Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 83
Bugün: 405
Toplam: 1.110.509
 

ŞİRK

Ş İ R K > M Ü Ş R İ K

Hz, Nuh {s.a.s} oğluna vasiyet ederken:

"SENİ İKİ ŞEYDEN MEN EDERİM, BİRİ -ŞİRK- ÖBÜRÜ -KİBİR-dir."

Buyurmuştur. Kaynak: Ahmed Bin. Hanbel: l. 170

Aşağıdaki bölümde ŞİRK, MÜŞRİK, ORTAKÇI, ARACI, ENDAD/DENKLER EVLİYA, VELİ, ALLAH DOSTU konuları, Kur-an’ı Kerim ve sahih hadislerden taranarak ortaya konuldu. Müslümanlar Kur-an’a inanmakla yükümlüdürler. Kur-an’a inanmayan kişi İslâm olmamış demektir. Kur’an-ın bir bölümüne inanmış, öbür bölümüne inanmamış kimse de İslâm olmamış demektir. Kur-an’ın bir ayetine dahi inanmamış olan kimse de İslâm’a girmemiş sayıldığını, Kur-an’ı Kerim açıklamaktadır. Kur-an’ın asıl savaştığı zihniyet ŞİRK zihniyetidir. ŞİRK, MÜŞRİK, ORTAKÇI, ARACI, EVLİYA, VELİ, gibi konularda İslâm’ın öz kaynağının tebliğini Müslümanların dikkatlerine sunmak ise, en hayırlı bir görev idi. İşte bu görevi yerine getirmeye çalıştık. Bu konu, Allah {cc} izin verirse, Kur-an ve sahih hadisler taranarak sürekli olarak güncellenecektir.

Şirk ile müşrik kavramlarının sanki Mekkeli müşriklere ait bir kavrammış gibi algılanmış olması, oldukça yanlıştır. ŞİRK’TE MÜŞRİK’TE her devirde, her yerde var olabilecek bir kavramdır. Kur-an’ı Kerim’in savaş açtığı ŞİRK, MÜŞRİK, ORTAKÇI, ARACI gibi kavramlar, Kur-an ile taban-tabana zıt ve aykırı inanç sistemleridir. ŞİRK ile mücadele etmek, her Müslüman’ın boynuna yükletilmiş bir ödevdir. Evrende insanlık var oldukça hem ŞİRK ve hem de MÜŞRİKLER var olacaktır. Ne ŞİRK ve ne de MÜŞRİK inancını Mekkelilere tahsis edemeyiz. Aksi takdirde ŞİRK ile MÜŞRİKLERİ o devirde yaşamış, ondan sonra da ne ŞİRK ne de MÜŞRİKLER olmayacağını peşin-peşin kabul etmiş oluruz ki, böyle bir algılama kesinlikle bağışlanamaz bir başkaldırı olur. Böyle bir düşünceden sakınmak, inanç dünyamızın sağlam temeller üzerinde sağlıklı olarak kıyamete değin sürmesi için gereklidir. ŞİRK sözü ortak koşmak, aracı tutmak anlamlarına gelir. Terim olarak şirk sözü, Allah’a ortak koşmak demektir. Bunun şekilleri çoktur.

a} Allah’tan başka ilahların varlığına inanmak.

b} Allah’ı tanımakla birlikte, Allah’ın yardımcıları, yaverleri, yakın dostlarının Allah’ın yanında büyük güce, büyük torpile sahip olduklarına inanmak.

c} Allah {cc}’a inanmakla birlikte, Allah{cc}’ın yanı başında, Allah{cc}’a yakın gördükleri bazı kişilere, Allah {cc} ile birlikte bu kişileri Allah {cc} ile kendi aralarına sokuşturmak.

d} Yaşayan canlı kişileri, bazı ölüleri, türbe ve yatırlardaki fanileri Allah {cc}’a yaptıkları dualara, dileklere ortak etmek.

Eskiden sırf Müslüman mezarlarına, Müslüman yatırlarına veya canlı Müslüman üstatlarına, şeyhlerine, kanaat önderlerine, cemaat başkanlarına Allah {cc} ile birlikte dileklerde bulunuyorlardı. Şimdi bazı kimseler, bunlar onları kesmemiş olacak ki, gemi azıya alarak, İstanbul’daki Hıristiyan kiliselerine koşarak, çocuğuna iyi bir üniversite, oğluna kız, kızına oğlan, kocasına iş, sofrasına aş isteyecek hale getirilmişlerdir. Hatta bu kiliselerdeki papazlar bu dilekçi Müslümanlara kutsal su adı verdikleri bir suyu serperek, bu aykırı Müslümanları kutsamakta oldukları Tv, kanallarından dünyaya fışkırmaktadır. Bir Şair bu gibi aymazlıklara ne güzel parmak basmıştır. Derki:

“Su-i istimal kapısını aralamaya gelmez, ardına kadar açılır.” Lâ edri.

Anlamı: Kötülüğün kapısını aralamaya gelmez, ardına kadar açılır.

Müslümanlar bir sinde/mezarda ancak ve yalnızca o kişinin veya kişilerin ruhlarına Fatiha okuyabilirler. Mezardaki kişiler artık dünya ile irtibatları kesilmiş fanilerdir. Yaşayan üstatlar, şeyhler, kanaat önderleri, cemaat başkanları da bir süre sonra toprak olacaklardır. Vaizlerimiz sürekli olarak hayatın faniliğinden, ölenlerin amel defterlerinin kapandığından söz etmiyorlar mı? Elbette ediyorlar da bazı Müslümanlar, çevrenin yönlendirmeleriyle kendilerine kurtarıcı, aracı, şefaatçi aramaktadırlar. Onlar bu yatırlarda veya canlı üstatlarda Allah’a yaklaştıracak, dileklerini kabul ettirecek bir gücün varlığına inandırılmışlardır. Günümüzün bir takım Müslümanları, yukarıda saydığımız kimselerin Allah {cc} yanında hatırlı kimseler olduklarını sanarak, kendilerinin işlerini Allah {cc}’a yaptıracaklarına, Allah {cc} ile kendi aralarında aracı, şefaatçi, torpil olacaklarına inandırılmaktadırlar. Yaşayan üstatlardan birisine bağlanmadıkça, Allah {cc}’a ulaşılmayacağına inandırılan bu Müslümanlar, bu aracı, şefaatçi, yansıtıcı, trafolardan çocuklarının ÖSYM, KPS ve benzeri sınavları kazandırmalarını, oğluna kız, kızına koca, çocuklarına iş, sofrasına aş istemektedirler.

Oysa Allah {cc} Kendi Mülkünde ne ortak, ne aracı, ne kayırıcı kabul etmediğini, Kutsal Kur-an ayetlerinde apaçık olarak ilan etmiştir. Yaşayan üstatların, kanaat önderlerinin, cemaat başlarının, şeyhlerin, evliyaların hiç kimsenin Allah ile kullarının arasına girmeye ne hakları vardır, ne yetkileri bulunmaktadır ve ne de hadlerine düşmüştür. Kullar, kul olarak sadece ve yalnızca Allah Zül Celâl’e ibadet ve itaat etmekle yükümlüdür. Müslümanlar Allah Zül Celâl ile Kullarının arasındaki farkı karıştırdıkları gün, en büyük felaket başlamış demektir. Kulu kul olarak, Allah {cc}’ı da Allah olarak ayırt etmeyenler, Kur-an’ın apaçık buyruklarına karşı çıkmış olurlar.

قَالَتِ الْأَعْرَابُ ءَامَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِنْ تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“Bedevîler "inandık" dediler. Ey Muhammed! Onlara de ki: Siz inanmadınız, ama "İslâm olduk." deyiniz. Henüz iman sizin kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah; çok Bağışlayıcı, çok Esirgeyicidir.” Hucurat 49/14

Bu kutsal âyete göre insanlardan bir kısmı, “inandık” demekle hemen iman etmiş sayılmayacakları apaçık görülüyor. Allah {cc}’tan isteyecek yerde, putlarını araya sokuşturan Mekkeli Putperestler nasıl bir yolda iseler, yukarıda sayılan ve aşağıda sayılacak olan fiilleri işleyenler de Kur-an’a göre aynı fiilleri işlemiş sayılırlar. Aşağıda bunlara ait nice kutsal belgeler gelecektir. Bu belgeler geldiği halde de, yaptıkları işleri haklı çıkarmaya çalışacak kimseler, rüzgâr ekip fırtına biçeceklere ne kadar da benziyorlar. Üstatlarımızdan böyle gördük, dostlarımızdan böyle işittik diyeceklere biz de deriz ki; Mekkeli müşrikler de; “atalarımızdan böyle gördük” demişlerdi de, atalarından gördükleri boşa çıkmıştı. Kur’an orta yerde duruyorken de onu dolananlar, bu yaptıkları İslâm dışı, Kur-an dışı eylemlerini, bir de çıkıp; Kur-andan imiş gibi göstermeye yeltenmeleri, daha da katmerli bir kalkışmadır. Kur’an adına, İslâm adına yapılmakta olan bu eylemler, Kur-an’ın ve dolayısıyla bütün varlık âleminin Yegâne Sahibi tarafından denetlenmektedir. Sarılanlar; Bir ve Tek Olan Mülkünde ortaklar, Aracılar,. Şerikler kabul etmeyen Evrenlerin ve öte evrenlerin Sahibine Tek Olarak, yönelsinler. Aksini yapanlar, hele-hele bunları Kur-an adına yapıyor görünenler, bu yaptıklarının hesabını Yüceler Yücesine versinler. O’nun Hesabı şaşmaz, azabı tükenmez.

ENDAT>DENK’LER>ALLAH {cc}’A DENKMİŞ GİBİ SAYILANLAR

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ

“İnsanlardan bazıları da vardır ki, Allah’tan başka bazı kişileri, Allah’a denk ilahlar edinirler. Onlar, Allah’a denk tuttukları bu kişileri-ALLAH GİBİ SEVERLER ” Bakara 2/165

Allah {cc}’ın bu tehdidini, ültimatomunu iyi anlamalıyız. Bu öyle şiddetli, öyle heybetli, öyle azametli bir tehdit, öyle bir ültimatomdur ki, bu tehdide, bu ültimatom’a muhatap olan zümreler, başlarına gelecek olanlardan bizzat kendileri sorumludurlar.

Bazı meal ve tefsir yazanlar, bu ayetin “ يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ “ –Yuhibbunehüm ke Hubbillahi” bölümüne: “Allah’ı sever gibi severler” anlamını vermektedirler. Bu anlam ayetin anlamına aykırı sayılamazsa da, ayetin gösterdiği hedefi tutturamamaktadır. Bu anlamda sanki:” Allah’a denk tuttukları kimseleri de Allah {cc}’ı nasıl seviyorlarsa onları da Allah’ın dostları, evliyaları oldukları için öyle bir sevgi ile severler” anlamı yüklenmektedir. Oysa bu ayete böyle bir anlam yüklendiği zaman bu kutsal ayetin ortaya koyduğu inkârcı davranış, kendiliğinden ortadan kalkar, bunun yerine sanki bu tip kişilerin yapmış oldukları bu davranışları, kutlu birer davranışmış gibi algılanmaya başlanır. Bu tehlikeden kaçınmak için bu ayete aşağıdaki anlamın verilmesi, ayetin iniş gayesine uygun düşer. Ayetin uygun anlamı şöyle olmalıydı:

“Onlar, Allah’a denk saydıkları bu kimseleri: ALLAH GİBİ SEVERLER.” İşte bu anlam ortaya konulduğu zaman, ayetin niçin bu denli büyük bir tehdit ve kesin uyarı içerdiği de kendiliğinden kavranmış olur.

Bu mübarek ayette sözü edilen ve Allah {cc} ile denk tutulan ilâhlar, put, ay, güneş, nefis, mal-mülk, makam-mevki ve başkaca varlıklar olabileceği gibi, gerçekte ayetin asıl hedefi, Allah {cc}’a denk tutulan ilahların insan cinsinden faniler olduğudur. İnsanlar çok zaman yukarıda sayılan nesnelere tapındıkları halde bu ayette insan cinsinden kişileri ilâhlaştırdıkları açıklanmaktadır. Bu ilâhlaştırılan kişilerin ise birçoğunun din büyüğü, evliya, Allah dostu, ermiş, erişmiş, Allah’ın yakınları, yaverleri olduğu hakkında ise kesin yargı niteliğindedir. Bunların dışında, Firavun, Nemrut, puta tapıcılar ve benzeri kişilerin de aynı kapsamda oldukları bilinmelidir. Buradaki önemli ayrıntı ise, bu sonuncuların Allah {cc}’ı bilip tanımaları, Allah {cc} kavramından cidden haberdar olmaları gerekir. Ayetin işareti de bu yöndedir. Çünkü onları ENDAD ediniyorsunuz. Sultan denilerek güç, iktidar, kuvvet, saltanat sahipleri olarak önlerinde eğilinen kimslerin ise sultanlıkları hakkında aşağıda Kur’an belgeleri gelecektir. Onların sultanlıkları maddi midir, manevi midir? Osmanlı Padişahlarına da sultan deniliyordu. Çünkü onlar dünya saltanatını ellerine geçirmişlerdi. Bunların saltanatı yoksa göklerde midir? Bu soruyu Kur-an’ı Kerim soruyor. ayrıca bu kimselerin insanlara hidayet verdikleri iddiası da ortalığı kasıp-kavuruyor. Hiçbir kul, hiçbir kula HİDAYET veremez. Her kim böyle bir iddiada bulunursa, Kur-an’ın bu açık ayetlerine karşı çıkmış olmaz mı?

f} Hıristiyan kiliselerine gidip iplikler bağlayan, kadın-erkek topluluklarının arasından bazı kişilerin TV. Habercilerine: “Kendisinin geçen yıl bu kiliseye gelip kızı, için dilekte bulunduğunu, dileğinin hemen kabul edildiğini” söyleyerek dünya ölçeğinde bütün Müslümanları bu kiliseye çağırmakta olduğu esefle görülmektedir. Böylece kiliseler, dileklerin kabul edildiği yerler olduğu propagandasını yayarak, Müslüman Halkımızın kiliselere koşmalarına çalışmakta oldukları anlaşılıyor. Üniversite sınavına mı gireceksin, falan kiliseye git, Devlet memurluğu sınavı için şu kiliyse git, falan kilislede dilek tutulursa, dilekler kabul edilir, ya yoksa boşuna uğraşmayın, bu kiliseye gitmedikçe dilekler asla kabul edilmez” mesajları verilmektedir.

Kilise reklamı yapan bir takım kadın ve erkekler dikkatle incelenmelidir. Bunların gizli misyoner oldukları hakkındaki kuşkularımız gittikçe güçlenmektedir. Görülüyor ki, şirke bulaşmaları için Müslümanların önüne, pek çok seçenek konulmuş, kiliseler de ayrı birer seçenek olarak ortaya sürülmektedirler.

g} Allah ile kulun arasına girenlerin sarıldıkları bir başka dal şöyledir:

“Biz aciz kullarız. Allah {cc}’tan bize bir hayır gelecek olsa, bizim gibi acizleri Allah {cc}’ın Nûru hemen yakar. Onun için Allah {cc} ile aramıza bir aracı, yansıtıcı koymamız gerekir. Falanca üstat Allah {cc}’ın yakınıdır. Onu, Allah {cc}’ın nûru yakmaz. Onun için onlar bizimle Allah {cc}’ın arasında aracı yansıtıcı trafo görevini görmekteler. Bizden de Allah {cc}’a bir dilek gidecek olsa biz kimiz ki, bizim dileğimiz Allah {cc}’a ulaşsın. Onun için Allah {cc} ile bizim aramızda dileklerimizi Allah {cc}‘a ulaştıracak bu yansıtıcılar gereklidir. Bu aracı, yansıtıcı-trafolar olmasa dileklerimizi Allah {cc}’a bizler ulaştıramayız. Onlar olmadan bizim hiçbir dileğimiz Allah {cc}’a ulaşamaz. İlla ki bir aracıya bağlanmak gereklidir. Cumhurbaşkanına gitseniz, Cumhurbaşkanı sizinle hemen görüşür mü? Elbette görüşmez. Önce özel kalem müdürüne, sekreterine gidersiniz, ondan randevu alırsınız, bundan sonra sizinle görüşmek isterse görüşürsünüz. İşte bizim üstatlarımız, şefaatçilerimiz, yansıtıcı trafolarımız da cumhurbaşkanlarının özel kalem müdürleri, sekreterleri gibidir. Onlara bağlanmadıkça bizler Allah {cc}’a ulaşamayız.” demekteler. Bu üstatları trafolara benzetmek için de şöyle bir yol izlemektedirler: “Elektrik üretim merkezinden çıktığı gibi evlerimize, iş yerlerimize gelecek olsa hepsini yakar. Elektriğin bu gücünü ortalamak, soğurmak için ev ile üretim merkezi arasına bir trafo konulursa bu trafolar elektriği ortalar,/normalleştirir, böylece elektrik evlerimizi, iş yerlerini yakmaz. İşte bizim evliyalarımız, üstatlarımız da bizimle Allah {cc} arasında trafolarımızdır.” demekteler.

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

“ Ey Muhammed! Ant olsun ki, o Mekkeli müşriklere: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan onlar: "Elbette Allah Yarattı" diyecekler. O halde sen de onlara de ki: “Allah bana bir zarar vermek dilerse, Allah’ı bırakıp ta yalvardıklarınız/ dileklerde bulunduklarınız Allah’ın verdiği zararı benden giderebilecekler mi? “Yahut Allah bana bir Rahmet dilerse Allah’ın Rahmetini giderebilirler mi, /önleyebilirler mi?

Ey Muhammed! Onlara de ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler,/ güvenenler Allah’a güvensinler” Zümer 39/38

Allah {cc}’tan kullarına gelecek bir hayrı önleyebilecek hiçbir güç yoktur. O’ndan kuluna gelebilecek bir zararı da önleyebilecek bir güç yoktur. Şaşırtıcı olan konulardan birisi ve belki de en önemlisi, 1400 yıl önceki Cahiliye Araplarının söyledikleri sözlerin tıpkısını, bu günkü Müslümanlardan bir kısmının aynen tekrar etmekte olmalarıdır. Yukarıya aldığımız ayeti ters yüz ederek Müslümanları ŞİRKE bulaştırmak isteyen zihniyeti Müslümanlar, artık bütün çıplaklığı ile tanımalıdırlar. Allah Zül Celâl’in, kullarını, yarattığı fanileri, ölümlü-dirimlileri Allah Zül Celâl’in Zatı ile kendi aralarına aracı, yansıtıcı trafolar olarak koymak, en büyük ŞİRKTİR. Böyle bir uygulamaya Kur-an’ı Kerim’in izin verdiğine dair hiç bir ayet yoktur, aksine bu tür uyguları İslâm da Kur-anda katmerli ŞİRK saymıştır. Kur-an’ın eskimez tebliğleri arasındaki en görkemli tebliğlerden birisi ve belki de en çok üzerinde durulanı; Müminlerin Allah Zülcelâl’e, vasıtasız, aracısız olarak iletişimde bulunmalardır. Müminler, dileklerini, dualarını, isteklerini Yüce Yaratan’a aracısız, vasıtasız ulaştırırlar. İşte bu Din’e İslâm denir. Kendileriyle Tanrı arasında Aracılar, vasıtalar, kullanma geleneği:

a} Müşriklerde,

b} Hıristiyanlarda uygulanan bir inanç sistemidir.

Bir kul, konuşmak, görüşmek, anlaşmak, tanışmak, iletişim kurmak için bir başka kulu araya, aracı olarak koyabilir. Cumhurbaşkanına ulaşmak için sekreterine varmak, sonra da cumhurbaşkanına ulaşmak mümkündür. Çünkü o dahi bir kuldur. Kulların hallerini, Yüce Yaratan’a nispet ederek Allah Zülcelâl gibi Bir Yaratıcıyı kullara benzetmek cidden utanç vericidir. Bu gibi aykırı düşüceler, totemcilikten, putperestlikten kalma çirkin kalıntılardır.

Yukarıda sıralanan şu sözlerin, bu iddiaların rengine dikkatle bakanlar, bu tür hezeyanların şirk kalıntısı pislikler olduğunu hemen göreceklerdir. Bu iddialar, birçok yönden de Hıristiyanlık kokmaktadır. Kur-an’ın tebliğ ettiği inanç esaslarında Allah ile kullarının arasında aracılar yoktur. Kul Allah’ına hiçbir aracı olmadan doğrudan doğruya dileklerini ulaştırabilecektir. Dilekler, istekler doğrudan-doğruya O’ndan istenecektir. Kur-an’ın birinci Sûresi olan Fatiha Sûresi bunun en güçlü belgesidir.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

“Ancak ve yalnızca Sana tapar, ancak ve sadece Senden isteriz.”Fatiha 1/5

Allah {cc}’tan başka birine tapınmak haram olduğu gibi, Allah {cc}’tan başka birinden istemek, dua da bulunmak, Allah {cc}’a yalvarırken, Allah {cc}’tan isterken Allah {cc} ile birlikte falan zatın, filan üstadın yüzü suyu hürmetine şu dileklerimi kabul et, demek te haram ve ŞİRK’TİR. Müslümanlığın üstünlüğü bu temel prensiplere dayanır. Müslüman, hiçbir aracı-yansıtıcı olmadan bütün dileklerini, isteklerini, içinde bulunduğu sıkıntılarını, her türlü halini aracısız, yansıtıcısız doğrudan-doğruya Yaratanına arz edebilmektir. Bu değişmez evrensel Kur-an Buyruğunu bozanlar, İslâm’a en büyük ihaneti yapmış olanlardır.

h} Tarsus’taki Eshab-ı Kehf’e gittiğimizde bazı gençlerin, Mağaranın duvarına çakıl taşı yapıştırmaktaydılar. Bunu bizzat kendim gördüm. 1966 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulunda müfettişlik görevimi yaparken o yılın Kadir gecesinde bazı dostlarımla anılan Mağaraya gitmiştik. Taş yapıştıran gençlere: “Bu taşların bu düz duvara yapışıp-yapışmadığını sorduğumuzda: “Dileğiniz kabul edilirse yapışıyor” dediklerine tanık olduk. Bir süre sonra, gençlerden birisinin sevinç çığlıkları attığını duyduk. O gencin taşı duvara yapışmış idi. Bu genç: “Dileğinin kabul edildiğini, artık sevdiği kızı alacağını, Allah {cc}’n bu kızı kendisine yazmış olduğunu” bağıra-çağıra haykırıyordu.

Benim bu iş kafamı sarmadığından bu işin aslını öğrenmek istedim. Meğer bazı kişiler bu çakıl taşlarına mum sürüyor, onları da Mağaranın o bölümüne atıyorlarmış. Duvara yapışan taşlar, mumlu taşlar imiş. Kutsal Dinimizin bu tür rezilliklere alet edilmesinin büyük vebal olduğunu orada anlatmıştım. Şimdi bu tür işleri yapanlar var mı, yok mu onu bilemiyorum. Benzer taş yapıştırma eyleminin Eyyub Sultan Cami’inin büyük çınarında uygulandığını o sırlarda görmüş, yapanların yanlış yaptıklarını açıklamış idim.

Şirk sözü sadece putlara tapma anlamında kullanılamaz. Bu, ŞİRK pisliğinin yalnızca bir yönüdür. ŞİRK, her türden aracı, ortakçıyı içeren bir kavramdır. Buna göre, şirk denildiği zaman, Müslümanların çok titiz davranmaları, kılı kırk yaracak bir erdeme ulaşmaları gerekir. Unutulmasın ki Yüce Tanrı, birçok günahı, suçu, isterse affedeceğini, ama sadece ŞİRK’İ kesinlikle affetmeyeceğini açıkça bildirmiştir. Aman-aman bundan sakınalım.

MÜTHİŞ İLÂHÎ UYARI

Aşağıda çok müthiş bir İlâhî uyarı gelecektir. Bu dehşetli İlâhî uyarıyı dikkatle izleyenler Ahret yurdunda esenliğe ulaşacak, bu uyarıya kulak asmayanlar ise sonlarını kendileri hazırlayacaklar. Uyarı şudur:

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

“Dikkat edin/Haberiniz olsun ki; Katışıksız Din Allah’ın Din’idir. Allah’ı bırakıp ta, Allah’tan başka evliyalar edinenler: “ Biz bu evliyalara tapmıyoruz, onlar bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara sarılıyoruz.” derler. Gerçek şu ki Allah, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah, böylesi yalancı inkârcıları asla hidâyete eriştirmez.” Zümer 39/3

Bir takım ekipler, bazı Müslümanlara gelerek, kedilerine birer evliya seçmelerini, bir evliyaya bağlanmadıkça cennete giremeyeceklerini, bir ulu zata, bir evliyaya bağlanmadıkça gerçek Müslüman olamayacaklarını, telkin ettikleri, bu çabaların günden-güne artarak sürdüğü görülmektedir. Yapılan telkinler arasında, “ Bu evliyaların/Allah dostlarının kendilerine bağlanan müritlerinin önüne düşerek doğrudan-doğruya hiç bir engele takılmadan onları cennete götüreceklerini,” ağlarına düşürmekte oldukları Müslümanlara müjdelemektedirler. Kur-an dışı, İslâm dışı bu telkinlerin yürütülmesi sırasında özellikle hanımlar seçilmekte, hanımların ikindi çaylarında, kısır partisi toplantılarında:” Üç İhlas, bir Fatiha hatmi indirelim, ölülerimizin ruhlarına gönderelim” şeklindeki teklifleri ile şekillenen bu Kur-an karşıtı eylemler, özellikle Kur-an’ı Kerim kullanılarak Kur-an’a aykırı fiillerin Kur-an, aracı olarak kullanılmakta olduğu görülmektedir. Gerçekte aynı talepler, Müslüman ailelere İncil okumak, Tevrat okumak, Zend- Âvesta okumak şeklinde sunulmuş olsaydı, böyle bir talebi hiçbir Müslüman olumlu karşılamaz bu teklifleri derhal geri çevirirdi. Burada kullanılan metot, Kur-an ve İslâm kullanılarak uygulandığı için saf ve inançlı Müslümanlar Kur-an adına, {Haşa} Kur-an kullanılarak, çağdaş ŞİRK hareketinin parçaları haline getirilmektedirler. Kur-an, İslâm, cennet, cehennem, şefaat, evliya, Allah dostu, gibi İslâmî kavramlar kullanan Çağdaş Müşrikler, tereyağından kıl çeker gibi, emellerine ulaşmakta kendilerine yeni üyeler katmakta büyük başarı sağlamaktadırlar. Taraftar toplama, Mürit kapma yarışını kazanma, öteki tarikatlardan daha çok müride sahip olma gayretleri alabildiğine sürdürülmektedir. Her bir tarikat ve cemaat müritlerinin, taraftarlarının çokluğu ile öğünmekte, onlara dayanarak seküler/dünyevi bir güç, bir sultanlık haline gelmektedirler. Seküler, dünyevi tarikat ve cemaatlerin bu din dışı, dünya içi çabalarına karşılık Kur-an’ı Kerim nasıl bir yanıt veriyor? Çünkü tarikatların ve cemaatlerin dünyevileşmiş oldukları halde, İlâhî mesajları seküler/ dünyevileşmelerinin aracı olarak kullandıkları görülüyor.

Yukarıdaki Zümer Suresinin 39/3 ayeti, Müslümanları Kur-an ile kandırarak onları ŞİRK pisliğine bulaştırmak için bu ayette açıklanan İlâhi vahyin hedefi olmaktadırlar. Bu çağdaş müşrikler, Müslümanları:“ evliyalarına kendilerini Allah’a yaklaştırması için bağlandıklarını “ söyleyerek kandırıyorlar. Onlar, evliyalar dedikleri şıhlarının kendilerini Allah’a yaklaştırdıkları için bu evliyalara sarıldıklarını söylemekteydiler. Kur-an’ı Kerim bu gerçeği bizzat göstermiş, hiçbir tevile gerek kalmayacak şekilde bu ŞİRK uygulamasını açığa çıkarmıştır.

مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى

“ Biz bu evliyalarımıza tapmıyoruz. Biz bu evliyalara, Allah dostlarına, şıhlarımıza, cemaat önderlerimize, bizi Allah’a yaklaştırsın diye sarılıyoruz.” Zümer 39/3

Görüldüğü üzere tarikatçıların, cemaatçilerin iddialarını Kur-an’ı Kerim bu ayet ile hiçbir tevile/yoruma hacet bırakmayacak bir açıklıkla ortaya koymaktadır. Kendileri de ayetin ortaya koyduğu şekilde aynen böyle demekteler. Onlar bu ayetten farklı bir şey söylemiyorlar:” Biz de Allah’ı biliyor iman ediyoruz. Hatta öbür Müslümanlardan daha çok ibadet ve zikir yapıyoruz. Biz takva ehliyiz. Bizim evliyalarımız, kanaat önderlerimiz, cemaat başkanlarımız bizleri Allah’a yaklaştırdıkları için biz onlara sarılıyoruz. Onlar olmasa bizler Allah’a yaklaşamayız. Ancak onlar bizleri Allah’a yaklaştırabilirler.” demekteler. Bunları inkâr da etmiyorlar. Onların bu telkinlerinin aynen böyle yapıldığını test etmek için özellikle çevrenizden üç-beş hanıma efendiye konuyu sormanız yeterlidir. Çünkü ŞİRK’İN çağdaş köleleri pek çok Müslüman hanımefendilere musallat olmuşlardır. Kadınların arasından da en çok mütedeyyin, namazlı-abdestli hacı hanımları seçmektedirler. Bunların hedefleri arasında öğrenciler, artistler, sanatkârlar da önemli oranda yer tutmaktadır. Hatta artistlerden bazılarını ele geçirdiklerinde onları derhal tesettüre sokarak, Müslüman Türk Milletine birer harika örnekler olarak sunmaya çalışmaktadırlar. Bu artist örneği ile: “Bakın biz nelere kadiriz, din aslında bizim yaşadığımız dindir. Biz günahkârları, hidayete eriştiriyoruz. Bu hanımefendi düne kadar açık-saçık birisi iken bizim şeyhimiz, evliyamız ona derhal hidayet vererek, bu açık-saçık kadını tesettürlü bir mümin hanım haline getirdi.” diyerek HİDAYET’in kendi evliyalarına verilmiş bir ayrıcalık olduğunu yaymaktalar. Yüce Milletimizin arasında bu görüntüler yayıldıkça, onların reklam ve propagandaları da yayıldıkça yayılmaktadır.

Evliya denilen faniler gerçekten HİDAYET verebilirler mi? Hidayet konusunu ayrı bir dosya’da inceleyeceğiz. Burada sadece bir kaç ayetten örnek vererek onların bu İslâm dışı, Kur-an dışı din dışı iddialarına Kutsal Kur-an’dan belgeler koyacağız. Bu ekiplerin Allah {cc} adına, Kur-an’ı kerim adına, işlemiş oldukları utanç tablolarını, yine Allah {cc}’tan geliyormuş gibi sunmaları, daha da katmerli bir yanıltma eylemi olarak ortaya çıkmış oluyor. Kur-n’ı Kerim’in ayetleri, İslâm din’inin hakikatleri bu ekiplerin tam karşısındadır. Onlar bütün bunlara rağmen ele-avuca sığmaz ortamları gereği İslâm’ın eşsiz Kitabını kendilerine siper yaparak onu dolanmayı aralıksız olarak sürdürmektedirler. Bu gibilerine en büyük, en güçlü alametler gösterilmiş dahi olsa, bu gösterilen belgeleri göz ardı edeceklerini Kur’an bildirmektedir. Bunların örnekleri Kur-anda bir-bir sayılmıştır. Tarihte yok olan toplulukların acıklı akıbetleri tek-tek sayılmıştır. Bunların yaptıkları ise daha katmerli, daha saldırgan bir süreçtir. Onlar, Kur-an diye-diye, Allah diye-diye bu şirk hareketlerini yaymaya çabalamaktadırlar. Biz sadece ayetleri gösteriyoruz. Hidayet ise yalnızca ve sadece Yüce Allah Zül Celâl’in Hüküm ve Tasarrufundadır. İşte geçmişte sapanlar, sapık yollarından nasıl dönmemişlerse, Kur-andan sapanların da onların gittikleri batıllar sebebiyle yok oldukları tarihen sabit olmuş hakikatlerdir. Bunlar aklın alamayacağı bir şey değildir. Bize düşen ise tebliğdir. Onlar ister inansınlar ister inanmasınlar, hesaplarını Allah Zül Celâl’e vereceklerdir.

Mürit kapma yarışını sürdüren tarikat ve cemaat mensuplarının evliyalarına: “Allah {cc}’a yaklaştırmak, imansızlara hidayet vererek imana getirmek, Müritlerinin önüne düşerek onları yıldırım gibi sırat köprüsünden geçirmek görevini kim vermiştir? Bu görevi Allah {cc} verdi diyeceklerin yukarıdaki ayeti yok saymaları gerekir.” Allah {cc}’ın vermediği bir görevi, Allah {cc} vermiş gibi ortalığa yayan ekipler, Kur-an adına Allah Zül Celâl’i, Allah Zül Celâl adına Kur-an’ı Hakim’i kendi emelleri için kullanmakta oldukları, şu araştırmalarımızla kesin olarak ortaya çıkartılmıştır. Artık bundan sonra bu kutsal ayetleri göz göre-göre dolanan Müslümanlara, doğrusu pes demek gerekir. Şirk’ i, hidayet’e tercih edeceklere Allah {cc} kesinlikle HİDAYET vermez. Aşağıdaki Kur-an ayetlerinde bunlar apaçık bir şekilde kayıtlıdır.

HİDAYET

وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذَلِكَ مِنْ ءَايَاتِ اللَّهِ مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا

“ Ey Muhammed! Eğer sen Bakmış olsaydın güneşin doğduğunda mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken ise sol taraftan onları teğet olarak geçtiğini görürdün. Onlar da mağaranın geniş bir yerindeydiler. İşte bu, Allah'ın alametlerindendir. Allah kime HİDAYET ederse, işte o, HİDAYETE ermiştir; kimi de mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir EVLİYA bulamazsın.” Kehf 18/17

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve HİDAYETİN KENDİSİ OLAN AYETLERİ insanlar için Biz kitapta açıkladıktan sonra, İndirmiş olduğumuz belgeleri gizleyenlere gelince, işte onlara Allah ve lanet edenler lanet ederler.” Bakara 2/159

Allah’ın apaçık ayetlerini gizleyenler için LANET mekanizmasının işlediğini, bunun da kıyamete değin süreceğini, Müslümanları ŞİRK bataklığına çekenler, keşke bilselerdi. “ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ” “ Onlara Allah Lanet eder, lanet edenler de lanet ederler.” Bakara 2/272

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

“Ancak ve yalnızca Sana tapar, ancak ve sadece Senden isteriz.”Fatiha 1/5

Her namazda sürekli olarak okumakta olduğumuz Fatiha suresinin bu 5. ayetinde, Allah {cc}’tan başkasına tapılamayacağı, Allah {cc}’tan başkasından istenemeyeceği apaçık tebliğ edilmiştir. Kur-an’a uyan, kendisi için uymuş, ona karşı duran kendi aleyhine olarak karşı durmuştur.

وَمَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيرًا

“Allah kime HİDAYET vermişse o kişi HİDAYETE ermiştir. Allah kimleri saptırırsa, artık onlar için Allah’ın dışında hiç bir EVLİYA bulamazsın. Biz onları Kıyamet günü yüzükoyun körler, dilsiz ve sağırlar olarak haşır ederiz. Onların varacakları yer cehennemdir. O cehennemin ateşi sönmeye yüz tutunca, hemen alevini artırırız.” İsra 15/97

أَفَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ مِنْ رَبِّهِ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

“ Allah kimin kalbini İslâm’a açarsa, işte o kimse Rabbi katından bir nûr üzerinedir. Kalpleri Allah’ı anmaktan dolayı kararmış/katılaşmış olanlar işte onlar, apaçık bir sapıklık üzeredirler.” Zümer 39/22

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

“ Ey Muhammed! Onları HİDAYETE getirmek senin üstüne görev değildir. Sen ancak kötülüklerden sakındırmak, iyiliği öğütlemeye memursun. HİDAYETE eriştirmek, kalplerde HİDAYET yaratmak işini sen yapacak değilsin, ama Allah, HİDAYETİ kime dilerse, ona HİDAYETİ nasip eder. Allah yol gösterir. HİDAYETE de ancak ve yalnızca Allah eriştirir. Allah HİDAYETİ gönülden isteyenlerin kalplerini HİDAYETE yönlendirir. İyiliğin ödülü, iyiliği yapana aittir. Yaptığınız hayırları ancak Allah Rızasını kazanmak için yaparsınız. Yaptığınız hayırların karşılığı size eksiksiz olarak geri döner. Zulme uğratılmazsınız.” Bakara 2/272

Ayetin iniş sebeplerinden birisi de Resul’ullah {sav} Efendimiz, yoksul müşriklere varlıklı Müslümanların zekât vermelerini engellemişti. Bunu yoksul müşriklerin çaresizlikten gelip Müslüman olmalarını, yani HİDAYETE gelmelerini sağlamak niyetiyle yapmıştı. Bu ayetle Yüce Allah {cc}, bu davranışı yasakladı. Yoksul kişiler hangi dinden olurlarsa olsunlar onlara sadaka vermenin gerekli olduğunu bildirmek için yaptı. Müslümanların yoksullara sadaka vermeleri, hayır yapmaları, sırasında bu iyilikleri Müslüman olmaları niyetiyle yapmaları da yasaklandı. Müslümanların Yaptıkları iyilikler, bir maksada bağlı olarak yapılamaz kaydı getirildi.

Yukarıdaki ayette HİDAYET’E getirme yetkisinin Peygamber {sav} Efendimize dahi verilmediği, HİDAYET konusunun sadece Allah {cc}’ın yetkisi dâhilinde olduğu apaçık bildirilmiştir. Bu açık ayetlere rağmen bir takım Allah dostu evliyaların insanları HİDAYETE , dinsizleri dine, imansızları imana getirdikleri hakkındaki utanç verici iftirayı, Allah {cc}’a havale ediyoruz. Hatem’ül Enbiya {sav} Efendimize dahi vermediği bir yetkiyi zamane şeyhlerine, evliyalarına, kanaat önderlerine, cemaat liderlerine verdiğini savunmak, en hafif deyimi ile İslâm’ı ve Kur-an’ı yok saymaktır.

وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

“Ey Muhammed! Rablerine haşır olacaklarından korkan kullarımı Kur-an ile korkut./Uyar. Onların Allah’tan başka EVLİYALARI ve ŞEFAATÇİLERİ yoktur. Onların sakınmaları umulur.” En’am 6/51

وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا

“ Mescitler kuşkusuz Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye dua etmeyin, yalvarmayın, dileklerde bulunmayın” Cin 72/18

أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

"İlahları, bir tek ilâh mı yapmış ? Bu yaptığı, gerçekten şaşılacak bir şey!" dediler. Sad 38/5

Mekkeliler öteden-beri birçok ilâhlara tapınıyorlar, bu ilâhları kendilerini Allah’a yaklaştırsın diye tutuyorlardı. Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Allah {cc}’ın son Elçisi olarak gönderilince, Allah’ı Tek Tanrı olarak ilan etti. Mekkeli ortak koşanlar buna çok şaşırdılar. O zaman : “"İlâhları, Bir Tek İlâh mı yapmış ? Bu, gerçekten şaşılacak bir şey!" dediler. Sad 38/5

“ İyi bil ki, hâlis din hiçbir şirk karışıklığı olmaksızın halis Tevhit dini, Allah’ın din’idir. Halis ibadet ve taat ise ancak Allah'a yapılır ve yapılmalıdır. Bunun doğruluğunu meydana çıkarmak için buyruluyor ki; “Allah’ın berisinden birtakım VELİLER edinenler de, şirk koşanlar, hep O'ndan aşağılardan birtakım veliler, koruyucular tutmak isterler.” İsterler ama O'ndan başka VELİLERE, emir sahiplerine tutunanlar, gerek putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi şerefli kullara ilâh diye sarılanlar: "Biz onlara ancak, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." demektedirler. Böyle diyerek tutunmaktadırlar. Demek ki şirk batıldır. Tanrılık, yalnız Allah'ın hakkıdır. Halis din ancak Allah'ındır.” *

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

*} Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır. Tefisir İnternet

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“Allah, iman edenlerin/inananların VELİSİ,/DOSTU ve Yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların ise EVLİYALARI tağuttur. Onları aydınlıktan karanlığa sürükler. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada temelli/ebedi kalacaklardır.” Bakara 2/257

وَقُلْ إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ

“Ey Muhammed! De ki: Şüphesiz ben, apaçık bir uyarıcıyım.” Hicr. 15/89

كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِي

“Nitekim Biz, {Bu Kur'an'ı} kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.” Hicr 15/90

الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْءَانَ عِضِينَ

“İşte onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.” Hicr 15/91

لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ

لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ

“El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak Allah’tır. O'nun dışında el açıp dua ettikleri/dileklerde bulundukları onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Oysa {su, ağza götürülmedikçe} su onun ağzına girecek değildir. İnkâcıların duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” Ra’d /14

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ

َلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ

عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

“Ey Muhammed! De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." O halde de ki: "O'nu bırakıp ta kendilerine yarar da zarar da verme gücüne sahip olmayan EVLİYALAR mı edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu? Karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?" Yoksa O'nun Yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi Yaratandır. O, Birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.” Ra’d /16

لِلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَه

لَافْتَدَوْا بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ

“İşte Rablerinin Emrine uyanlar için en güzel armağan vardır. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tamamı hatta bunun yanında bir o kadarı daha kendilerinin olsa, {kurtulmak için} onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte bu gibiler var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!” Ra’d /18

أَفَمَنْ يَعْلَمُ أَنَّمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَى إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ

“ Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, inkârcı kör kimse gibi olur mu? Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” Ra’d /19

الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ

“Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler, verdikleri sözü bozmayanlardır.” Ra’d /20


أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِير ٍ

“Gerçekten göklerin ve yerin hükümranlığının/Sultanlığının Allah’ın olduğunu bilmez misin? Sizin Allah’tan başka ne bir Veliniz ve ne de bir Yardımcınız yoktur. “ Bakara 2/107

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“Allah, iman edenlerin/inananların Velisi ve Yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların ise evliyaları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlığa sürükler. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada temelli/ebedi kalacaklardır.” Bakara 2/257

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

“Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size Benim tarafımdan bir HİDAYET REHBERİ geldiği zaman Benim HİDAYETİME uyanlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacak/üzülmeyecekler.” Bakara 2/38

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

“ Sizler öyle bir günden korunun ki, o günde hiç kimse hiç kimseye, hiçbir yarar sağlayamaz. O günde hiç kimseden hiçbir fidye alınmayacak, hiç kimseye yardım edilmeyecek ve hiçbir kimseden de şefaat kabul edilmeyecektir.” Bakara 2/48, 123

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve HİDAYETİN kendisi olan âyetleri insanlar için Biz kitapta açıkladıktan sonra, İndirmiş olduğumuz belgeleri gizleyenlere gelince, işte onlara Allah ve lanet edenler lanet ederler.” Bakara 2/159

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

“Hepinizin Tanrınız Bir Tek Tanrıdır. Ondan başka bir Tanrı yoktur. O, Rahmân ve Rahîm'dir.” Bakara 2/163

قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهِيرٍ

“Ey Muhammed! De ki: "Allah'ın dışında tanrı saydıklarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerlerde hiçbir şeye zerre kadar güçleri yetmez. O dileklerde bulunduklarınızın, yalvardıklarınızın ne göklerde, ne yerlerde Allah ile hiçbir ortaklıkları yoktur. O dileklerde, isteklerde, bulunduklarınızdan hiç birisi Allah'ın yardımcıları da değildir." Sebe’ 34/22

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

“O öyle bir Allah’tır ki, gökleri, yeri ve bu ikisinin arasında bulananları iki günde Yarattı. Sonra Arş’a İstiva etmiş/Yönelmiş/Hükmetmiştir.

Sizin Allah’tan başka ne veliniz ve ne de bir şefaatçiniz yoktur. Sizde hiç düşünce yok mudur?” Secde 32/4

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِير ُAllah’ın Katında kendisine izin verilenden başkası ŞEFAAT edemez. Sonunda gönüllerindeki korku giderilince bir-birlerine: ” Rabbiniz ne söyledi” diyerek sorarlar:“ Hak söyledi” derler. O Yücedir-en Büyüktür.” Sebe’ 34/23

قُلْ أَرُونِيَ الَّذِينَ أَلْحَقْتُمْ بِهِ شُرَكَاءَ كَلَّا بَلْ هُوَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Ey Muhammed! De ki: “ Allah’a ilhak ettiğiniz/uladığınız/eklediğiniz/ bitiştirdiniz/yapıştırdığınız ORTAKLARI/ŞERİKLERİ bana gösterin. Hayır-Hayır; Ancak ve ancak Hükmünü Yürüten Yalnızca Allah’tır.” Sebe’ 34/27

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Allah’tan başka Tanrı olmadığına; Allah Tanıktır. Melekler ve adaleti uygulayan bilginler de Aziz ve Hakîm olan Allah’tan başka Tanrı olmadığına tanıktırlar.” Al-i İmran 3/18

تَاللَّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“ Ey Muhammed! Allah’a ant olsun ki, Biz senden önceki milletlere peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterdi./süsledi. İşte bu gün de VELİLERİ o dur. Onlar için can yakıcı azap vardır.” Nahl 16/63

وَمَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيرًا

“Allah kime HİDAYET vermişse o kişi HİDAYETE ermiştir. Allah kimleri saptırırsa, artık onlar için Allah’ın dışında hiç bir EVLİYA bulamazsın. Biz onları Kıyamet günü yüzükoyun körler, dilsiz ve sağırlar olarak haşır ederiz. Onların varacakları yer cehennemdir. O cehennemin ateşi sönmeye yüz tutunca, hemen alevini artırırız.” İsra 15/97

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي تَكْبِيرًا لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْه ُ

“ Ey Muhammed! “Hamd öyle bir Allah’a özgüdür ki; O, çocuk Edinmemiştir. Mülkünde/Hükümranlığında hiçbir ORTAĞI yoktur. O Allah, düşkün olmadığı gibi, bir EVLİYAYA da muhtaç değildir.

Ey Muhammed! O’nu lâyık olduğu şekilde Tekbir et.” İsra 15/111

وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذَلِكَ مِنْ ءَايَاتِ اللَّهِ مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا

“ Ey Muhammed! eğer sen Bakmış olsaydın güneşin doğduğunda mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken ise sol taraftan onları teğet olarak geçtiğini görürdün. Onlar da mağaranın geniş bir yerindeydiler. İşte bu, Allah'ın alametlerindendir. Allah kime HİDAYET ederse, işte o, hidayete ermiştir; kimi de HİDAYETTEN mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir EVLİYA bulamazsın.” Kehf 18/17

قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا

“ Ey Muhammed! De ki: "Onların orada ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir." Göklerin ve yerin kaybı/giz’i O' na aittir. O, ne güzel gören, ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir EVLİYASI yoktur. O, kendi Hükümranlığına/Saltanatına kimseyi ortak etmez.” Kehf 18/26

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

“ Biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik te. İblis hariç, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, o, Rabbinin Buyruğundan dışarı çıktı. Şimdi siz Beni bırakıp ta İblis'i ve soyunu EVLİYA mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için bu ne çirkin bir bedeldir.” Kehf 18/50

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَائِيَ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقًا

“ Kıyamet günü Allah onlara şöyle buyuracak: "ORTAKLARIM/ARACILARIM olarak kabul ettiğiniz ŞEFAATÇİLERİNİZİ çağırın." ORTAK KOŞANLAR/ARACI TUTANLAR ŞEFATÇİLERİNİ çağırırlar, fakat ORTAKÇI, ŞEFATÇİ sanılanlar kendilerinin hiçbir çağrılarına uymazlar. Biz, ORTAK koştukları, aracı tuttukları kimselerle kendilerinin arasına hemen bir cehennem deresi koyarız.” Kehf 18/52

أَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِنْ دُونِي أَوْلِيَاءَ إِنَّا أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا

“ O inkârcılar, Beni bırakıp ta, Benim dışımda KULLARIMI EVLİYALAR, DOSTLAR mı edineceklerini sandılar? Doğrusu Biz cehennemi o nankörlere bir konukluk olarak hazırladık.” Kehf 18/102

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَءَابَاءَهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا

“Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka EVLİYALAAR edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.” Furkan 25/18

“ Kureyş kabilesinden/Boy’undan Rebia'nın iki oğlu Utbe, Şeybe, Ebu Sufyân b. Harb, Nadr b. Haris, Ebu'l-Buhturî, Esved b. Muttalib, Zem'a b. Esved, Velîd b. Muğire, Ebu Cehil b. Hişâm, Abdullah b. Ebu Ümeyye, Ümeyye b. Half, As b. Vail, Nebih b. Haccac ile Münebbih b. Haccac toplanmışlardı. Birbirlerine "Muhammed'e bir haber salın, kendisiyle bir konuşun, karşılıklı konuşarak tartışın ki, günah sizden gitsin demişler. Bunun üzerine " Halk’ın senin için toplandılar, seninle konuşmak istiyorlar" diye haber göndermişlerdi. Peygamber {s.a.v} geldi.

" Ey Muhammed! Biz senin hakkında mazur olalım {günah bizden gitsin} diye sana haber gönderdik. Şimdi bak! Sen eğer bu sözlerinle mal istiyorsan, sana mallarımızdan mal toplarız, eğer şan-şeref istiyorsan seni Efendi tanırız, büyükleriz, eğer mülk istiyorsan seni başımıza melik {kaan} yaparız" dediler. Resulullah {s.a.v} buyurdu ki: "Bende dediklerinizden hiçbiri yok. Ben size getirdiğimi ne mallarınızı almak için, ne içinizde şeref-şan için, ne de üzerinizde melik {kaan} olmak için getirmedim. Fakat Yüce Allah beni size bir elçi olarak gönderdi. Bana bir kitap indirdi ve size bir müjdeci ve korkutucu olmamı Buyurdu. Ben de size, Rabbimin elçiliğini bildirip iyilikle öğüt verdim. Eğer siz getirdiğimi alırsanız o, sizin dünya ve ahret’te payınızdır, yok eğer onu kabul etmeyip bana geri verirseniz, Yüce Allah, benimle sizin aranızda hüküm verinceye kadar ben, Yüce Allah'ın Buyruğuna sabrederim". Bunun üzerine "Ey Muhammed! Dediler, Eğer vermek istediklerimizden hiçbir şey kabul etmeyeceksen o halde, kendin için Rabbinden iste: Yanında seni doğrulayacak ve senden bizi uzaklaştıracak bir melek göndersin. Hem iste de sana bağlar, bostanlar ve altından, gümüşten köşkler yapsın da seni çalışmadan kurtarsın; çünkü sen de bizim gibi çarşılarda dolaşıyor, geçimlik arıyorsun. Eğer sandığın gibi elçi isen o zaman üstünlüğünü ve Rabbinin yanındaki yerini anlarız" Buna karşı Resulullah; "Hayır, ben size bunun için gönderilmedim. Yüce Allah beni bir müjdeci ve korkutucu olarak gönderdi” dedi. İşte bu âyetler bu sebeple indirildi.” * Elmalı’lı Hamdi Yazır İnternet alınmtı

تَبَارَكَ الَّذِي إِنْ شَاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا“ O, öyle Yücedir. Eğer O dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, senin için köşkler de yapar.” Furkan 25/10

إِذَا رَأَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا

“ Öyle ki, cehennem ateşi uzak bir aralıktan onlara görününce, cehennemin hışımla kaynamasını ve uğultusunu işitirler.” Furkan 25/12

وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا

“ O nankör ortakçılar, elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin dar bir yerine atıldıkları sırada, hemen oracıkta yok olmayı isterler.” Furkan 25/13

لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا

“{Evliyaları, Allah’ın kullarını, elleriyle yonttukları putları Allah’a aracı-şefaatçi yapanlara şöyle denilir} Bu gün bir kere yok olmayı değil, binlerce kez yok olmayı isteyin!” Furkan 25/14

قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاءً وَمَصِيرًا

“ Ey Muhammed! Onlara de ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaat olunan sonsuzluk cenneti mi daha iyidir? Çünkü sonsuzluk cenneti, onlar için bir ödüle ulaşma yeridir.” Furkan 25/15

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنْتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ

“ Ey Muhammed! Kıyamet günü senin Rabbin onları Allah'tan başka taptıklarıyla bir araya derler de, onlara der ki: " Benim şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?" Furkan 25/17

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَءَابَاءَهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا

“Onlar: "Bütün Noksanlardan Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp ta senden başka EVLİYALAR aramak bize yakışmaz; ama Sen onlara, atalarına öyle bol nimetler verdin ki, sonunda Seni anmayı unuttular ve yok olmayı hak eden bir topluluk oldular." derler.” Furkan 25/18

فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا

“Tapındıklarınız sizi, söylediğiniz sözlerde yalancı çıkardılar. Artık başınıza gelecekleri ne geri çevirebilir, ne de yardımda bulabilirsiniz. Sizlerden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattıracağız.” Furkan 25/19

Yukarıya aldığımız kutsal ayetler, apaçık uyarılardır. Bu uyarıları kulak ardı edeceklere diyecek sözümüz olamaz. Kendileri bilir. İsteyen-istediğini yapmakta özgür bırakılmıştır. İnanan kendisi için inanmış, inanmayan da kendi aleyhine olarak inanmamıştır. Allah {cc}’a karşı iman esaslarında parçalanma, bölünme yoktur. O’nun Sıfatlarına uymayan yakıştırmalar yapmak utanç vericidir. O’na hem Allah {Celle Celâlü hû} denilecek, hem de O Yüce Zata eşler, ortaklar tutulacak.

Ortaklık kavramı, dünya için geçerlidir. O da her yerde işlemez. İnsan karısını, eşini ortaklaşmaz. Cumhurbaşkanlığı ortaklık kabl eder mi? Devleti yönetmek için istişare, Meclis çok önemlidir. Bunların olması demokratik yönetimin gereklerindendir. İki Cumhurbaşkanı, iki Başbakan Bir ilde iki Vali yönetim işlerinde ne denli yakışık almazsa, Allah {cc}’ta Mülkünde başka birinin ortaklığını kabul etmez. O, Tek Tanrıdır. Ondan başka tanrı yoktur. Kendi Mülkündeki Hükümranlığına kimseyi ortak etmez.

Allah {cc}’ın Yarattığı fanileri, Yüce Yaratan’a ARACI, ORTAKÇI, ŞEFAATÇİ tutmak cidden utanç vericidir. İnsanlar dünya hayatında torpilden, kayırmadan, adam tutmadan, adama göre iş sisteminden yorulup bıkmadılar mı ki, aynı düzenekleri Allah gibi Tek, Benzersiz, Eşsiz, Denksiz olan Yüce Yaratanımıza bir takım insanları EVLİYA, Allah dostu, ERMİŞ, ERİŞMİŞ kişiler, yatırlar, mezarlardaki ölüleri kendilerine torpil olarak kullanıyorlar? Allah {cc}’ın Divan’ında hiç kimsenin torpili, kayırması yoktur. Allah {cc}’ın Divanı torpil divanı değildir. Orası, kılı-kırk yaran adalet, eşitlik ve Hak Divanıdır.

Yüce Yaratan bu ŞİRK kalıntısı pislikleri bağışlamadığını yukarıda sunduğumuz ve aşağıda sunacağımız ayetlerde bir-bir Tebliğ etmiştir. Bu kutsal belgeler, Hz. Muhammed {sav}’e indirilen Allah {cc}’ın son Kitabı olan Kur-an’ı Kerim’in ayetleridir.

Aşağıda bu ayetlere daha nicelerini ekleyeceğiz. Bu kutsal ayetlere rağmen biz üstatlarımızdan böyle gördük, diyenlere biz de deriz ki, Mekkeliler de Hz. Muhammed {sav} Efendimize: “Biz atalarımızdan böyle gördük” demişlerdi. Şirk konusunda uyarılan Mekkeli müşrikler, kendilerine okunan Kur-an ayetlerini kabul etmemişlerdi. Ayetler yukarıya çıkartıldı.

قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ

“ Ey Muhammed! De ki: "Bana, dini sadece Allah’a özgü kılarak O’na kulluk etmem Buyruldu." Zümer 39/11

فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلَا ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ

" Ey Allah’a ortak koşanlar; Allah’ın dışında dilediğinize kulluk edin. De ki, “ Kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratanlar işte bunlardır. Aklınızı başınıza alın. İşte apaçık hüsran budur.” Zümer 39/15

أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِنْ دُونِهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

“Allah, kuluna yetmez mi? ey Muhammed! Durmuşlar da seni Allah’tan başkalarıyla, Âllah’ın dışındakilerle korkutuyorlar. Her kimi ki Allah şaşırtırsa, artık ona HİDAYET edecek yoktur.” Zümer 39/36

MEKKELİ VE ÇAĞDAŞ MÜŞRİKLER

Yukarıda açıkladığımız gibi ŞİRK kavramını, sadece Mekkeli müşriklerle özleştirmek, ŞİRK kavramını bilmeden bu hareketin içine girmiş kimselerin söyleyebilecekleri bir iştir. Oysa ŞİRK kavramını çok iyi bilmesi gereken bazı kimselerin yapılan eylemlere kol kanat germeleri çok şaşırtıcıdır. ŞİRK denilen hareket, insanlığın yaratıldığı günden bu yana varlığını sürdürmüş, kıyamete değin de var olacak bir yaşantı biçimidir. Tarihte yok edilmiş ulusların bıraktıkları kentler, o kentlerin kalıntıları dünyanın dört bucağında hala ayakta durmaktadır. Kutsal Kur-anda bunlardan söz edilmektedir. Şu hale göre ŞİRK ve MÜŞRİK dediğimiz de Allah {cc}’a ortaklar koşanlar, geçmiş zaman içinde bu tarihi kalıntılarda yaşıyorlardı. Onlar yoldan çıkıp ta Yüce Yaratan’a eşler, ortaklar, aracılar edinince onlar yok edildiler. Yerlerine başkaları getirildi. Kur-an ayetlerinde ŞİRK-MÜŞRİK konuları geniş biçimde yer almıştır. Kendilerini din ulusu, din büyüğü olarak ilan eden bazı kimseler, Müslümanlara bir takım telkinlerde bulanarak, onların fikirlerini çelmek istedikleri saklanamaz boyutlara ulaşmış bulunuyor. Örnekleme:

“ Bir efendiye, bir zata bağlanmazsan cennete gidemezsin. Bunlar bizim önümüze düşerek bizleri cennete götürecekler. Çünkü bunlar, Allah {cc}’ın evliyalarıdır. Allah {cc}’ın yanında bunların büyük hatırları vardır. Bunlar evliya yani Allah dostları oldukları için, bunlara bağlanmadan cennete girmek mümkün değildir.”

diyerek Müslümanları parça-parça dağıtmışlar, her bir parçasını ayrı-ayrı kapışmışlar. Biz bütün Müslüman topluluklara sesleniyoruz. Bizim rehberimiz Kur-an’ı Kerim’dir. Biz Kur-an’ı Kerim’i rehber edinmekteyiz. Kur-an, ŞİRK-MÜŞRİK konusunda ne tebliğ ediyorsa biz ona uymak üzere söz verdik. Bunun apaçık belgesi:

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي ءَادَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ

“Ey Muhammed! Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi benliklerine tanık tutarak: “ Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde, " Kalû Bel⠓ pekâlâ Sen bizim Rabbimizsin, tanığız" dediler. Bu ikrarı, kıyamette, "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye almıştık. A’raf 7/172

أَوْ تَقُولُوا إِنَّمَا أَشْرَكَ ءَابَاؤُنَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ

“ Daha önce atalarımız ŞİRKE saptılar. Şirki biz değil, onlar çıkardılar. Biz atalarımızdan sürüp gelen bir soy idik. Bizim kendimizden haberimiz yoktu. {atalarımızın istedikleri yere sürüklenmiştik}” A’raf 7/173

Kur-an’ı Kerim, ŞİRK ve MÜŞRİK inancını reddetmiştir. MÜŞRİKLERLE büyük mücadele yapmış şanlı bir Peygamber ve onun Sahabelerinin direnişleri tarihin en görkemli bir devrini oluşturmuştur. O Şanlı Peygamber ve onun şanlı sahabelerinin, kendilerini kurtaracak aracıların, ortakçıkların peşine takıldıklarını kim iddia edebilir? Onların rehberi Kur-an idi. Kur-an, İlâhî Kaynaktan Vahiy yoluyla bizlere tebliğ edilmiştir. Kur-an’ın tebliğleri arasında: “ Bir evliya’ya bağlanmadıkça cennete gidemezsiniz” şeklindeki iddiaları destekleyecek bir tek ayet gösteremezler. Kur-an, Allah {cc}’a ve Hz. Muhammed {sav}’e itaat etmemizi buyururken bu buyrukların arasında, filan evliyaya bağlanmadıkça cennete gidemezsiniz şeklinde bir buyruk var mıdır? Hatta bırakın evliyayı, yatırı, “Hz. Ebubekir {ra}’e, Hz. Osman {ra}’a bağlanmazsanız cennete gidemezsiniz “ diye Kur-an’da bir tek ayet gösterilebilir mi? Kur-an’ı Kerim insanların bazı kişilere bağlanması için mi gönderilmiştir? Kur-an’ı Kerim insanları Kur-ana bağlanmaya çağırıyor. Kur-an’ı kerim’in tebliğinin ana hedefi; Allah ve Resulüne itaat esasına dayanır. Kur’an, Allah ve Resulüne itaati emrediyor. Hz. Ebubekir ra}, Hz. Ömer {ra} ve öteki Sahabelere itaati emretmiyor. Kur-an’ı Kerim’i asıl hedefinden saptırma, onun tebliğlerini hiçe sayma işte bu zihniyettir. Belgesi aşağıdadır:

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

“ Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, Elçimize düşen apaçık bir tebliğdir./Apaçık bir duyurmadır. “ Teğabun 64/12

Bu ayetlerin ortaya koyduğu gerçekleri göz ardı edeceklerin hesabı Yüce Allah {cc} ile kendi aralarındadır. Müslüman olduklarını söyleyen kişilerin Kur’an ayetlerini dolanmalarının hesabını da Allah {cc} onlara soracaktır. Zümer Suresinin 38. ayeti aşağıya alınmıştır. Bu ayette Peygamberimiz {sav} Efendimize hitaben: “Onlara; gökleri ve yerleri kim yarattı diye sorsan, onlar: “Allah Yarattı derler.” diye Buyurmuştur. Bu ayete göre Mekkeli Müşrikler de Allah’ın Varlığını tanıyorlar. Peygamberimiz {sav} ‘in Babasının adının da Abd-İllah> Abd-Ullah>Abd. Allah, Allah’ın kulu demektir. Mekkeli Müşrikler Allah {cc} kavramını bilip kabul ettiklerine göre, günümüzün çağdaş evliyacıları, yatırcıları, mezarlardan medet umanlar, nazar boncuklarından şifa bekleyenler, ağaçlara çaput bağlayanlar, ölülerden imdat isteyenler de Allah’ı bilip kabul ediyorlar. Mekkeliler Allah’ı bilip tanıdıklarına göre, putlarını Allah ile kendilerinin arasında aracı, yansıcı trafolar olarak kullanmaktaydılar. Aynı ŞİRK kalıntısı pislikleri günümüzün çağdaş insanlarının da aynen uygulamakta oldukları ne kadar düşündürücüdür. Mekkeli müşriklerin sadece putlara tapındıklarını artık kimse iddia edememelidir. Zümer Suresi 38. ayetine göre Mekkeliler, kendileriyle Allah {cc} arasında birer aracı yansıtıcı trafolar olarak kabul ettikleri, günümüzün çağdaş kimseleriiyle aynı ögelerden oluşmuş olduğu apaçık otaya çıkmış oldu.

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

“ Ey Muhammed! Ant olsun ki, o Mekkeli müşriklere: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan onlar: "Elbette Allah Yarattı" diyecekler. O halde sen de onlara de ki:

“Allah bana bir zarar vermek dilerse, Allah’ı bırakıp ta yalvardıklarınız/ dileklerde bulunduklarınız Allah’ın verdiği zararı benden giderebilecekler mi?

“Yahut Allah bana bir Rahmet dilerse Allah’ın Rahmetini giderebilirler mi, /önleyebilirler mi?

Ey Muhammed! Onlara de ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler,/ güvenenler Allah’a güvensinler” Zümer 3938

َأَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ شُفَعَاءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْئًا وَلَا يَعْقِلُونَ

“ Yoksa Allah’a ortak koşanlar, Allah'tan başka/Allah’ın dışında şefaatçiler mi buldular? Ey Muhammed! De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmadıkları, hiç bir şeye akıl erdiremedikleri halde de mi şefaat edeceklermiş?" Zümer 39/43

قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“ Ey Muhammed De ki: "Bütün şefaat Allah'ındır./Allah’a mahsustur./Allah’ın İzni iledir. Göklerin ve yerin mülkü/Hükümranlığı/Saltanatı O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na döneceksiniz." Zümer 39/44

Aşağıdaki ayeti çok iyi kavramak gerekir. Bu ayet, bütün mü’minlere uyarılar gönderiyor. Bu kutsal ayette Allah {cc} Tek olarak anıldığında kılları kıpırdamayanlar, Allah dostu, evliya, ermiş, şeyh, kanaat önderi, cemaat başları gibi kişilerin adları anıldığında kendilerinden geçer, olağan üstü coşkulara, vecd hallerine girerler. Onlar kendilerini sarsarak yerden-yere atar, çıldırmış gibi davranışlar sergiler, titreye-titreye sarsılıp bayırlar. Bunlar hakkında ne müthiş İlâhî bir uyarı yapmıştır.

2009 yılının Ekim Ayının sonuna doğru, böyle bir grubun görüntüleri televizyonlara yansıdı. Bir İlimize Suriye’den konuk olarak gelen bir şeyh’in müritlerinin görüntüleri kamuoyumuza yansıtıldı. Şeyh’in müritleri şeyhlerini görmek, elini öpmek için bir-birlerini çiğniyorlardı. Bazıları sa’ra nöbetlerine tutulmuş, sarsıla-sarsıla yerlere düşüyor, bazıları baygınlık geçiriyor, kimisi kendinden geçiyor, kimisi nefes almakta güçlük çekiyordu. Bunların bu hallerini İlâhî cezbeye bağlayanlar, bu hallerin Allah{cc} sevgisinden kaynaklandığını ileri sürüyorlardı. Bu halleri yaşamayanları, takva sahibi olmayan Müslümanlar olarak küçümsüyorlar, en has Müslümanların, bunlar olduğunu savunuyorlardı. Acaba bu şeyh’in taraftarlarının şeyhlerini görmeleri sırasında ortaya çıkan halleri, gerçekten Allah {cc} sevgisinin eseri miydi? Yoksa başka etkenlerin rolü de var mıydı?

Müritler, şeyhleri Suriye’den gelmeden önce bu cezbe, sa’ra nöbetlerine tutulmamışlardı. Eğer onlardaki coşkun cezbe sırf Allah {cc} sevgisinden olmuş olsaydı, bunun şeyhleri gelmeden önce de yaşanması gerekirdi. Oysa bu coşkun cezbe hali, şeyh’in gelmesiyle yaşandı. Hatta cezbe o sıralarda doruğa çıktı.

Benzer halleri, bu ekipler kendilerine mal ederek bunları kendi eserleriymiş gibi yansıtırlar. Böyle bir olayı bir zamanlar Sadettin Teksoy göstermişti. Bir kanal adına bir ilimizde çekimler yapıyordu. Bir dergâhta taraftarlar toplaşmışlardı. Küçük ciğerci şişlerini bazı yandaşlar avurtlarına, bazıları kollarına batırıyorlardı. Bu şiş batırma seansını bir şeyh hazretleri yönetiyordu. Şişler avurtlardan, kollardan çekildikçe, şeyh efendi mübarek tükürüğünü şişin yerine sürüyor, şeyh efendinin kerameti gereği şişin yeri kanamıyor, yara kapanıyordu. Bir ara nasıl oldu ise, müridin kolundan çekilen şişin birisi damara isabet etmiş olmasından dolayı şiş çekilince kan akmaya başladı. Kan öyle akıyordu ki, kanı durdurmaya şeyh’in tükürüğü yetmedi. Çok uğraştılar, sonunda yaraya tampon yaparak kanı durdurdular. Aradan hayli zaman geçti, günün birinde belgesel kanallar Türkiye’de de yayın yapmaya başladılar. Bu kanallardan birisi Hindistan’daki Hinduların Nirvana’ya ulaşmak için en çok acıyı çekme törenleri düzenlemişlerdi. Hindulardan pek çoğu kollarına, bacaklarına, koca-koca kılıçları saplamışlardı. Bazıları da boğazlarına kılıç sokuyordu. Birsi, kafasına televizyonun eski uzun antenini saplamış, koca anteni alıp götürüyordu. DODGE markalı bir pikaba monte edilmiş bir vinçte iki demir kancayı bir Hindu’nun sırtına geçirmiş vincin arkasında sırtında iki kanca ile asılmış olarak götürüyorlardı.

Yukarıdaki manzarayı okurlarımızdan pek çokları da izlemiş olabilirler. Bu ilimizdeki Şeyh’in ciğerci şişi ile yaptığı seans, şu anlattığımız olaylar karşısında cılız bir şey olarak kalmaktadır. Eğer şeyh’in kerameti öne çıkartılıp, Allah dostu, evliya, aracı yansıtıcı olarak anılan bu şeyhlerin yaptıklarıyla şu Hinduların yaptıkları karşılaştırılacak olursa, onlarınkinin yanında bizim şeyh’in yaptığının hükmü kalmaz.

Bir zamanlar, İstanbul’a bir Hintli kadın gelmişti. Bu kadın bir Hint tarikatının önderiymiş. Onun burada da müritleri varmış. O gün televizyonlara yansıyan görüntüler şaşılacak türdendi. İstanbul’daki müritler, bu kadının ayaklarını yıkıyor, ayaklarını yıkadıkları suyu da içiyorlardı.

Bir zamanlar ABD. Bir tarikat üyeleri aldıkları talimat gereğince topluca intihar etmişlerdi.

1990 lı yıllarda Eşim Melahat Hanımla birlikte Çiftehan Kaplıcasına gitmiştik. Bir ara bazı öğrencilerimle karşılaştık. Orada güzel bir ev vardı. onlara sorduğumda Vali’nin evi dediler. Hatırlı konuklar orada kalırlarmış. Bu sırada elleri silahlı birçok adam bizim kaldığımız otelin çevresinde koruma görevi yapıyorlardı. Biz de bunun Vali ve benzeri kimseler için olduğunu sanıyorduk. Eşim Melahat Hanım: “Buraya bir şıh gelmiş, o korumalar bu şıh’ınmış. Kaplıcadan ayrılmamıza bir gün kala Eşim, Şıh’ın müritlerinin okunmuş şeker dağıttıklarını, biraz da kendisinin aldığını söyledi. Bir ara eşim koşa-koşa odaya geldi. Yetiş Şıh’ın müritleriyle halk kavga ediyor dedi. Kapıya doğru vardığımızda sesler geliyordu. Meğer okunmuş şeker dağıtırken bazı açık kadınlar da şeker almak istemişler. Şeker dağıtan mürit bunlara: “Siz önce üstünüzü başınızı kapatın. Sizi gidi cehennemin odunları. Sizler Şeyh efendinin okunmuş şekerine lâyık mısınız defolun gidin.” diyerek bu bayanları kovmuş. Kavgada bundan çıkmış. Ben kapıya yaklaştığımda şeyh’in bir mürid,i beni gördü. Koşarak yanıma geldi. Rüstem Bey! Bir akıl ver, bizi bu kavgadan kurtar dedi. Kendisi Mardinli idi. Adana’da yıkımcılık yapıyordu. Bizim Köyün camiinin yıkımını da olar yapmışlardı. Kendisine koş bir torba şeker getir dedim. Şeker gelince: “Şeyh efendi o müridi kovdu. Sizden özür diliyor, buyurun şekerleri, alın “ diye bağır dedim. O dediklerimi yaptı. Şeker geldi, kavga gitti. Şeyh’in okuduğu şeker hayli bolcaydı. Bu şekerler baş ağrısından diş ağrısına, sancıdan sıtmaya, çocuk isteyene çocuk, dullara koca, öğrencilere üniversiteye girme, vel hasılı yetmiş derde deva idi. Şu güzel dinimizi bu şekle sokanlara ben ne demeliyim. Yazıklar olsun desem az gelir. Allah ıslah etsin.

Ayette geçen ahirete iman konusunda ileri-geri konuşacaklara hatırlatmamız gerekiyor. Ahiret gününe inandım demek imanın Şartlarının hepsine inanmış olmak demek değildir. İman bir bütündür. İmanın şartlarından birisine inanmayan bir kişi, kendisi ve çevresi ne derse desin o kişinin inanmış sayılamayacağı Kur-an’ın ayetleriyle sabit olmuş bir hakikattir. Allah {cc} ile birlikte başka birini araya sokuşturan, Allah {cc} ile birlikte evliya, ermiş, erişmiş, denilen kişilerin Allah {cc}’ın yanında büyük hatırı olduğunu söyleyerek, bunları Allah {cc} ile kendi aralarında aracı, şefaatçı, yansıtıcı kurtarıcı olarak ortaya süren kişiler, ahirete gerçekten iman etmemişlerdir. Ahirete gerçekten iman eden kimseler, Allah {cc}’’a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimselerdir. Yukarıdan beri Kur-an’ın ayetlerini ortaya koyuyoruz. Kur-an’ın apaçık ayetleri şirk’in belini kırmak için haykırıp duruyorken, mazeretler üreterek iman edilmez. Gerçek Müslümanlar ve gerçekten iman edenler, iman cevherinin parçalara ayrılmasını kesinlikle kabul etmezler. Böyle bir aymazlığa katkıda bulunamazlar. Allah {cc}’a ortak koşan, aracı tutan, şirk pisliğine bulanan bir kimse isterse ahretin her bir kıvrımına, her bir pınarına, her bir nar ve nruna inanmış olsun bu inanmanın ne önemi var? Allah {cc} gibi bir Yüce Allah’a fanileri aracı, yansıtıcı, trafolar yapacaklar, sonra da bu aracıları gördüklerinde cezbeye tutulacaklar, sa’ra nöbetleri gibi nöbetler geçirecekler, bunu da Allah {cc}’ı sevdikleri için böyle yaptıkları yalanını yayacaklar. Bu yalancı sara nöbetçilerinin halleri ve gerçek iman ehli olduklarını yaydıkları yalanı için Kur-an’ı Kerim hiçbir tevile hacet bırakmayacak açıklıkla bunları susturmaktadır.

وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ تَرَى الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى اللَّهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّرِينَ

“ Ey Muhammed! Allah’a karşı yalan uyduranların Kıyamet günü YÜZLERİNİN KAPKARA olduğunu görürsün. Bu gibi böbürlenenler için cehennem yerinde bir durak yeri olmaz olur mu? Zümer 39/60

َإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ اشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

“Böyle iken, Allah tek başına anıldığı zaman ahrete inanmayanların yürekleri burkulur da, Allah’ın dışında,/Allah’tan başka bağlandıkları kimseler anıldığı zaman sevinçten, coşkudan derhal yüzleri parlar.” Zümer 39/45

Zümer suresinin 39/45. ayeti, müritlerin coşkun cezbelerinin şeyh için yapıldığını apaçık bildirmektedir.

قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ

“ Ey Muhammed! De ki: "Ey cahiller! Sizler, şimdi bana, Allah'tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?" Zümer 39/64

Kulu ve son Elçisi Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Efendimize karşı açık uyarıda bulunuyor. Ulu Yaratan’ın bu açık uyarısını kulak ardı edecekler, hesaplarını O Yüce Yaratan’a verecekler. Uyarı aşağıdadır.

وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

“Ey Muhammed! Ant olsun ki, sana da, senden öncekilere de vahyolunmuştur. " Yemin Ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun." Zümer 39/65

بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ

“Hayır-hayır sakın ha! Ey Muhammed! Bundan dolayı yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.” Zümer 39/66

نَحْنُ أَوْلِيَاؤُكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِي أَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ

"Biz sizin hem dünya hayatında hem ahret hayatında EVLİYANIZIZ/ DOSTUNUZUZ. Sizin için cennette canınızın çektiği ve dilediğiniz her şey vardır." Fussılet 41/31

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

“ Ben Müslümanlardanım, kendini Allah’a verenlerdenim diyen, güzel, hayırlı işler yapan ve Allah'a davete çağıran kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” Fussılet 41/33

إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَائِي قَالُوا ءَاذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِنْ شَهِيدٍ

“ Kıyametin bilgisi Allah’a aittir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Kıyamet günü Allah o ortak koşanlara, şefaatçi tutanlara, yansıtıcı tafolar edinenlere: " Bana koştuğunuz ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, onlar: "Senin ortağın olduğuna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz." derler.” Fussılet 41/47

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَحِيصٍ

“ Dünyada iken dua ettikleri, dileklerde bulundukları, ARACI-ORTAKÇI yaptıkları evliya, yatır, mezar, put, totem gibi faniler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. Kendilerinin de kaçacak yerlerinin olmadığını anlamışlardır.” Fussılet 41/48

وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَولِيَاءَ اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ

“ Allah'tan başka,/Allah’în dışında evliyalar/Allah dostları, aracı, şefaatçiler edinenlere gelince, işte Allah onları sürekli olarak gözetlemektedir. Ey Muhammed! Sen onlara vekili değilsin ” Şuara 26/6

أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ فَاللَّهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Demek onlar, Allah'tan başka EVLİYALAR mı edindiler? Oysa asıl Veli Allah'tır. Ölüleri diriltecek olan da O’ dur. O'nun her şeye gücü yeter.” Şuara 26/9

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“ Yoksa onların, Allah'ın dinde yapılmasına izin vermediği bir dini getiren ortakları/şerikleri mı var? Eğer kesin Yargı/Hüküm olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.” Şûra 26/21

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ أَوْلِيَاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبِيلٍ

“Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir EVLİYALARI, yardımcıları, aracı şefaatçileri, yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu da yoktur.” Şura 26/46

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Ey Muhammed! İşte böylece buyruğumuzla Cebrail ile göndererek sana Kur-an'ı vahyettik. Ondan önce sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen, doğru yolun rehberliğini yapıyorsun.” Şura 26/52

إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ

“ Ey Muhammed! Gerçek şu ki onlar, Allah'tan gelecek bir şeyi senden uzak tutamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin EVLİYASIDIR. Allah ise takva sahiplerinin Velisidir.” Casiye 45/19

هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

“Bu Kur'an, insanların beyinlerine işleyen bir nur, inanmak isteyen bir Ulus için de HİDAYET ve Rahmettir.” Casiye 45/20

قُلْ أَرَأَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَوَاتِ اِئْتُونِي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هَذَا أَوْ أَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

“Ey Muhammed! De ki: "Allah'tan başka/Allah’ın dışında yalvarıp-yakardıklarınızı,/dileklerinize dualarınıza otak ettiklerinizi, Allah ile aranıza sokuşturduklarınızı gördünüz mü? Onlar yeryüzünde neler yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların Allah ile ortaklıkları göklerde midir? Bu iddialarınızda doğru sözlülerden iseniz size indirilmiş bir kitap veya ulaşmış bir bilgi kırıntısı getirin bakalım. ” Ahkaf 46/4

وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek olan fanilere dua eden/dileklerde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa dileklerde bulundukları kendilerinin dualarından/dileklerinden habersizdirler.” Ahkaf 46/5

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

“Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Ben bana ve sizlere ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene tabi olurum. Ben ancak ve sadece apaçık bir korkutucu/bir uyarıcıyım.” Ahkaf 46/9

فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ قُرْبَانًا ءَالِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذَلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

“ Allah'ı bırakıp da kendilerini Allah’a yaklaştıracağını sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etmeleri gerekmiyor muydu? Ama hayır, aksine onlardan uzaklaşıp kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır. “ Ahkaf 46/28

وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهِ أَولِيَاءُ أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

“ Allah'ın yoluna çağıran davetçiye uymayan kişi şunu iyi bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacak değildir. Onun için Allah'tan başka evliyalar da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklıktadır. ” Ahkaf 46/32

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ

“ İşte gerçekten Allah, iman edenlerin Velisidir. İnkâr edenlerin ise Mevlaları yoktur.” Muhammed 47/11

الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ

Allah ile birlikte/Allah’ın yanında başka ilâh edinen kimseleri şiddetli azaba atın. buyurur.” Kaf 50/26

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları,, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurmamaları uygun olanı yapmakta sana karşı gelmemek şartı ile sana biat etmek üzere geldikleri zaman onları kabul et. Onlara Allah’tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah Bağışlayandır, acıyandır.”” Mümtehine 60/12

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ

“ Muhammed, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,” Hakka 69/44

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ

“ Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.” Hakka 69/45

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ

“ Sonra da onun şah damarını Koparıverirdik Hakka 69/46

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ

“ O vakit sizden hiçbiriniz Muhammed’e siper de olamazdınız Hakka 69/47

Hz. Muhammed {sav} Efendimiz ile ilgili olan şu ayetleri dikkatle incelersek, Yüce Allah {cc}’ın Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed aleyhisselam’a, karşı kullandığı terimler korkunç bir mahiyette görünüyor. Kendi Ahir Zaman Elçisine bu ihtarları yapan Ulu Tanrı, Kendisine karşı ŞİRK gibi bir eylemi yapanlara neler yapmaz varın siz kıyas edin.

……………………………………………………………………………………………………………………………


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar