Döneminde Irak” adlı Kitapta Petrol Haritası ve ilgili liste yayınlandı.

 

ABD VE KÜRESEL EMPERYALİZM

 

Yüz on yıl kadar önce adı yeni-yeni duyulan “United State Of America” adlı Devlet, görücüye çıkmış iffetli bir kız edasıyla kendisini dünyanın en masum, en hakyemez, en soylu, en hayırlı devleti imiş gibi göstermekte idi. Avrupalı emperyalistlerin şerrinden bıkan-usanan Osmanlı Türkleri ve öteki uluslar, Atlantikardı bu Devletin, dünyanın en çok güvenilecek insanlarından oluştuğunu sanıyorlardı. Oysa bu Atlantikardı ülkenin dedeleri Kızılderili Türklere dünyanın eşini benzerini görmediği zulümlerle nice gaddar soykırımlar uygulamışlar, Kızılderili Türklerin kökünü geçirerek Kızılderili Kıtasını insanlık dışı vahşetlerle işgal etmişlerdi.

                  

PÜRİTENLER KIZILDERİLİ TÜRKLER VE KENANİLER

 

                 “New England’daki ilk büyük soykırım hareketlerinden biri, 1637 de PEQUOT Kızılderili’lerinin yok edilmesiydi. Sömürgeci Püritenlerce uygulanan vahşeti göklere çıkaran resmî açıklamalar ise şöyledir:                      

“YERYZÜ CENNETİNDE TANRININ İSTEMEDİĞİ BU PEQUOT YERLİLERİ TEMİZLENDİ. ÖYLE Kİ, ŞÜKÜRLER OLSUN PEQUOT ADI TAŞIYAN KİMSE KALMADI.”

                Bu gün tanrı’nın izni altında yurduna bağlılık andı içen her bir Amerikan çocuğu, aslında bu genocidi/soykırımı uygulayan Püritenlerin taşıdıkları retoriki, Tevrat’tan kaynaklanan düşünceyi miras olarak almaktadırlar. Püritenlerin Tevrat’tan aldıkları düşünce ise şudur:

                 ‘BİLİNÇLİ BİR BİÇİMDE, TANRININ SEÇİLMİŞ HALKINA {YAHUDİLERE} AİT OLAN TOPRAKLARDAKİ ARZ-I MEV’UD’DAKİ {VA’DEDİLMİŞ TOPRAKLARDAKİ} KENAN HALKINI YOK ETMEK.”

                Soykırımı/Genocidi uygulayan Püritenler, yaptıkları işi tamamiyle dini liderlerinin kontrolünde gerçekleştiriyorlar, kutsal görevlerini yerine getiriyorlardı. Öyle ki, Kızılderili erkek, kadın ve çocuklar, Eski Tevrat emirlerine göre toptan öldürülüyorlardı. Püritenler kendi kullandıkları Tevrat deyimiyle: ‘Olabilecek en kötü ölümle’’ öldürülüyorlardı. Bir başka Tevrat ayetinin deyimiyle ölenler: ‘Ateşin içinde kızartılıyor, ancak oluk-oluk akan kanları ateşi söndürüyordu.’ Soykırımı/Genocit’i uygulayanlar ise ‘rab {Yahova}nın övgüsüne lâyık oluyorlardı.

    Bundan birkaç yıl sonra ise New York bölgesindeki Kızılderililerin ‘temizlenmesi‘ operasyonu düzenlendi. 1643 yılı Şubat ay’ında Güney Manhattan’da Hollanda’lı askerler tarafından ALGONQUİN KIZILDERİLİLERİ’NE karşı gerçekleştirilenm/Genocid aşağıdadır. Bu Genocid/soykırım, David de Vries tarafından ak:

    “Askerler pek çok Kızılderili’yi uykularında öldürdüler. Pek çok bebek annelerinin göğüslerini emdikleri sırada çekilip alındılar. Bu masum bebekler, annelerinin-babalarının gözlerinin önünde kılıçlarla parçalanıyor, bebeklerin parçaları ateşlere atılıyordu. Kundaktaki bebekler beşiklerinin içinde parçalanıyor, kafaları eziliyor, taş yürekli adamın bile vicdanını sızlatacak bir vahşilikle öldürülüyorlardı. Bazı bebekler ırmağa atıldı, onları kurtarmak için anne ve babalarına sudan çıkarmalarına izin vermediler. Hepsi boğuldular.” 

    Modern, medeni, uygar dünya {!} denilen insanların uygulamaktan vazgeçmedikleri vahşetin ardında, bir de bu tür “ Judaizer “ geleneği yatmaktadır:

   Püritenlerin uyguladıkları vahşetin Yahudi Öğretisine dayandığına, Arnold Toynbee de dikkat çeker. Amerikalı sosyolog Thomas F. Gossett’in Race:  The History of an İdea in America {Amerika’daki Bir Düşüncenin Tarihi} adlı kitabında yazdığına göre, Toynbee:

                   “Amerikada’ki İngiliz kolonicilerinin Eski Ahit/Tevrat üzerinde yoğunlaşmalarının, onlara, dinsizleri yok etmekle görevli seçilmiş bir halk oldukları inancını verdiğini“ savunuyor. Gossett, bunun ardından,  ‘ Tevrat’taki İsrailliler KENAN halkını nasıl yok ettilerse, Massachusettes kolonisindeki İsrailliler {yani Püritenler} de Kızılderilileri öyle yok ettiler.” diyor. 1

…………………………….…………………………

                               1 }  www.msxlas.org/.../213003-puritenlik                   

               

                 GENOCİD’Çİ/SOYKIRIMCI HOLLANDALILAR

                  

                HOLLANDALILARI, M.S: 1643. GÜNEY MANHATTAN’DA ALGONQUİN KIZILDERİLİ TÜRKLERİN KÖKÜNÜ GEÇİRDİKLERİ VAHŞİ, GENOCİD’TEN SOYKIRIMDAN SORUMLU TUTUYORUZ.

                                 Bilge Ata

 

Bu soykırımcı uluslar, yaptıkları insanlıkdışı soykırımları görmezlikten gelerek Yüce Türk Milletine çakma soykırım isnat etmeye utanmıyorlar? Hollandalıların Endonezyada yaptıkları vahşi soykırımların da gündeme getirilmesi gerekir. Çakma Ermeni soykırmı tasarılarını kabul eden bütün ülkelerin ve kabul edeceklerin yaptıkları soykırımları peyderpey TBMM’ne taşıyacak yiğit yürekli bükülmez bilekli bir Milletvekili veya milletvekilleri arıyoruz. TBMM’nin komisyonlarına bu teklifleri götürdüklerinde korkmasınlar, kıyamet kopmaz. Zaten korkunun ecele faydası da yoktur. Cesur bir kere ölür, korkak bin kere ölür. Onlar Kızılderililerin köküne kibrit suyu dökmüşlerdi. Böyle bir  vahşetten vahşi hayvanlar gibi zevk alan şu Avrupalılar, bu yiğrenç fiillerine bin yıldır aralıksız devam ediyorlar. Bu vahşetlerinden dört-beş yüz yıl önce de Haçlılarla aynı vahşilikleri yapmışlardı.

Ben şahsen bir Türk olarak, öncelikle şu Hollandalıların yaptıkları ALGONQUİN KIZILDERİLi SOYKIRIMINI/ GENOCİD’İNİ TBMM Başkanlığına baş vurarak Komisyonlarda görüşülmesini talep edeceğim. Arkasından öteki soykırımlar için başvuracağım. Başvurularımın kabul edilmeyeceğini bilerek bunu yapacağım. Bu işin bir yerinden başlamak gerektiğine olan inancımı koruyorum. O zaman belki yiğit yürekli bir milletvekili çıkar da bu soykırımları TBMM: sine getirir.

       

 

AVRUPALILAR VE SİYONİST JUDAİZER SALDIRILAR

 

Siyonizm+Judaizer saldırılara hedef olmak veya olmamak ulusların, elinde değildir. Bu ittifak bir ülkeyi ne zaman gözüne kestirirse o zaman o ülke hedef ülke haline getirilir. Bunun anlaşılması için:

“Yakın Tehdit Algılaması Doktrini” ni anlamamız gerekir. ABD’li Püritenler bu Doktrinle şunu diyorlar: “Ben Seni Bana Karşı Yakın Tehdit Olarak Algılıyorum.” Sen tehdit isen de, değil isen de farketmez. Ben sana tehditsin diyorsam, sen tehditsin. Seni gelip ezmek, yok etmek benim hakkımdır.”

Afganistan’a, Irak’a böyle sadırdılar. Saldıracakları başka ülkelere de aynı Doktrin ile saldıracaklar.

Ruslar Afganistan’ı işgal ettiklerinde bunu:

Ruslar Afganistan’ı Brejnev Doktrinine dayanarak işgal etmişlerdi. Bu Doktrin şöyleydi: ”Sosyalist bir ülke yönetimi Sovyetlerden yardım veya müdahale isterse, Sovyetler o ülkeye girerler, buna hiç bir ülke karışamaz.”

Emperyalistler, işgal edecekleri ülke içinden kendilerine yandaş olacak bir takım satılık vicdansızlar bulur, bunları kullanırlar. Bu saldırılardan korunmanın yolları çoktur. Başta gelen çare, bilimsel bilgiye, teknolojiye, milli birliğe, uzlaşmaya, kardeşliğe, demokrasiye, üretime, yatırıma, ARGE’YE hız vermek, silahlı kuvvetleri yıpratmayarak en güçlü bir konumda her saldırıya ulaşacak sağlam bir yetkinliğe kavuşturmak, yetişecek gençlere bu tehditleri olduğu gibi anlatmak.                  ABD’li Protestan-Evangelik Püriten askerlerinin, Irak’ta işkencelerle öldürdükleri Müslümanları da aynen Tevrat’ın KENANİLERE karşı yapmalarını emrettiğini savundukları işkencelerle yok etme hakkını Kullanmakta oldukları şaşırtıcıdır. Hahamlar, tahrif edilmiş/aslını kaybetmiş Tevrat’a; KENANİLERİN öldürülmesinin gerekli olduğunu yazdılar. Bütün Püritenler, Judaizerler, Evangelik Potestanlar aynı inanca bağlıdırlar. Buna göre bu sayılan grupların dışında kalan bütün insanlık KANANİ sayılmıştır. Bu KENANİLERİ, yani yer yüzünde kımıldayan her insanı yukarıda açıklanan Tevrat inancına göre işkencelerle öldürmek, kökünü kazımak, Yahova’nın Yahudilere ve onların kayıtsız-şartsız destekçileri olan Judaizer Püritenlere verilmiş bir hak olarak kabul etmişlerdir. Bu ekiplerin dışında kalan bütün insanlık Ahd-i Atik’e Yani Eski Tevrat’a göre KENANİ’LERDİR. O halde bütün insanlığın yok edilmesi bu inanca göre onlara helal edilmiş bir haktır. İşte bundan dolayı PEQUOT KIZILDERİLİLERİYLE ALGONQUİN KIZILDERİLİLERİNİ KENANİLER olduklarını kabul ederek yok ettiler. Bu yıkıcı tehdit bütün insanlığın baş düşmanıdır. Bu korkunç tehdidi ciddi biçimde algılayan ABD’li düşünürler bile onların içyüzlerini açıklamaktadırlar. Belge:

            

               “New England’daki ilk büyük soykırım hareketlerinden biri, 1637 yılında PEQUOT Kızılderili’lerinin yok edilmesiydi. Emperyalist Püritenlerin uyguladıkları vahşeti göklere çıkaran Resmî açıklama şöyledir:                  

 

“YERYÜZÜ CENNETİNDE TANRININ İSTEMEDİĞİ BU PEQUOT KIZILDERİLİLERİ TEMİZLENDİ. ÖYLE Kİ, ŞÜKÜRLER OLSUN PEQUOT ADINI TAŞIYAN KİMSE KALMADI.”

      

                “BİLİNÇLİ BİR BİÇİMDE, TANRININ SEÇİLMİŞ HALKINA/yAHUDİLERE AİT OLAN VA’DEDİLMİŞ TOPRAKLARDAKİ KENAN HALKINI YOK ETMEK.” 2 

………………………………………………………………..

                               2}  www.msxlas.org/.../213003-puritenlik                   

 

Bu Resmi bildiri, hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek bir açıklıkla PEQUOT Kızılderili Türklerinin soykırıma tabi tutulduğunu gösteriyor. PEQUOT Kızılderililerin Genocid’e tabi tutulduğu, bunun uluslararası yasalarla, BM. Yasasının tanımladığı şekliyle: “Bir halkın soyunu geçirmek” anlamında en cddi bir Genocid olarak tarihe geçmesi gereken bir insanlık suçudur. Bu Bildiri ayrıca da o günkü İngiliz Anglosaksonlarının Püriten yani Judaizerler, Ahd-i Atik’e bağlı Yahudicilerin

Tahrif edilmiş/Değiştirilmiş Tevrat hükümlerine göre PEQUOT KIZILDERİLİLERİNİ İsrail’in topraklarını işgal etmiş KENAN’LILAR olarak soykırımlarla yok ettiklerini görüyoruz. Oysa KENAN Halkı günümüzden binlerce yıl önce tarihten silinmiş bir Halktır. PEQUOT KIZILDERİLİLERİ ise İsraillilerin yaşadıkları Ortadoğu’dan en az 8 bin kilometre uzaklıkta başka br dünyada yaşamaktadırlar. Demek ki, bu bağlamda uzaklık, yakınlık, suçluluk, suçsuzluk, haklılık, haksızlık aranmıyor. Burada anlaşılması gereken husus, Yahudilerin karşısında bulunan herkesin KENAN Halkı sayılarak yok edilmesi hakkındaki Yahudi bağnazlığıdır. ABD. İle İngiliz emperyalistlerinin Afganistan ve Irak halklarını da KENANİLER olarak yok ettiklerini buralarda savaşan ve ora halklarını işkencelerle öldüren ABD’li ve İngiliz askerlerin itiralarından anlıyoruz.

                 

ANGLO-SAKSON PÜRİTENLER, O GÜNKÜ İNGİLİZ’İN ATALARIDIR. ONLAR ŞİMDİKİ ABD’Lİ PÜRİTENLERİN DE ATALARIDIR. BU RESMİ BELGEYE GÖRE HEM İNGİLİZ EMPERYALİSTLERİ, HEM DE BUGÜNKÜ AMERİCANLI DENİLEN KÜRESL EMPERYALİSTLERİ, PEQUOT KIZILDERİLİLERİN SOYKIRIMINDAN/ GENCİDİNDEN SORUMLU TUTUYORUZ.

                                                             Bilge Ata

 

                 Bu vahşilerin vahşetleri o zamanlar henüz Osmanlı Türklerince tam anlamıyla bilinmiyordu. Hatta şimdi bile bunları bilen kaç kişi var? Bir avuç araştırmacının çabalarıyla bu vahşilikler ortaya saçılıyor.. Bu Atlantikardı devlet bütün dünyayı ele geçirmek için var gücüyle yükleniyor. Bunun için de nice iblisçe planlar hazırladılar. Bu planlarının başında Osmanlı Türk topraklarında misyoner okulları açmak, bu okularda ihtilalci azınlık ve etnik ırkçı isyncılar yetiştirerek Osmanlı Türk Devletini yıkmak istiyorlardı. Bu okulların en önemlilerinden bazıları şunlardı. Harput Amerikan Koleji, Beyrut Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji, Adana Amerikan Kız Koleji, Antep Amerikan Koleji, İstanbul Robert Koleji gibi daha nice yıkıcı eğitim kurumları geliyordu. Bu yıkıcı emperyalist misyoner okullarının Osmanlı Türk topraklarındaki sayısı 460 tan daha fazla idi. Bu kolejlerde önce Ermeni, Rum Bulgar çocukları yetiştirildi, daha sonra da Müslüman çocukları eğitilerek birer Amercan muhibbi haline getirildiler. Bu plana göre Müslümanlık ve Müslümanlar dönüştürülecekti. Bu dönüştürme ile ilgili Kur’an-ı kerim ayetlerinden örnekler ve hedeflerii ilerleyen bölümlerde sunulacaktır.  İstanbul Robert Kollejde yetiştirilen Bulgar komitacıları sayesinde 1908 yılında İttihat-Terekki Partisi güdümündeki Hükümet zamanında bu komitacılar, Blgaristan’ın bağımsızlığını ilan ettirdiler.

Tarafımdan Küresel emperyalist olarak adlandırılan Atlantikardı yıkıcı American devleti, aşağıda inceleyeceğimiz BOP Büyük Orta Doğu Projesyle Anadolu Türk topraklarının bölünüp parçalanması için bu Projeyi geliştiridi. BOP adlı yıkıcı Projenin Haritası, yüz on yıl önce Sultan Abdülhamid’in yaptırmış olduğu petrol projesine paralel olaral geliştirildiği görülüyor. BOP. Projesinin kendi hegomanilerine dönüştürülmesi için nice iblisçe planlar kurguladılar. Bu planların başında Sultan Abdülhamid’in taht’tan indirilmesi planı geliyordu. O devirlerde kendileri geri planda durarak, Bir,inci Dünya Savaşıyla birlikte yeni dünya denilen Kızılderili Kıtasından çıkarak, eski dünya denilen Asya, Afrika ve Avrupa Kıtalarına sarkmaya başladılar. Bu plan Sultan Abdülhamid’in 31 Mart 1325/13 Nisan 1909 tarihinde Taht’tan indirilmesinden beş yıl sonra 1914 yıında çıkartılan Birinci Dünya Savaşına yarıdoğrudan, İkinci dünya savaşına ise pek çok komplalardan sonra doğrudan-doğruya girerek özellikle 1945 yılından bu yana geçen 55 yıldan beri bu Atlantikardı küresel emperyalist devlet, dünyanın pek çok ülkesinde savaşlar, dövüşler, yıkımlar, terrör hareketleri planlamaktadır. Benzer yıkıcı hareketleri zaten Avrupalı sömürgeciler de uygulamaktaydılar.

 

AVRUPALI DEVLETLER VE TERRÖRİZİM

 

Avrupalı Devletlerde de Terrör ve terröristler var; ama bırakın İngiliz Terröristinin Almanlar'ca desteklenmesini veya Fransız Terröristinin İngilizler'ce desteklenmesini, George Bush’un ABD. si bile, hiçbir Avrupalı terrörist'i destekleyemez. Silah, mühimmat, lojistik destek, eğitim, mâlî yardım şöyle dursun, siyasal yakınlık dahi gösteremezler. Ama aynı Corç Buş'un ABD si, PKK lılara, milyonlarca dolar para gönderdikleri ve Irak’taki Amerikan silahlarının  verildiğiyle ilgili olarak nice fırtınalar kopmuştu. ABD’liler de Avrupalılar da, Türkiye’ye yaptıkları yıkıcı dostlukları Eta'ya, Irlanda Cumhuriyet Ordusuna neden yapamıyorlar? Var mısınız Mister Corç? İşte meydan!

 

    BATİ ERMENİSTAN NERESİDİR?

 

    “Bazi yazarlar Ermeni ve Yahudi soykirimlarini mukayese ederler. Dogrudur, yahudiler rakkam olarak bizden fazla sehit vermislerdir. Fakat onlar kendileri icin belki de yabanci bir ulkede yasamalarinin bedelini odediler. Fakat biz ermeniler kendi oz yurdumuzda ve en uzucusu, Devletin himayesinde oldugumuz halde, devletin eliyle soykirima tabi olusumuzdur. Ermeniler binlerce yillik anayurtlarindan sokulup atilmislardir. Geride o topraklarda yalniz kanlarini degil, evlerini barklarini tarlalarini, dini mabetlarini, sarkilarini, oyunlarini, sanat ve kulturlerini yani herseylerini birakip gitmislerdir. Bugun o nimetleri paylasanlar bunlarin hepsini midelerine indirdikden sonra, maalesef simdi o topraklar icin "Bati Ermenistan" denmesine bile tahammul etmiyorlar.” 3

……………………………………………………………………………

    3}“Kevork BüyükAgopyan www.İktidarsiz.com”

             

                Kevork Büyük Agopyan, Ermeni Diyasporasının etkili  üyesi olan bu kişi, yüz yıl önceki Ermeni komitacıları ne söylemişlerse aynısını tekrarlıyor.  Güneydoğu’ya/ Turkomanya’ya, Batı Ermenistan diyor. Bunu yüz yıl önceki komitacılar da aynen öyle söylüyorlardı. Ermenielrin gözü Güneydoğu’da/Turkomanya’dadır. ABD’li ve Avrupalı emperyalistler ne yapıp-edecekler günün birinde Ermeni’yi Güneydoğu’ya yerleştirmenin bir çaresini bulacaklar. O gün geldiğinde ömrüm olursa: {İnşallah bunu başaramazlar} bu gün şirniyen, şımaran, Şanlı Türk Bayrağımızı yakan ırkçı, faşist Kürtçülerin suratlarını görmek isterdim.          

 

                   İSRAİL’İ 30 YILDA, BRZANİ’Yİ 12 YILDA KURDULAR

 

Emperyalist devletler, 20. Yüz yılda İsrail'i kurmak için 30 yıl beklemişlerdi. Irak’ın Kuzey’ini bölerek burada Kurdistan adı ile bir Evanjelik Protestan/Judaizer Püriten Siyonisthıristiyan egemenliği kurmak için sâdece 12 yıl beklediler. {Not:Bilgeata Tıklayınız.} Bu yapay oluşumu İran, Sûriye ve Türkiye'deki Kürtleri avlamak, kışkırtmak ve savaştırmak için bir yem olarak kullandıklarını beşikteki süt kokulu bebekler de biliyor. Sabataycı Mesut Barzani, “otuz milyon Kürt var” diyerek, Kürtleri çok göstermek, böylece korkmayın, siz çoksunuz, demek sûretiyle Kürt isyanları çıkarmayı planlamaktadır. Bu durum aynen dün Araplara da uygulanmıştı. Dün Araplara: “Otuz milyon Arap var,” durmayın Osmanlıya isyan edin demişlerdi. O gün şımartılan, şirnitilen Arapların şimdi beyinlerini patlatıyorlar. Sıra Kürtlere geldi. Eğer Türkiye'nin etkin gücünü kırabilirlerse, {Kadir Allah böyle bir âkıbeti bizlere göstermesin.} Yahudi dönmesi Mesut Barzani’nin eline fırsat geçer-geçmez dün ekmeğini yediği, kırmızı pasaportları ile Dünya'ya açıldığı Türklere karşı şimdi öfke, kin ve nâmertlik kusan bu Sabataycı, Allah Yarattı demeyecek Türk Milletinin kökünü kazıyarak, Ülkemizide Büyük İsrail İmparataorluğunu kıracaktır. {Bilgeata Tıklayınız.}. Mesut Barzani aradan sekiz-on sene bile geçmeden, kendisini arkalayan yandaşlar buluverince nasıl da kabadayılık taslıyor? Bu nankör, yakın bir gelecekte {Yüce Allah Zülcelâl Yazdıysa bozsun,} eline bir güç geçerse, dün ekmeğini yediği Türkiye'nin sofrasına nasıl bıçak saplamış ise, Kürtlere bunun kat-kat fazlasını yapacak kan kusturacaktır.

 

                TÜRKİYE’DE NÜFUS DAĞILIMI

 

                   Türk:     63.365.000   

                   Kürt:       6.500.000

                   Arap:      1.050. 000

                   Kafkas:   1.3.50.000   Çerkez:300.000.kişi,  gerisi Kafkas karışık

                   Zaza:         8 50.000

                   Laz:              65.000

……………………………………………………………….

                   Türkiy’de Toplam nüfus: 73.180.000. Yetmiş üç milyon yüz sekesen bin kişi

Türkyede Türk nüfusu. 63.365.000. altmış üç milyon üç yüz altmış beş bin kişi

Dünyada Türk Nüfusu:380-400 milyon kişi.

 

Tükiye’de yaşayan nüfusun % 90’ı Türktür. Dünyada yaşayan en kalabalık uluslar katagorisinde Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü Ulus Türk Ulus’udur.  Dünya’da konuşulan Ulus dillerin en büyükleri ÇİN ve HİND’den sonra Üçüncüsü Türk dilidir. Dünya’da yaşayan Türklerin sayısı 380–400 milyondan daha fazladır. M.S: 2010 yılında Dünya’da Bağımsız Devlet Statüsünde BM. lerde temsil edilen 6 Büyük Türk Cumhuriyeti var. Dünyada Devlet statüsü verilecek kadar büyük 20 kadar Türk topluluğu var. Sırf İran’da 42 milyon Türk yaşıyor.

 

DÜNYADA KÜRTLERİN NÜFUSU=15 MİLYON KADAR

            

                   Türkiye’de:            6.500.000             

                    Irak’ta:                  3.550.000 

                    İran’da:                 3.275.000

                    Suriye’de:              1.150.000

………………………………………………………………………..

                Dünyada Kürt nüfusu: 14.75.000. ondört milyon yetmiş beş bin                                                                     

                   Türkiyede Kürt nüfusu:  6.500.000. Altı milyon beş yüz bin dolayında

 

                IRAK;  NEDEN SEKİZ’E-DOKUZ’A DEĞİL DE, ÜǒE BÖLÜNDÜ?

       

Irak'ın üçe bölünmesi, emperyal planlar gereği idi. İçimizdeki yerli işbirlikçi {emperuşaklar} ise, Irak'ın üç'ten fazlaya bölünemiyeceği,  “Güneyde Şiîler, ortada Sünniler, Kuzeyde Kürtler var” diyerek, fetvâlar yayınladılar. Bir kelimecik de olsa; Irak'ta Turkmanlar da var diyemediler. Bu bölünme ile emperyalistlerin işleri epeyce kolaylaşmış, ileride bölecekleri yeni coğrafyaların ilk ve en önemli bir adımını atmışlardı. Bu bölünmeye Turgut Özal: “Bir koyup üç alarak” destek vermişti. Acaba: 'Bir koyup üç almak' sözündeki şifrede, 'üç’ sözü, Irak'ın 'üçe' bölünmesi, 'bir' sözü de, Türkiye'nin bir bölümünün üçe bölünen Irak'ın bir bölümüne eklenmesi, anlamına mı geliyordu?  'Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.' sözü, her hâlde bu gibi durumları anlatmak için söylenmişti?  Hatta 2003 yılında ABD Türkiye üzerinden Irak’ın işgaline onay verilip verilmemesi konusu gündeme geldiğinde, Türkiye şu kadar dolar verirlerse onay veririz biçiminde ifade edilen nice utanç verici konuların o günlerde ortalığa saçıldığını kim unutabilir?

Yahudi asıllı strateji uzmanı Odett Niwon 1982 yılında:

    “Irak üç parçaya bölünecek, Sûriye, dört parçaya bölünecek, Mısır iki parçaya bölünecek, Suûdî Arabistan'ın Kuzey'i, Büyük İsrail'e verilecek, Ürdün ile Lübnan'da Filistin Devleti kurdurulacak” diyordu.

                                                           

    EMPERYAL PLANLAR                    

                                                              

    Odett Niwon’un bu ifşaatı yaptığı 1982 yılında henüz Sovyetler Birliği yıkılmamıştı. Küresel Emperyalistlerin üç-beş günlük planlar yapmadıkları ise bilinen bir şeydir. Atlantikardı sömürgeci ABD’liler, binlerce kilometre ötelerden geliyor, burnumuzun dibindeki bir ülkeyi üçe bölüyor, bizim işbirlikçi emperuşaklar da, bu bölmenin iyi ve faziletli yanlarını öğe-öğe birtiremiyorlardı. Oysa Irak’ın her yerinde Sünni de var, Kürt’te var, Türkmen de vardı. {Not: “Emperuşak” sözü, tarafımdan üretildi. Emperyalistlerin uşağı, işbirlikçi anlamınadır.}

Irak'ın üç parçaya bölünmesinin asıl sebebi, Irak'ın Kuzey'inde, koruma altında, Barzanî gücü oluşturmak ve yeni stratejik bir üs kurmaktı. Barzaniler, zamanla İsrail'den getirtilecek, Kürt kimliğine girmiş Yahudilerle takviye edilecekti. Nitekim bütün bu uygulamalar başlatılmış bulunuyor. Bu bölgede Büyük Evangelik-Püritenliğe/Siyonist Hıristiyanlığına, yani Judaizer istilaya giden yolların tamamının planları yapılmış, birbir uygulamaya konulmuştur. İNGİLAMERİNCO {Not: Bu terim yenidir, tarafımdan sunulmuştur. İngiliz Amerikan Kumpanyası anlamınadır.} bu planların uygulamasında karşılarına çıkacak her engeli yıkmak kararındadırlar. Oysa Irak'ın Kuzeyinde yoğun olarak Turkmanlar yaşamaktadır. Anadolunun Doğusu, Güneyi ve Irak dolayları ki bu coğrafya Bağdat'a varır dayanır. Bütün bu bölgeler Turkman bölgesidir. Etrüskler ve Romalılar, Sivas’ın doğusundan itibaren Bağdat'a kadar olan bölgelere: “Turkomanya, Turkmanya, Türkmen ülkesi” diyorlardı. Bu coğrafi terim, binlerce yıldan beri kullanılagelen uluslararası tarihi bir terimdir. Bu terim şu anda Irak Turkmanları arasında yoğun olarak yaşatılmaktadır.

 

                “ MOSSAD'IN ŞOK AÇIKLAMASI “

 

                “ABD. Türkiye'yi bölecek. Raporda 'Washington, Kürt-İran kapışması'nın çatışmaya dönüşebileceğini ve Irak Kürdistanı'nın, Türkiye'nin Güneyinden başlayarak Ermenistan'a yayılacağını öngörmektedir denilmektedir.

                Mossad'ın internet sitesinde; kurulması planlanan Kürt yönetiminin topraklarının genişletilebileceği, açıklandı. Sitede bölgede İsrail'in büyük çıkarlarının olduğu vurgulanarak, Türkiye ve İran'ın Kandil'e müdahale ihtimaline karşı Irak'ın Kuzey'ini korumak için İSRAİL ve ABD nin hazırlık yaptıkları belirtiliyor.” 4 

…………………………………………………

4} Yéniçağ Gazetesi  13-Ekim- 2007

               

Yıllarca kışkırtarak Osmanlılarla savaştırdıkları Ermeniler, BOP. Projesi ile büyük kayıplara uğramış görünüyorlar. 20. Yüzyılın başlarında şımartılan ve kendi Devletine isyan ettirilen Ermeniler, BOP. Projesinin etkin konuma getirilmesiyle, devre dışına itilmiş oldular.  BOP. Projesi kapsamında, ilk hamlede Osmanlı kalıntısı Müslüman Ülkelerin öncelikle evcilleştirilmesi, arkasından gerek askerî ve gerekse siyasi müdâhalelerle boyun eğdirilip-diz çöktürüldükten sonra gerekli yapılandırmalar başlatılacaktır. Güçsüzleşmiş İslâm Ülkelerinin haritaları,  yönetimleri değiştirlecek, emperyalistlerin güdümündeki emperuşaklar iş başına getirilecektir. Bu, yeni tip yöneticiler; “demokrat, erişmiş, gelişmiş, çağdaş”  insanlar olarak nitelendirilirken, Küresel Şirketler sömürüsüne karşı çıkanlar çağdışı, aptallar, olarak tanıtılacaklar. Bu  yola engel olarak gördükleri kurum ve kuruluşlara karşı düzmece raporlar hazırlayarak halkın gözünden düşmeleri sağlanacak. Kurum ve kuruluşların etkin gücünü kırdıktan sonra kendi egemenliklerini pekiştirecekler, ülkelerin bütün ticârî ve ekonomik faaliyetleri en çok on Yahudi âile şirketine teslim edilecektir. Bundan birkaç yıl önce küresel şirketler İstanbulda toplanarak Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının, bankalarının, topraklarının paylaşmı üzerinde çalışmalar yaptıklarını hatırlatırım. Bu planlar kapsamlı olarak 1965 yılında bir milyon insanı öldürdükten sonra Endenozya’da uygulandı. Endonezyanın bütün yeraltı ve stratejik madenleri, ormanları küresel şirketlerce yağmalandı. Küresel şirketler Siyonst şirketlerdir. Pek çok ülkede {KÜRESELLEŞMEYE KARŞI EYLEMLER YAPILMASI} bu tehdide karşı ulusları uyarmak içindir.

 

    AVCI İLE AV’IN DOĞALARI

 

                Avlar, kendilerini kollayan yırtıcıların saldırı niyetlerini anlamak için yırtıcıların bulundukları yöne doğru aval-aval hoytuklayarak bakarlar. {Hoytuklama; içinde ciddî bir istek olmayan ve fakat bakmanın doğası gereği bakmak olan bir bakıştır. O bakışta biraz andavallılık, biraz aymazlık, biraz vurdumduymazlık saklıdır.} Sonra pek çoğu gelecek tehdidin kendisine ulaşamayacağını, şimdiye dek bunun gibi nice vartalar atlattığını düşünerek, ayrıca da kendisinin de en azından iki boynuzunun olduğunu hatırlayarak, bir tutamcık fazladan ot kapmaktan da henüz bir zararın gelmeyeceğini hesap-kitap ederek, otlamaya devam ederler. İşte ne olursa bu gaflet sırasında olur biter... Yırtıcılar, yaydan fırlayan oklar gibi ileri atılır, bir tutamcık fazladan ot kapmaya çablayan bu vurdum-duymaz avı kaparlar. Artık av avcının yırtıcı pençesindedir.

                 

                A.B.  BOP’A KARŞI DURABİLECEK Mİ?

 

                BOP’un etkin olarak uygulamaya sokulmasıyla birlikte Fransızların 1800 lü yıllardanberi hayâlini kurarak kışkırttıkları, Anadoluda isyanlar çıkarttırarak marşandiz gibi kullandıkları Ermenilerin etkin konumdan düştüğünü, Prortestan Evanjelik-Siyonhırıstiyanlarının, Judaizerlerin Ermeniler yerine Kürtleri savaştırmak için şer halkalarını Kürtlerin boynuna dolamak istediklerini esefle izlemekteyiz. Aşağıdaki harita, Mübarek Ülkemizi, Aziz Vatanımızı bölmek için dili dost, gönlü düşman olan çakma dostlarımızca hazırlanmıştır. Kutsal Vatanımıza göz diken bu çakma dostlar, işleri düştüğü zaman Türkleri ve Türkiye’yi övme yarışına girerler, işleri bittikten, alacaklarını aldıktan sonra arkalarına bakmadan çekip giderler. Ondan sonra da “Türkiye’nin stratejik önemi kalmadı”, diyerek bizi bir kenara itelemeye çalışırlar. Şu BOP Haritasının bir benzerini ABD’yi, Fransa’yı, İngiltere’yi, Almanya’yı, İtalya’yı, bölmek için bizlerden birisi çizmiş olsaydı bu herifler birleşirler, Haçlı seferleri düzerlerdi. Şimdi şu dili dost, içi düşman haritacı uluslar, gerçekten bize gerçek dost olabilirler mi? Buna can-ü gönülden “OLURLAR” diyecekler varsa onlara şu haritayı armağan ediyorum. Buyursunlar tepe-tepe kullansınlar, işte onların stratejik ortaklıklarıyla-sevgili ortakları, işte onların ABD’li dostlarıyla, Avrupa’lı dostları. Alın şu harita ile o dostlarınızla kına yakın.

    Sonunda BOP’un etkin konuma getirilmekte olduğunu gören başta Fransızlar olmak üzere AB’liler, bu Proje’yle AB’nin önünün kesileceğini gördüler. Turkomanya’nın/Güneydoğu’ Anadolu’nun Siyonistlerin eline geçmesi, “ARZ-I MEVUD’UN” BÜTÜN DEHŞETİYLE Kürtlerin üzerine kapanmaya başlayacaktır. Böylece A.B. ise Balkanlara hapsolup kalacaktır. Avrupalıların BOP.’a karşı bazı önlemler aldıkları görülüyor. Bu şer odağı Avrupalılar Ermenileri, Turkomanya’ya/ Güneydoğu’ya Kürtlerin içine yeniden yerleştirmeye çabalıyorlar. Güneydoğu Anadolu’da/Turkomanya’da “ARZ-I MEVUD’UN” egemen olması, kendi çıkarlarının önünün kapacanacağını, siyonizm’in Kafkaslara, orta Asya’ya yayılacağını düşünüyorlar. Bunun için Turkomanya’ya yeniden Ermenileri yerleştirerek bu Syaonist yayılmacılığın önünü kesmek için Avrupalılar,  Güneydoğu’ya Turkomanya’ya yeniden Ermenileri yerleştirmeye çabalıyorlar.

 

 

 

Sultan Abdülhamid’in petrol haritası.  {alıntı} 

 

  1} Diyarbakır

  2} Mardin

  3} Bismil

  4} Hazro Çayı

  5} Sinan

  6} Batman Çayı

  7} Dicle

  8} Midyat  

  9} Bedran          

10} Bitlis suyu

 11} Tula

 12} Siirt

 13} Botan Çayı

14} Habur

15} Fındık

16} Cizre

17} Dehuk *

18} Zaho

19} Habur Çayı

20} Çölemerik *

21} Ahmediye 

22} Bisank

23} Alkuş

24} Akra

25} Büyük Zap

26} Ravanduz

27} Musul

28} Karakuş

29}Nemrut

30} Küçük Zap

31} Erbil

32} Köysancak

33} Altınköprü

34} Şargat

35} Hamrin Dağı

36} Kerkük

37} Taşhurmatı

38} Tavuk

39} Karadağ

40} Süleymaniye

41} Aksu

42} Tuzhurmatı

43} Kefri {Salahye}

44} Deli Abbas

45} Tikrit

46} Samarra

47} Haso Çay

48} Narib Suyu

49} Diyale Suyu

50} Ramadi

51} Felluce

52} Mendeli

53} Bakube

54} Kâzımiye

55} Bağdat

56} Müseyyeb

57} Hille

58} Kerbela

59} Hit

60} Fırat

61} Anah *

62} El-Kadim

63} Ebu Kemal

 

 

             

 

 

            BOP. Büyük Ortadoğu Prorojesi Haritası

              Sultan Hamid’in Haritasında, inumaralandırılmış yeradları. {alıntı}

 

 

   HARİTALARIN ÇAKIŞTIRLMASI SORUNU

                Sultan Abdülhamid’in petrol haritası ile Küresel empryalist ABD’lilerin, daha doğru bir deyim ile Siyonistlerin BOP. Haritası üstü-üstüne çakıştırıldığında bu iki haritanın petrol yataklarının bulunduğu bölgelerde kesiştiği görülüyor. BOP. Büyük Ortadoğu Haritasını ilk gördüğüm sıralarda, neden bu harita Diyarbakır’ın hemen Batısından kesilip çizilmiş, oysa bizdeki ırkçı şovenist Kürtçüler, Akdenize açılan kapı ile bir de liman istiyorlardı. Bunun içindir ki, yüz yıl önce 1909 yılında Ermenilerde olduğu gibi, 2009 yılında da Kürtçüler şimdi çeşitli il ve ilçlelerde yığınak yapıyorlardı. Buna örnek çoksa da aşağıdaki örnek  yeterlidir. 1971 Muhtırası  sırasında, Mersin’in Davultepe mevkiinde bir portakal bahçesinde Doğu illerimizden  birinden bir Kürt bekçi, bekçilik yapıyor. Muhtıra radyolardan, TRT’den yayınlanınca, bu Kürt bekçi, bahçe sahibini silah kullanarak bahçesinden kovalıyor: “Bu gün Kürt isyanı oldu, artık bu toprak Kürtlerindir” diyerek bahçeyi işgal ettiğini ilan ediyor. Daha sonra güvenlik güçleri gelerek bu bekçiyi bahçeden çıkartıyor. Mersinliler de biz de bu faciayı unutmadık. Demekki, onların ellerine küçücük bir fırsat geçse bizleri bir kaşık suda boğacak, evlerimizi, barklarımızı elimizden alacaklarmış. Bunun gibi nice olaylar yaşandı. O gün bu gündür bu plan işletilmek için olanca çaba sarf edilmektedir. Bunun  bir başka öneği de bir ırkçı Kürtçü bir süre önce: “Biz Egeden, istanbul’dan, Marmaristen, Bodrumdan, vazgeçmeyiz” diye açıklamıştı. Onların bu eylemleri Türkiye’nin tamamını elegeçirmek içindir.. Bugünkü plan 1 Nisan 1325/14 Nisan 1909 tarihinde Adana’da Ermeni Hınçak Komitasının çıkardığı isyan’a ne kadar da benzemektedir. Bir süre sonra Ermeni isyanları bütün Anadolu’ya yayılmıştı. O zamanlar bazı bölgelerde Ermeniler vardı. Şimdi Anadolu’da Ermeni yoğunluğu yoktur. Kürtler ise Güneydoğu’dadır. Bu ise çıkartılacak kitlesel isyanlar için uygun değildir. O halde 1909 yılının yüz yıl önceki Emerni isyanlarının bir benzerinin oluşturulablmesi için Anadolu Türk Yurdunuın  bir çok yöresinde, il ve ilçelerinde etkin bir güç biriktirmek, ırkçı Kürtçü yığınaklar yapamak gerekiyor. Tıpkı 1909 yılında Adana isyanından önce Adana, Cebel-i Bereket/ Osmaniye, Dörtyol, Sisi/Kozan, Hamidye/ Ceyhan, Tarsus, Mersin’e binlerce Ermeni isyancısını yığdıkları gibi bugün de rkçı Kürtçüler yüz yıl önceki Ermeni isyan planını aynen benimsemiş görünüyorlar. Türkiye’nin bütün kasaba ve kentlerine örgüt elemenları yerleştirilmiştir. İisyan çığlıklarının atılması, tıpkı yüz yıl önceki Ermeni rkçılarının isyan modellerinin Ermenilerden alınmış işbirlikçi bir plan olmasındandır. Ortamın uygun olması halinde Türkiyenin, Doğu, Güneydoğu, Karadeniz, Marmara, Ege, ve Akdeniz olmak üzere her yöresine bilinçli ve planlı olarak yerleştirilen ırkçı Kürtçüler, zaman-zaman kitlesel isyan provaları yaptıkları, bazı il ve ilçelerde karışıklıklar çıkardıkları, arabaları yaktıkları, ormanları kundakladıkları dikkate alınırsa bu  hareketlerin masum hareketler gibi kabul edilerek hoşgörü ile karşılanması, ileride başımıza gelecek belaların kolaylıkla savuşturulmasını engeleyecek ciddi isyan provaları olduğunu daha ne zamana kadar savsaklayacaklar. 1887 yılında İsviçrede kurulan Ermeni Hınçakçıların projelerinden bazıları aşağıdadır:

 

1887 HINÇAKYAN PROJESİ VE KÜRTÇÜLÜK HAREKETLERİ

              “Osmanlı Devletinin parçalanıp yıkılması için Ermeniler çeşitli komitalar kurdular. Hınçakyan Koimtası: 1887 tarihinde Fransa’da öğrenim gören ünversiteli gençler arafından İsviçre’nin Cenevre Kentinde kuruldu. Kurucularının hepsi Rus Ermenisi idi. İlk başta Komita merkezi İstanbul olarak benimsendi ise de sonradan Londraya taşındı. Komita 1890 yılında Hınçakyan ihtilal Partisi adını aldı.” 5   

                   “Yalnız amaca varmanın tek çaresi, ihtilâl, yani zor kullanarak Türkiye Ermenistan’ındaki idari şekli alt-üst etmek, değiştirmek, halka genel isyan yoluyla Türk Devletine savaş açmaktır.

“Ermeni halkıyla kader arkadaşı olan Ermenistan’ın öbür halklarını, örneğin Asurîleri, Kürtleri kazanmalıyız. Bunların aynı başkanlık altında ezilen halklar olması dolayısıyla hürriyetlerini kazanmak amacıyla elbirliği yapmalarını sağlamalıyız. Türkiye boyunduruğu altında inleyen Hıristiyan milletlerin İhtilâl Örgütleriyle anlaşarak hareketlerini sağlayacağız.  Durum ve şartlar uygun olduğu takdirde, hepimizin düşmanı olan Türk Devletine karşı, onlarla birlikte çalışacağız. Hınçak Komitasının en büyük arzusu, Doğu Anadolu’daki bütün küçük milletlerle birlikte Tükiye boyunduruğundan kurtulduktan sonra İsviçre gibi bir genel federasyon kuracağız.” 6

…………………………………………………………

5} Tarihimiz. NET

6} Esat Uras Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi  436-437 

 

    Yukarıdaki belgelerde  görüldğü üzere Ermeni Hınçak Komitası, Türkleri düşman ilan etmiştir. Irkçı Kürtçüler de Türkleri düşman ilan etmişlerdir. Bunun için Türk bayrakları yakmakta en küçük bir tereddüt göstermemektedirler. Hınçakyan Komitası programına:

   “Türkiye Ermenistan’ındaki idari şekli alt-üst etmek, değiştirmek, halka genel isyan yoluyla Türk Devletine savaş açmaktır.”

    Ermenilerin Türkiye Ermenistan’ı dedikleri yer ise; şimdiki Turkomanya/Güneydoğu Anadolu’dur. Hınçakçılar Güneydoğu’yu/ Turkomanya’yı Ermenistan’a bağlamak için Osmanlıya karşı genel isyanlar çıkartacaklarını söylüyorlardı. Dediklerini de 1914 yılından tibaren yaptılar. On binlerce Türk, Kürt, Zaza, Çerkez, Arap acem demeden Anadolu Müslüman Genocid’i/Soykırımı yaptılar. O günkü Kürtlerden pek azı Ermenielrin bu yemine aldandı. Büyük çoğunluğu ise Ermeniye aldanmadı. 2010 yılı itibariyle Güneydoğu Anadolu’da Ermeni yığınağı yoktur. Şimdi burada Kürtler, Zazalar, Türkmenler, karakeçililer, Karamanlılar, Araplar  yaşıyorlar. Ermeniler topyekun isyan çıkarttıklarında sadece Güneydoğu’da/ Turkomanya’da çıkartmadılar, bütün Türkiye’de çıkarttılar. Şimdiki ırkçı Kürtçülerin uygulamak istedikleri plan işte bu Ermeni planıdır. Onlar da sadece Güneydoğu’da/ Turkomanya’da değil Aydın, Söke, İzmir, Gâvurdağı, Adana, İstanbul ve daha bir çok yerde isyan girişiminde bulunmaktadırlar. Şu hale göre Hınçakyan Komitasının programının bir maddesini yeniden dikkatlere sunuyoruz. İçine sürüklenmek istendiğimiz bela daha iyi anlaşılabilir.

   “Ermeni halkıyla kader arkadaşı olan Ermenistan’ın öbür halklarını, örneğin Asurîleri, Kürtleri kazanmalıyız.”

Yukarıdaki Hınçakyan Komitası Programında “Ermenistan’ın öbür halklarıyla” cümlesine bakar mısınız? Onlar şimdi Kürrtlerin “Kurdistan” demeye çalıştıkları yer için: “Batı Ermenistan” diyorlardı. Ama Hınçakçılar doğrudan doğruya “Ermenistan” diyorlar. Ermeniler bu sözlerinden dönmüşler midir?” Asla. O halde şu Hınçakçıların  bildirgesini yeniden inceleyelim: 

    “Türk Devletine karşı, onlarla birlikte çalışacağız. Hınçak Komitasının en büyük arzusu, Doğu Anadolu’daki bütün KÜÇÜK MİLLETLERLE birlikte Tükiye boyunduruğundan kurtulduktan sonra İsviçre gibi bir genel federasyon kuracağız.”

   Yukarıdaki belgede Ermeni terrör örgütleri, Kürtlere: “KÜÇÜK MİLLETLER” demekteler. Kürtleri maraba, kendilerini efendi Millet olarak gördükleri, Kürtleri emirleri altında çalşacak işççi karıncalar gibi saydıkları bu tarihi vesikadan anlaşılmaktadır.   

    Hınçakyan programının Beşinci bölümü konuyu daha da aydınlatıyor. Çünkü kendileriyle zaman-zaman görüşüp konuştuğumuz ırkçı Kürtçüler, aynen Hınçakçılar gibi konuşuyorlar:

    “Siz Tükler, 1071 yılında Anadolu’yu işgal ettiniz. Biz ise burasının asıl sahipleriyiz. Sizi Anadolu’dan süreceğiz. Ondan sonra da Anadolu’nun asıl sahipleri olan Kürt, Ermeni ve Rumlarla birlikte İsviçre gibi federasyon kuracağız.” Diyorlar. Dikkat ederseniz konu apaçık ortaya çıkmıştır. 1887 yılında İsviçre’nin Cenevre Kentinde Rusya Ermenilerince kurulan Hınçakyan terrör  Örgütünün 123 yıl önce başaramadığı Ermeni Projesi, şimdi ırkçı şovenist Kürtçülerin eliyle hayata geçirilmeye çalışılyor. Bu Porje kesinlikle Kürt Projesi değil, bu Proje apaçık Ermeni Projesidir. 1909-1918 den sonra Ermenilerin başaramadıkları bu projeleri, şimdi 123 yıl sonra Irkçı Kürtçü işbirlikçi gafillere yaptrıtmak istiyorlar. Bunu da Kürtlerin özgün haklarını savunuyor görünerek yaptırmaya çalışıyorlar. Ermeni’nin-Rum’un  yeniden Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirmesi, Kürt kardeşlerimizi tutsak etmeleri, arazilerini ellerinden almaları, Kürtlerin yeniden zengin Ermeni ve Rum agalarının kapılarında maraba olmaları için Kürt gençleri dağa çıkartılıyor, kendi Devletine kurşun sıktırılıyor, aynı dinin mensupları iki Müslüman unsurun  kanını dökmenin mübah olduğuna dair fetvalar verdiriliyor. Kürtler, oyun içinde oyun, tezgâh içinde tezgâh kurularak bir felaketin içine sürükleniyorlar. Ermeni ve Rum bir tek kurşun atmadan, Türk’ü Kürd’e, Kürd’ü Türk’e kırdırarak Güneydoğu Anadolu’ya sahip olmanın en alçak oyunlarını oynuyorlar.

    Kürtlerin, başlarına örülmek istenilen çorapları görmeleri gerekiyor. “ARZ-I MEV’UD” ne demektir? “Arz-ı Mev’ud, Tevrat’ta; Yahvenin Yahudilere vermeyi vadettiği topraklar ” demektir. Bu da Nil ile Fırat arasındaki topraklara denir. Şimdi burası Turkomanya/Güneydoğu Anadolu topraklarıdır. Yahudiler bu torakların kendilerine Yahova tarafından verildiğini iddia ediyorlar. İkincisi iise HAYK’LAR, yani Ermenier “ARZ-I MEV’UDU” , Ermenilere va’dedilmiş topraklar olarak görüyorlar. Kürtler, bir değil iki ateş, iki düşman, iki hasım ulus arasında kalmış durumdalar. Ermeniler bundan dolayı Güneydoğu’ya, Batı Erenistan diyorlar da başka bir şey demiyorlar. Aynı talebi üç bin yıldan bu yana Yahudiler tekrarlıyorlar. Kürtlerin üzerinde yaşadıkları arazileri bir daha geri vermemek üzere Kürtlerin elinden almak için dinsel motifleri kullanan bu iki kavmin Kürtleri savaştırarak Güneydoğu’ya hakim olacakları planların başında BOP. Geliyor.. 

               

                SULTAN ABDÜLHAMİT TAHT’TAN İNDİRİLDİ

 

    Sultan Abdülhamid engeli aşılınca Birinci Dünya Savaşına sokulduk. Savaşa girince İmparatorluğumuz parçalandı. Bunu İttihat-Terakki Partisi Hükmetine yaptırdılar. {Yeni Kitabımda inşallah konuyla iligili olarak www.bilgeata.com web sitemde geniş açıklama yapacağım.}  Osmanlı Türk petrollerinin Doğu Havzası olan Musul’dan itibaren, Kerkük, ve Bağdat’a kadar  olan petrol yataklarını emperyalistler 1918 den sonra ele geçirerek yüz yıldır işletiyorlar. Bunu da kışkırtarak Osmanlıya isyan ettirdikleri Araplara yaptırdılar. Sultan Abdülhamit’in tespit ettirdiği Osmanlı Türk Petrol yataklarının henüz işletilmemiş Batı yakasının rezervleri öyle duruyor. Doğu havzası olan Habur’un doğu kısmındaki rezervler tükenmeye başladığında Batı yakası açılacaktır. BOP. Pojesi Haritası, Ülkemizi Diyarbakırdan itibaren bölmektedir. Sultan Abdülhamid’in Petrol haritası da petrol rezervlerini Diyarbakırdan itibaren başlatıyor. 2004 yılı 17 Nisanda ART Tiviye telefon ile katıldığım bir toplantıda Kuzey Kıbrıs’ın İskenderun Körfezi, İsrail ve Suriye yönü ile  Çukurova’nın bir petrol denizi üzerinde olduğunu, Kuzey Kıbrıs AB ye girerse, AB.nin Arap petrollerine bağımlılıktan kurtulacağını kendi toprakları olacak olan Kıbrıstan kendi petrolünü çıkaracaklarını Avrupalıların itiraf etikleri gündeme gelmişti.

    MUSTAFA BARZANİ, DAVİD GABAY,  HENRY KİSSİNGER

                Mustafa Barzani 1974 yılında ABD’nin dışişleri Bakanı, Musevi kökenli Henry Kissinger'e: “Irak'ın Kuzeyinin Amerikan'ın 51. eyaleti olmasını” teklif ettiği Irak’ta halâ unutulmamıştır.

                “Mustafa Barzani, 1950' den beri sık-sık gittiği İsrail'de her zaman Irak’ın Kuzey’inden, Kürtçe konuşan David Gabay adlı bir Yahudi hahamının evinde kalmaktadır. Barzanilerin İsraille ilişkileri, hiç bir devletle kuramadıkları kadar sıkı ve samimidir. Acaba neden öbür Kürt grupları değil de, Barzaniler bu ilişkide başrolde oynuyorlar? 18/Eylül/1972'de Washington Post'un yazdığına göre, her ay İsrail'den 50.000 dolar alan, Mossad şefi Zwi Şamir'i Irak'ın Kuzeyi’ndeki kampında ağırlayan, 1967’de İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a sadece bir 'Kürt hançeri götürmekle kalmayan, aslında İsrail’in bombalayacağı Kerkük petrollerinin planını götüren Mustafa Barzani İslam'a mı, başka bir dine mi hizmet ediyor? Büyük âlim-seyyid olduğu iddia edilen hangi insan buna, sırf 'aşiret devleti' koltuğu için razı olur? 7

………………………………………………………

                7}  Ahmet Uçar Tarih ve Düşünce Dergisi Şubat 2003 Sayı 36. S=31 .         

          

                MUSTAFA BARZANİ NASIL BİR İNSANDI?

         

Mutstafa Barzani 1932 yılında İngilizlerden kaçarak Türkiye’ye sığındıklarında: “Türkiye’ye asılmaya gidiyorduk, ama biz orada çok iyi karşılandık” demekteydi. A.Uçar.  Türkiye 1932 yılında Mustafa Barzani ile adamlarına kucak açtı. 1959 yılına geldiğimizde aynı Mustafa Barzani Kerkük'e silahlı adamlarıyla saldırıp Kerkükte Türkmen önderlerinin ve pek çok masum Türk'ün birçoklarının bir bacağını bir jeepe, öbür bacğını öbür jeepe bağlatarak ikiye böldürerek şehid etmişti. Hz. Muhammed {sav}’in Sahabelerini de aynen Mstafa Barzânî'nin Kerküklü Müslüman Türkler'e revâ gördüğü, insanlık dışı vahşeti, Mekkeli putperestler/Müşrikler uygulamışlardı. Bazı Sahâbelerin bir bacağını bir at'a, öbür bacağını başka birine bağlayarak ikiye bölmüşlerdi.

Mustafa Barzani’nin babası Abdüsselam Barzani, Ermenilerle isyan kararı alarak yüz binlerce Mislüman Türk, Kürt, Zaza, Çerkez, Azeri ve Arab’ın hunharca öldürülmesinden sorumludur. Bugün Mesut Barzani, tıpkı babası Mustafa Barzani gibi Kerkük’e girerek Türkmenlere akla hayâle gelmedik zulümler yaptıktan başka, tapu kayıtlarını yakan 21. yüz yılın Neron’u dur..

1932 yılında İngilizlerin bombalarından, kaçarak Türkiye’ye sığının Sabataycı/dönme Mustafa Barzani’nin Türkiye’de nasıl karşılandıklarını yukarıya aldık. 1932 yılında arkası sıkışan Mesut’un babası Mustafa Barzani’ye: “Senin baban bize isyan etti. Devletimizi arkadan hançerledi. Türkmenleri, Kürtleri Ermeni taşnaklarıyla anlaşarak yok ettirdi” demedik. “Bir kuş bir çalıya sığınır” diyerek DNA ve GEN’lerimizde bulunan üstün insanlıksever şifreler sayesinde sığınmacıları koruduk. Saddam'dan kaçarak Türkiye'ye sığınan Sabataycı Mesut’ Barzani’nin ve Celal Talebani'nin tayfalarına Yüce Türk Milleti kucak açtı, yemedi yedirdi, giymadi giydirdi. Kendi Devletine ihânet eden, isyan çıkartan bu gözü dönmüş asilere kırmızı pasaportlar verdi.                    

{Mesut Barzani ile Talebani’ye kırmızı Pasaport veren, Çekiçgücü meşrulaştırıp, Türkiye’nin başına musallat eden, altı ayda bir, süresini uzatan ve bunlara oy veren Milletvekillerini yargılayacak bir kurum ile yasal dayanaklar ve hukukçular yok mudur?}

Türkiye’ye sığınan yüz binlerce sığınmacıyı bağrımıza bastık. Aynı durum İtalyanların, Fransızların, Almanların, ABD’lilerin sınırlarında olsaydı onlar, ülkelerine göçmen olarak girmek isteyen otuz-kırk kişiyi bile yakalayıp, derhal sınır dışına atıyorken, bu üç-beş yüz bin kişiyi sınırlarının yakınına bile sokmazlardı. Dün kendilerine yaptığımız insanlığı bu gün unutmuş olan  bu nankörlerin başına yeni bir bela gelse, {Belki de gelir. Çükü Allah Zül Celâl nankörleri asla bağışlamaz} sınırlarımıza yığılsalar, biz yine de bu nankörlere kapılarımızı açar, onları kendi öz çocuklarımız gibi beslerdik.

 

İKİ YÜZ   KIRK BİN   KÜRT YAHÛDİ'Sİ

 

                Yukarıdaki rakkam'ın büyüklüğüne bakınız? Saddam Hüseyin zamanında gûyâ bu Kürt Yahûdileri, zulme uğryasılarmış;  bunlar da kaçıp İsrail'e sığınasılarmış. {Kürt, Türk, İngiliz Yahudisi olmaz. Ya Yahudi olur, yahut Musevi olur. Çünkü Yahudilik hem din, hem ırktır. Sonradan yahudi olunmaz. Musevi olunur. Kürt Yahudleri sözü Kürtlere yönelik bir aldatmacadır} Bu kadar büyük bir nüfus hareketi, Irak'tan kaçmıış ta, bunu kimse duyup, görmemiş. {Oysa ABD işgal sırasında 100 bin kadar askerini Irak’a götürmek için akla-karayı seçmişti.} Bu açıklamaları dünyad kabullenmedi. Bunlar İsrail'in yayılmacı politikasının bir ürünüdür. Bu harekât, planlı ve proğramlı bir şekilde Irak'ın Kuzey'ini işgal harekâtıdır. Bu proje, Kerkük başta olmak üzere bölgeye yerleştirilen bu eğitimli ve organize Yahûdiler, 2007 yılında Kerkük'ün statüsü ve demografisini değiştirmek için Emperyalistlerle birlikte hazırlanmış BOP. Projesi'inin işgal güçlerince Irak'ta ve işgal éttikleri başka ülkelerde uygulayacakları sivil ve demokrat görünümlü bir arındırma, sindirme halkasıdır. Oysa, Saddam Hüseyin zamanında Irak'tan İsrâil'e kaçanların gerçek sayısı 11.500. onbir bin béşyüz kadardır.      Dün, Araplarla sarmaş-dolaş olan Emperyalistler, bugün onların beyinlerini parçalıyorlar.

 

                KÂFİRLERE İTAAT ETMEYİN SONRA DÖNÜŞÜRSÜNÜZ

                               

                                                                          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ  Âl-i İmrân 3/149

 

              “EY İMAN EDENLER! EĞER SİZLER KÂFİRLERE İTAAT EDECEK OLURSANIZ, O KÂFİRLER SİZLERİ TERSİNE ÇEVİRİRLER, O TAKDİRDE SİZLER ÖYLE BİR DEĞİŞİME, ÖYLE BİR DÖNÜŞÜME UĞRARSINIZ Kİ, HEPTEN HÜSRANDA KALIVERİRSİNİZ.”Âl-i İmrân 3/149

 

Kur’an-ı Kerim mü’minlerin, yani inananların, kâfirlere itaat etmelerini BU ÂYET İLE  YASAKLAMIŞTIR. Bu kutsal âyet bu konuda KESİN HÜKÜM KOYMUŞTUR. Bu İlâhî Buyruğu dolananların acıklı akıbetlerini tarihler yaza-yaza bitiremiyorlar. Kur’an-ı kerim Yukarıdaki ayet ile kâfirlere itaat edenlerin dönüştürüleceklerini kesin ve apaçık bir üslup ile tebliğ etmiştir.

               

             Kur’an-ı Kerim’in bu açık âyetinin kesin hükmüne  rağmen BOP. Büyük Ortadoğu Projesi’ne,  ABD ve Avrupalının isteklerine itaat eden, destekleyen Müslümanların, dönüştürülecekleri, değiştirilecekleri bu apaçık İlâhî uyarı ile tebliğ ediliş, dikkat çekilmiştir. Kur’an-ı Hakim’in bu muhkem âyetini gerçek mü’minler, gerçek inananlar hiç bir yol ile dolanamazlar. Kâfirlerin emirlerine itaat eden,  bazıları şöyle bir iddiada bulnabilirler:

                   “Biz hem onlara itaat ederiz, hem de zırnık miktarı dönüştürülmeyiz, değiştirilmeyiz” diyebilirler. O takdirde ya bunlar yalan söylüyorlar, ya Kur’an-ı Kerim yalan söylüyor. Kur’an-ı Hakim Son İlâhî Kitap olduğuna, tek bir harfi bile değişmediiğine, yalan söylemeyeceğine göre, Amerikanlının, Avrupalının yolunca yürüyen,  onların buyruklarına göre davrananlar, dönüştürülmüş, değiştirilmiş oldukarı hakkında başka hüküm arayanlar, Kur’anı dolananlardır. Bu gibiler, kendileri dahi değiştikleri gibi öteki Müslümanları da dönüştürdüklerinin keşke farkaında olsalardı. Bazıları da:

                   “Efendim! Müslüman olmayan uluslardan ilim, irfan, teknoloji de mi almayalım?

                   Şeklinde konuyu saptırmaya, sulandırmaya yönelik cingözlükleri kesinlikle kabul edilemez. Kâfirlerden ilim de alırız, teknoloji de alırız. Ticaret’te yaparız. Bu ayrı bir şeydir, onlara boyun eğmek, itaat etmek, emirlerini yerine getirmek daha ayrı bir şeydir. Bedir Savaşında alınan esirler müşrik, yani putperest idiler. Bu tutsaklardan her birisi 10 Müslüman çocuğa okuma yaza öğrettikleri için serbest bırakıldılar. Hendek Savaşı, İranlı  bir Prens olan Selman-ı Farisi adlı Sahabenin teklifi üzerine, icra edilmiştir. Bu Savaş usûlü, İranlılardan alınmıştır. İranlılar o zaman Müslman deillerdi.

                   Yuakrıdaki soruların sahipleri, medeniyetin, bilimlerin, beşiği olarak ABD ve AB yi görüyor olmalılar. Bu, konumuzu aşacağı için ayrıntı veremiyorum. Sitemizde bunlar belgelerle tarafımdan yayınlanmaktadır. Avrupalılar, Ortaçağda en koyu cehaleti yaşarlarken, bizm dünyamız bilimlerle, teknoljilerle gümbür-gümbr kaynıyordu. Bilimler Avrupanın  öz malı olsa idi şimdi Japonlar en karanlık çağı yaşıyor olurlardı.

                   {Geniş bilgi:-Yüzleşme Doktrini- Rüstem Kocadurmuşoğlu Bilge Ata zirve Basımevi 2002  Adana.}

                   Amerikanlılarla Avrupalıların emirlerine itaat eden inanmışların dönüştürülecek oldukları hakkındaki bu âyeti savsaklayanlar, Kur’an-ı kerim’e ve dolayısı ile O’nun Sahibine karşı tavır almışlardır. Oysa Allah Zül Celâl Hükmünü icra edecektir. Onlardan bazılarının:

                   “Biz sapasağlam yerimizde duruyoruz. Bizi kimse değiştiremez, dönüştüremez” şeklindeki sözleri, bu âyeti dolanmakatan başka bir anlam ifade etmeyecektir. Bazı kimslerin: “Aslında bu zatların ve bu Hoca Efendilerin ABD’nin emrinde olmadıklarını, gerçekte onları imana getirmek için onların emirlerine girer göründüklerini, onlara HİDÂYET vermek, Hıristiyanları toptan imana getirmek için oralarda bulunduklarını, Avrupa Birliğinin ise bir Medeniyet Projesi olduğu için kendi yasalarımızı, törelerimizi atarak bu Medeniyete ortak olmak istediklerini, bunun ise dönüştürme ile ilgili olmadığını” söylemektedirler. Oysa işte asıl dönüştürme budur. Bu savunmaların dönüşmüşlükle ne ne kadar içli-dışlı oldukları apaçık görülüyor. Yukarıdak âyeti dolanan bu inananlar, gerçekte âyeti  dolandıkları, yok saydıkları için aynen domino taşının küçücük bir fiske ile nasıl hepten yıkılıp gittiği gibi bir dönüştürme anaforuna uğramış olduklarını keşke bilselerdi.

                                     

ÖLÜMLÜLER-DİRİMLİLER VE HİDAYET GERÇEĞİ

 

                   Bazı kimselerin:

                   “Aslında bizim efendilerimizin Amerikada yaşamaları,  onları imana getirmek, hidâyet nûru ile onların kalplerini aydınlatmak, bütün Hırstiyanları Hidayete gark etmek içindir. Onların emirlerine bunun için şimdilik itaat ediyorlar. İleride onları Hidâyete eriştirince bu kerre onlar bizim efendilerimize itaat edecekler” şeklindeki bilgiden, belgeden, mahrum olan sözleri bu kişilerin de dönüştürülmüş olduklarını gösteren çok üzücü ifadelerdir. Oysa HİDÂYET; Allah Azim-üşşan’ın Hükümranlığındadır. O, Kendi Hükümranlığına peygamberler dahil, hiç bir kulunu sokmamıştır.  Bu iddiların hepsi Kur’an-ı Kerim’in hem yukarıya aldığımız ve hem de yüzlerce âyetine karşı yapılmış en büyük iftirlardandır. Aşağıdaki Kutsal âyetler, hiç bir peygamberin kendi ailesine dahi HİDÂYET veremediklerini gösteren çok çarpıcı belgelerdir.

 

                   PEYGAMBERLER VE HİDÂYET

                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ ءَادَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

                   “Ey Muhammed! Sen onlara Ademin iki oğlu hakkındakileri hakkıyla oku. Hani o zamanlar o ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birisinin sunumu kabul olunmuş, ötekininki kabul olunmamıştı. Onlardan birisi: “Seni öldürecğim dedi.” Öbürü: “Allah ancak Kendinden korkanlardan kabul eder”dedi. Mâide 5/27

                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

     فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ

                   “Bunun üzerine ona nefsi kardeşini öldürmesini kolay olarak gösterdi, böylece kardeşini öldürdü. Artık o kaybedenlerden oldu.” Mâide 5/30

                                             بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَابُنَيَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ

             “Gemi içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar arasından yüzüp gidiyorken; Nuh, başka bir yere çekilmiş olan oğluna: ‘Ey Oğulcağızım! Gel bizimle birlikte bin, kâfirlerle birlikte olma diye çağırdı.” Hud 11/42

                                                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

  قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ

                “Oğlu; “Ben kendimi sudan/Tufandan koruyacak bir dağa Ağacağım, ayacağım, dağa yukarı çıkacağım dedi. Nuh; ‘Allah’ın Buyruğundan koruyacak yoktur’ dedi. O sırada aralarına dalga giriverdi. O da boğulanlardan oldu.” Hud 11/43

                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

  وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ

                “Nuh, Rabbine şöyle seslendi; ‘Ey Rabbim! ‘Oğlum gerçekten benim ailemdendir. Senin Va’din ise kesinlikle Hak ve Gerçektir. Sen Hakimlerin, Hakimisin”  Hud 11/45

                                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

   قَالَ يَانُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنِّي أَعِظُكَ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

                “Allah, Ey Nuh, o senin ailenden değildir. O iş iyi br iş değildir. Dolayısı ile bilmediğin bir şeyi sakın benden isteme. Ben seni cahillerden/bilgisizlerden olmaktan sakındırırım” buyurdu.“ HUD 11746

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

  وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

 

                “Bir zamanlar İbrahim, babası Azr’e; “Sen kendine bir sürü putları ilahlar mı ediniyorsun? Gerçekten ben, seni milletini apaçık bir sapıklıkta görüyorum” demişti.” En’âm 6/74

                                                                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                                       فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ

                        “Biz de Lut ve ailesini kurtardık; ancak karısı arkada kalıp, yere batanlardan oldu.” A’râf 7/83                   

                                             بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

  إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

 

          “ Ey Muhammed! Sen en çok sevdiğine dahi HİDÂYET VEREMEZSİN, ama Allah Dileğini HİDÂYETE eriştirir. HİDYETE gelecekleri de en iyi O bilir.”  Kasas  28/56

 

Hz. Muhammed {sav} Efendimiz en çok sıkıntıyı yakın akrabalarından çekti. Bunları neden ikna edemediğini düşündüğü olmuştur. Hatta Amcası Ebu Talip kendisini ve bir avuç Müslüman’ı korumaktaydı. Ebu Talip Hz. Ali Efendimizin de Babsıdır. Ebu Talip ölünce onun ölümüne Elçimiz çok üzüldü. Amcası HİDAYETE gelmemişti? Bunun üzerine yukarıdaki âyet geldi.

Ayrıca da rivayet edildiğine göre Rasul-ullah {sav} Efnedimiz, bazı sabahları Kızı Fatıma {ra} Efendimizin evine gider: “Kalk Ey Fatıma Allah’a karşı görevlerini yap. Yoksa seni ben bile kurtaramam” dediği çok ünlüdür.

Yukarıda kesin hükümlerle açıklanan İlâhi âyetlerde Hz. Adem {sav} Atamızdan başlayarak pek çok peygamber Efendilerimzin çocukları, babaları, eşleri, amcaları kâfir, müşrik olarak ölmüşlerdir. Bu Yüce elçiler kendi bedenlerinden olan bu kişilere HİDÂYET edememişler iken şu fani, dünyevileşmiş, sekür olmuş, uhrevi ve manevi ortamları siysetin göbeğine oturtmuş zamane şıhlarıyla, cemat önderleri mi HİDÂYET verecekler miş? Bu tür iftiralar İslâm ve Kur’ana  sokulmuş en kahredici bir hançer olmuştur.

                Yukarıdaki âyetler, doğrudan doğruya Peygaber Efendilerimizin yakın akrabaları hakkında indirilmiştir. Bu ayetler dikkatle incelenir ise HİDÂYET Kavramının ne denli Müthiş İlâhi bir ayrıcalık olduğu apaçık görülür. Hatta Hz. Nuh {sav} Efendimiz oğlu hakkında; “O benim ailemdendi,” dedği zaman Yüce Allah Zülcelâl, “Hayır ey Nuh! O senn ailenden değidi.”  Diyerek inkârcıları, saf dışına çıkarmıştır. Konuile ile ilgili âyetlerden bir kaçını göreceğiz. {Geni bilgi için ŞİRK ve HİDÂYET Tıklayınız.}

                                   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذَلِكَ مِنْ ءَايَاتِ اللَّهِ مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا

         “Ey Muhammed! Eğer sen Bakmış olsaydın güneşin doğduğunda mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken ise sol taraftan onları teğet olarak geçtiğini görürdün. Onlar da mağaranın geniş bir yerindeydiler. İşte bu, Allah'ın alametlerindendir. Allah kime HİDAYET ederse, işte o, HİDAYETE ermiştir; kimi de mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek hiç bir EVLİYA bulamazsın.” Kehf 18/17

                                      بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

         “İndirdiğimiz apaçık delilleri ve HİDAYETİN KENDİSİ OLAN AYETLERİ insanlar için Biz kitapta açıkladıktan sonra, İndirmiş olduğumuz belgeleri gizleyenlere gelince, işte onlara Allah ve lanet edenler lanet ederler.” Bakara 2/159

 

Allah’ın apaçık ayetlerini gizleyenler için LANET mekanizmasının işlediğini, bunun da kıyamete değin süreceğini, Müslümanları ŞİRK bataklığına çekenler, keşke bilselerdi. “أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ للَّاعِنُونَ”  “ Onlara Allah Lanet eder, lanet edenler de  lanet ederler.” Bakara 2/272

                                             

                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                                             إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ 

“Ancak ve yalnızca Sana tapar, ancak ve sadece Senden isteriz.” Fatiha 1/5

 

Her namazda sürekli olarak okumakta olduğumuz Fatiha suresinin bu 5. ayetinde, Allah {cc}’tan başkasına tapılamayacağı, Allah {cc}’tan başkasından istenemeyeceği apaçık tebliğ edilmiştir. Kur-an’a uyan, kendisi için uymuş, ona karşı duran kendi aleyhine olarak karşı durmuştur.

 

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ  

وَمَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيرًا  

                “Allah kime HİDAYET vermişse o kişi HİDAYETE ermiştir. Allah kimleri saptırırsa, artık onlar için Allah’ın dışında hiç bir EVLİYA bulamazsın. Biz onları Kıyamet günü yüzükoyun körler, dilsiz ve sağırlar olarak haşr ederiz. Onların varacakları yer cehennemdir. O cehennemin ateşi sönmeye yüz tutunca, hemen alevini artırırız.” İsra 15/97

                                                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ    

  أَفَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ مِنْ رَبِّهِ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

 

“ Allah kimin kalbini İslâm’a açarsa, işte o kimse Rabbi katından bir nûr üzerinedir. Kalpleri Allah’ı anmaktan dolayı kararmış/ katılaşmış olanlar işte onlar, apaçık bir sapıklık üzeredirler.” Zümer 39/22

                                بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

 

“ Ey Muhammed! Onları HİDAYETE getirmek senin üstüne vazife değildir. Sen ancak kötülüklerden sakındırmak ve iyiliği öğütlemeye memursun. HİDAYETE eriştirmek, kalplerde HİDAYET yaratmak işini sen yapacak değilsin, ama Allah, HİDAYETİ kime dilerse, ona HİDAYETİ nasip eder. Allah yol gösterir. HİDAYETE de ancak ve yalnızca Allah eriştirir. Allah HİDAYETİ gönülden isteyenlerin kalplerini HİDAYETE yönlendirir. İyiliğin ödülü, iyiliği yapana aittir. Yaptığınız hayırları ancak Allah Rızasını kazanmak için yaparsınız. Yaptığınız hayırların karşılığı size eksiksiz olarak geri döner. Zulme uğratılmazsınız.” Bakara 2/272 

 

Bu âyetin iniş sebeplerinden birisi de Resul’ullah {sav} Efendimiz, yoksul müşriklere varlıklı Müslümanların zekât vermelerini engellemişti. Bunu yoksul müşriklerin çaresizlikten gelip Müslüman olmalarını, yani HİDAYETE gelmelerini sağlamak niyetiyle yapmıştı. Bu ayetle Yüce Allah {cc}, bu davranışı yasakladı. Yoksul kişiler hangi dinden olurlarsa olsunlar onlara sadaka vermenin gerekli olduğunu bildirmek için yaptı. Müslümanların yoksullara sadaka vermeleri, hayır yapmaları, sırasında bu iyilikleri Müslüman olmaları niyetiyle yapmaları da yasaklandı. Müslümanların Yaptıkları iyilikler, bir maksada bağlı olarak yapılamaz kuralı getirildi. 

Yukarıdaki ayetlerde HİDAYET’E getirme yetkisinin Peygamber {sav} Efendimize dahi verilmediği, HİDAYET konusunun sadece Allah {cc}’ın yetkisi dâhilinde olduğu apaçık bildirilmiştir. Bu açık ayetlere rağmen bir takım kendilerini Allah dostu evliyalar olarak ilan eden kimselerin insanları HİDAYETE, dinsizleri dine, imansızları imana getirdikleri hakkındaki utanç verici iftirayı, Allah {cc}’a havale ediyoruz. Hatem’ül Enbiya {sav} Efendimize dahi vermediği bir yetkiyi zamane şeyhlerine, evliyalarına, kanaat önderlerine, cemaat liderlerine verdiğini savunmak, en hafif deyimi ile İslâm’ı  ve Kur-an’ı yok saymaktır.

 

                                                بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   

   وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

 

            “Ey Muhammed! Rablerine haşr olacaklarından korkan kullarımı Kur-an ile korkut./Uyar. Onların Allah’tan başka EVLİYALARI ve ŞEFAATÇİLERİ yoktur. Onların sakınmaları umulur.” En’am 6/51

                                                                 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

                     وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا

“ Mescitler kuşkusuz Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte başka bir kişiye dua etmeyin, dileklerde bulunmayın” Cin 72/18

 

                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوايُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

 

“Allah, iman edenlerin/inananların VELİSİ,/DOSTU ve Yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların ise EVLİYALARI tağuttur. Onları aydınlıktan karanlığa sürükler. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada temelli/ebedi kalacaklardır.” Bakara 2/257

 

                                        بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْءَانَ عِضِينَ--كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِي- وَقُلْ إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ

                                     

                    “Ey Muhammed! de ki: Şüphesiz ben, apaçık bir uyarıcıyım”.

                    “Nitekim Biz, Bu Kur'an'ı kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir                     

                       “İşte onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.” Hicr 15/89,9091

                                                   

                                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

       لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ

 

“El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak Allah’tır. O'nun dışında el açıp dua ettikleri/dileklerde bulundukları onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Oysa {su, ağza götürülmedikçe} su onun ağzına girecek değildir. İnkâcıların duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” Ra’d  13/14

                                                                          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

  قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

 

                   “Ey Muhammed! De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." O halde de ki: "O'nu bırakıp ta kendilerine yarar da zarar da verme gücüne sahip olmayan EVLİYALAR mı edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu?  Karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun Yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi Yaratandır. O, Birdir, karşı durulamaz-Güç-sahibidir.”-Ra’d-13/16

                Ulu Yaratan’ımız, Ra’d Sûresinin ykarıdaki âyeti ile hiç bir tevile ihtiyaç duymayacak  bir açıklıkla bugünkü çarpık Din anlayışını 1400 yıl önce haber verdiğini görüyoruz. Allah’ın dışında, Allah’tan başka, Allah’ı bırakarak kendilerine bir takım EVLİYALAR, ALLAH DOSTLARI MI EDİNDİNİZ? Bu soruyu Yüce Rabbimiz soruyor. Edindiğiniz EVLİYALAR, ALLAH DOSTLARI değiniz kimsler, sizleri güya Allah’a yaklaştıracağını sandığınız bu kimseler hakkaında Yüce Rabbimiz:                  

             "De ki: "Körle gören bir olur mu?  Karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun Yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi Yaratandır. O, Birdir, karşı durulamaz-Güç-sahibidir.”-Ra’d-13/16

                   Buyurarak: “Edindikleri EVLİYALRIN, ALLAH DOSTLARININ hiç bir güçlerinin olmadığını, onların Allah Zül Celâl ile br ortaklıklarının, bir torpillerinin bulunmadığını, apaçık bir tebliğ ile bildiriyor. Kutsal âsyetler bu tür EVLİYA, ALLAH DOSTLARI edinmeyi bu ayet ile kesin olarak yasaklamış, bunları ŞİRK saymıştır.

                   "De ki: "Körle gören bir olur mu?  Karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?"

                Bu ayetin şu hükmüne dikkatle bakmalıdır. Ulu Yaratan’ımız,  Peygamberimiz {sav} Efendimize buyruk vererek, “Kör ile gören bir olur mu? Karanlıkla aydınlık bir olur mu?” diye sor Buyuruyor. Bu âyetin bu bölümünde, Müslümanların edindikleri, sarıldıkları, kurtarıcı, şefatçi olarak gördükleri EVLİYALARININ KÖRLER, SAĞIRLAR, KARANLIK YÜZLÜ BATILLAR OLDUKLARINI görmemizi bildiriyor.

                   Kur’an’ın apaçık âyetlerine göre hiç bir faninin, hiç bir kulun, hiç bir cemaat önderinin, hiç bir tarikat şıhının, –İNSANLARA HİDAYET VERMEYE NE YETKİLERİ, NE HAKLARI VARDIR VE NE DE HADLERİNE DÜŞMÜŞTÜR.- Yukarıda sayılan FANİLER de Ulu Allah’ın HİDÂYET NÛRUNA muhtaçlar iken, bu fanilerin HİDÂYET vereceklerini iddia eetmek, ALLAH Zül Celâlin Hükümranlık alanını çiğnemektir. Hiç bir kul, hiç bir fâni ve bütün ölümlü-dirimliler kendi öz istekleri olmadıkça HİDAYET OLUNMAZLAR. Öz istekleri olmayanlara HİDAYET edilmez. Hidâyet Nûruna ermek için ancak ve yalnızca, BEN-MEN’LİĞİ, Şirk’i, şıhlardan, Allah dostlarından, evliyalardan, mezarlardan, yatırlardan, medet ve yardımt beklemekten uzak durmak şarttır.

                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                           إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

              “Ya Rabbi, ancak Sana tapar, Sana kulluk eder, ancak ve yalnızca Senden diler, Senden isteriz.” Fatiha 1/5

 

                   Hak’la bâtıl, ak’la kara birbirinden ayrılmıştır. Bunları biribirine karıştıranların hesabi O, İlâhî Makama attir.

                   Dünyevi yardımlar, dünyevi dilekler, dünyevi istekler, ayrı bir konu, DİN’E girmek, İMANA gelmek, HİDÂYETE ermek ayrı bir konudur. İnsanlar birbirlerinden ekmek, aş, para, kavga, hayır, şer için yardım isteyebilirler. Bir kişi veya grup, bir kişi veya grubu eğiterek, katil, maktul, casus, ajan, vatan haini, millet düşmanı, din düşmanı kâfir, zındık, putperest, vatansever, milletsever, insanlıksever haline getirebilir. Hidayetten koparmak, Hak Din’den çıkarmak, münafık yapmak, Allah’ı inkâr ettirmek, yetkisi ise hem şeytanlara, iblislere, cinlere ve hem de insanların şeytan, iblis ve cinleşmiş kişi veya gruplarına verilmiştir. Bu kötülükleri yapabilmeleri için Allah Azim-üşşan onlara Ruhsat verdiğini Kur’a-ı Hakim’in pek çok âyetinde açıklamaktadır. Ancak iman’a, İslâma getirmek, Hakk Yola Sokmak, kâfiri Müslüman yapmak, dinsizlere, zındıklara HİDÂYET vermek görevi’ni insanlara, cinlere, bu Zümer Sûresinin 39. Sûre 3. âyet ile yasaklamıştır. Bu ayrıcalık, bu Yetki Sadece Ulu Allah Zül Celâl’e aittir. Kurtarıcı O’dur. Var eden O’dur. Yok Eden O’dur. Bizleri cennet’e, nimetlere gönderecek O’dur. İnsanları cehennem’den Kurtaracak Yalnızca O’dur. Ne evliya denilen kişilerin, ne Allahdostu denilen kimslerin, ne şıhların, ne cemaat önderlerinin Allah Azim-üşşan’ın Yüce Hükümranlığında bir ortaklıkları yoktur. Onlar da Allah Azim-üşşan’ın Hidâyetine, yardımına, Şefaatine muhtaç olan zavallı fânilerdir. Bu fanileri kurtarıcı olarak görmek, göstermek, propagandalarını yapmak, insanlara anlatmak, Allah Zül Celâl’e onları ortak etmektir ki bu, en en acımasız, en cıvık ve en kaypak ŞİRK’TİR.

                   Görülüyor ki, HİDÂYET gibi ulu bir ayrıcalığı Peygamberlerine dahi vermeyen, Hidayeti Kendi Hükmranlık alanı olarak İlan Eden Yüce Allah Zül Celâl’in Hükümranlık alanını cemat önderlerine, tarikat şıhlarına, evliyalara, Allah dostlarına vermiş gibi ortalıkta propaganda eden Müslümanlar, Kur’an’ı Kerim’in bu ayetindeki açık hükümlerini inkâr etmiş oldukları gibi, bu kişi ve grupları da Allah Zül Celâl’e ortak etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in bütününü inkâr etmekle bir âyetini inkâr etmek arasında kıl kadar fark yoktur. Ha bir âyetini inkâr etmiş, ha bütününü inkâr etmişler. Bu âyeti ve başka âyetleri inkâr edenlere Kur’a-ı Kerim KÂFİRLER diyor. Allah Zül Clâl’e ortak edilenleri de MÜŞRİK, PUTPERESTLER olarak niteliyor.

 

                   AVRUPAYI ON YILDA MÜSLÜMAN YAPACAK MIŞ?

 

                   On-bir, on-iki yıl kadar önce ingilterede yaşadığı söylenen bir şıh ile röpörtaj yaplıyordu. Televizyondaki kişi bu şıha soruyordu. O da yanıtlıyordu:

                   “On yıla kadar bütün Avrupa’yı Müslüman yapacağım” diye bir söz etti. Bu korkunç iddia karşısında ben donmuş kalmıştım. Bireh, bireh, bireh... Yahu, şıh efendi, senin Allah Zülcelâl ile {Haşa} ortaklığın mı var ki, böyle ulu-orta konuşursun? Sen kim oluyorsun da Allah Zülcelâl’in Hükümranlık alanına saldırıyorsun? Âhir zaman Peygamberi Hz. Muhmammed {sav}’Efendimize bile vermediği bir yetkiyi sana mı verdi? Sen ve bütün şıhlar, bütün tarikatçılar, bütün cemaatçılar bütün evliyalarınız, Allah dostu dedikleriniz ve hatta bütün insanlar hepimiz bir araya gelsek, Hz. Muhammed {sav} Efndimizin kestiği tırnak kadar olamyacağımız halde, o Âhir Zaman Elçisine  vermediğ bir yetkiyi size mi verdi? Sizler kendilerinizi, Hz. Muhammed {sav}’ ve öteki Ulu Pygamber {av} Efendilerimizden daha mı üstün ve donanımlı görüyorsunuz? Allah Azim-üşşan’ın intkamının şiddetli olduğunu neden görmezlikten geliyorsunuz?

                   Koskoca Âhir Zaman peygamberi Evrenlerin Efendisi Muhammed Aleyhisselâm, bazı günler bir tek hurma tanesi ile orucunu açarken, bir çoğunuzun yedi kazanlar kaybattığınız: “Bu kazanların İlâhi hikmet gereği üstünden alındıkça altından bereketlendiğini ortalığa yaydığınız, bunu da sizlerin Allahdostu, evliya olmanızdan dolayı sizlere verilmiş bir ayrıcalık olduğunu” anlata-anlata bitiremiyorlar. Demek ki, sizler Allah Zül Celâl’in yanında O’nun Son Elçisinden daha değerliymişsiniz ki, o Mübarek Elçi, aç-susuz Allah yolunda cihad ederken, dişlerini Uhut Savaşında kırıdırırken, yüzlerini parçalatırken bir lokma  ekmek bulmak için çabalarken, orucunu bir tek hurma tanesiyle açarken, sizin kaynar lazanlarınz hikmetinden sual olunmaz taşıp dökülmekte imiş. Bir Âhir Zaman Elçisinin  eşsiz hayatına bakıyorum, bir de sizlerin yaşantılarınıza bakıyorum da inanın, muhallana-muhallana bir kalıyorum. Yüce Yaratan’ın yanında demek ki, Mübarek Elçinin hiç değeri yokmuş ki o, aç-suzus ömür tüketmiş, yedi kazanlar kaynatamamış, sizler ise altlarınızda 500 Sel mecedeslerle dünyevileşmiş, kiminiz nice şirketler kurmuş, şimdi de siyasallaşmış bulunuyorsunuz. Sizler uhrevi değil artık dünyevisiniz. Sizler SEKÜLER siniz.  

                   Şu aşağıya aldığım Kutsal Kur’an metni, insanın kanını donduracak bir heybet ile bugün Müslümanlığı ne hale getirmiş olduğunuzu tam tamına 1400 yıl önce ortaya koymuştur. Kur’anı Kerim M.S: 610 yılında indirilmeye başlandı. Şu yazının bu kısmı M.S: 2010 yılı 30 Ağustos Pazartesi Zafer Bayramı günü kaleme alındı. Buna göre tam-tamına 1400 yıl önce sizin neler diyeceğinizi, neleri öne çekerek inananları ŞİRK pisliğine sokacağınızı, Kur’ndan, İslâm dairesinden nasıl çıkaracağınızı eşsiz, muhteşem  bir mu’cize olarak ortaya koymuştur. Çevrenizdeki görevlendirdiğiniz binlerce dai’leriniz, yani propagandistleriniz:

                   “Bir evliyaya, Allahdostuna bağlanmadıkça kurtuluşun olmayacağını, mtlaka  bağlanmanın şart olduğunu, ancak bu evliyaya bağlandıktan sonra kurtuklabileceklerini” habire anlatıyor, taraftar toplama yarışını sürdürüyorlar. Hatta dost meclislerinde yakın bir gelecekte 500. bin kişi olacaklarını, ileriki on yılda bir milyon müride ve yandaş, cemaat üyesine ulaşacaklarını açıklıyorlar.

                   Mürid kapma yarışı ile cematçı çoğaltma yarışının önemli arka planlarından birisi de ileride faraza AB. Girilirse AB yasalarına göre hangi cemaatın veya tarikatın mensubu çok ise din konusunda eğitim, öğretim, AB yardımı ve başkaca ayrıcalıkları elde etme hakkını alma ve söz sahibi olmak istiyorlar. Bunun için ellerine birer mushaf alan tarikat daileri/propagandistleri:

“Men Lem Yekün şeyhun, şeyhu-hu şeytan’un”

                   “Kimin şeyhi yoksa onun şeyhi şeytandır.” Diyerek herkesin mutlaka bir şeyh’inin olmasının çok önemli bir mecburiyet olduğuna dair propagandalar yürütüyorlar.  Şeyhi olmayanın şeyhi şeytan sözünün ise bir takım tarikat erbabı, bu sözün hadis olduğunu yaymakta idiler. Bu söz kesinlikle hadis değil, Hz. Muhammed {sav}’e karşı yapılmış alçakça bir iftiradır.            Bir evliyaya, bir Allah dostuna bağlanmadıkça kurtulamayacakları, ancak bu evliyaya uyulduğu zaman kurtuluşun gerçekleşebileceği, bu evliyaların Allah’ın yanında çok hatırları olduğu, itibarlarının yüksek olduğu, bunların şefaatçılar oldukları, bunlara sarılınmadıkça kurtulamayacakları” açıkça anlatılıyordı. Kur’an-ı Kerim 1400 yıl önce bu evliyaların yandaşlarının, bu tür propagandalar yapacaklarını apaçık bir yalınlıkla ortaya koymaktadır. Kur’an-ı kerim onların gerçek yüzlerini nasıl da ortaya saçıyor. Tam tamına 1400 yıl önce inen bu Kitabın bu ayeti de çok muhteşem bir mucizeyi gözler önüne seriyor. Bu çok muhtşem İlâhî bir mu’cizedir. Bu kutlu mucizeyi, anlama ve açıklama şerefini bu fakire nasip ettiği için Allah Azim-üşşan’a ne kadar Hamd-ü senalar etsem yine az gelir:  

                                                

                                                                   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

 

“DİKKAT EDİN/HABERİNİZ OLSUN/İYİ BİLİN Kİ; KATIŞIKSIZ DİN ALLAH’IN DİNİDİR. ALLAH’I BIRAKIP TA, ALLAH’TAN BAŞKA  EVLİYALAR EDİNENLER: “BİZ BU EVLİYALARA/ALLAH DOSTLARINA TAPMIYORUZ, ONLAR BİZİ  ALLAH’A DAHA DA YAKLAŞTIRSINLAR DİYE ONLARA SARILIYORUZ/ BAĞLANIYORUZ.” DERLER. GERÇEK ŞU Kİ ALLAH, AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLER HAKKINDA ARALARINDA HÜKÜM VERECEKTİR. ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH, BÖYLESİ YALANCI İNKÂRCILARI/YALANCI KÂFİRLERİ ASLA HİDÂYETE ERİŞTİRMEZ.” Zümer Sûresi 39/3 

 

İşte Kur’an-ın muhteşem mucizelerinden birisi daha gün yüzüne çıktı. Kur’an-ı Gönderene Şükürler olsun. Kur’an-ı Kerim, bu gün karma-karışık edilen Müslümanlığın katışıksız bir Din olmasını tebliğ ediyor.  Yüce Kur’an bugünkü tarikatçıların, cemaatçıların değişmez kurallarından olan yukarıdaki söylemlerini 1400 yıl önce aynen böyle söyleyeceklerini kelimesi-kelmesine haber veriyor. Kur’an-ı Kerim, 1400 yıl önce günümüzün tarikatçıları ile cemaatçılarının:

   “BİZ BU EVLİYALARA/ALLAH DOSTLARINA TAPMIYORUZ, ONLAR BİZİ  ALLAH’A DAHA DA YAKLAŞTIRSINLAR DİYE ONLARA SARILIYOR, BAĞLANIYORUZ.” DERLER.” 39 Zümer/3

 

Şu Muhteşem Kur’an-ı nice bin kere öpsem az gelir. Bu gün “gerçek Müslümanlar, has Müslümanlar, Takva Sahibi Müslmanlar” olarak gösterilen bu ekipler aynen Kur’an-ın 1400 yıl önce haber verdiği sözleri mota-mot söylüyorlar.

   “GERÇEK ŞU Kİ ALLAH, AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLER HAKKINDA ARALARINDA HÜKÜM VERECEKTİR. ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH, BÖYLESİ YALANCI İNKÂRCILARI/BÖYLESİ YALANCI KÂFİRLERİ ASLA HİDÂYETE ERİŞTİRMEZ.” Zümer 39/3 

    Allah Zülcelâl Yukarıdaki âyette, bir bir saydığı nitelikleri taşıyan bu grupları Yalancı kâfirler olarak bildiridği gibi, bunlara HİDAYET etmeyeceğini de çok veciz br çıklıkla tebliğ etmktedir. Allah Zülcelâl’in HİDAYETİNE MAZHAR OLMAK isteyenlerin Kur’an dışı yolları bırakarak din’i, cemaatlerin, tarikatlerin Din’i olmaktan kurtarıp sadece ve yalnızca Allah’a Has kılmaları gerekir.

                                                          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

               أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

 

"İlahları, bir tek ilâh mı yapmış ? Bu yaptığı, gerçekten şaşılacak bir şey!" dediler Sad 38/5

Mekkeliler öteden-beri birçok ilâhlara tapınıyorlar, bu ilâhları kendilerini Allah’a yaklaştırsınlar diye tutuyorlardı. Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Allah Zül Celal’in son Elçisi olarak gönderilince, Allah’ı Tek Tanrı olarak ilan etti. Mekkeli ortak koşanlar buna çok şaşırdılar. O zaman : “"İlâhları, Bir Tek İlâh mı yapmış ? Bu, gerçekten şaşılacak bir şey!" dediler.  Sad 38/5

“İyi bil ki, hâlis Din, Katışıksız Din, hiçbir ŞİRK karışıklığı olmaksızın halis Tevhit Din’i, Allah’ın Din’idir. Halis ibadet ve taat ise ancak Allah'a yapılır ve yapılmalıdır. Bunun doğruluğunu meydana çıkarmak için buyruluyor ki; “Allah’ın berisinden birtakım VELİLER {EVLİYALAR, ALLAH DOSTLARI} edinenler de, ŞİRK koşanlar, hep O'ndan aşağılardan birtakım VELİLER, EVLİYALAR, ALLAH DOSTLARI,  KORUYUCULAR TUTMAK İSTERLER.” İsterler ama O'ndan başka VELİLERE, emir sahiplerine tutunanlar, gerek putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ ve {benzerleri} gibi kullara ilâh diye sarılanlar: "BİZ ONLARA ANCAK BİZİ ALLAH’A DAHA ÇOK YAKLAŞTIRSINLAR DİYE İBADET EDİYORUZ." demektedirler. BÖYLE DİYEREK ONLARA TUTUNMAKTADIRLAR.  DEMEK Kİ ŞİRK BÂTILDIR. TANRILIK, YALNIZCA ALLAH’IN HAKKIDIR. HALİS DİN/KATIŞIKSIZ DİN ANCAK ALLAH’INDIR.” 8

.............................................................

   8} Elmalılı Muhammed hamdi yazır. Tefisr. İnternet

         

             Yukarıdaki âyet hükümleri Allah’ındır. Yüce Allah Zül Celâl bu gibileri Yalancı inâarcılar olarak gösteriyor. Bunları asla HİDÂYETE ERİŞTİMEYECEĞİNİ DE APAÇIK BİLDİRİYOR.

                   Gerisi-ilerisi her şey her bir varlık O’nun Yüce Tasarrufundadır. Tövbe edenler de inat edenler de hesaplarını Allah Azim-üşşan’a verecekler.

             Müslümanlar! Uyanın. Uyumak gaflettir. Gaflete dalan milletler yok oldular. Aziz Milletim! Seni silahla yenemeyenler, masa başında, diplomasi, siyaset canbazlıklarıyla yok etmek istiyorlar. Bir Millet dostunu-düşmanını tanımak zorundadır. Şimdiki düşmanlar Din gibi kutsal değerlerimizi pazarlayarak bizi gafil avlamak yolunu seçtiler. Yukarıdaki kutsal âyetler, bu gibilerin ipliklerini pazara çıkarıyor. “Din’i Allah’a has kılarak” yürüyün. Din simsarları her kılıkta karşınıza çıkabilir. Hak ile batıl ayrıldı. Hakk kur’an’ıKerim’in âyetleridir.                                     

                   Kâfirlere itaat edenler, onların gözetiminde yaşayanlar, onların buyruklarıyla yatıp-kalkanların, dönüştürüleceklerini Kur’an-ı Kerim tebliğ ediyor.

                   Esenlik dolu yıllar, kâfirlere itaat etmeyerek dönüştürlemeyenlerin üzerine gölgelik olsun.

 

                                                         Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                         Bilge Ata; Eğitimci-Yazar                               

                                                               Teolog-Kökenbilimci

                                                                  Türkiye

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar