Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 38
Bugün: 165
Toplam: 1.109.861
 

yaratılan evren

EVREN KENDİ VARLIĞININ SEBEBİ OLAMAZ

 

Evren ve evrendeki varlıklar yaratılmıştır. Bilginler,  Yaratılış Yasalarını pek çok kere sınadılar. Kendiliğinden olma, kendi kendine olma, tesadüfen olma gibi sözler, bilim dışı varsayımlardır.

 

1-Evrende bir şeyin başka bir şeyi, yokken var etmesi için, var eden şeyin,

var ettiği şeyden akıllı ve zeki olması lazımdır.

2-Evrende bir şeyin başka bir şeyi yokken var etmesi için, var eden şeyin, var ettiği şeyin, dışında olması lazımdır.

3-Evrende bir şeyin başka bir şeyi yokken var etmesi için, var eden şeyin, var ettiği şeyden üstün olması lazımdır.

 

MUTLAK YOKLUK

 

Mutlak yokluk, hiç bir zaman var olmayan ve hiç bir zaman var olmayacak olan demektir. Örnek: Allah’tan başka bir İlah yoktur.

Yokluk; Yaratan tarafından yaratılma alanına ve imkanına sahip olabilecek durum demektir.

Bu evren yokluktan yaratılmıştır. Yukarda üç ana ilkeye dikkatle baktığımızda evrende hiç bir şey yokken kendi kendine kendiliğinden veya kendi kendini yarattı diyemeyiz. Bu gerçeği, bilimsel temellere oturtmak için üç ana başlık konulmuştur. Bu önemli belgelere hepimizin bileceği örneklemelerle yanıt vermek mümkündür.

ÖRNEKLEME:

Bilgisayar dediğimiz aygıt kendisini yine kendisi var etmiş olsaydı, yani bilgisayar kendisini kendisi yaratsaydı o zaman;

1-Bilgisayarın, bilgisayardan akıllı ve zeki olması gerekirdi.

2-Bilgisayarın, bilgisayarın dışında olması icap ederdi.

3-Bilgisayarın, bilgisayardan üstün olması icap ederdi.

Oysa; aşağıdaki karşılaştırmayı dikkatle incelersek bakınız nasıl bir sonuca ulaşıyoruz?

1-Bilgisayar, ne kendisinden akıllı ne de kendisinden zekidir.

2-Bilgisayar, bilgisayarın zaten kendisidir. Çünkü bilgisayar, bilgisayarın dışında değildir. Bilgisayar, bilgisayarın içindedir.

3-Bilgisayar, bilgisayardan ne üstündür ne aşağıdır.

Bazılarımızın aklına bu son maddede bilgisayarın bilgisayardan üstün olmadığı sav’ını incelerken; ‘’Daha gelişmiş bilgisayarlar çıkıyor.’’, diye düşünenler olursa, bu düşünmelerin bir yanılmadan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Çünkü bizim burada incelediğimiz esas konumuz, bilgisayarın kendisinden üstün veya aşağı olmaması konusudur. Daha gelişmiş bilgisayarda, o gelişmiş bilgisayar da kendisinden üstün değildir. Bu itibarla:                                                                                      

 

1-Bilgisayar, akıllı ve zeki biri tarafından yapılmıştır.

2-Bilgisayarı yapan, bilgisayarın dışındadır.

3-Bilgisayarı yapan, bilgisayardan üstündür.

 

Görülüyorki:

1-Bilgisayarı yapan mühendisler, bilgisayardan akıllıdır. 

2-Bilgisayarı yapan, mühendisler bilgisayarın içinde değil dışındadır.

3-Bilgisayarı yapan, mühendisler bilgisayardan üstündür.                                                                                                                                                                                                                                                                      

Eğer evren, kendisini yaratmış olsaydı veya kendi kendine var olmuş olsaydı, o zaman yukarıdaki ölçüye vurduğumuzda evrenin evrenden akıllı, ve zeki olması gerekirdi. Oysa evren, ne kendisinden akıllıdır ne de zekidir. Aslında evrende akıl ve zekâ da yoktur.

Çünkü evreni yöneten yasalar, evrenin dışındaki bir güç tarafından evrene konulmuştur. Şayet evren kendi kendini yaratsaydı veya kendi kendine var olmuş olsaydı, bu tespitlerimize göre evren, evrenin dışında bir güç olması gerekirdi. Oysa evren: EŞİTTİR evrendir. Evren, evrenin ne içindedir, ne dışındadır. Yine bu belgelere göre eğer evren, kendi kendisini var etseydi veya kendi kendine var olsaydı, o durumda evrenin bu kadar güçlü evren yasalarını koyması için evrenin kendisi, kendisinden üstün olması gerekirdi. Halbuki,  evren= {denktir} evrendir.

Evreni “Varken yok olmaz, yokken var olmaz” diye nitelemek evrenin var oluş gerçeğine aykırıdır. Evreni varken yok olmaz olarak tasavvur etmek ve onu bu niteliklerle nitelendirmek evrene başlangıçsızlık ve sonsuzluk niteliği yüklemek olur ki, bu da evrenin tanrılaştırılması anlamına gelir. O zaman başı ve sonu olmayan, ezeli ve ebedi olan bir evrenin içinde ölümlü, dirimli, yanan, yok olan, tükenen, buharlaşan gazlar, katılar bulunmazdı. Çünkü ezeli ve ebedi olan değişmez, değiştirilemez, bir halden başka bir hale girmez sıfatlarıyla sıfatlanmıştır. Bu durumda evren, kendisi ezeli ve ebedi olacak, değişmeyecek, bir halden başka bir hale girmeyecek, niteliklerinde ve zatında hiç bir değişiklik olmayacak, ama bir taraftan genişleyecek öbür taraftan bozulanları, pörsüyen, sölpüyenleri, yok olanları, yakılanları cevherinde barındıracak. Bu, gerçekten utanç verici bir düşüncedir.

Evrene başlangıçsızlık ve sonsuzluk, ezeli ve ebedi sıfatları yüklendiği takdirde hem evren ve hem de evren yasalarının bizzat zaruri/zorunlu olmaları, yani zorunlu yasalar olmaları gerekir. Zaruri/zorunlu teriminin iyi anlaşılması için, bu terimin yükleminin de iyi anlaşılması lazımdır. Zaruri terimi: {o olmadıkça hiçbir şey olmaz. yahut, “onun varlığı zaruridir” dediğimizde onun varlığı, başka birinin varlığına muhtaç olmadan var-dır.} demiş oluyoruz. Şu duruma göre gerek tabiat/doğa yasaları ve gerekse evrensel yasaların varlıkları bizzat zaruri/zorunlu olmak icap eder.  Yani evren, kendi kendine varsa, evrenin yasaları da kendi kendine vardır demektir. Evrenin bağlı bulunduğu yasaların bizzat zaruri/zorunlu olmaları halinde o zaman evren, zorunlu değildir. Zorunlu olamaz. Çünkü ya evren zaruridir/zorunludur, yani kendi kendine olmuştur ya evren yasaları kendi kendine olmuştur. Şayet evren bizzat var ise, yani varlığı kendinden ise o zaman evreni kuşatan yasalar, kendi kendine olmamıştır.

Eğer evren yasaları bizzat var ise, yani varlığı kendinden ise, o zaman evren, sonradan yaratılmıştır. Aslında evren yasaları, evrene hükmetmektedir. Kütle çekim etkileri, merkez kaç güçleri ve daha nice milyon yasalar evreni yönetmekte ve evrenin içinde bulunan bütün varlıkları bir arada tutmakta, evrenin çökmesini engellemetedir. Evren yasaları, işlevini kaybettiği, görevini tamamladığı andan itibaren, vreni dengede, bir arada tutan evrensel bir güç kalmayacağı için evren çökecektir. İşte buna kıyamet diyoruz. Şu halde evren, evrensel yasalar tarafından yönetiliyor demektir. Öyleyse, evren yasaları tarafından yönetilen bir evrenin, ezeli ve ebedi olması, yani kendi kendini yaratmış olması bilimsel olarak imkân dışıdır.

Evren yasalarına gelince, evren yasaları, evrenle birlikte yaratılmıştır. Öyleyse, yaratılmış olan evrenin yasaları da yaratılmıştır. Çünkü evren yasalarının evrenin dışında olmaları, evrenden sonra var olmaları, evrenden önce olmaları da mümkün değildir. Evren, yaratılırken, yasaları da kendisi ile yaratılmıştır. Çünkü evren, hız, suret/form, şekil, zaman, hareket, hız ve yasalar birlikte ve aynı anda yaratılmıştır.

Evren yasalarını evrenden alırsanız, ne evren kalır ne yasalar kalır. Evren yasaları evrene hükmettiğine göre, bu yasalar evrenden güçlüdür. Çünkü bir şeye hükmeden ona egemen olan, hükmettiğinden daha üstündür. Buna göre evren yasaları ve evren: Önlü ve sonlu olduğuna göre evrenden üstün, evrenin dışında bir varlığın bunları yaratmış olması hem bilimsel hem aklen ortaya konulmuş oluyor.

Bizzat var olmak, hiçbir şeye muhtaç olmamak, her şeyin kendisine muhtaç olması, değişmez, vazgeçilmez niteliklere sahip olması, evren hakkında kullanılamaz. Çünkü evren, Huble Yasasına göre genişlemektedir. Genişleme demek, bir halden başka bir hale girmek, yani değişmektir. Başlangıçsızlık ve sonsuzluk sıfatı, değişmemeyi zorunlu kılar.

Ezeli ve ebedi olan ise, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, yenilenmez, değiştirilemez, değişikliğe uğratılmaz, çürümez, halden hale girmez, uyumaz, uyuklamaz, büyümez, küçülmez, kısalmaz, uzamaz, irkilmez, durmaz. Bu nitelikler ezeli ve ebedi olmayanda bulunmaz.

Evrenin bir başka özelliği de bir mekân kaplamış olmasıdır. Madde; “mekânda yer tutan” olarak tarif edilir. Gerek bizler, gerek dünyamız ve gerekse evrenin içindeki bütün varlıklar bir mekânda yer tutuyorlar. Bu mekânın adı da evrendir. Öyleyse evren, bir mekânlar manzumesi, mekânların mekânıdır. Kendisi de bir mekânda yer tutmaktadır.  Eğer evren kendi kendie veya tesadüfen var olmuş olsaydı, Mekânları içinde barındırmaması, mekânda yer tutmaması gerekir. Oysa evren, hem kendisi mekândır, hem kendisinde mekân tutulmaktadır. Şu hale göre evren, bir maddedir ve yaratılmıştır. Kâinat, yani evren, yaratılmış bir varlıktır. Onun bir başlangıcı bir sonu vardır. Evrenin başlangıcı bilim adamlarınca kayıp radyasyonun-ışınımın- bulunmasıyla 14.5= on dört buçuk milyar yıl önce yaratıldığı belgelendi.

Biz ise bunları, Kur’an-ı Kerim’in belli bir bölümünden okuyucuya intikal ettirmiş, sunmuş bulunuyoruz. Evrenin ilk yaratıldığı anın benzer bir modelini parçacık fiziğiyle uğraşan bilginler çekirdek hızlandırıcılarında temsili olarak yapmaya uğraşmışlar ve yakın bir ölçekle bunu ortaya koymuşlardır.

’Fizikçilerin parçacık hızlandırıcılarında elde ettikleri; 5.000 GeV’ luk enerji düzeylerinde elde ettikleri bilgilerle, daha yüksek 1015 GuV’luk enerji düzeylerinde neler olabileceğini tahmin edebilmektedir. İşte bu bilgilerin yardımıyla, kâinatın ilk yaratılış anındaki çok yüksek sıcaklık altında, proton, nötron, elektron, nötrino, foton, kuark, lepto-kuark vs. gibi temel parçacıkların nasıl davranacaklarını sadece teorik olarak değil, empirik/deneysel olarak da kestirebilmektedirler. Yeni parçacık hızlandırıcılarında geçici bir an ilk yaratılış anından hemen sonrasında, başlangıçtan bir saniyenin milyon x milyon anında biri kadar minik bir zaman sonrasını astronomik sıcaklıklarına ulaşmak, ilk patlamadaki şartları geçici bir süre taklit etmek mümkün olmaktadır.

Şu an evrende bulunan bütün elementler ve atomlar bu Bing Bang sırasında yaratılmışlardır. Ünlü kimyacı Lavuisier’in ‘’Madde yok olmaz, kaybolmaz ve yine yeniden yoktan yaratılmaz’’ diye formülleştirdiği madde ve enerji korunum yasası, Big Bang sonrası için geçerlidir. Artık Lavuisier’in {Lavaziye}nin bu kanunu da maddeyi enerjiye, enerjiyi maddeye çevirdiğimiz günlerle birlikte geçerliliğini yitirmiştir.

Evrenin ezeli, başlangıçsız olmadığının birçok kanıtları vardır. Bunların başında da, ‘’Elementlerin yarı ömrü’’ tabir edilen bozulmadır. Atom dünyasının en dayanıklı birinci temel maddi partikülü kabul edilen ‘’proton’’un bile yarı ömre sahip olduğunu biliyoruz. Her ne kadar protonun yarı ömrü, kâinatın yaşı kadar uzunsa da, bu bile maddenin ezeli olmadığının en net cevabıdır.

Uzmanlar; Planck sabitesinden, ışık hızı sabitesinden ve gravitasyon sabitesinden yararlanarak zaman, mekân ve enerjinin bölünmez en küçük birimini hesapladılar. En küçük zaman aralığı olarak 10-43 saniyeyi buldular. İşte bilim adamları doğumdan {evrenin yaratılma anından} hemen sonrası için 10-43 saniye gibi çok minik bir zaman sonrası için tahminlerde bulunmaya cesaret edebilmektedirler. Dedik ya, tahmin veya senaryo T=0 anının her şeyin başlangıcı ve yaratılış anı olarak bilmekteyiz. İşte şimdi yaratılış başladıktan bir saniyenin 1043 saniye sonrasında olup bitenlerin en son rötuşlanmış senaryolarını aşağıda bulacaksınız.

“Yaratılıştan 10-43 saniye sonra; artık enerji, zaman rakamsal olarak tarif edilmeye, mekân da boyut olarak hesaplanır duruma gelmiştir.

Elektro manyetik kuvvet ile zayıf nükleer kuvvet birbirinden ayrı ayrı görülmeye başladığında, başlangıçta saniyenin milyonda biri kadar bir zaman geçmiş, sıcaklık da; 1013 K0 ‘ye düşmüş bulunmaktaydı. Bu dönemde Kuarklar üçer üçer birleşmeye başlamışlar, proton ve nötronlar, yani nükleonlar varlık sahnesine çıkmaya başlamışlardır. Bu dönemden önce evren, âdetâ bir Kuark çorbasıydı. Bu kozmik çorbadaki hadronlar (nükleon ve mezonlar) aşağı yukarı eşit sayıdaydı. Baryonlar, {ağır hadronlar, proton ve nötronun kararsız şekilleri}nin sayısının anti baryonlara milyarda bir oranda fazla olduğunu söylemiştir. Baryonlarla karşıt baryonlar birbirlerini ikişer ikişer yok etmekte ve çok yüksek enerjili gamma fotonları da maddeleşerek, baryon-antibaryon çiftlerini vermektedir.” {Tanrıya Koşan Fizik Sadettin MERDİN Timaş yay. İstanbul 1998. Sh. 269’kadar}

 

                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                     

                                                            كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

“Dünya üzerinde olanlar fanidir./ölümlüdür.”Rahman 55/26

                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                

                                           وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ  

“Sadece, senin Celâl ve İkram Sahibi olan Rabbinin yüzü-Zâtı- bâki’dir.” Rahman 55/27  

 

Parçacık fiziğinin verdiği bilgiye göre evrende en küçük parçacıklar birbirleriyle sürekli etkileşim ve karşılıklı takas yapmak üzere programlanmışlardır. En küçük parçacıklar, bir yandan ölürken diğer yandan da diriltilirler. Bu yaratılış ve yok oluş, evrenin temelini teşkil eder. Evrendeki küçük parçacıkların zamanın en küçük bir dilimi sayılan saniyelerin bile çözemediği bir zaman aralığında sürekli olarak var edilmesi ve yok edilmesi sürekli yaratılıştır.

                                                                                     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                      

                                                       الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ                                    

“O, öyle bir Allah’tır ki, sizlere yeşil ağaçtan od/ateş çıkarandır. Şimdi sizler o odu/ateşi yakıp duruyorsunuz.” Yasin 36/80

 

{Bu ayeti yorumlayan Dr. Haluk Nurbaki’yi rahmetle anıyorum.}

Yeşil ağaç oksijen üretir. Biz onu karbondioksite çeviririz. Karbondioksit, tekrar ağaca gider, ağaç tekrar oksijene çevirir. Biz oksijeni yakarız. Aldığımız her nefeste yeşil ağacın çıkardığı oksijeni yakıt olarak kullanırız. Bu, hem yaratma ve hem yok etmenin her an yaşadığımız bilimsel bir belgesidir. Evrenin küçük parçacıklardan meydana geldiği ise bir gerçektir. Şu hale göre evren sürekli bir yaratılış ve yok edilişten ibarettir. Bu durumu canlılarla karşılaştırdığımızda canlılar için doğuş ve ölüş terimlerini kullanırız. Bu anlamda madde için de kullanılabilecek bir terim sayılmalıdır. Sürekli Yaratılış Yasası’nın en önemli belgelerinden birisi de içinde yaşadığımız zaman faktörüdür. Zaman evrenle birlikte Yaratılmış bir boyuttur.  Einstein 1905 yılında Özel İzafiyet/özel Bağıllık Kuramıyla zamanı 4.ncü Boyut olarak açıklamıştır. Dünyanın güneş çevresinde ve kendi ekseninde yapmış olduğu her bir dönüş ve salınış hareketi, zamanın adıdır. Dünya, kendi çevresindeki dönüşünü 23 saat 56 dakika 4 saniyede yapar. Güneş çevresindeki dolanım ve salınım hareketini 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyede tamamlar. İşte bizim için zaman budur. Yani dünya zamanı, dünyanın güneş çevresinde ve kendi ekseninde her bir saniyede, kilometre cinsinden aldığı yol demektir. Bu da 29.800 kilometre/sn.’ye eşittir. Şu hale göre dünya ve evren ve öte evrenler, her biri yaratılırken zaman, hareket, form/şekil, hız ve enerji/güç ile birlikte yaratılmışlardır. Bunları birbirinden ayıramayız. Şayet zaman varsa, zamanın var olması için de bir mekân gereklidir. Zamanın varlığını göstermesi için bir evren ve evrenin içindeki dünya gibi varlıklar gereklidir. Dünyanın zamandan ayrı düşünülmesi, bilimsel olarak mümkün değildir. Dünyayı dönmeden, dönmeyi yörüngeden, yörüngeyi güneşten, güneşi ve Dünyayı merkez kaç gücünden ve kütle çekim etkilerinden soyutlayamayız. Form/şekil maddenin biçimidir. Ama madde sadece biçimden mi ibarettir? Maddeyi enerjiden, güçten ve hareketten soyutladığımız zaman madde de kalmaz, şekilde kalmaz. Güneşi Samanyolu’ndan Samanyolu’nu evrenden, evreni genişlemekten ayrı düşünmek varlığı inkâr etmektir. Zaman mekânsız, mekân zamansız akamaz. Her saniye, her salisede zaman tükenmekte ve yeniden yeni bir zaman doğmaktadır. Yani her bir santimetre, metre ve kilometrelerde geride kalan zaman ölmekte ve her bir saniyede yeni bir mesafe bir adım, bir hareket ve zaman doğmaktadır. Şu hale göre zaman ve mekân, sürekli olarak yaratılmakta ve yok edilmektedir.

                                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                          

                                          يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ                         

“Göklerde ve yerde olanlar, her şeyi O’ndan isterler. O, her an kâinata/evrene tasarruf etmektedir.” Rahman 55/29

                                                                   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                    

 إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا إِنَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ           

“Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi/sözü hak ve gerçektir. Gerçek şu ki, Allah, önce yaratır sonra yaratmaya devam eder. Bunu da inanıp yararlı iş yapanlara adaletle vermek için yapar. O, küfredenlere,/inkârcılara gelince işte onlara, kızgın bir içecek ve elemli bir azap vardır. Bu, onların inkârlarından ötürüdür.” Yunus 10/4

                                                                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                     

                                                 اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ          

“Allah önce yaratır, sonra yaratmayı iade eder, yeniler, türetir sonra siz ona döneceksiniz.” Rum30/11

 

Evrende parçacıkların sürekli olarak yok olmaları ve yeniden var olmaları, onların kendi iradeleriyle olacak bir iş değildir. Çünkü hiç olmayanın hiçlikten kendi çabasıyla, aklıyla, zekâsıyla, iradesiyle kendi kendini var etmesi mümkün değildir. Yok olan bir şeyin yokken var olması, kendi çabasıyla olmuş olsaydı, böyle bir iş bilimselliğe aykırı olurdu. Çünkü yok olan bir şeyin, yani hiç’in gayreti, çabası, aklı, zekâsı, gücü, kudreti de hiçtir. Hiç dediğimizin, varlığı da hiçtir. Öyleyse hiçin, yani yok olanın gayretinden, zekâsından bahsedilmesi bilimsel bilgiye aykırıdır. Bunların kendilerini yeniden yaratmalarından, var etmelerinden söz edilmez. Çünkü evrende böyle bir kavram yoktur.

Evrendekiler yokluktan varlık âlemine bir plan ve programla ve güçlü bir iradeyle çıkmışlardır. Evreni ve öte evrenleri ve bunların içindekileri yaratmayı murad eden, evrenin dışında, evrenden üstün, evrenden güçlü, evrenden akıllı bir Yaratıcının bu evreni Yaratması, Yaratıcının Mutlak iradesinin sonucudur. 

BU YARATICI: ALLAH ZÜLCELÂL’DİR.

 

Temmuz 2002

Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

Eğitimci Yazar-Teolog-Kökenbilimci

Bilgeata-Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

 

Kaynak: “Yüzleşme Doktrini. Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Zirve Basımevi. Adana 2002.Güncellenmiş alıntı.”

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar