Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 49
Bugün: 176
Toplam: 1.109.872
 

Anatolia

ÇALINAN TÜRK TARİHİ

 

ANATOLİA>ANADOLU>ANATOLLEN

 

Bu Bölümde ANATOLİA>ANATOLYA>ANATOLLEN sözlerinin ANADOLU şekline dönüşmesinin köken bilgisini, etimologysini, etimolojisini inceleyeceğiz. Üzerinde yaşadığımız Kutlu Anadolu Topraklarının adının köken bilgisini bilmemizin, bizlere büyük yarar sağlayacağına inanıyorum. ANATOLİA> ANATOLYA>ANADOLU adının anlamını bilmek, Türkleri Anadolu’dan çıkarmak için çalışan emperyalist güçlere ve onların yerli işbirlikçilerine >emperuşaklara> kölemperlere< güçlü bir Osmanlı Tokadı olacaktır.

Anadolu coğrafyası üzerinde gözü olanlar: “Türkler Anadolu’yu işgal ettiler. Türklerin asıl Yurdu Orta Asya’dır. Türkleri geldikleri yere göndereceğiz” diyen emperyalistlere ve onların içerideki işbirlikçilerine >kölemperlerine< kesin, yalın, bilimsel ve belgesel cevaplar verebilmek için ANATOLİA> ANATOLYA> ANATOLLEN sözlerinin köken bilgisini su gibi ezberleyerek Mübarek Vatanımıza göz dikenlere gerekli yanıtları vermemiz aş gibi, ekmek gibi, su gibi, hava gibi gerekli olan bir şarttır. Bu topraklar uğruna, nice milyon Vatan evladı, gözünü kırpmadan şu kara topraklara düştü de OF bile demedi. Onların samimi vicdanlarını sorgulamak hakkı, ne onları bu kara topraklara düşüren EMPERYAL DÜŞMANLARA,/ YAĞI’LARA, ne de emperyalistlerin emperuşaklarına verilmiş bir hak değildir. Gözünü kırpmadan VATAN TOPRAKLARINA düşen bu Vatan evlatları, kimimizin babası, kimimizin dedesi, kimimizin dayısı, kimimizin ninesi, kimimizin haminnesidir. Onların hatıralarını, çok değerli ve hiçbir yerde kolay-kolay yetişmeyen nadide bir çiçek gibi özenle korumak, kurdun-kuşun, edepsizin, uğursuzun, nursuzun, haraminin, bir avuç kalemşorun gerçekte bir avuç kölemperin, empeuşağın şerrinden korumak, bizim en kutsal vicdani ödevimizdir.

{Not:

-G- harfi İngilizcede -J- okunduğu halde Türkçe ve Almancada G okunur.}

Kölemper, Emperyallerin kölesi, işbirlikçi,       

Emperuşak: emperyalistlerin uşağı, işbirlikçi anlamındadır. Bu terimler ilk defa tarafımızdan kullanılmıştır}

 

GERÇEK HAK, EN DEĞERLİ HAK HANGİSİ OLABİLİR?

 

Bir insanın en değerli varlığı nedir diye sorulduğunda, buna bütün insanlar hiç düşünmeden “YAŞAMA -HAKKI” diye yanıt verirler. Bunu yalnızca Türkler vermezler, bütün insanlar aynı yanıtı verirler. İnsanın yaşama hakkı, öbür haklarının toplamına denk gelecek güçte bir haktır. Bizim atalarımız, şu anda bizim kullanmakta olduğumuz bütün haklarımıza denkteş gelecek bir hakkı; can pazarını kullanarak bu Vatanı bizlere armağan ettiler. Buna göre:

 

“VATAN HAKKI: BÜTÜN HAKLARIN TOPLAMINA DENK OLAN EN KUTSAL HAKTIR

                                                                                              

Açıklayacağımız bilgi ve belgelerin tarihi M.Ö: en az 2 ila 3 bin yıldan önceki kadim devirleri- ön devirleri- göstermektedir. O devirlerde Yunan, Grek diye henüz bir ulus yoktu. Şimdi Yunan sahası denilen saha, Türklerin sahasıydı. O devirlerde Yunan’dan/Grek’ten/Megola idea’dan söz edilemezdi, çünkü o devirlerde henüz Yunan/Grek Ulus’u Uluslaşmamış, tarih sahnesinde henüz yaratılmamıştı. {Megola İdea; Doğu Roma şimdiki çakma adıyla Bizans’ı yeniden ortaya çıkarmak demektir. Alman yazar Hiromo Wolf adında birisi Fetihten 104 yıl sonra 1557 tarihinde ilk kez Bzantium sözünü etmiş, daha sonra bu çakma ad Bizans diye ünlenmiştir. {Oysa Doğu Roma Devletinin, {Çakma adıyla Bizans’ın},  Yunan ile Grek ile en ufak bir kan bağı yoktur. Yunanca Doğu Rama Devletinin ancak M.S. 7. Yüz yılın ortalarına doğru resmi dili olmuştur. Doğu Roma’nın Yunanlılıkla, en ufak bir oraganik bağı yoktur. Doğu Roma Devletinin kuruluşunda, yaşayışında hep ön saflarda Komenoslar/Kumanoşlar, Peçenekler, Uzlar ve öteki Yafetikler, yani Türk soylular bulunmuşlardır.}   Bütün Balkan sahası, Latin/Laçin sahaları, Frank/Frenk/Fransız sahaları, Britanya,  Germen, Irland, Gallar, İsveç-Sweden sahalarının hepsi Türklerle meskun idi. Uluslaşma, DNA. Sapmaları, GEN. Fırlamaları devri başladığında bu TURK’LAR,>TURKA’LAR,>TIRAKLAR,   TÜRK’LER dönüşerek kimisi, Yunan/Grek, kimisi Latin/ İtalyan, kimisi Brint,/Britania, kimisi Sveden/İsveç oldu. İsveç nere, Türkiye nere demeyin. Prof. Dr. Lager Bring’in yaptığı araştırmalara göre İsveçlilerin ataları Türklerdir. Hatta Lager Bring: “BİZİM ATALARIMIZ ODEN’İN YOLDAŞI OLAN TÜRKLERDİR.” demektedir. Hatta Lager Bring: “Cermenlerin, Angleşlerin, Frankların, Latinlerin ataları da Türklerdir. Ama onlar bunu itiraf etmiyorlar.” diyor.

{NOT: İsveçlilerin kökenini öğrenmek isteyenler, İsveçli bilgin Prof. Dr. Lager Bring’in: M.S. 1760 lı yıllarda yazdığı “İsveççenin Türkçe ile Benzerlikleri, İsveçlilerin Türk Ataları” eserini incelesinler. Kaynak yayın.}

      

“ANAKET,Anaket;ANAKA>Anaka;ANAKİM Anakim

anaktos >anaktos.;-- anaka>anaka

 

“Efendi,  hâkim,  kıral, sütana, kabele,  mürebbiye, Kağan’ın Anasının unvanı; “ANAKA BOLGAN HATIN.” Bu sözün anlamı çok derindir. Muazzam ve uzun bir tarih bu sözde gömülüdür.

En kadim zamanlardan beri, Yunanistan'ın sahibi olan bu Ulus; {Türk Ulus}’u, kendilerini ANAKET sayıyorlardı. Bununla hâkimiyet {egemenlik} ve Millî Asâlet hedefliyorlar, aynı zamanda da kendilerini bir medenîleştirme görevi ile sorumlu ve yükümlü sayıyorlardı. Yalnız Yunan sahasında değil, bütün Anadolu'da ve Filistin'de Yurt kuran Türk Milleti,  kendilerini ANAKET olarak adlandırıyorlardı. Hatta Tevrat’ta bunlara {ANAKİM} unvanı verilmektedir ki, bu söz İbranicede adların sonuna gelen {M} harfi, genellikle çoğul işareti olduğundan ANAKLAR anlamına gelir.

Gerçekten bu Ulus, {Türkler} bir medeniyet öğretmenliği görevi yapıyor, egemen oldukları medeni olmayan uluslara mürebbiyelik görevi görüyorlardı. Bundan dolayı takındıkları unvan pek yerinde ve isabetli bir unvan idi. Türkçede ANAKA: SÜT ANA; KABELE,: MÜREBBİYE yani terbiye eden anlamlarına gelmekte olmasına göre, burada medeniyet yaşantısına yeni girmiş olanları besleyip büyüten; elde edilen ürünleri koruma, teşvik ve medenî yaşayışın henüz bebeklik devirlerinde bulunanları terbiye eden anlamında olan bu unvanı alıyorlardı. Yaptıkları iş gerçekten böyleydi. Avrupa’da, Balkanlarda yaşayan, fakat henüz vahşî ve ilkel {le prmitif} bir hayat süren ahali, ağaç kabuklarıyla yaşar, hayvan postlarıyla örtünürken bu ANAK'LAR, {TÜRKLER,} kendilerine evcil hayvanları; at'ı, öküzü, deve'yi, keçi'yi getiriyorlar; buğday, arpa, çavdar gibi tarımsal gıdanın ekilip-biçilmesini öğretiyorlardı. Böylece buralarda yaşayan ahali’yi giydiriyor, doyuruyor, medeniyetin nimetlerinden yararlanmalarını göstererek ve öğreterek hayatın lezzetlerini tatmayı,  bundan kullanmayı bunlara öğretiyorlardı. 

Aynı zamanda medeniyet terbiyeciliğinin elde ettiği üstünlük ve tasavvufla dolu dinlerinin kurduğu seçkinlikle bu halka Efendilik ediyorlar; onlar üzerinde Hükümet ediyorlardı. Yerli halka LAOS ad'ını veriyorlardı.  Bu LAOSLAR, Efendilerine özenerek yetiştikten, onlar derecesinde medeniyete ulaştıktan sonra Efendileri'nin egemenliğine baş kaldırdılar. Efendilerin egemenliğinden kurtulmak istediler. Böylece nice asırlar sonra Yunan ve Roma tarihini dolduran kanlı ihtilâllar ortaya çıktı. Bu Savaşlar Yönetenlerle, sonradan medeniyete giren Laos'lar arasında yapılıyordu.

Türk Kaan'larının analarına KABLE>mürebbiye anlamına gelen ANAKA Bolgan Hatun;/ khatun, Katın denilmesi, doğurganlık ve üretmenin Türk'lerde ne denli kutsal ve saygıya değer olduğunu gösterir idi.

ANATOLİ sözünün, ANA-KE-İL' i sözünden {K} harfinin düşmesiyle oluşmuş olması ihtimal dâhilindedir. 

 

Laus  > LAUS> AVAM, 

 

Balkanlarda ve  Yunan sahasında egemen Soy'u oluşturan bu Millet, {Türk Milleti}, kendilerine ANAKET unvanı verdikleri halde terbiye edip yönettikleri Halklara ise, LAOS unvanı veriyorlardı ki, LAOS Türkçe aslı-nesli bilinmeyen halka yöneltilen YALAĞU sözünün aynıdır. Burada {Y} harfi Yunan dilinde düşmüştür. Zaten Türkçede de {Y} harfinin düşmesi,  bir kural halindedir. Yılan=İlan; Yer=Er; Yıldırım=Ildırım; sözlerinde olduğu gibidir.

Görülüyor ki, bu Millet, {Türkler}, Balkanlar ve Yunan sahasında bulundukları vakit, buradaki halkların Boy ve Oymak unvanları olmadığı gibi, âile teşkilatı dahi mevcut değildi. Bundan dolayıdır ki, toplumsal hayatın temel taşı olan aile teşkilatını oluşturmuş, bunun genişlemesi ve olgunlaşması sonucunda güçlü Boy'lar, Oymaklar hâlinde oluşabilmiştir.

Bu Medeni ve Terbiyeci Millet, {Türk Milleti}, henüz ilkel bir yaşayış içinde bulunan yöredeki âilesiz, oymaksız halklara, kendi âile ve oymak unvanlarını verdiler. Böylece yönetenlerle, yönetilenler sınıfı kurulmuş oldu. Bunların gerçekten, oymağı, âilesi olmayıp sonunda, Efendileri olan Türklerden kendilerine Oymak ad'larını aldılar. Zamanla Efendilerinin dillerini kendi dillerinin içinde eriterek biri-birine karışmak ve birleşmek suretiyle işe son verdiler{Yunandan Evvelki Türk Medeniyeti. İstanbul Hukuk Fakültesi Hukuk tarihi Müderrisi Yusuf Ziya. Cihan Kitaphanesi İstanbul 1928 Arap harfleriyle}

 

Yusuf Ziya’nın ANAK sözünü aydınlatacak bir hadis-i şerif buldum. Bu hadis: Tirmizi Tefsir Nur, {3176}, Ebu Davud Nikâh: 5, {2051}, Nesai Nikâh, 12, {86} da Kütüb-ü Sitte {altı hadis kitabından} üç'ü tarafından zapt olunmuştur:

“Cahiliye devrinde, yani henüz Mekke' liler Müslüman olmazdan önce, MERSED adında bir kişi, putperest bir fâhişe ile dost hayatı yaşıyordu. Mersed adlı kişi, Müslüman olduktan sonra, Mekke-i Mükerreme’li putperestlerin, ortakçıların, Allah’a eş koşanların tutsak ettikleri Müslümanları Medine'i Münevvre’ye kaçırıyordu. Birgün bu müşrik, putperest, ortakçı kadın, Mersed'e birlikte geceleme teklif ediyor. Mersed, Müslüman olduğunu, bunu yapamayacağını söyleyince kadın Mersed'i ihbar ediyor. Mersed kaçarak izleyenlerden kurtuluyor. Yine de bir Müslüman tutsağın bukağılarını çözüyor. Tutsak yürüyemiyor. Mersed yaklaşık 500 km. lik Mekke-i Mükerrem-e ile Medine-, Münevvere arsındaki çöl yolunu, bu tutsağı sırtında taşıyarak götürüyor ve tutsağı Medine’ye ulaştırıyor. Evrenlerin Efendisi Resulullah {sav}'a bu kadın ile evlenmek istediğini söylüyor. Hem müşrik, Ortakçı, aracı tutan hem de fâhişe olan bu kadın ile evlenmesine izin verilmiyor. Bu kadın'ın adı:“ A N A K ” idi.

Bu hadis-i şerif Nur Suresinin 3. ayetinin iniş sebebini anlatmak için irad edilmiştir. Kaynakları yukarıda verildi.

Mekkeliler arasında Türkçe olarak ANAK sözünün yaşadığını, hem de bir kadına, dişiye ana makamındaki bir kadına verildiğini görmek oldukça şaşırtıcıdır.

 

ANATOLİA/ANADOLU ADININ KÖKEN BİLGİSİ

 

Yusuf Ziya Merhum'un Anadolu hakkındaki tespitleri yukarıda gösterildi. Bize göre ise burada; {T} harfinin, {K} harfine dönüşümünden çok, {Ç} harfinin{T} harfine dönüşmüş olması güçlü bir ihtimal gibi görünüyor. Çünkü {Ç} harfi ile {T} harflerinin biri-birlerine dönüşmeleri, kural dâhilindedir. “ANATOLİ> ANATOLİA> ANATAOLYA> ANATOLLEN” sözlerinde “ANAT” kısmındaki {T} harfi, {Ç} harfine dönüşürse ANAT-OLİ sözü, ANAÇ-OLİ şekline girer. ANAÇ sözü; doğurma evresindeki ana anlamınadır. ANAÇ; meyve verme evresine gelmiş bitkilere de denir. Doğuran ANA anlamınadır.

“Anaç: herkesin anası imiş gibi kendini sevdiren, küçüklüğünde büyük bir anlayış gösteren kız çocuk. Bu söz, kız için, sevgi izeri olarak söylenir."{Divan-ü Lügat-it-Türk Kaşkarlı Mahmut: {yazım Tarihi: M.S: 1074} --C=1. S=52-24.- C=1. S=38-8,-115 -5,8.}

 

ANAT-OLİ/ANATOLİ sözünün kökeni ANAÇ' OLİ iken {Ç} harfinin, {T} harfine dönüşmesiyle sözün, "ANAT" şekline girmesi kurala uygundur. {OLİ} sözünün {İLİ } şeklinden bu hâle gelmiş olması da kurala uygundur. Buna göre: {ANAÇ-İLİ}; yetişkin, erk sahibi, tedbirli, güçlü, yönettiklerinin Anası yerinde, koruyup-kollayan kudretli, doğurgan bir KIRALİÇE’NİN Buyruğundaki ANA’NIN İLİ anlamına gelir. Ulus onu kendi anası gibi sayar. ANAÇ; ANAT hâlini aldıktan sonra {ANAT-OLU} sözündeki {OLU}'ya gelince; Yazıt'ın ilerleyen bölümünde {U} harfi yumuşayıp incelebiliyor. SEUNMEK>SEVİNMEK hâlini alıyor. Burada da, {U} incelerek  {İ}’ ye dönüşmüş oluyor. Böylece; ANATOLİ' den ANADOLU’ ya dönüşüyor.

        ANATOLİ>ANATOLYA>ANADOLU>ANATLLEN; Sözleri, bu açıklamaya göre Anadolu şekline dönüşerek, Kutlu Ülkemizin adı olmuştur. ANATOLYA sözündeki YA son eki, Ülke, Vatan, Yurt, memleket anlamı verdiren Türkçe bir sonektir. Bu Kutlu Ülkenin adını ANADOLU olarak Türkler vermiştir. Kutsal Anadolu Topraklarındaki varlığımızın kıdemi en az on binlerce yıllarla ifade edilebilecek bir kıdeme sahiptir. Bu Kutlu Anadolu Topraklarındaki Varlığımız İnsanlığın Tarihi ile başlamıştır. Hz. Adem {sav} Atamızla Hz. Hava {ra} Anamızın adlarının kökenlerini incelediğimizde gerçek bilgi daha rahat anlaşılabilecektir. Ayrıca da Hz. Nuh {sav} Atamızın gemisinin Anadolu Topraklarında karaya oturduğunu, İkinci çoğalmanın buradan başladığını dikkatle izlemeliyiz. Tevrat’ın Ham, Sam, Yafes adlı üçlü taksimi hakkında Tek Ata-Tek Ana bölümünde incelemesini yaptığımız bu üçlü taksimin gerçeklere uymadığını ortaya koymuştuk. Tevrat yazarlarının Ham {ra} Atamızdan itibaren adlarını saydıkları Ham’ın çocuklarının 12. göbeğe kadar yani Pelek devrine kadar olan soy’undan gelenlerin yarısından fazlasının adlarının Türkçe olduğunu o bölümde açıkladık Buna göre adları Türkçe olan bir soy’un Arap olması, Hindu Avrupa olması oldukça anlamsızlaşmış oluyor. Hz. Nuh {sav} Atamızın 12. göbekteki Torunu olan PELEK’in devrine geldiğimiz zaman aslında bu 12 torunun 70’er yıl yaşadıkları var sayılsa bile toplam= 840 yıl eder. Oysa Hz Nuh {sav} Atamızın yaşı Kur’an-ı Kerimin ayetine göre 950 yıl idi. Buna göre Hz. Nuh {sav} Atamızın Anadolu’dan başka bir yere gittiği de bilinmiyor. Şu hale göre çoğalma buradan başladı. Nuh {av}’in çocuklarının, torunlarının  adlarının Türkçe olması oldukça anlamlıdır.   

        ANATOLİA>ANATOLYA>ANADOLU adını Türkler verecekler, ama emperyalist güçler ve onların iz sürücüleri bütün bu gerçeklere rağmen Türkleri ANATOLİA>ANATOLYA>ANADOLU Topraklarını işgal etmiş sayacaklar. Bunları söylerken de hiçbir ciddi belgeye/vesikaya dayanmayan bu iftirayı yapabiliyor olacaklar. Gerçekte Türkler Anadolu’yu işgal etmediler. Onlar kendi öz Yurtlarını işgal edenlerden geri aldılar. Hak, sahibine geri döndü.

        Türkleri sadece ve yalnızca Orta Asya bozkırlarında at koşturmuş, çadır hayatı yaşamış bir Millet olarak öne süren sapık düşünceler, hem bizim Yüce gönüllü Milletimizin zihinlerini bulandırmak, hem de dünya uluslarını bize karşı olumsuz tavırlar takınmaya sürüklemek hedefine yöneliktir. Bu iftira dolu propagandalar, anlaşılır gibi değildir. Biz bu Sitemizde, bu çalışmalarımızda bilimsel ve belgesel olarak bu tür belgesiz, bilgisiz lafazanlıklara teker-teker yanıt vererek çürütüyoruz. Bu cümleden olarak yayınladığımız belgelerle birçok bilinmezin gizemini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. İnşallah daha da çıkaracağız. Bu konularda olumlu, yararlı haktan yana fikir üreten, akıl yürüten, kafa yoran, kalem oynatanlara minnet borcumuz azalmadan çoğalacaktır. O Yüce insanların bıraktıkları belgeleri toplamak, tasnif etmek, değerlendirmek bizlerin en kutsal görevlerimiz olmalıdır.   Türkleri yere-göğe yerleştiremeyen sömürgeciler, Roma Devletini kuranların Türkler olduğunu, Mısır adını Türklerin verdiğini, Asya, Avrupa adlarının dahi Türkçe olduğunu bu sitemizde bütün belgeleriyle okusunlar. Okusunlar da yalanlarının üstüne çömelsinler. Doğu Roma Devletini kuranların KOMONOS/KUMANOŞ/KUMAN adlı Türk Hânedanlığı olduğunu keşke bu kuru laf üretenler bilselerdi. Barak Obama Bölümünü ytıklarsanız o Bölümde Doğu Roma devletinin askeri teşkilatının kumandanlarının adlarının Türkçe olduğunu belgeleriyle görürsünüz. O günün Aşiret/oymak ortamını göz önüne getirdiğimizde eğer Doğu Roma Devleti Grekler/Yunanlılarca kurulmuş olsaydı, bu Devletin askeri kumandanlarının adlarının da Grekçe olması gerekirdi.  Oysa doğu Roma devleti, millî bir devlet değildir. Bu devlet, bir Boy’lar ve Oymak’lar Birliğidir. Bu Boy’ların en güçlüsü ise Komonoslar/kumanoşlar olarak bilinen Kuman Türkleridir. Bizans diye bir millet, Bizans adlı bir devlet’te yoktur. Bizans adı M.S. 1557 yıllarında ortaya atılmış çakma bir addır.

        Avrupalılar, Ermeniler, Rumlar ve bazı Kürt gruplarının iddia ettikleri gibi eğer Türkler Anadolu’ya 24 Ağustos 1071 yılında gelmiş ve Anadolu’yu 26 Ağustos 1071 günü işgal etmiş olsalardı, o takdirde Doğu Roma Devletinin askeri teşkilatının Baş Kumandanı dâhil, öteki Kumandanlarının adlarının Türkçe olmasını ne ile açıklayacaklardı? Doğu Roma İmparatorluğu Hıristiyan olduktan sonra yaptırdığı bütün tapınaklarının/mabetlerinin “Ayasofya, Aya-Mama, Aya-İrini, Aya-İstafanos, Aya-Mavra, Aya-Yorgi” adındaki bütün tapınaklarının dere ve ırmaklarının adları da Türkçedir. Bu tapınakların adlarının açıklamasını yayına başladığımızda gerçekler apaçık ortaya çıkacaktır. Hatta Doğu Roma Kıralı Herakles’in adı dahi Türkçedir. {Herakles bölümünü tıklayınız.} Doğu Roma Devletinin başkomutan’ının ungunu’nun/ unvanının Batarık, Bıtrık yani Batur, Batır, Bahadır olduğunu Hz. Muhammed {sav} Efendimizin Doğu Roma Kıralı Herakles’i İslâm’a davet eden Heyetin Başkanı Dıhyet-ül Kelbî {ra} Hazretleri açıklamaktadır. Aynı Sahabe, 5000 kişilik Doğu Roma askerini komutanına “TARKAN”, iki yüz kişilik Bizans askerinin kumandanına: “KUMS” denilmekte olduğunu da açıklamaktadır. TARKAN da KUMS da Türkçe birer unvandır.

 

        “Terken/Tarkan: egemen, hükümdar, melik; vilayete vali olan kimseye karşı Kaanların/Hakanların aytası; “kendisine itaat edilen” demektir. Kaanlık makamında oturmayanlara bu söz söylenmez.”

      

          Aslı                            Çevrisi

 

        “Kelse abang Terkenim                eğer Kaanım gelirse       

        Etilgemet türkünüm                    Oymağın hali iyi olur,          Tarılmagay türkünüm                        Topluluğu dağılmaz.

        Emdi çeriğ çergeşür.”                  Savaş safları düzelmiştir.”

 

        {Divan-ü Lügat-it-Türk Kaşkarlı Mahmut. B.Atalay Ter. Tdk yay.C: 2. S=209-20}

 

        ANATOLİA // ANADOLU ADINI; TÜRKLER VERDİLER

 

        ANATOLİA>ANADOLU sözlerinin Türkçe olduğu bu çalışmamızla ortaya çıkmış oldu. Bu Ülkeye Anadolu adını Kadim/Çok eski, eskiden de eski ön Türk Atalarımız vermiştir. Bu Ülkeye Anadolu adını Türkçe olarak Türkler verecekler, ama Türkler bu Ülkeye sonradan gelip işgal etmiş işgalci sayılacaklar. Bu, vahim bir iftiradır. Anadolu sözünün Türkçe olması ne kadar önemliyse, Avrupa Kıtasının adının Türkçe olması da o kadar muazzam bir mazhariyettir. Avrupa sözü kıta adları bölümünde, İOVA/AYOVA adların kökeni bölümünde yayına sunulmuş bulunuyor.  Bununla birlikte Misis, Misisppi, Kanada, Meksika, Roma, Rum, Britanya, Brintler, Beritanlar, sitemizde yayına sunulmuştur.

        ANATOLİA/ANADOLU sözünün Grekçe/Yunanca olduğu hakkındaki yaygın propaganda ötekileri bastırmıştır.

“Anadolu kelimesi Yunanca  "DOĞU" anlamına gelen άνατολή {anatole} kelimesinden türemiştir. Bu sözcük, "doğmak, yükselmek" anlamına gelen Yunanca άνατέλλειν> {anatellein} fiilinden gelir. "Doğu ülkesi" anlamına gelen ANATOLİA ilk kez 7. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu’nun Afyon, Isparta, kayseri ve İçel yörelerini kapsayan idarî birimi {ANATOLİKEN THEMA} için kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise ANADOLİ veya ANADOLU, merkezi Amasya olan, Sivas ve Kastamonu’yu kapsayan bir eyaletin adıdır. 19. yüzyılda genel anlamda Osmanlı İmparatorluğunun Asya Kıtasında kalan ve Türklerle meskûn olan bölgesini tanımlamak için kullanılmıştır” {Anadolu; Vikipedi, Özgür Ansiklopedi.}

Bu alıntıda, Anadolu sözünün Yunanca: “άνατολλή;Anatollen” sözünden türediği yazılmıştır. Bu söz iki sözden oluşmuş görünüyor.

a} Ana,

b}TOLLEN.

 

“άνατολλή;>Anatollen”

 

sözündeki; άνα>ana kısmı, Türkçenin ANA sözünden başka bir söz olamaz.   TOLLEN sözünün aslı ise; TOĞU-LAND, TOGO’, TOĞU, DOĞULARIN Ülkesi, Vatanı, Yurdu anlamına Türkçedir. TOGO, TOĞO, TOĞU, DOĞU Türk Boy’larının en güçlülerinden, en kalabalıklarından birinin adıdır. τολλή>TOLLEN sözü ise, aşağıdaki açıklama ile aydınlanabilir. τολ>TOL sözü, L>G dönüşümü ile TOG sözü olsa gerektir. Türkçede de, Grekçede de bu tür harf değiştirmeleri her zaman olabilmektedir. TOL sözü, Hindu Avrupa dil ailesinin TOLLEND>τολλήd kavramına oldukça yakın duruyor. Nitekim TOLLEND sözünün TOGO>TOĞU>DOĞU Türklerinin Yurdu, Vatanı, Toprağı, Ülkesi anlamına gelmekte olduğunu görüyoruz. TOGO>TOĞO Türk Boy’u ve TOĞO Oymakları kadimden beri Anadolu’yu Yurt edinmişlerdi. Bu Ülkeye TOĞO denilmesi, TOĞO Türklerinin Yurdu, Vatanı, Ülkesi, Toprağı olmasından dolayıdır. TOĞO hiçbir tevile, yoruma hacet kalmayacak kadar açık Türkçe TOĞU, DOĞU demektir. ANA ise yukarıda andığımız gibi ANA, ESAS, KÖK, ASIL anlamına o dahi Türkçedir. Şu açıklamalara göre ise ANA-TOLLEN sözü ANA-DOĞU, GERÇEK DOĞU, demek olacağı gibi, Gerçek ananın, hakiki ananın, bir Tek Ananın, Anaların Anasının Doğduğu Yurt, Vatan, Ülke, Toprak anlamına geliyor olması da oldukça uyun görünüyor.  TOGO>-TOGU>-DOĞU Türk Boy ve Oymaklarının ANA YURDU, ANA VATANI, ANA TOPRAĞI anlamına o dahi Türkçedir. 

Yunanlıların ANATOLİA’YI, ANATOLLEN olarak nitelemelerinin tarihi ANATOLİ>ANADOLU adlarına göre yeni sayılır. Çünkü Yunan diye bir ulus henüz yokken bölge tamamen, Kar’lar, Karduklar, Karluk’lar, Brintler, Britan’lar, Lelekler, Arhuntlar, İrkuntlar, Pelasglar gibi Türk Boy ve Oymaklarıyla kaplıydı. İşte bu dönemlerden çok-çok önce de bu Yurdun adı: ANATOLİA>ANADOLU idi. Yunan’ın ANATOLLEN terimindeki, ANA bölümü buradaki ANA-TOLİA’ daki ANA ile aynı olduğu görülüyor.

 

        MALAZGİRT SAVAŞINDA HIRİSTİYAN TÜRKLER?

 

        M.S: 24/Ağustos/1071 Çarşamba günü Alparslan Malazgirt’e ulaştığı sırada, Romenes Diogenes’in Komutasındaki Doğu Roma Ordusunun Malazgirt Ovasını kapladığını gördü. Askerin her hangi bir tabya kurabilecek, ne de atından inip yorgunluk alabilecek bir fırsatı yoktu. Alparslan, ivedi olarak bir {ÖZENGİ DİVANI} YAPTI. Diogenes’e bir Heyet gönderdi. Böylece ansızın saldırıya uğramayı, birkaç saat geciktirmek istiyordu. Doğu Roma  Ordusu yerleşmiş, savaş tertibatı almış idi. Kendilerine karşı bir saldırı olduğunda yorgun, aç-susuz Müslüman Oğuz Türklerinin hepten kırılmaları söz konusuydu. Heyet Diogenes’e ulaştı. Diogenes, barış teklifini şu sözlerle reddetti:

        “-Yakında atımı Rey’de sulayacağım.”

        Rey; Selçuklu Müslüman Oğuz Türklerinin Başkentleriydi. Diogenes’in barış teklifini reddetmesi, Doğu Roma Ordusundaki bazı Safetik Türk kökenli Boy ve Oymakları rahatsız etti. Barışın reddinden hoşnut olmayanlar, Doğu Roma Ordusunun bel kemiğini oluşturan Peçenekler, Kumanlar ve Uzlar idi. Bunlar gece yarısı, Alparslan’a bir heyetle şu mesajı gönderdiler:

        “Sultanımız huzurunu bozmasın, biz gereğini yapacağız” dediler ve ertesi gün 25 Ağustos 1071 Perşembe günü kitleler halinde Savaş alanını terk ettiler. Bunlar Hıristiyan Türklerdi. Bu Yurdun, bu Anadolu’nun, Balkanların, Avrupa’nın da asıl sahipleriydiler. Karşılarındaki Müslüman Selçuklu Oğuz Türkleriydi. Aynı dili konuşuyorlardı. Aralarındaki fark sadece dinleriydi. Oğuz Türkleri Müslüman, kendileri ise Hıristiyan idiler. Dil Birliği onların aynı kökenden inmekte olduklarının en etkin, en sağlam bağlayıcı unsuru idi. Bunun için Soy bağlarını dikkate alarak kendi Öz Soylarından olan Oğuzlularla savaşmadılar.

        Türklerin savaştan çekilmeleri üzerine Doğu Roma Ordusu sarsıldı. Çünkü gerçek savaşçılar onlardı. Öbürleri devşirmeydi. Ordunun Morali bozuldu. Müslüman Selçuklu Oğuzlara kesin olarak yenildiler. Savaştan sonra Doğu Romalılar Peçeneklerle 1096 yılına dek savaştılar. Peçenekleri ancak 25 yıl sonra M.S: 1096 yılında itaat atına alabildiler. Bizans Ordusunun Kutsal ittifakında: Bulgar, Romen, Cermen, Fransız ve daha pek çok ulustan asker vardı. Görüleceği üzere Bizans Millet’i diye bir Millet yoktur. Buraya gelmişken tarihe, sosyolojiye/toplum bilimine önemli bir not düşmek istiyorum. Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar Ortodoks Hıristiyan Türklerdi. Türkçe konuşuyorlardı. Karşılarındaki Ordunun Türk olduğunu biliyorlardı.

        Adana Ermenileri, Gregorian Hıristiyanlaştırılmışlardı. Ana dilleri Türkçe idi. Bir tek cümlecik Ermenice bilmiyorlar, Türkçe konuşuyorlardı. Papazların, özellikle keşiş Muşeg’in kışkırtmaları ile Türklere isyan ettiler.

        Rum’lar, Grek Soy’undan gelmedikleri gibi, Grekçe de bilmiyorlardı. Onlar Ortodoks Hıristiyan Yafetiklerdi. Türklere karşı amansız düşmanlar haline getirilmişlerdi. Hatta Turkomanya’da/Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türklerle savaşan Gregorian Ermeniler dahi, bir tek cümlecik Ermenice bilmiyorlardı. Bunların ana dilleri de Türkçe idi.

        Çukurova Ermenileri, Rum’lar, Peçenekler, Kumanlar, Uz’lar Ortodoks Hıristiyan idiler. Bu üç unsurdan Peçenek, Uz ve Kuman’lar Ulusal bilinç/Milli Şuur yönünden henüz tam anlamıyla asimile olmamışlar / erimemişlerdi. Ama Rum Grekleşmiş, Çukurova Hıristiyanları Ermenileşmişlerdi. Bu iki unsur olan Rum ve Ermenilerin dini öncelikleri papazlarca daha da öne çıkartılmış, Kilisenin telkinleriyle bilendikçe-bilenmiş oldukları apaçık belli olmaktaydı.

        Şu açıklananlara göre Peçenek’ler, Uz’lar ve Kuman’larda olduğu gibi din baskın çıkamıyor, dil baskın geliyordu. Öbür iki unsur olan Rum ile Çukurova Ermenilerinde dil yerine, din baskın geliyordu. Kasap Koço’nun ifadelerinde papazların kendilerini kandırdıklarını söylediği biliniyor. Rum unsurunda din daha da baskın geliyordu. Şimdi bile bu iki unsuru kiliseler yönlendirdiği biliniyor. 

          Türkçeyi kaybetmiş nice Boy ve Oymak’lar, zaman içinde kendi öz köklerine kanlı-kinli düşmanlar haline gelebiliyorlardı. Bunların örnekleri çoksa da şu iki örnek bunun en çarpıcı kanıtıdır. Macarlarla, Bulgarlar öz dilleri olan Türkçeyi kaybettikten sonra Slav/Sılap’laştılar. Daha sonra da Ortodoks Hıristiyanlaştırılan bu Yafetikler, kendi öz kökleri Olan Osmanlı Türklerine karşı amansız yağı’lar/düşmanlar haline getirildiler. Angleşler,/English’ler Germenler, Latinler, Franklar dahi aynı kökenden geldikleri halde, bu iki Oymak olan Macar ve Bulgarlar kadar çetin savaşçılıkları yoktu. Çünkü onlar DNA sapmaları, GEN Fırlamaları devrinden sonra farklı birer kimlik ve farklı birer kişilik ve benlik kazanmışlar, dilleri renkleri değişmiş farklı ulusal kimlik kazanmışlardı.

Macarlarla-Bulgarlar, tamamen DNA değişimine uğramamışlar, Sılav’lar arasında erimişlerdi. Bunu, sanki Rum ile Kürtlerin konumuna benzetilebileceği düşüncesindeyim. Bunun en kolay, en etkin, en sağlıklı yöntemi, DNA testleridir. Bu testler yapıldığında konu kendiliğinden ortaya çıkar. Sılav/Sılab DNA’sı baskın gelmiş ise dönüşüm güçlü olmuş sayılır. Aynı yöntemin Kürt kardeşlerimiz tarafından da denenmesi, çok hayırlı sonuçlar verir diye düşünüyorum. Kürtler ister Yafetik olsunlar, ister başka bir kökenden gelmiş olsunlar, onlar bizim öz kardeşlerimizdir. Türkler; Kürtleri öz kardeşleri saydıkları için, bir Kürt’ten kız almak-kız vermek konusunda en küçük bir soy araştırması dahi yapmazlar. Benim şahsen yeğenlerimden pek çoğu da Kürtlerle evlidir. Biz Kürt-Türk ayırımı yapmadık. Ayrım yapanları kalleş saydık. DNA. Testlerine, kendilerini farklı hissedenler varsa onlar başlamalıdır. Kendilerinin ayrı bir soydan geldiklerini niteleyenler, özellikle Ağa’ların, Bey’lerin, Halk ile siyasetçilerin, parlamenterlerin yürekleri yetiyorsa,  bu işi çözmeleri iyi olur. Biz açık çek veriyoruz. Sonuç ne çıkarsa çıksın, kabulümüzdür. Kürt her hal ve şartta bizim öz kardeşimiz sayılacaktır. Türkler-Kürtler yani Bizler, şimdi yeğenlerimiz, damatlarımız, gelinlerimiz, komşularımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, akrabalarımız, kardeşlerimizle mi savaştırılmak isteniyoruz?

        DNA testlerinin Yunan’a, Rum’a da uygulanmasının hayırlı sonuçlar vereceğine inanıyorum. Ne Yunan Rum’dur;  ne Rum Yunandır. Yunan Rum’u günahı kadar sevmez, Rum da Yunan’ı kabullenmez. Bunları birbirlerine bağlayan Ortodoks papazların din gayretidir. M.S: 610 yılına kadar Rum Yunanca bilmiyordu. Doğu Roma devletinde M.S: 610 yılından sonra, 650 li yıllara doğru Grekçe,/Yunanca,  Doğu Roma devletinin resmi dili oldu. 1920 li yıllarda Mübadele döneminde Yunanistan’a gönderilen Karaman’lı Rumların hiç birisi Grekçe, Yunanca bilmezlerdi. Çünkü onlar öz be öz Türk soyundan geliyorlardı. Şimdi onlardan Başbakanlık yapmış olan Kostas Karamanlis, Karamanlı Türk-Rum’udur. “LİS” sözündeki -S- harfi düşerse söz “KARAMAN-LI” olur. {Rum’un Türk kökeninden geldiği hakkındaki bölümleri Tıklayınız.} 

 

        YÜCE TÜRK MİLLETİ’NİN VE BÜTÜN DÜNYA’NIN BİLGİSİNE SUNULUR.

 

                Temmuz 2001/ Adana

        Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

        Eğitimci-Yazar-Teolog-Kökenbilimci

Bilge Ata- Ξ̲̅ TÜRKİYE Ξ̲̅

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar