Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 76
Bugün: 203
Toplam: 1.109.899
 

Kapadokya

 

                                      Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

              ÇALINAN TÜRK TARİHİ

 

                   KAPADOK-İA>KAPADOK-YA

 

                   KAPADOKYA’NIN ne Yahudiler, ne Grekler/Yunanlılar, ne {akma BİZANS adlı} Doğu Romalılar ve ne de Romalılarla hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü KAPADOKYA sözü, aşağıda açılımını yaptığımızda görüleceği gibi Türkçedir ve binlerce yıldan bu yana Ön-Türklerin Ana Yurdudur. Her nedense, bu eski Türk Yurdu, Grek/Yunan yurdu sanılmış, Yunan’alere mal edilerek, onların bu Türk Yurdunda hak iddia etmelerine yol açacak bir TARİH HIRSIZLIĞININ DA OMURGASINI OLUŞTURMUŞTUR. Bu dosyada Yunanlı açıkgözlülüğünün yeni bir açılımını göreceğiz. Bu tarih çalma eylemlerini belgeleriyle açıkladığımız halde, beyinleri ele geçirilmiş nice öz kardeşlerimizin konu hakkında ikna olmadıklarına tanık olacaksınız. Çünkü yüzyılların yalanı, gerçeğin nurlu yüzünü o denli örtmüş ki, gerçeği ortaya çıkarsanız da kirli yalanlar, gerçeği örtmeye devam edecektir. Oysa ne Anadolu, ne de Rumeli ve şimdi Yunanlının oturmakta olduğu Yurtların hiçbirisi Yunanlının kendi malı değildir. {Anatolia TIKLAYINIZ} Buraların asıl sahipleri Ön-Türklerdir. Yunan'ın Yunan olmazdan önce, yani yunanlı uluslaşmazdan önce bu topraklar, Ön-Türklerin öz vatan idi. Bu konuları bütün ayrıntıları ile inceleyerek dünya kamuoyuna sunmaktayız.

 

KAPALIOK-YA>KAPA-LOKYA>KAPATOKYA>KAPADOKYA

 

KAPADOKYA sözünün açılımını birlikte görelim. İA/İYA/YA eki, ulus adının ardına gelirse, Ülke, Vatan, Toprak, Yurt adı yapar. İtalya, İspanya, Almanya, Rusya gibi. KAPADOKYA sözü, beni çok uğraştırmış bir sözdür. Şimdiye kadar bu sözün, Yunanca olduğu hakkında yaygın bir kanaat oluşmuş idi. Ben ise bu sözün Türkçe olduğuna inanıyordum. Buna rağmen bu söz hakkında kesin sonuçlara varan tutarlı belgelerim yoktu. Bu söz hakkında uzun ve yorucu bir çalışma yaptım. Sonunda Tanrıma şükürler olsun bu sözü çözmeyi başardım. Ceyhan Belediye Başkanı Sayın Hüseyin Sözlünün girişimleriyle Birinci Uluslararası Ceyhun'dan-Ceyhan'a adlı Çalıştay’da  30/Mart/2006 da kısa bilgi sunmuştum. Bu kısa bilgi, oradaki bilginlerimizi tatmin etmemiş olacak ki, Değerli Bilgin'imiz Kadim Dostum Sayın Profesör Dr. Abdülkadir Donuk Beyefendi; 31/Mart/2006 günkü oturumda benim bu kısa açıklamama eleştiri getirerek; “KAPADOKYA sözünün Yunanca, KILIKYA sözünün de Ermenice olduğunu” söyledi. Kendisinden bağışlanma dileyerek konuyu Dünya Kamuoyu ile paylaşmayı uygun buluyorum. Sayın Üstadım bu eleştiriyi yaptığı sırada ben dinleyiciler bölümündeydim. Açıklamalarımın arkasında olduğumu, bana söz hakkı verilirse tebliğimi savunmak istediğimi sötledi,m. İsteğim kabul edilerek bana mikrofon verildi. Kapadokya, Kılıkya ile ilgili açıklamalarımı geniş boyutlu olarak dinleyiciler locasından açıkladım. KAPADOKYA, AYASOFYA, AKDAMAR, SUMELA, KILIKYA ve daha nice Ata TEBERİĞİ eserlerin asıl sahipleri olan Yafes {ra} Atamızın Torunlarınca sahiplenilmesi dileğindeyim.” {Sumela TIKLAYINIZ} Her iki konuyu da orada belgeleriyle açıkladım. Konuşmam bittikten sonra toplantıya ara verildi. Dışarı çıktığımızda yerli-yabancı pek çok kişi beni tebrik etti. Şimdi hatırlayabildiğim gazeteci yazar değerli dostum Necdet Sevinç Beyefendi beni kucaklayarak şu övücü sözleri söylemişti: “Abi, ben de sayın Hocamız Abdülkadir Bey gibi düşünüyordum. Kapadokya Yunanca, Kılıkya Ermenice diyordum. Kapadokya yerine Ürgüp-göreme, Kılıkya yerine de Çukurova deyiniz diyordum. Sizin şu açıklamalarınıza baktım da ne muazzam bir seviye tutturmuşsunuz. Ufkum açıldı. Bundan sonra göğsümü gere-gere Kapadokya ve kılıkya diyeceğim” demişti.

KAPADOKYA VE KILIKYA sözlerinin anlamlarını o toplantıda açıkladığım gibi aşağıda sunuyorum. Ancak bu ve bunun gibi nice konular bilimsel olarak gün yüzüne çıkartılmalı, ön-atalarımızın çalınan hakları teslim alınmalıdır. KAPADOKYA VE KILIKYA sözlerinin Türkçe olduğunu, bu toprakların Ön-Türk Yurtları olduğunu dünya kamuoyuna duyurmalıyız.

                   KAPADOKYA sözü Türkçedir. Türkçe ilk insanın ilk dilidir. İlk insan Hz. Âdem, {sav}, ikinci insan Hz. Hava {ra}’idi. Her ikisinin adı da Türkçedir. İnşallah yakında sunum yapılacaktır. Bu Atalarımızın çocuklarının konuştukları dilin karmaşık dillerden olması mümkün değildir.  O günkü dilin tek heceli bir dil olması akla uygundur. İlk insan, ilk Peygamber olan ilk Atamız Hz. Adem {sav} ile Kutlu Eşi Hz. Hava {ra} Anamızın dilleri sade bir dil olmalıdır. Onların çocukları da bu sade dili anlayabilmeliler. Bu iki kutlu Atamızın çocuklarının yetkin kişiler oldukları hakkındaki görüşler doğru olsa bile onların birer insan olmaları hasebiyle, her şeyi görerek, deneyip yanılarak öğrendikleri hakkındaki belge aşağıda sunulacaktır. İnsan olmaları dolayısı ile onların aynen öteki insanlar gibi, çalışarak, deneyip yanılarak, doğayı, çevreyi, insani ilişkileri bu perspektiften bakarak öğrendikleri bu belgelerde apaçık gösterilmiştir. Bu belgelerin önderliğinde şu gerçeğe ulaşıyoruz ki, o günkü ilk insanların davranışları, çevreye bakışları, eylemleri, eylemsizlikleri, tereddütleri, öfkeleri, bilgisizlikleri, görerek öğrenmeleri, öğrendiklerini uygulamaları, iç geçirmeleri, üzüntüleri, saldırganlıkları, bilerek tevekkülleri bu günkü insanlarla aynı ögelerden oluşmaktaydı. Bu belgelerden de anlıyoruz ki, o günkü insan, bugünkü insan ile aynı kökenden gelmektedir.    

                        

                                        Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

                                           بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ ءَادَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ --Maide 5/27

 

“Ey Muhammed! Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi gerçeklikle oku. Hani bir zamanlar o ikisi birer kurban sunmuşlardı da, birininki kabul edilmiş, ötekininki ise kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, öteki kardeşine: “Seni öldüreceğim” demiş, buna karşılık öteki kardeşi şöyle söylemişti: “Allah, ancak  takva sahibi olanların kurbanını kabul eder.” Maide 5/27

 

                            بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                       

         فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ Maide 5/30

“Bu tartışmanın üzerine kurbanı kabul edilmeyen kardeşin nefsi, onu kardeşini öldürmeye sürükledi ve kardeşini öldürdü. İşte böylece zarara uğrayanlardan oldu.” Maide 5/30

 

                                   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                 

فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْأَةَ أَخِيهِ قَالَ يَاوَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ Maide:5/31

                  “Derken Allah bir karga gönderdi. Karga toprağı eşelemeye/kazmaya başladı. Kardeş katiline kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteriyordu. Kardeş katili: “Bana yazıklar olsun, ben şu karga kadar bile olamadım. Kardeşimin cesedini gömmekten bu kadar mı acizim? Diyerek kardeşinin cesedini gömdü. O, pişman olanlardan oldu.” Maide 5/31

                 Not: Habil ve kabil kıssalarıyla ilgili olarak 2002 yılında “Yüzleşme Doktrini” adlı eserimde geniş açıklama yapmış idim. O açıklamaları güncelleştirerek sitemizde yayınlamayı düşünüyorum. Bu konu bir sürü hurafe ile dolu olduğu için konunun mutlaka güncellenip kamuoyumuzun bilgilendirilmesi bir zaruret halini almıştır.

                   KAPA sözü, emir kipidir, ört demektir. KAPA sözüne { LI } eki getirildiği zaman AÇIK sözünün karşıtı olur. 'KAPA-LI' demek, örtük, örtülmüş, kapalı halde bulunuyor demektir. KAPALI sözü, açık olmayan nesneler için kullanılır. –OK- sözü ise, bildiğimiz ok anlamına geldiği gibi, Türk Boy'larından büyük bir Boy olan OK- Türklerinin de adıdır. Gerçekte -OK-Boyu, tarihte çok ünlüdür. “Dokuz Ok'lar, On Ok'lar, Boz Ok'lar bu Boydandır. OK’LAR hakkında aşağıda ayrıntılı açıklama yapılacaktır. OK’LAR hem Asya'da, hem Avrupa'da, hem de Kızılderili Kıtasında bütün dünyayı kaplamışlardır. Anadolu’da yaşayan OKLARIN bir bölümü Aksaray, Nevşehir, Ürgüp, Göreme, dolaylarında SAKLI OKLAR, KAPALI OKLAR, olarak yaşamış olduklarını KAPADOKYA ile de belgelemiş oluyoruz. Bu böyle olduğu gibi, TUR OK’TAKİ OK, TAR-IK’TAKİ IK, TUR-AK’TAKİ AK, EKLERİNİN HEPSİ BU OK’A İŞARETTİR. Nitekim “TÂRIK Suresinden açıklamaya çalıştığımız gibi, oradaki TAR>TUR, IK sözü ise; OK şeklinde tecelli ederek TAR-IK; TUR-OK; en sonunda TÜRK şeklinde sonuçlanmış olmasını düşünmekteyim.

Bu OK’LAR insanlardan saklandıkları için onların saklandıkları, gizlendikleri kapalı ülkeye,  KAPALI-OKYA denilmiştir. KAPALI OKLARIN ÜLKESİ, VATANI, YURDU DEMEKTİR.

KAPALI OKYA sözündeki { LI } hecesi, kendisinden önce gelen { A } harfi ile kendisinden sonra gelen { O }   harfleri arasında kalmıştır. İki büyük ünlünün arasında kalan { LI }  hecesi, kendisinden sonra gelen { O } ünlüsünün karakterine, özelliğine, sesine uymuş olduğunu görüyoruz. Burada dikkate değer bir husus ta iki sert harfin { P-K } harfleri, yani { P-Ç-T-K-F-H-S-Ş}  harflerinin arasında kalan { L } harfi, kendisi de sertleşerek { T } harfine dönüşmüş olmasıdır. Zaman içinde { T } harfi yumuşayarak { D } harfi haline gelmiştir. Bunun örnekleri vardır. Böylece { LI } hecesi kendisinden sonra gelen { O }ünlüsünün sesine uyarak  { LO } haline dönüşmüştür..

Bu duruma bir örnek te, PAR-LAMAK, PAR-LAK kökünden olan sözdür. Bu söz, PERDAH ve PERDAH-LAMAK şekline girmiştir ki, Farsçada bıraktığımız Türkçe sözlerimizdendir. PERDAH sözü, kesinlikle Farsça değildir. Aslı da kökü de Türkçe PAR ile PARLAMAK-’TIR. PARLAK sözü, Fars dilinin kuralına uyarak birinci ünlü olan ' A ' ünlüsü incelerek PARLAK şeklinden PERLAH şekline dönüşmüştür. Türkçedeki ' K ' sesleri Sami, Ari dillerin etkisine girerken genellikle ' H ' harfine dönüşür. Kadın>Hatın, Kaan >Han şekline girdiği gibi olur. Burada da bu kuralı görüyoruz. Parlak sözü, Perlah şekline girerken L harfi sertleşerek D harfine dönüşmüş ve Perdah, perdahlama, perdahlı şekline girerek cilalamak, parlaklığını artırmak, iyice parlatmak anlamlarını kazanmıştır.

Bunun bir örneği de Bardak sözüdür. Bardak sözünde P yumuşayarak B ye dönüşmüştür. Bu bardak sözünün aslı da Parlak idi. Burada aynı kural işleyerek ' L' harfi, kendisinden önce gelen sert sesli P harfi ile kendisinden sonra gelen sert sesli K harfleri arasında kaldığı için önce T ye sonra yumuşayarak  D  harfine dönüşerek Barlak yani parlak sözü, Bardak şekline girdi. Bu da bardakların içindeki nesneleri göstermesinden, yani parlaklığından, nesnelere ad olarak verildi. Bardak sözünün tarihi ise oldukça eski olmalıdır. Türklerin cam sanayi'ini kurmaları ile bardak, yani akışkanları içinden gösteren parlak bir cisim yapmaları sonunda ön devirlerde bu ad verilmiş oldu.

                KAPA-LI-OK sözü, KAPA-LOK şekline girmiştir. Bu söz sonuna Ya eki alınca söz, KAPALOKYA>KAPADOKYA şekline girerek; KAPALI OKLARIN ÜLKESİ, YURDU, VATANI, TOPRAĞI anlamına gelir Türkçe bir söz ortaya çıkmıştır. Burada yaşayanların Hıristiyan olmuş Yunanlılar oldukları, o devrin zalim yönetimleri olan Putperest Romalıların baskısından korunmak için bu saklı, kapalı yerleri seçmiş oldukları hakkındaki yalanın, İnşallah bu araştırmalarla ipliğini pazara çıkartacağız.  Yaptığımız araştırmalarda değişik yorumlara ulaşmış bulunuyoruz.

Buna dair bir görüşümüz Savaşçı Ulus olan Türkler, çevredeki kolonilerle yaptıkları savaşlardan sonra veya onların şerrinden korunmak istediklerinde, bu yer altı kentlerine sığınıyorlardı.

                KAPADOKYA’NIN topografya yapısı, çevredeki kayaların işlenebilir olması, yer altına inmeyi kolaylaştırmıştır. Buradaki kayaların oluşması, volkanik dağlardan olan Erciyes ile Hasan Dağının tüf denilen püskürmesiyle oluşmuştur. Bu yöremizde kış aylarının hem uzun, hem de sert geçmesi sebebiyle soğuktan korunmak, az yakıtla çok ısınmak için bu yolu seçmiş olmalılar. KAPADOKYA hakkında şimdiye dek duyduğumuz söylencelere yeni görüşler ekleyebiliyoruz. O söylenceler ise şöyle idi. Hıristiyanlığı kabul etmiş bura halkı Roma’nın zulmünden korunmak için yer altında evler, çarşılar yaparak buralara sığınmışlar olarak gösterilmekteydiler. Bu sav’ın zayıf noktaları var. Roma gibi bir Devletin gözünden üç-beş gün kaçmak mümkündür. Sonuna kadar kaçılamaz. Ayrıca da bu tür yerleri koca bir kent halindeki yer altı kentlerini kazarken kimsenin görmemesi akla aykırıdır.  

Derinkuyu ve başkaca yerlerde yapılmış yer altı kentleri nerede ise sıfıra yakın nem oranı ile dikkat çekicidir. Bu yer altı kentlerinde rutubet-nem oranı oldukça azdır. Bunun için Akdeniz’in narenciyesi buralarda depo edilir. Bu yer altı kentlerinde narenciye hem korunur, hem de mayalanır-iyice pişer. Sonra yatak malı adı altında piyasaya sürülür. Bu yer altı kentleri, bugünün narenciyelerini nasıl korumakta ise, o ön devirlerde o günün insanlarını yazın kavurucu sıcağından, kışın dondurucu Ayazından korumuşlardır. Buraları sanki doğal klima, kışın ayazında ise doğal soba görevi görmekteydiler.

                KAPADOKYA’DA yaşamış Ön-Türklere KAPALI OKLAR denir. Bu OKLARIN, 17 bin yıl önce Anadolu’da bulunduklarını belgeliyoruz. Bu belgeler kaya ve mağara resimleri, yani TAMGALAR M.Ö. 15 BİN YILINA TARİHLENMEKTEDİR. OK TAMGASIYLA ilgili belgeler aşağıda sunulmuştur. O ön devirlerde Avrupa Kıtası da Türklerle kaplı idi. Henüz uluslaşma devri başlamadığı için, tek dil konuşuluyordu. İngilizlerin uluslaşma devri M.S. 5. Yüzyılda olmuş olduğunu kendi kitapları olan Redhouse Sözlüğünün 29. Sayfasında kendileri yazıyorlar.

              “An.gles {âng’gılz} i. çoğ. Beşinci yüzyılda İngiltere’yi istila eden bir Cermen kabilesi, {Boy}’u, anglolar İngiliz ve İngiltere kelimeleri bu kelimeden türemiştir.” 1

……………………………………………………………………..

                1}İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü sev ma. Yay. Eğ. Tic.A.Ş 36. Baskı İstanbul 2003 S:29

 

Avrupalı erkeklerin Y kromozomları üzerinde yapılan bilimsel araştırmayı da kendileri yaptılar. Bu araştırmada Avrupalıların Asya’dan Avrupa’ya göçtüklerini yine kendileri açıklıyorlar.{Y kromozomu TIKLAYINIZ.}

                OK Türkleri Hz. İsa {sav} Efendimizden hemen sonra Hıristiyan olmuş Türklerdir. O devirde henüz Hıristiyan olmamış olan Roma İmparatorluğu, putperest Şaman inancını sürdürürken, Hıristiyan olan Türkler, Roma'nın azgın takibinden korunmak için bu kapalı Yurtları Yurt edindiler. Burada kapalı-saklı bir hayat sürdüler. Evler, tapınaklar, korunaklar inşa ettiler. Kapadokya ve öbür kapalı mekânların hepsini bu Kapalı Türkler yaptılar. Bu yerlerde bulunan kiliseler ve kiliselerdeki süslemelerin hepsi, Türklerin elinden çıkmış özgün Türk motifleridir. Zaman içinde Grekçenin egemenliği artında yaşamak zorunda kalan Saklı; Kapalı Türkler dillerini yitirdiler. Grekçe öğrenerek dönüştüler. Rum, Yafes’in Kökünden gelmekte iken Grekçe öğrenerek Grekleşti.  Ama Rum adı bu Bölgelerde Türkçe-Yunanca kırması bir melez dil haline geldi.

 


                                                    Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

 

       

TÜRKLER 17 BİN YIL ÖNCE GÜNEYDOĞU’DAYDI

               “Doğu Anadolu’da, M.Ö: 15 binden itibaren kaya resimleri, M.Ö. 7 binlerde yazılar görülür. Güneybatı Anadolu’da, Antalya Beldibi’nde de yazıtlar aynı tarihi verirler. İstanbul’da, Fikirtepe kazılarında çıkmış olan, 6. bin tarihini gösteren toprak kaplardan ikisinin üzerinde: OQ ve OZ Tamgaları ile cisimlenmişler,/betimlenmişlerdir.  

                 Bir-Oy Bil’in kuruluş tarihi için M.Ö: 9000’lerin aşağısına inilmektedir. Türkistan’da ilk tarihi araştırmaları yapmış olan R. Pumpelly 1908 yılında yayınladığı “Explaration in Türkistan” adlı, makalesinde: “Aşkabat’ta M.Ö: 9000’lerde yerleşik bir kültürün varlığını kabul etmiştir. Bu yerleşik kültürün adı ANAU>ANAV’dır 1

             “Türkler, buzul döneminin sonunda buz kütlelerinin erimesiyle milyonlarca hektar araziyi su altında bırakan su baskınları sonucunda dağlara sığınmışlardır. Örneğin:   MÖ: 13 binlerde DOĞU ANADOLU YÜKSEK YAYLASINA GÖÇ, ORADAN DA ANADOLU ve MEZOPOTAMYA’YA YAYILMIŞLARDIR.

                 Val Camonica’da {Qamunlar Vadisi}’nde M.Ö: 5 bin yılında görülen bu damgayı, pek çok bin yıl önceleri ULUKEM’DE üst Asya’da buluruz. K.M. {Kâzım Mirşan}” 2

...................................................................

                        2}  Ön-Türk Tarihi Haluk TARCAN Kaynak yay. 1998 İstanbul 2. Baskı S: 56              

                                             Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

 

                “LATİN ALFABESİNDE {Kİ Ön-Türk Etrüsk alfabesidir.} Siteril harf halinde B ve K. ÖK tamgasıdır. QARA TAU’DA>KARA DAĞ keçisinin gelişmesinden doğmuştur. İlk kez M.Ö: 8 binlerde Doğu Anadolu’da SAT Dağında ortaya çıkar. QUTYAK’TA: {Avrupa’nın Ön-Türkçe adı}   Avusturya Alpleri’nde, Kârnten’de Glozel yazıtlarında görülür. İsviçre’de ise, bu keçi MARAL adıyla aynen Orta Asya’da olduğu gibi anılır.

                YILAN

                   Doğu Anadolu’da, VAN’da BAŞET YAZITINDA, Yılan somut şekliyle görülmektedir, gövdesinin kıvrımlarıyla UW-BU- Oz

Tamgasını oluşturmaktadır.= YÜCE KUTSAL DEĞERLERE GEÇİŞ

                “Aynı TAMGALARI, Hitit kültüründe de buluruz. Örneğin: Eflatun Pınar’da daha sonraları Kargamış ve Karatepe’de karşımıza çıkar.

                “QUT” sözü bugün dilimizde “KUT” şeklinde var olan yukarıda gördüğümüz “QUT” kelimesi “değişmeyen hal”, emniyet, mutluluk, mükemmellik demektir.” 3

…………………………………………………………………………………….………..

                        3} Haluk Tarcan ÖnTürk tarihi

                ORTA-ASYA’DA   

             VAN AKDAMAR-AHTAMARA ADASI

                   Van’da AKDAMAR-AHTAMARA Adasında bulunan günümüzden 7. bin yıl önceye tarihlenen yukarıdaki belgede okuyucuya göre alttan sağdaki UÇ Tamgası, Aktamar Adasının ve bu Vatanın kadim sahiplerinin Türkler olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. M.Ö. 13 bin ila 15 bin yıl, Milad ile birlikte 17 bin yıl önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına, taşlarına, kayalarına, mağaralarına, adalarına TAMGALARLA imzalarını atan Ön-Türk atalarımız, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun değil, Avrupa’nın da kurucuları olarak varlıklarını ispatlamışlardır.

                                                         Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

             “MÖ:13 binlerde Doğu Anadolu’ya yerleşmiş olan Ön-Türklerin getirdikleri UÇ-UÇU damgasını Doğu Anadolu’da VAN KİLİMİNDE gördüğümüz gibi, ALPLERE yerleşmiş olan QAMUNLARDA da görmekteyiz. “ 4

......................................

                        4}  Kökeninde Ön-Türk Kültürü olan Batı. Haluk TARCAN 2. Baskı 2006 İstanbul Baskı Ebru Grafik Basım San: A.Ş: 17, 44, 54, 63, 64, 68, 105 

GÜNEYDOĞU’LU KADINLARIN ÇENELERİNDEKİ DÖVMELER: {OQ} VE {ED} TAMGALARIDIR.                                           

 ……………………………..………………………………...

                Not: Yukardaki TAMGALAR Sayın Haluk Tarcan’ın Ön-Türk Tarihi ile, Kökenindeki Türk Kültürünü Bilmeyen Batı, adlı kitaplarından alınmıştır.

                ANADOLU’LU KADINLARIN DOKUDUKLARI HALI VE KİLİMLERDE {OQ>OK} TAMGASI APAÇIK GÖRÜLMEKTEDİR. OK TAMGASI BUGÜN AVRUPALI VE ÖTEKİ HIRİSTİYANLARCA KUTSAL SAYILAN VE HIRİSTİYANLIĞIN BELGİSİ HALİNDE SUNULAN HAÇ DEDİĞİMİZ ÇAPRAZ İŞARETİDİR. BU İŞARET ÖN-TÜRKLERİN OQ/OK İŞARETİNDEN AŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. İES/AYS>İzlanda TIKLAYINIZ.} .                                     Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata

              KEÇİ VE MALTA HAÇI TAMGASI

 

 

 

………………………………………..

              Not: Yukardaki TAMGALAR Sayın Haluk Tarcan’ın Ön-Türk Tarihiyle, Kökenindeki Türk Kültürünü Bilmeye Batı adlı kitaplarından alınmıştır

 

              BU KEÇİ TAMGASINDA KEÇİNİN HEMEN BAŞININ ÜSTÜNDE MALTA HAÇI DENİLEN HAÇIN BİR BENZERİ GÖRÜLMEKTEDİR. HAÇ TAMGASININ DA HAÇ KAVRAMININ DA, HAÇ İŞARETİNİN DE ÖN-TÜRKLERİN KAYALARA, MAĞARALARA KAZIDIKLARI TAMGALRDAN BUGÜNKÜ HIRİSTİYAN ULUSLARA GEÇTİĞİNİ NASIL İNKÂR EDECEKLER? ÖN-TÜRKLERİN DEVRİNDE BU OQ>OK TAMGASI, TEK TANRIYA YÜKSEŞLMEYİ, ONA KULLUK ETMEYİ BELGELRKEN, ŞİMDİ HIRİTİYANLAR BU TAMGAYI ÜÇ İLAHLI BİR İNANIŞIN ALAMETİ HALİNE GETİRMİŞ GÖRÜNÜYORLAR.

            


………………………………………………….

                   Not: Bu araştırma 2000 yılı başında hazırlanmış 30/Mart/2006 Tarihinde Ceyhun’dan Ceyhan’a adlı I. Uluslararası Çalıştay’da tebliğ olarak sunmuştum. Aynı adla 2008 yılında Ceyhan Belediyesince yayınlanan kitapta yer almıştır. Bu dosya güncellenerek yayına sunuldu.

                                                                                       30/Mart/2006

                                                   Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                       Bilge Ata  Eğitimci Yazar

                                                         Teolog-Kökenbilimci

                                                                     TÜRKİYE 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar