Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 14
Bugün: 333
Toplam: 1.110.437
 

Zeus

                             

 {Zeus-Adıyaman Nemrut Dağı} tr.wikipedia.org/wiki {alıntı}

 

 

 

                {Zeus-Adıyaman Nemrut Dağı} tr.wikipedia.org/wiki {alıntı}

 

 

            {  ZeuV  }    Z  E  U   S

 

YAĞLI KETE

 

    HEY SEYARNİ! VAR MI SÖZÜN HATASI?        

    DOLAŞSAN DÜNYAYI YOKTUR ÖTESİ,         

    ERMENİ'NİN, RUM'UN YAĞLI KETESİ;

    KAYPAK MÜSLÜMAN'I DİN'DEN ÇIKARIR.”  

                                                                Everekli Âşık Seyrânî  

 

                TÜRKLERİN ANADOLU ve AVRUPADAKİ VARLIKLARI 

 

             Atalarımın izlerini sürdüğüm için beni kınayacaklara ben, sadece ve yalnızca gerçekleri belgelerle tebliğ edeceğimi buradan ilan ediyorum.  İnsanlığın nasıl Yaratıldığını, atalarımın kimler olduğunu, nerelerde yaşamış, neler yapmışlar diye araştırdığım için kınayacak olanlar, kendi analarının-babalarının sin'ine/mezarına, niçin güller diktiklerini açıklamalılar.

 

                         ÖN-TÜRKLERİ ATALIKTAN SİLME HAKKIMIZ VARMI?

 

                Ön-Türklerin/Kadim Türklerin Müslüman olmadıklarını öne sürerek, Türk tarihinin bu bölümünü reddetmek ve silmek isteyen bazı gruplar her nedense Cahiliye Arapları, Çin, Fars, Firavun, Nemrut ve Roma tarihlerine hiç ses çıkarmadıkları gibi, bu ulusların tarihlerini hayranlıkla anmayı marifet sayıyorlar. Bu gruplardan birisi de Türk tarihini, Türklerin İslâmiyet’e girişiyle başlatırken, başka bir grup Türk tarihini 1071 Malazgirt ile başlatarak, bin yıllık bir tarih sürecine hapsediyorlar. Bu zihniyetlerin sahiplerine söylenecek çok sözümüz varsa da konumuzun izin verdiği ölçüde birkaç hususu belirtmekle yetiniyorum.

                Kendilerini İslâmcı sayan bazı gruplar, Türklerin engin tarihlerini yok saydıkları halde aynı ekipler, Arapların yedi-sekiz göbeğe kadar soy kütüklerini bilmekte olduklarını ballandıra-ballandıra anlatmaktan kıvanç duyarlar. Bu aykırı gruplar konuşmalar sırasında 'Türk' sözü geçtiği zaman onlar ayağa fırlar: “Kardeşim, sen 'Türk' diyemezsin, çünkü 'Türk'  demek 'ırkçılık' demektir.” diyerek derhal ve şiddetle 'Türk'  sözüne dolayısıyla Türk Milletine karşı baskı uygularlar. Aynı gruplardan birisi: “Ben falan etnik unsurdanım dediği zaman aynı ekipler bu kere bu sözü söyleyen kişi için: ”O kişi kendisini ifade edebilir bu, onun en doğal hakkıdır, çünkü o, kendisini ifade etmek hakkına sahiptir” diyerek çifte standart uyguluyorlar. Bu aykırı gruplar, Fransız'ı, Alman'ı, İngiliz'i, Arap'ı, Fars'ı, Çin'i, Zambiya'yı, Millet olarak, kabul ettikleri halde, Türk sözüne bu denli aykırı davranmalarını anlamak mümkün değildir.

 

                         PEYGAMBERİMİZ'İN ANASI'NIN SOY'U    

               

                Peygamberimiz {sav}'in Anası Âmine Hatun, Kureyş'in Zühre oğulları oymağındandır. Âmine; Veheb Bin Abd-i Menaf'ın kızıdır. Anası Abd-üddar oğlu, Abd-ül Uzza'nın Kızı Berre'dir. Üç kuşak yukarıda soyu Hz. Muhammed {sav}'in Baba tarafına ulanır. 14 yaşında Abdullah ile evlendi. Peygamberimize yüklü iken bir düş gördü. Düşünde Peygamberimizin Şam saraylarını aydınlattığını, bu ışığın kendi içinden çıktığını görmüştü. M.S. 557 yılında Medine'de doğdu, M.S. 577 yılında 20 yaşındayken Ebva denilen yerde öldü. Sin'i Ebva’dadır.

                        Yukarıdaki örnek sadece bir hatırlatmadır. Özellikle Türk kimlikli bilginler Arapların Peygamberimiz {sav}den önceki soyunun imini-timini yaza-yaza bitiremezler. Hatta nerede ise bütün İslâm bilginleri, Peygamberimizin anasıyla babasını Mekke'de yeniden dirilttirip, Peygamberimize iman ettirdikten sonra yeniden öldürtecek kadar fanatikleşirler. Abd-ü Menaaf; Menaf'ın kulu, Abd-üddar; Dar'ın kulu, Abd-ül UZZA; UZZA'nın kulu demektir. Yani putların kulu olarak anılan bu kişilerin hayatlarını ciltler dolusu yazmaktan büyük mutluluk duyarlar, iş Türklere geldiği zaman 1071 den yukarılara çıkmayı şer'an caiz değil, diye fetvalar vererek yok sayarlar. İnternet siteleri bunlarla doludur. Arap'a geldi mi mübah, Türk'e geldi mi günah saymak, nasıl bir anlayıştır?

                                 

                                                                  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

                        “Bedeviler/Çöl Arapları, inkârcılık ve münafıklıkta daha ileri düzeydedirler. Böyle olmakla birlikte Allah'ın Elçisine indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha elverişlidirler. Allah her şeyi Bilendir, Hikmet Sahibidir.” Tevbe 9/97

                                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

                        “Bedevilerden/Çöl Araplarından öyleleri de vardır ki, verdiğini bir kayıp sayar, sizin başınıza kötü bir devrin ve çeşit-çeşit belaların gelmesini bekler. Kötü devir onların başına olsun! Allah her şeyi İşiten, en İyi Bilendir.” Tevbe 9/98

 

                        Sömürgeci emperyalistlerin Hindistan, Pakistan, Bengladeş, Endonezya, Filipinler, Malaya, Burini, Mısır, Cezayir, Fas, Tunus, Gambiya, Maldiv gibi sömürgeleştirdikleri ülkelerde,  bu ülkelerin sahiplerini yok etmek için uyguladıkları zalim bir planı Türkiye'de uygulamakta olduklarına esefle tanık oluyoruz. Bu durum emperyalistlerin uzun yüz yıllardan beri uygulamakta oldukları en kahpe, en bayağı, en sefil ve gerçekte en etkili bir sindirme ve yok etme planıdır. Böylece anılan ülkelerin asıl kurucu unsurları dışlanarak, ümitsizliğe düşürülmekte, iç savaşlar çıkartılmakta, o ülkeler ya ikiye, ya çoklu olarak böldürülmekte kardeş kavgaları çıkartılarak zayıflatılmakta ve daha kolay yönetilmektedir. {Bilgeata TIKLAYINIZ}

                Türkiye'de yaşayan her Yurttaş, bu emperyal oyunları dikkatle izlemelidir. Bu tür kışkırtmalara karşı uyanık olmak her yurttaşın asli görevidir.  'Türk' sözünü en bayağı bir suçlama ile yok etmeye çabalayan bu gruplara tarihten çok önemli bir mesaj daha vermek istiyorum. Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Efendimizden gelen bir hadis-i şerifte 'Türk'  sözünün çok erken bir devirde M.S. 627 yılında Medine-i Münevverede söylendiğini açıklıyorum. Bu hadis-i şerif Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercümesi Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. C=6. S=319 numarada kayıtlıdır. Bu Hadis-i şerif ile ilgili tebliğimi 30 Mart 2006 tarihinde 1. Ceyhun’dan Ceyhan'a adlı Uluslar arası Çalıştayda sundum. Bu tebliğim Ceyhan Belediyesince 2008 yılında 1. Ceyhun’dan Ceyhan'a adılı kitapta yayınlandı. Konu hakkında bilgi için {Hadis- Bilgeata TIKLAYINIZ} Hadis-i Şerifin metni aşağıdadır

                   Hadis te TÜRKİYE adı 2. satırın soldan 6. cümlesidir. TÜRKİYE sözü sanıldığı gibibyeni bir söz değil 1427 yıl önce vardı.

 

                TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN adının bu hadis-i şeriften alınarak konulduğunu da o dosyada bulacaksınız. Şimdi kendilerini İslamcı gibi niteliklerle niteleyerek, Milletimize aykırı fetvalar verenler, Hz. Muhammed {sav} Efendimizin TÜRK dediğine: 'TÜRK' diyemeyenler, şu tebliğden sonra da aynı görüşlerini, sürdürecekler mi? Onlar ya Allah'ın Resulü {sav} Efendimize uyacaklar, ya ona muhalefet edecekler? Belgesi aşağıdadır:

 

                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

      يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ

 

                “Ey İnananlar! Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin.” Nisa 4/59 

 

                Kutlu Yalavacımızın: “TÜRK” dediğine siz “ırkçılık” diyeceksiniz, bir yandan da İslâmcı olduğunuzu söyleyeceksiniz. Hem inanıyorum diyeceksiniz, hem de İnanç Peygamberine zıt görüşler ileri süreceksiniz. Allah Zülcelâl'in Son Elçisin var dediğine yok demek nasıl bir İslşâm anlayışıdır? Peygamberlerin sıfatları bakımından onlara karşı boynumuz kıldan ince olduğuna göre, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Yoksa sizler Allah, Peygamber, Kur'an, Din diye-diye Müslümanlara din dışı yollar önermekte, kendinize göre Dinde gedikler mi açmak istiyorsunuz? Allah Zülcelâl'in Son Elçisinin VAR” dediğine “Yok” diyor, Kutlu Efendimize karşı seslerinizi nasıl da yükseltiyorsunuz?

                Türk Milletine IRKÇILIK isnat etmek için her yolu mübah sayan bu zihniyetin sahiplerine bir çift sözümüz daha var. Eğer Türkler sizlerin iddia ettiğiniz gibi gerçekten ırkçılık yapmış olsalardı, yer götürmez ordularıyla, müthiş ekonomileriyle, akıllara durgunluk veren stratejileriyle, 35 milyon kilometre kareye varan topraklarıyla, o Haşmetli Türk çağında etnik unsurları Türkleştirmek isteselerdi, bu Türk gücüne hangi güç karşı koyacaktı? Osmanlı Türk İmparatorluğunun enkazı arasından çıkarılan onlarca etnik unsur, eğer bugün ana dillerini konuşabiliyorlar, kendilerini etnik unsur adlarıyla ifade ediyor, var olmayı sürdürüyorlarsa bu, etnik unsurun kendi güçlerinden değil, Türklerin engin hoş gürülerine, Îlây-ı Kelimet-ullah için oluk-oluk akıttıkları kanı sırf Allah Rızası için akıtmalarına, Âhiret korkusuna, insan sevgisine bağlı oldukları için ırkçılık yapmamış olmalarına borçlu olduklarını unutmasınlar.

 

                   MEHMETÇİĞİN DÖKÜLEN ŞEHİD KANI

 

                           DÜN; KUTSAL TOPRAKLARA ECNEBİ AYAĞI DEĞMESİN DİYEREK, SIRF ALLAH RIZASI İÇİN, OLUK-OLUK KANI AKAN MEHMETÇİĞİN                DÖKÜLEN ŞEHİD KANI; BUGÜN, BÜTÜN ARAP DÜNYASINI BOĞMAKTADIR.

                                                                             Bilge Ata

 

                Türk Milleti onlarca etnik unsurun dilini, dinini, kültür ve hayatlarını bu günlere kadar korumuşlardır. Bu da Türklere yükletilmiş Genetik bir ayrıcalıktan kaynaklanmaktadır. Oysa Fas, Cezayir ve Tunus'ta elli yıl bile sömürgecilik yapmayan Avrupalılar, ora halklarının din, dil, kültür varlıklarını çok kısa zamanda tersine çevirmişlerdir.

                   1637 yılında Anglosaksonlar milyonlarca Kızılderili Türklerden PEQOUT Kızılderililerin kökünü geçirmişlerdir. {mavimarmara Bilgeata TIKLAYINIZ} 1643 yılında Hollandalılar ALGONQUİN Kızılderili Türklerin soyunu geçirdiler. Avrupalı, ABD'li soykırımcıların /GENOCİDcilerin yaptıkları Genocid'i tarihler utancından mı yazamıyor? {Sultanhamid'in Petrol Haritası AlgonQuin Bilgeata TIKLAYINIZ} Osmanlı Türklerinin yönetimlerinde dillerini, kültür ve insan kaynaklarının korunduğunu unutarak eşsiz atalarımıza ırkçılık yaftası yapıştırmaya çalışan nankör unsurlara Yüce Rabbimden sadece Hidâyet dilerim.

 

                TÜRKLERİN DÜNYA ÜZERİNE YAYILIŞLARI      

 

                Aşağıda Kâzım Mirşan Üstadımızdan alıntıladığımız belgelerde Türklerin dünyanın dört bucağı, yedi iklimi, altı kıtasına nasıl yayıldıkları hakkındaki belgeleri görelim:

               “Türkler Türük demeden önce, kendilerine ON OQ, TATAR, OĞUZ,  İDİZ demiş bulunuyorlardı. Bunlardan ‘ON’ sözü üzerinde duralım: ON sözünü biz Orta Asya, İdil-Oral, Petersburg, İskandinavya, Erzurum, Fransa, Attika {Yunanistan} ve İstanbul yazıtlarında görmekteyiz.”

                 “ON UYUL  {ON Federasyonu} Açıktaş Yazıtı  {Qırgızistan}

                  ON İL ET {ON halkı Halinde, ONUZ UYUN {ON  Federasyonu} Minusinsk Müzesi yazıtı, envanter No: 2164;

             ON UYGUR {On Uyul’ dahil “ federe devlet” } AT İL Yazıtı {Öngre Binbaşı tarihi;

                   ON  ERİG AT ONA {başarılı ON askerleri} AT İL, hakkında Yoluğ Tigin tarihi;                                                                                                                       

                  ON-OQ  {ON’lara mensup OQ’ lar} Yoluğ Tigin tarihi;

                  ON BİLTİRİ {ON’lar Beldesi} Bilge Atun Uquq tarihi;

          OQ ONİS ED {OQ’ ların ON} {Devleti} halinde  birleşmeleri} Bratislava yazıtı {Slovakya }

                  Ap-AQ ON-İS ALT AW {ON-canı halinde Allah’a  doğru akmış bulunuyor.}Kylver yazıtı {İskandinavya};

                   ON İSİLİS {“ON” } CUNNİ Mağarası yazıtı { Doğu Anadolu };

                   ON İL { ON halkı} Glozel Yazıtı { Fransa };

                   ON OY { Milli} Attika yazıtı {Yunanistan};

                   UW ON  {Mukaddes ON} Erenköy  { İstanbul }yazıtı .” 

 

                        Ortaya koyduğumuz belgeler şaşırtıcıdır. Bu belgeler Milletimiz, gençlerimiz ve aydınlarımızca, sonra dünya uluslarınca dikkatle incelendiği takdirde yeni kavramların kapıları aralanabilir. Bu araştırmaların büyük kitlelere ulaştırılmasını sağlamalıyız. Kıytırık bir olayın sanal ortamda tıklanma rekorları kırdığını görüp duruyoruz. Milletimiz için yaptığımız araştırmaların Milletimize duyurulamamış olması, ne kadar gönül kırıcıdır. Bütün bu zorlukları bilerek bu yolu seçtik. Değerli okurlarımız arasında yabancı dillerde çeviri yapabilecekler çoktur. Sitemizde yayınlanan dosyalardan istediklerini yabancı dillere çevirirlerse, çevirmen olarak kendi adlarıyla yayınlayacağız. Böylece yabancı halkların, bu bilimsel bilgilerden yararlanmalarını sağlamalıyız. Belki o zaman o halkların Milletimiz hakkındaki kötü düşünceleri, azar-azar yerini sempatiye dönüştürebilir. Emperyalistler bizim kendi öz kardeşlerimizi bile bizlere karşı kanlı-kinli düşmanlar haline getirebilmişlerse bunu; oturdukları yerlerden yapmadılar. Telkin denilen eylemin ne denli etkin bir yöntem olduğunun farkına ne zaman varacağız?

                         İnternet, kötü emellilerin elinde çılgın bir silaha/kakkuya dönüşmekte ise, bizim elimizde de kardeşlik ve barış çubuğuna dönüşecektir. Gücü, imkânı, fırsatı, becerisi, bilgisi, çevresi yeterli olanlar, henüz zaman da tamamen tükenmemiş iken bu tebliğimizi yeniden-yeniden düşünsünler, karar verdiklerinde yazışalım.

                          

                Yunanlılar,/Grekler, uluslaşma devrine girmezden binlerce yıl önce Balkan sahası, Ön-Türklerin öz Yurtlarıydı. Yunanlıların tarih sahnesine çıkışlarının başlangıç tarih, ancak M.Ö. 7. Yüzyıla kadar götürülebilmektedir. Bu tarih en iyimser düşüncelerle bile 3. bin yıldan daha önceye götürülemiyor. Oysa Heredot'a göre M.Ö.7. yüz yılda Saka/İskit Türklerinin Kaanı Alpertunaga'nın oğlu BARSKAN, Van-Urartu Türk Devleti'yle Filistin'i, Firavun Pammadikos'u buyruğu altına almıştı.

 

                        DOĞU-GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA İSKİTLER {SAKALAR}

 

                “İskit'lerin/Saka Türk'lerinin Çin Seddi'nden Tuna Irmağına kadar yayılmalarının yanında Ön Asya'ya da yönelmelerinin sebebi, Kimmer'leri takip etme düşüncesidir. Kimmer'leri yurtlarından çıkartan İskitler, bunların ardından, Kafkas'ları doğudan dolaşarak Hazar Denizi kıyısını takiben DERBENT/DEMİRKAPI geçitleri üzerinden Azerbaycan'a ve daha Güney'e {Heredots lV-12}  Ön Asya'ya dalgalar halinde akmaya başladılar. Urartu Kıralı 2. Rus'a' nın, Kimmer'lerle olduğu gibi akıllıca bir siyaset izleyerek, iskit'lerle  anlaşma yaptığı  görülür. İskit,/Saka, akınları Asur'a yöneldi [Tarhan 1963-113] Kimmer'leri kovalayarak gelen İskitler/Sakalar: MED'LERİN EGMENLİİĞİNE SON VERDİLER, BÜTÜN KÜÇÜK ASYA'YA YAYILDILAR. [HeredotslV.-1].

                İskitlerin çok istekli bir şekilde güneyde bulunan ülkelere girdikleri bir çok tarihi gerçeklerden anlaşılmaktadır. Akamenit döneminden sonra da  İskitleri Güney'e kadar Archosiya { Arkosya } ve Drangiana { Dırangiya'na } olarak olarak  söylenen yerlerde buluyoruz. Anadolu'nun içlerine kadar da yayılmış ve orada hakimiyetlerinin  izlerini bırakmışlardı. Aynı İskitler,  Dicle Irmağı dolaylarında hüküm sürmüş ve dillerine ait ip uçları bırakmışlardı.[Mordt Man 1877: 49, 50 ]  M.Ö. 4. Yüz yıl başlarında dahi Doğu Anadolu'ya hakim olduklarını bize [Ksenophon/ Kisenofon] bildirmektedir. Ksenophon; binlerin dört platkorn  Harpassos; Çoruh Irmağına kadar ilerleyerek buradan da İskit'lerin Yurduna girdiklerine ve bir arada dört günde yirmi parasang  {fersah} {bir fersah yaklaşık olarak 5.5 km.} gittiklerini [Ksenophon {lV:17:18} bildirmektedir.

          İskit'lerin Sûriye'ye girdikleri zaman Mısır Kıralı { Firavun } Psammadikos, karşılarına çıkmış, İskit'lere armağanlar vermiş ve daha ileri yürümekten onları alıkoymuştur. {Heredots:I:105.} İskitler'in bir kısmı Anadolu'ya dönmüş, bir kısmı, Sûriye ve Mısır Yörelerinde kalmıştır. Tevrattaki {Bet-Sean} Kenti, daha sonra SKYTHE POLİS {İskit Kenti} olarak anılmaktadır.-Kretschemmer. {1921:940.} İskitlerin/Sakaların Ön Asya'ya yayılmaları sırasında Filistin'e kadar ilerlemelerine rağmen onların asıl izleri, Doğu Anadolu'da bulunmaktadır. Artık yazılı kaynaklar yanında son kazılarda çıkarılmış olan arkeolojik malzemeler de bu görüşü güçlendirmektedir." 1

.............................................

                        1} İskitler-Dr. İlhami Durmuş. Türk K.A. Enstitüsü yay. 141.Seri:3.Sayı. 13-8.s=35,37,1993. Ankara

 

       Yapılan çalışmlarda MEDLER-KİMMERLER Yafesin  Soy’undan gelmektedirler. Bilginlerce, MEDLER İLE KİMMERLERİN öz be öz Yafes Soylu oldukları artık kabul görmeye başlamıştır.

                Alpertunga'nın oğlu BARSKAN>BARSHAN>BARZAN' ın bu ülkelerdeki ilerlemesi sırasında {BET-SEAN} Kent'inin adı bu tarihten sonra {SKYTA-POLİS} olduğunu Trevrat yazıyor. Saka /İskit Türkleri yüz binlerle ifade edilen rakkamlarla M.Ö. 7. yüz yılda Güneydoğu Anadolu'ya akmışlar buraları yurt tutmuşlardı. Şimdi onlar, Karakeçili Kayılar, akkoyunlular, ve daha nice boy ve oymaklar Kurmançu ağzı öğrenerek Kürtleşmişlderdir.

                SKYTA>İSKİT, yani SAKA Türkleri anlamınadır. Bugün Yahudi olarak nitelenen AŞKENAZİ Oymağının mensuplarının  bu adları ASKENAZİ, İSKUNİZİ, İSKUT, İSKİT YANİ SAKA TÜRKLERİDİR Kİ, BUNLAR HAZARYALI TÜRK MUSEVİLERDİR. POLİS, kent, kale demektir. POL, POLİ, BALIK sözleri Türklerce kent ve kalelere denir. Orta Asya'daki BEŞ BALIK, ALTI BALIK sözleri Beş Kent, Altı Kent demektir. Yunanlıların sanılan AKRAPOL>YUKARI Kent, Yukarı Kala. Yunanlılar tarafından yapılmadığı gibi anlamı da Yunanca değil Türkçedir. Akra>okarı, yukarı demektir. Ortadoğu'daki AKRA Dağı da aynı anlama Türkçedir. Çin'in Başkenti Pekin Kent'inin asıl adı HAN BALIK'tır. Han'ın, Kan'ın, Kaan'ın Kenti demektir Türkler tarafından yapılmıştır.

                Yunanlılar dahil Latinler, Romalılar kesinlikle kale, köprü, tapınak yapımını bilmezlerdi. Onlar barbar, ilkel bir hayat yaşıyorlardı. Bunlar, Etrüsk ve Pelasg Türklerince medeniyete getirildiler. Öndevirlerde Roma'da Atina'da kurulan bütün mabet,  köprü ve kaleleri Pelasglar ve Etrüskler kurdular. Bunların yapımını da onlara öğrettiler. Anadolu'da kurulmuş bütün kale ve köprüleri Türkler kurdular. Çukurova'daki kale ve köprülerin hiç birisini Ermeniler/Hayklar yapılmadılar. Bunların hepsi Türkler tarafından yapıldı. Elde ettiğimiz pek çok belgede Haykların, Ermeni kökenlilerin sayılarının çok az olduğu, Ermenilerin en az % 95'inin Ermenileşmiş Kıpçak Türkler olduğunu belgeledik. Ermenileşmiş büyük kitleyi Gregorianlığa girmiş Kıpçak Türkleri oluşturmaktadır. Çukurova Ermenilerinin Ana dilleri Türkçedir. Bunu Hınçak komitası Başı Çallıyan Karabet itiraf etmektedir.   

 

                PAPA VE KAMLAR/KAMANLAR

 

                “Romalılar sur, kale, mabet, köprü inşa etmeyi Etrüsklerden öğrenmişlerdir. Etrüsklerin dini, dünya işlerine ait bilgileri de içine alıyordu. Meselâ, bir köprü inşasına ait sanat, usul ve teknik ancak KAMLARIN/KAMANLARIN bildiği birer sırdı. Onun için KAMLARIN/KAMANLARIN bir adı da köprü yapan idi. Romalılar bunu tercüme ederek, “PONTİFEX” şeklinde kendi rahiplerine de unvan yapmışlar ve söz Romalılardan Hıristiyan Kilisesine geçmiştir. Bugün PAPA’nın taşıdığı başlıca unvan Latince olarak “PONTİFEX MAXİMUS”, Fransızca olarak ”PONTİFE SUPRéME”dir. Anlamı: “BÜYÜK KÖPRÜ MİMARI’dır.”19

.....................................

                        19} Etrüskler Türk mü idi? Adile AYDA Türk Kültürünü Araştırma Ens. 1974 Ankara S: 19S: H.V. Morton. “A. Traveller in Ome”, Methuen and Co. London 1966, S: 358. naklen

 

 

                   

Cumhuriyet Gazetesi 31/Ocak/2009

 

                Elde edilen mağara ve kaya resimleri, TAMGALARLA Türklerin Anadolu, Avrupa, Balkanlar, Mısır, Hindistan, Kızılderili Kıtasına yerleşmelerinin tarihi 17. bin yıl önceye tarihlenmektedir.

                Roma Devleti dahi Türkler tarafından kuruldu. Türklerin Avrupa'daki varlıklarını en az 10 bin yıldan daha önceye tarihlemek artık oldukça kolaylaşmıştır. Bu araştırmaları Gen ve DNA çalışmaları ile yapanlar da bizzat Avrupalılardır. {HERAKLES, Bilgeata TIKLAYINIZ} {ARES, Bilgeata TIKLAYINIZ} Bu Dosyada Yunan ilâhı sanılan ZEUS ile ilgili belgeleri sunuyorum. Bu konuda ciddi çalışmalar yapan merhum Üstadımız Yusuf Ziya'nın araştırmalarından da alıntılar yapıyorum. Yunan ilâhları olarak adlandırılan bu ilâhların hiç birisi Yunanlıların öz inançlarından ve ulusal kimliklerinden doğmamıştır. Bunların hepsi Türk ilâhlarıdır. Yukarıdaki Y Kromozomu ile ilgili çalışmayı İngiltere'deki Leicester Üniversitesi yapmıştır. Bu çalışmada Avrupa'lı erkeklerin 10 bin yıl önce Asya'dan Avrupa'ya göçtükleri belgelenmiştir. {Y KROMOZOMU Bilgeata TIKLAYINIZ}

 

                ZEUS  {  ZeuV  }

 

                “Yunan PANTAEONU'nun en büyük ilâh'ı ZEUS, KORONOS'un yani; ZAMANIN oğludur. Yüce dağ başları O'nun yeri idi. Buna özgü ilk tapınaklarını yüce dağ başlarında kurdular. Atik'te, Beoti'de, Arkadi'de, Teselya'da, {TURİA}, TUROYA, TUROVA'DA ulu dağların yüce doruklarında, tapınaklar kurdular. O'nun muhteşem sarayı, karlı dağların yüksek tepelerinde, bulutlarla komşuluk eder. Oradan yıldırımlar saçar; şimşekler çıkarır, bitek/bereketli suları, yere boşaltır. Bulutları toplayan, gökleri gürleten yıldırımlar saçan o'dur.                                                                             ZEUS, Homerde YER'in havası, bulutların, fırtınaların üstünde {Esir} tabakasında oturur. Bütün semâvî/göksel ilâhlara {ouranion} ORANİYUN; hükmeder. Kendisi  bizzat semâvî/ göksel'dir. {ouranioV }  ORANİYUS Tepeleri, ışık ve hava ile dolan yüce dağ başları, {Esir}'e kadar yükselmiş göründüğü içindir ki, onun tahtının olduğu yer olarak kabûl edilir, bu itibarla {zeuV  akraioV } ZEUS-AKRAİYUS,-yani-YUKARI-ZEUS,-adını-alır.-2                                                                                                        ZEUS bize âlemlerin, insanların, ilâhların hâkimi olarak görünür. Bu iktidar ve azametiyle/büyüklüğüyle akıl sahibi, tedbirli ve düşüncelidir. Her şeyi bilir, görür. Kâinat'ta/Evren'de her şeye, kaderin değişmez yasalarına göre hükmeder. Bu kader, gerçekten kendi irâdesinin aynı ise de ondan aslâ dönmez. Böylece: {dioV  aisa  }  DİYOS EZA unvanını alır. ZEUS ERA'nın, yani YER İLÂHESİ'nin Kocası, EŞİ'dir.  Bu karı-koca, dağ başlarında birbirleriyle buluşurlar.” 3 y.ziya

.........................................

                        2} Homer,    3} Velker Yunan İlâhları C=2. S=138...Jirard S=54.”  

                   Panteon: Öndevirde bütün putlar için yapılan ortak tapınak.

                   Akra sözü halen Anadolu'da OKARI biçiminde kullanılıyor. Okarlak sözü ise; az yukarı demektir.

 

                Bu ıklamaya dikkat edersek ZEUS'un sıfatları/nitelikleri, Kadir-i Mutlak Bir Allah'ın Sıfatlarının belirli oranlarda bozulmuş, bir kısmı canlı kalmış olarak görünüyor. Tanrı'nın Kutlu İrâdesi, Evren'e Tasaarrufu, herkesin İlâh'ı olması, Ulu Tanrı İnancının az-çok bozularak o günlere kadar geldiğini gösterir. Bu inanış şekli, Ön-Türklerin Tek Tanrı inancının bugünkü İslâm inancının bozularak sürmekte olduğunu göstermektedir.

 

                “Bu yakınlaşma sonunda aşk ve sevda coşkusuyla saçmaya başladığı yağmur, toprağı döller; ona doğurganlık gücü  ve bereketi verir. Bu yağmurlar, Yer yüzündeki bitkileri yetiştirir.; Yer, ona bitirme gücünü, ürününü borçludur.{zeuV ewrgoV } ZEUS YAVARGUS 4 {zeuV  epiKarpioV} ZEUS  EPİKARİYUS 5 unvanlarını alır. Atina'da, Yunanistan'ın bir çok yerinde kuraklık hüküm sürdüğü zaman ona yağmur vermesi için duâ ederlerdi. {Akropol'ün} Akrapol'ün tepesinde {Erahteiyon} Erahtaiyon yakınlarında bir statü { yaia } yaia/ yaiya,  kendisinden yağmur dileyen Yea'yı, yani Yer'i tasvir ederdi. Böylece yağmur duâsına çıkıldığı vakit {zeuV  ixmaioV} ZEUS İKMAİYUS'e kurbanlar kesilirdi. Atina'lılar {u'  son }; O' SUN, diye du'ada bulunurlardı.” 6 y.ziya

                 Her yerde, her şeyde ZEUS'un egemenliği duyulurdu. Denizlerde yüzen gemiciler, { zeuV ourioV } ZEUS ORİYUS nâmıyla ona duâ'yı ihmâl etmemek için çok özenirlerdi 7 Buna özellikle Sirakoz' da, Delus' ta tapılırdı. Karadeniz'in girişinde ünlü tapınağı vardı. 8  y.ziya

...............................................

                        4}  Atik Kitâbelerinin metni C:2 S:77, C:1 S:12.;     5}  Hezekiyos.;- 6}  Pozanyas

                        7}   Homer Odisa S= 175, 176 Aşil sople An S=594.;-     8}   Heredot C=4. S=87

 

                “{u'  son}; O' SUN,” şu belegeye dikkatla bakmalıyız. “O SUN” sözü, ZEUS'u işaret etmekle birlikte, gerçekte bu söz, ZEUS'un şahsında Kadir-i Mutlak Tek Allah'a karşı yapılan bir hitap şeklidir. O günkü Yunan'da “O SUN” diye Tanrıya Türkçe dua edilmekteydi.

 

                YAĞMUR DUASI

 

                Bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: 'Bir gün cuma namazında Resul-ullah {sav} Efendimiz minbere hutbe okuyordu. Cemaat'ten biri: 'Ey Allah'ın Elçisi, Kuraklıktan ekinlerimiz kurudu, hayvanlarımız kırıldı, dua etsen de Rabbimiz bize yağmur verse' dedi. Resul-ullah, dua etti, yağmur başladı. Çok yağmur yağdı. öbür cuma aynı kişi: 'Ey Allah'ın Yalavacı! Yağmurdan ekinlerimiz mahvoldu, hayvanlarımız kırıldı, dua etsen de Rabbim yağmuru dindirse dedİ. Resu'llah {sav} dua etti, yağmur dindi.  

                Yukarıdaki ZEUS konusunda gördüğümüz  yağmur duasının benzer ögeler taşıması dikkat çekicidir. Yağmur duasının Hıristiyanlarda ve öteki dinlerde de var olması, bu dua konusunun kaynağının İLÂHÎ bir nitelik taşımakta olduğunu gösteriyor.

 

                “ZEUS ilâhların Şâh'ı sayıldığı için {bassileuV  } VASİLEUS, denilirdi. Yer yüzündeki kırallar onun timsâli sayılırdı.

                {eleioV  } ELEİYUS adı ile evlilik bağının kutsallığını korurdu. ZEUS, Yunan'ın düzenlenmiş güçlerini kullandıkları cimnastik oyunlarının korunması {Agwn} AGON'u idi. {AgwniV } AGONİS'in kurucusu sayılırdı.

                   ZEUS, konfederasyonların koruyucusuydu. Beoti'de  { omoloioV  } Omoloiyos unvanıyla tapınılır, AHAİ İttifakının seçkinleri, ileri, gelenleri EGİYUN'da {ZeuV omayirioV}  ZEUS Omagiriyus Tapınağında toplanırdı. Çünkü Ağamemon Turoiya {Turova} Savaşlarına başlamazdan önce Yunan Oymak'larının ileri gelenlerini orada toplamıştı. 9 {ZeuV polieV} ZEUS POLİYES; unvanıyla{ZeuV boulaioV }, ZEUS POLEYUS{boulh} poli'lerin Kentlilerin koruyucusuydu. {ZeuV-ayoraioV} ZEUS OGRATİYUS unvânıyla OGUR'LARI korurdu. 10

                   {orKioV } Orkios/Orkiyus unvânıyla ANT'IN/ YEMİNİN  koruyucusu idi. And'ından dönenler hakkında intikamı dehşetli idi. 11  Bu nitelikle sanâyî'de iki elinde yıldırım olduğu hâlde  tasvir olunur, Heziyod'a göre; Olemp ilâhları bile ant'larından döndükleri vakit tam, bir yıl süresince yerlerinde hareketsiz olarak sürünmeye mahk'ûm edilirdi.

                Taahhütlerle, tarla sınırlarının koruyucusu olarak {ourioV } ORİYUS denilirdi. 12   Anadolu'da {osioV  dixaioV } ÖZİYOS DİKAİYOS; {dixaioV } DİKAİYOS. 13; {isxiroV }İSKİRUS 14 unvanlarıyla tapınılırdı. Meoni'de, {zeuV  bronqon} ZEUS BRONTON, Bitini'de  {ZiryasqiV }  SİRGASTİS denilirdi.” 15  y.ziya

..............................................            

                        9}  Pozanyas S:7,24;Istırabon:3,7,8.;-  10}Esena: Körtiyus die sladt-gesey S=40.;-;- 11} Pozanyas: S=5, 9, 24 

                        12} Eflâtun bundan sözetmiş olduğu gibi Horsun'a yani Gelibolu Yarımadasında bir sınır taşına  yazılmış olan Epigramme de böyledir.;  -13}  Bolten Dokursiyondas Helenik: S=105.;- 

                        14}  İster'de bulunan bir Kitâbe.;-   15} Teüs- Eles ve devamı.

 

                   AHA/AGA sözünün oldukça yaygın olduğunu görüyoruz. AHA/AGA sözü, Sami dillerde de korunmuş Ön-Türkçe sözlerdendir. Bu sözün kökenbilgisi hakkında {www.bilgeata.com} web sitmde ayrıntlı bilgi verilecek.} AHA sözünün kökeni, AGA sözüdür. Bu söz Sami dillerde AHA şeklinde korunduğu gibi, Yunan sahasında da aynen AHA şeklinde korunmuştur. Selçuklu-Osmanlı döneminde bu söz Arapça sanılarak AHA, UHUVVET, IHVAN şeklinde söylenmiştir. AHAİ denilen Türk Oymakları Avrupa'da yurt tutmuş Ön-Türklerdir. Balkanlarda Yurt tutan AGA'lı Türklerinin AGA'lara bağlı olduklkarına göre Kürtlerin AHAİler, AGA'larla bağlantılarının incelenmesi yararlı olur.

                   Labiranda kültünde, Milas'ta, {zeuV osoyoV  }  ZEUS Ozogus unvânıyla tapınılırdı. 16 Bu unvanlara, bu niteliklere sâhip olan ZEUS'u Yunan'lılar, {ZİN} yaşamak sözüne bağlıyorlardı. Çağdaş türetmeciler, İtalyanca {die}, Sanskıritçe {diaus}; {divas} sözlerine, bir ihtimâl, {demon} ışık  sözüne bağlamaya çalıştılar, ama bu çabaları, dâhîce açıklamaları boşa gitti; hiç kimseyi iknâ edecek gücü bulamadılar.  

                 Bütün Yunan ilâh'ları, Türkçe ad taşımaktadırlar. Bu ilâh'ların ad'larını Türkçe'de tamâmen bulmuş, bunların Öndevirlerde Türk ilâh'ı olduğuna kanâat getirmiş olduğum hâlde, ZEUS sözünün anlamını bir türlü bulamamıştım. Yunan ilâh'ları içinde adının anlamını en son anladığım ZEUS olmuştur. Öbür ilâh'ların Türkçe ad taşımakta olmasına göre, bu sözün de Türkçe olduğuna hiç şüphe etmiyordum. Fakat uzun seneler bunun kökenini araştırmakla uğraştığım ve kendi-kendime bir çok açıklama ve yorum yaptığım hâlde, hiç birisi fikrimi doyurmaya yetmiyordu. Çünkü hatırlattığımız bütün niteliklerine göre ZEUS, kökü temsil eden bir ilâh idi; hâlbuki Türkçe { KÖK } sözüyle    " ZEUS " sözü arasında oluşum itibârıyla hiç bir ilişki yoktu. Sonunda " ELYOS" sözünün incelenmesinde Araplar'ın {El-Lat} put'unun Türk İlâh'ı olduğu belirmeye başladıktan sonra, Arap'ların {UZZA}  ad'lı put'u, dikkatimi çekti. O vakit {UZZA} sözü, göğün niteliklerinden olarak dâimâ  birlikte kullanılan {ÖZE} sözünden ibâret olacağı, ansızın zihnime doğdu. Çünkü Türk'ler GÖK ilâhını düşünürken, tekil olarak GÖK demezler; {UZEGÖK } derler.” 17   y.ziya

.............................................

                      16}   Waddington 342, 358, 361 Bull de corr. Hell  Xll 263  

                      17}   Orhun Yazıtları

 

                “ Şu halde Araplarda GÖK sözü düşmüş olarak yalınız  { UZE }  sözü, Arap dilinde { UZA } şeklinde  { UZE-GÖK}'ÜN  adı olarak kalmıştır. Yunan'lılarda da bu tür düşmelerin örnekleri vardır: {kurtarpa} bileşik adından yalnız { kurt } sözü korunmuş, {arpa} sözü düşmüş, {koritos} arpa anlamına olarak  korunmuştur.  İmdi {UZEGÖK}  bileşiğinden  Yunan'lılar da  {UZE} sözünü koruyarak {GÖK}  sözünü düşürdükleri, bu {UZE} sözü de sıkça kullanımdan dolayı yıpranarak {U} hecesi düşüp yalnız {ZE} hecesi, {ZE>US=ZEUS} hâline dönüşmüş olduğu sonucuna vardım.  Fakat bu düşünce belgeden uzak oldukça indî  bir kanâat olmaktan öteye,  bilimsel hiç bir değer taşımayacağı ortada idi. Bunun üzerine {ZEUS} hakkında yeniden araştırmaya koyuldum. Bu araştırmalarda önceleri hiç dikkatimi çekmemiş olan çok önemli bir deyime rastladım. {UZEGÖK} teriminin aynısını buldum. Yukarıda söylediğim gibi Labiranda kültünde Milas'ta {ZEUS}'a; {UZOĞUS} deniliyordu.

                Türkçe sözlerin sonlarına rastlayan {Ka-Ke} harfleri, Yunanca'da { S } harfine dönüşmüş olduğu için { GUS }>{ GUK } tan başka bir şey değildir. Şu hâlde Türkçe {osogoV }  UZEGÖK,  Labiranda Kültündeki {Osogos } {OZOĞUS} ile aynı sözden ibâret idi. Demek oluyordu ki, Yunanca'da {Zeus} ZEUS'un aslı dahi başlangıçta {OZOGOS>OZOGUS} idi. Ancak OZOGUS sözündeki {O} harfinin sıkça kullanmadan dolayı düşmesinden sonra, geriye kalan {ZOGOS} {ZOGUS } sözü, { Zeus } ZEUS OLMUŞ. İmdi ZEUS Türk'lerin en kadîm ve en önemli ilâhı olan  {UZEGÖK}'ten başka bir şey değildir.; Bunun ifâde éttiği anlam dahi {GÖK}'ten ibârettir. 

                Birazda bu ilâh'ın vasıflarını / niteliklerini gözden geçirelim: Bu nitelikler bu ilâh'ın nasıl bir Türk ilâh'ı olduğunu ve Türk'lerin nasıl UZEGÖK'Ü olduğunu ispat etme konusunda daha açık bir belge olabilir.

                   ZEUS, KORONOS'UN oğludur. Zaman anlamına gelen Koronos,  nasıl Türkçe  {KARIN} veya {KARN} sözünden alınmış olduğunu tabiat'a / doğa'ya âit  sözler arasında, Koronos Bölümünde anlatmıştık. Tekrar etmeyeceğiz. ZEUS aynı zmanda {ouranioV } ORANYUS'TUR. Bu, 'ORANI' sözünün Türkçe 'ORENG' sözünden mi, yoksa 'OR' sözünden mi bu şekle getirilmiş olduğunda  tereddütlüyüm. ORANYUS sözündeki  {N} harfinin bulunuşuna göre 'ORENG' sözü olması pek muhtemeldir. Divan-ü Lügat-it-Türk'e göre Türkçe'de 'ORENK' sözü, 'AK' anlamına ise de bazı yerlerde ' YILDIZ' anlamına da kullanılmıştır. Demek ki, bu anlam asıl anlam olmayıp aksine, gerçek anlamı YILDIZ VE YILDIZLI GÖK'tür. Pave de Kortey ise;  parlak ve aydınlık anlamına tespit etmiştir. Şu hâlde yıldızların beyaz nûr'undan alınarak beyaz anlamına da gelmektedir. Pek güçlü olarak sanıyorum ki, ORENK bu gün gökte Samanyolu dediğimiz Işıklı Yol'un kadîm bir adı olsa gerektir. Bununla birlikte Yunanca'da GÖK anlamına olan ORANYUS, bu ORENK sözü olması ihtimâli çok yüksektir. Öbür yandan bu sözün Türkçe {OR>ĞUR} sözünün bozulmuş bir şekli olması ihtimâli de vardır.  Çünkü {OR>OUR veya UR}, Türkçe doğrudan-doğruya GÖK anlamınadır; daha doğrusu GÖK'ün ad'larından birisi de OR>UR' dur. Bununla birlikte {OURANİOS}> { ORANYUS}, bu OUR>UR sözü olabilir. Garibi şudur ki, Türkçe'de { UR } sözünün  ne kadar değişik anlamı varsa, hemen-hemen Yunanca'da da aynen bu anlamlar  kalmıştır. Bunları azar-azar göreceğiz. Özellikle AFRODİT bölümü, bu konuda çok dikkate değer olacak.  Şimdiden şu kadarını söyleyelim ki, ZEUS, {ourioV } ORİYUS unvanı/ungunu ile gemicilerin duâlarına muhatap olan ZEUS'un bir niteliği de, yine Türkçe UR>OUR sözünün başka bir  anlamından alınmadır. Zîrâ Türkçe'de  OR'un bir anlamı da hafif güney yel'i ve bu yel'in estiği yön'dür. Gerçekten denizlerde bu yel gemicilerin en çok istedikleri yel'dir. Bu yel, öndevirlerde hattâ buharlı gemiler icat olununcaya kadar yelkenli gemileri hem yürüterek varacakları yere ulaştırır, hem de denizin yüzeyine asla etki etmediğinden dolayı, geminin esenliğini sağlardı. Böyle olmakla birlikte gemiciler dâimâ esenliklerini, bu yelde görür ve beklerlerdi. İşte bu yel'i yani UR'ı gönderen büyük ilâh ZEUS ORİYUS unvanıyla dilekte bulunurlardı. Maksat yel'i gönderen UZEGÖK'e yalvarmadan bâretti.   

                Böylece ZEUS AKRAİYOS unvânı da yukarıdaki gök anlamına idi. { AKRA }, Türkçe'nin OKARI sözünden değişerek, bu gün bizim yukarı dediğimiz söz hâline gelen bir sözdür. Böyle olmakla birlikte yukarıdaki, üstümüzdeki gök anlamına kullanılıyordu. Öbür yandan ZEUS'un Yer ile yakınlığı yüksek yerlerde, dağ başlarında olduğu için OKARI sözü, bu anlamda doğru idi.”  Y.Ziya

 

                   KANTURANIN SOY’U

 

    Kantura, Hz. İbrahim {sav} Atamızın eşlerinden birisidir. Medine’de de Kanturalılar yaşamaktaydılar. Medine’de kökteni Arap olmayan, kendilerini Kantura Soy’undan sayan, Peygamberimiz {sav} Efendimize de 2. Akabe Biatında 70 kişilik bir Heyet göndererek Medine’ye; Türk soyluların yanına gelmesini isteyen ve destek sözü veren bu kişiler, konumuzun aydınlanması yönünde bir belgedir. Kanturalılar, binlerce yıl önce, buraları yurt tutmuşlardı.

 

  “İKİNCİ AKABE BİATI”   

 

“Belirlenen buluşma gününde gecenin üçte biri geçtikten sonra onlar bulundukları yerlerinden işlerinin keşfedilmesinden korkarak gizlice çıktılar. Akabe'ye gittiler, hep birlikte dağa tırmandılar. Yanlarında on iki de kadın vardı. Hepsi Akabe'deki Boğazda toplandılar ve Resulullah yanında Amcası Abbas Bin Abdulmuttalib olduğu halde geldi. Abbas, o zaman henüz müslüman olmamıştı. Ancak yeğenini güvence altına almayı arzu ediyordu. İlk konuşan o oldu. Şöyle dedi:

“EY EVS ve HAZREÇLİLER! Şüphesiz bildiğiniz gibi Muhammed bizdendir. Biz onu kendi kavmimizden korumuşuzdur. O, kavmi ve memleketinde izzet ve kuvvet içindedir. Ancak o, size katılmak istiyor. Eğer siz onu kendisine davet ettiğiniz şeyle ona vefalı olacağınıza aklınız kesiyorsa size, yüklendiğinize diyecek yok. Eğer onu yanınıza götürdükten sonra yardımsız kendisiyle başbaşa bırakacaksanız şimdiden onu bırakın."

Abbas'ı dinledikten sonra Resule yönelerek; "Sen anlat Ey Allah’ın Yalavacı! Kendin ve Rabbin için istediğin sözü al" dediler. Resul Kur'an okuyup İslâm'a teşvik ve rağbet ettikten sonra şöyle yanıt verdi:

"Kadınlarınızı, çocuklarınızı kendisinden koruduğunuz şeylerden beni korumanız üzere BİATLAŞIYOR musunuz?"

Berâ Bin Marur onun üzerine BİATLAŞMAK üzere elini uzattı ve dedi ki: "Evet ey Allah’ın Resulü. Seninle BİATLAŞIYORUZ.

BİZLER VALLAHİ SAVAŞÇILARIZ, SİLAH SAHİPLERİYİZ. BUNLAR ATALARIMIZDAN BİZLERE MİRAS KALMIŞTIR"

Berâ, Resulullah {sas} ile konuşmasını bitirmeden Ebu Heysem Bin Tayyihan sözün arasına girdi ve şöyle dedi: "Ey Allah’ın Resulü! Bizimle bazı adamlar {Yahudiler} arasında akidler/bağlar vardır. Biz o bağları keseceğiz. Eğer bunu yaparsak sonra Allah seni galib kılarsa kavmine dönmeni ve bizi terketmeni umar mısınız?" Bunun üzerine Resulullah {sas} tebessüm etti ve sonra şöyle dedi:

"HAYIR. AKSİNE, KANINIZ KANIMDIR. BENİM ZİMMETİM SİZİN ZİMMETİNİZDİR. BEN SİZDEN'İM, SİZ DE BENDENSİNİZ. Düşmanlarınızla savaşır, barışıklarınızla barış yaparım."Onlar ellerini ona uzattılar. Elçimiz de elini uzattı. Şöyle diyerek BİAT ettiler

"Darlıkta ve bollukta, sevinçte ve kederde, dinleme ve itaat etme üzerinde, nerede olursa olsun Hakkı söylememize, Allah yolunda hiç bir kınayanın kınamasından korkmamaya BİAT ediyoruz." 14

…………………………………………………….

                  14}Takıyüddin Ennai İslam Devleti 2. Akabe Biatı http//www.hilafet.com/kitaplar /İslamdevleti/12.htm

 

          Yukarıdaki hadis-i şerif dikkatle incelenir ise Kutlu Yalavacımız {sav}'ın nelere işaret ettiği apaçık ortaya çıkar. Konumuzu ilgilendirmesi yönü ile bu hadİs oldukça önemlidir. Kutlu Yalavacımız  {sav} Efendimiz, Akabe BİATINDA kendisini Medine-i Münevvre'ye çağıran EVS ve HAZREÇ Oymaklarıyla olan Kan bağının varlığını kabul etmiştir. Konuyu açıklamadan önce benzer bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Bu husus Hz. Muhammed {sav} Efendimizden binlerce yıl önce yaşamış Hz. Süleyman {sav} Efendimiz ile Saba Melikesi Belkıs arasında geçen bir mektup olayı sırasında yaşanmıştır.

                                                                                بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                                   

قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنْتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ

 

                “{Sonra Melike] şöyle dedi: “Ey Beyler! Bu işimde bana bir görüş bildirin. {Bilirsiniz ki;} siz yanımda olmadıkça ben hiçbir konuda kendi başıma karar vermem, kestirip atmam.” Neml 27/32

               

                                                                               بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ        

قَالُوا نَحْنُ أُولُو قُوَّةٍ وَأُولُو بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ

 

                “Onlar, şöyle yanıt verdiler: "BİZLER GÜÇLÜ KİMSELERİZ, ZORLU SAVAŞÇILARIZ, buyruk ise senindir; artık ne buyruk vereceksen sen bilirsin. Sen sadece buyurmana bak." Neml 27/33

                Kur'an-ı Kerimde sözü edilen Melike'nin “BEYLER” dediği kişilerin yanıtlarıyla Akabe Biatındaki Evs ve Hazreçlilerin yanıtlarını alt-alta alıyorum:

                “BİZLER VALLAHİ SAVAŞÇILARIZ, SİLAH SAHİPLERİYİZ. BUNLAR ATALARIMIZDAN BİZLERE MİRAS KALMIŞTIR" Akabe Biatı

                "BİZLER GÜÇLÜ KİMSELERİZ, ZORLU SAVAŞÇILARIZ  Neml 27-33       

                Bu iki vesika, dikkatle incelenirse her ikisindeki sözlerin nerede ise mota-mot aynı sözlerden oluştuğu görülüyor. Bu sözleri söyleyen her iki toplululk ta aynı kökenden inmektedir. Bunun belgesi: “KANINIZ KANIMDIR.” Hadis-i şerifidir. EVS>OĞUS>OĞUZ ve HAZREÇ Topluluğuna “Kanınız Kanımdır.” iyerek onlarla aynı kökenden indiklerini hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek bir açıklıkla ortaya koymuştur.d Hz. Süleyman ile Melike konuları hakkında yüz yıllardan beri bu Kutlu Yalavacın Yahudi Yalavacı olduğu hakkındaki yaygın propaganda sebebiyle Melike'nin Beylerinin de Yahudiler olduğu sanılmış, bundan dolayı da bu iki topluluğu birleştirme imkânı görülmemiştir. Hz. Süleyman {sav} Efendimizin ve Melikenin gerçek kimliklerini inşallah başka bir dosyada açıklamayı planlıyorum. O zaman bu konular daha da netleşerek eski hurafeler yıkılabilecektir. Bir zamanlar Kızılderililerin kökenleri hakkında bazı konuşmalar yapılırken tereddütlü sözler söyleniyordu. Şimdi onların Türk kökeninden geldiklerini Türk vatandaşları kabul etmiş olmakla birlikte dünyada da bu yönde kabuller sıralanmaktadır. Biz bilimsel adımları atıyoruz. Gerisi Yüce Rabbimin Hidayetine kalmıştır. Şerleri Hayırlara döndüren Yalnızca O'dur.     

                   "KANINIZ KANIMDIR.”

 

                   Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} Efendimiz gibi Âhir Zaman'ın Son Yalavacının kuru laflar söyleyebileceğini iddia etmek, buradaki; “HAYIR. KANINIZ KAN'IMDIR.” sözünü yok saymak, hiçbir aklı başındaki Müslümana yakışmaz. Kutlu Yalavacımız bu sözü heva ve hevesinden, yani laf olsun diye söylemedi. O, Kutlu Efendi hakkında, bugünkü siyaset canbazları gibi: “O günkü şartlar öyle söylemesini gerekli kıldığı için böyle söylemiştir.” diyebilecekler, Yalavaçların/Rasüllerin şu 5 niteliğini inkâr etmiş sayılırlar:

 

                   1} Sıdk,      = Doğru olmak.

                   2} Emanet, = Güvenilir olmak.

                   3} Fetanet, = Zeki olmak.

                   4] Tebliğ,    = Vahyi eksiksiz tebliğ etmek.

                   5} İsmet     = Büyük günah işlememek.

 

                EVS>OVUS>OKUZ>OGUS>OĞUZ  

               

                EVS ve HAZREÇLİLERİN Sümer Türklerine, oradan da Hz. Nuh {sav} atamıza varıp dayandığını, bu dolaylarda yaşadıklarını, bunlara KANTURALILAR dendiğini, ayrıca da Hz. İbrahim {sav} Atamızın bunlardan kız aldığını da biliyoruz. Arapların Putlarıyla ilgili hadis-i şerifte de benzer örnekleri göreceğiz. Hazreç sözünün kökenbilgisini henüz çözemedim. EVS Oymağının kökenbiligisi hakkında {Hadis Dosyasında} bilgi verdim. EVS sözü Arapça yazılımı ile elif, vav, sin harfleriyle yazılır. Ön-Araplar, yazılarında işaretler kullanmadıkları devirlerde bu söz, EVS şeklinde yazılıyordu. Bu söz Arap dilinde okunduğu zaman Evis şeklinde okunabileceği gibi, OVUS şeklinde dahi okunur. O zaman söz, OVUS, OĞUS, OKUZ>OĞUZ, UZ şekillerinde dahi okunabilir. Şu tesbitlere göre bu söz OĞUZ sözünün kendisi olarak ortaya çıkmış oluyor. Kutlu Yalavacımız, bu Boy'lara:"KANINIZ KANIMDIR.” dediğinde,  buna ek olarak: “BEN SİZDEN'İM, SİZ DE BENDENSİNİZ.” Buyurarak, kökeninin OĞUZLARLA AYNI OLDUĞUNU açıklıyor. {Hadis Bilgeata TIKLAYINIZ}

 

                   “ZEUS'un yağmur yağdırmak ve Yer'e ıslaklık vermek gücüne âit niteliklerini, dikkate almalıyız. Bulutlar yapmak itibârıyla kendisine {nejelegeretiV} NEFELEYERETİS, ıslaklık vermek itibârıyla {Zeus ikmaioV } ZEUS IKMAİYUS deniliyor, uzun ve şiddetli kuraklıklar hüküm sürdüğü zamanlarda bu kuraklığa son vermek için {AristeoV } ARİSTEOS, ARİSTE'nin yardımını diledikleri vakit ZEUS İKMAİYUS'a kurban keserlerdi. 15  * Y.Ziya

........................................

                        15}  themist. or. 23

 

                   KURBAN KESME İBADETİ              

 

                Kurban, adak, sunak ibadetlerinin İslâmiyet'ten çok önceleri var olduğunu Kur'an-ı Kerim bildiriyor.  İnsanlığın ilk dönemleri olan Hz. Adem {sav} Atamızın iki oğlundan birisnin katil, öbürünün maktul olmalarıyla sonuçlanması da bu ibadetin kökeninin insanlığın başlangıcına varıp dayandığı, temelinin İlâhî kaynaklı olduğu açıkça görülüyor. Kurban kesme ibadetinin de Hz. İbrahim {sav} Atamız'ın oğlu Hz. İsmail Atamızı Kurban etmesiyle ilgili ayetlerden anlıyoruz. AGAMEMNON'UN kızı  İFİYENİ'nin TUROVA'da kurban edilmesiyle Hz. İSMAİL {sav} Atamızın kurban edilmeleri hakkındaki çalışmamız yakında İnşallah www.bilgeata.com adlı web sitemde bulacaksınız.

 

                ARAPLARIN PUTLARI HANGİ SOY’A AİTTİR?  

        

                “İbnu Abbas {ra}'dan: “Hz. Nuh {sav}'in MLLET'inde mevcut olan putlar, sonradan Araplara geçti.

                   “Şöyle ki: VEDD adındaki Put, Devmet-el- Cendel'de idi. Bu Put KELB {KÖPEK} Oymağı'na ait idi. SÜVA adındaki Put Huzeyl Oymağının idi. YAĞUS adındaki Put Murat Oymağı'nın idi. Sonra Benu Kutayf'ın {Kutayf Oğulları} nın oldu. Sebe'ye yakın Curf adındaki yerde idi. YEUK adındaki Put Hamedan'a ait idi. NESİR, Himyer'in Âl-i Zil-Kelâm'ın idi. Aslında bu Put adları, Hz. Nuh Millet'inde iyi kimselere ait idi. Şeytan bu iyiler ölünce Milletin'e şu telkin'i yaptı:

                “İyi kimselerinizin oturmuş oldukları yerlere {onların anı'sına dikitler} dikin, bunlara o iyilerin adlarını verin” dedi. Halk, bu telkine uyup, söyleneni yaptılar. Başlangıçta tapınma yoktu. Ancak geçen zaman içinde bunlar Helak//Ölek olup gidince, onlara ait bilgiler de unutuldu. Bu Putlara tapınmaya başladılar.” 16

……………………………………………………

16} Buhari, Tefsir, Nuh  1.

 

                İbn-i Abbas {ra} Arapların putlarının kendi öz kaynaklarından çıkmadığını, bu putların Hz. Nuh {sav} Atamız'ın MİLLET'ine ait olduğunu açıklamaktadır. İbn-i Abbas {ra} konuşması sırasında “NUH MİLLET'i” terimini özellikle seçerek kullanmıştır. Hz. NUH MİLLET'i ile ARAB MİLLET'ini ayrı-ayrı milletler katagorisinde göstererek uluslaşma kavramına vurgu yapmıştır. Çünkü Arabların uluslaşmaları Hz. NUH MİLLET'inden sonradır. {Tek Ana-Tak Ata Bilgeata TIKLAYINIZ.}

 

               “Kubera Kuzey Amerika'ya adını da vermiştir. Orta Amerikalılar İspanyollara Kuzey Amerika'nın QUİVİRA {Khyber Halkının Ülkesi} olduğunu söylemişlerdir.

                Çoğumuz, Maya kutsal kitabı Chilam Balam'ı duymuşuzdur. Chilan veya Chilam Mayalı rahiplerin lakabıdır. Balam, Jaguar'a verilen Mayaca addır. Sanskritçede Chilan=Seylanlı ve Vyalam=kaplan, aslan, avlanan leopar. 'Jaguar' olasılıkla, kaplan-benzeri veya 'kaplan gibi ses çıkaran' anlamına gelen Sanskritçe Hiğkara'dan kaynaklanmaktadır.

                Chak, Maya yıldırım, şimşek, yağmur, ürün ilâhıdır. Onun dünyanın öbür ucundaki eşiti olan Dyaus, Jupiter, Ca, Jah, jave,  Sakh, Sagg, Sa-ga-ga, Sakko, Zagg, Zax öbür söylenişiyle ZEUS elinde yılan şeklinde bir yıldırım ve kadeh tutarken veya başka biri ona kadeh uzatırken betimlenmiştir. Mayaların Cak'ı da aynı şekilde betimlenmiştir. O aynı zamanda Tanrı Shiva'dır.Orta Amerika'ya Votan adında biri veya bir grup tarafından getirildiklerini söylerler. Bu ad ise Sanskritçe'de 'Gemi Halkı' anlamınadır.

               Mayalar kendi 'QUETZALCOATIL'larına Kukulcan ve Qukumats derler. Bu adlar doğrudan-doğruya Türkçe'den türemiştir. Kuk ta Gok ta Ön-Türk Ulus'unun adı olan Türkçe GOG ile Gok'tan türemiştir. ULU {Türkçe ULU çn.} Yüksek yerdeki demektir. Khan, {Han. Çn} 'Kıral' için kullanılan Türkçe bir sözdür. Böylelikle Kukulcan Gogulkan>Gugulhan {Gog'un Saygıdeğer Kıralı] demektir.” 17

...................................

                       17} Hepiniz Türksünüz D. Gene Matlock Hermes yayı 3. Bas 2009 İstanbul S:184,185                                

               Bir süre önce www.bilgeata.com adlı Web Sitemde ZEUS ile ilgili açıklama yapmıştım. M.S. 610 lu yıllarda Mekke-i Mükerreme'deki Akabe Dağında Hz. Muhammed {sav} Medine'den gelen 70 kişilik Grupla 2. Akabe Dağında görüştüler. Buna Akabe Biatı denir. ZEUS'un  bir Yunan ilâh'ı olduğu iddiası açıkladığımız belgelerden sonra yerini bu ilâh'ın bir Türk ilâh'ı olduğu hakkındaki gerçek bilgilere bırakmalıdır.

               ZEUS'u Yunan sahasının dışında Kızılderili Maya Türkleri arasında da buluyoruz. Bunları öğrendikten sonra bu ilâhın hâlâ Yunan ilâh'ı olduğunu savunacaklara ne demeli? Bu konuda Yusuf Ziya merhum, Arapların UZZA adlı Putunun da ZEUS olduğunu 1928 yılında açıklamıştı. Merhum Yusuf Ziya'dan 82 yıl sonra çıtayı oldukça yükseltmiş bulunuyorum. Milletime armağanım olsun.

                Matlock'un tespitlerinde Maya Türklerinin jaguara BALAM adını verdiklerini görüyoruz. Balam Türkçe çocuğum, yavrum demektir.

 

               “Orta Amerika'ya VOTAN adında biri veya bir grup tarafından getirildiklerini söylerler. Bu ad ise Sanskritçe'de 'Gemi Halkı' anlamınadır.” Matlock:184

               prof. Dr. Lager Bring'in İsveçlilerin Türk ataları adlı kitabında: VOTAN, İsveçlilerin Türk Atasıdır. ODİN, ODEN, VODİN, VOTAN, “İsveçlilerin Türk ataları” olarak kayda girmiştir. Kitap Kaynak yayınlarından çıktı. Yazım tarihi 1763 tür. Lager Bring bu kitabında kendi atalarının Türkler, AS'A'lar, Asya'lılar olduğunu açıklamakta, öteki Avrupalıların da atalarının Türkler olduğunu, ama onların bunu itiraf edecek erdemi gösteremediklerini açıklamakatadır.

                   VOTAN'IN Orta Amerikalı Kızılderilileri, Kıtasına getirdiğini öğreniyoruz. VOTAN'ın bir grup olabileceği de açıklanmıştır. VOTAN, ODİN sözleri bizim “OT” dediğimizdir. “OT” Tükçede ATEŞ demektir. “OTUN” sözü “ODUN” dediğimizdir. “ODUN” ateşin yakıtıdır. Kızılderili Türkleri, Kızılderili Kıtasına götüren ODİN, VODEN, VOTAN'dır. Böylece İsveçlilerin Türk atalarını Asya'dan, Turova'dan bugünkü İsveç Ülkesine götüren İsveçlilerin Türk Atası ile aynı kökenden gelmekte olduklarını ortaya çıkartmış oluyoruz. ZEUS'un  nitelikleri:       

               “ZEUS'UN bu unvanlarının içinde {nejelegeretiV } NEFELEYERETİS sözündeki "EFELE", BULUT anlamında olup " YERETİS " sözü, sanıyorum ki "YARATICI" anlamınadır. Bu unvan, BULUT YARATICI demek ise de " NEFELE'nin "  Türkçe ile ilişkisi uzak olsa gerektir. Şu kadar ki, bu unvanlar içinde Türkçe BULUTU anlatacak bir söz görülmesi dikkate değer olabilir. Bulut sözü, Yunanca'da başka türlü kullanılmıştır. Bulut, Yunanca {plutoV } PULUTOS olmuştur ki, YER ilâh'ının adı'dır. Bulut, tarım ürünlerine bereket, bolluk vermesinden,  böylece servet bağışlamasından dolayıdır. Bunun gibi {bouluqoV } BOULUTOS, akşam ve akşamları hayvanların koşumdan çözülmesi, işten serbest bırakılması zamanı demektir. Çünkü akşamın alaca karanlığında hayvanlar serbest bırakılır, bulutlu hava ise akşam karanlığına benzer, bu benzeyiş dolayısı ile akşam karanlığı buluta benzetilmiş, Yunancada bu anlam kalmıştır.

           {plouqwn } PÜLÜTON'un servet İlâh'ı olması, ilkel hayatta tarımın tek başına servet kaynağı olmasındandır. Bununla birlikte bu bir tarım ilâh'lığıdır.  Bu sözlerin her ikisi de buluttan alınmıştır. Çoğunlukla bunun elinde bolluğu îma eden bir hayvan boynuzu  bulunur. Bundan başka yağmura âit diyonitelerden olan { taccoV } YAHOS ile bazen birleşerek {taccoV   plouqwx} YAHOS PLUTONS unvanını alır. Başka alanlarda o derece önemli makamlar edinmiştir ki, ön ilâh'lardan hiç birisi bu derece önem kazanmamıştır.

          { Ýkmas } İkmas Yunanca ıslaklık demek ise de burada {Ýkmaiyus}  İKMAİYUS=IKMAK>IGMAK>YIĞMAK sözünden gelir. Bulutların küme-küme toplanması, yığılması hâli olduğuna şüphe etmiyorum. Böyle bulutlu havaların ıslak olmasından dolayı bulut yığımından ıslaklık anlamına İKMAS kalmış olmalıdır.

           Fakat en açık, en dikkate değer nokta {Ariste} ARİSTE'nin yardımını dilemeleri konusudur. Burada ARİSTE Türkçe çiğ, ince yağmur anlamına olan ARAYIŞ'tır ki, kuraklığa son vererek tarımı hem hafifçe sular, hem de serin tutar. Tarım için sabahları düşen çiğin, ince yağmurun ne derece kıymetli olduğunu çiftçiler iyi bilirler.

        ARIŞ; Divan-ü Lügat-it-Türk'te çiğ, ince yağmur anlamına olarak Arapça {el-sedi}  sözüyle açıklanmıştır. Bunun ardından {ARIŞ-ARKAĞ} der. Yani bundan dolayı "ARIŞ-ARKAĞ", ARKAĞ" sözü kullanıldığını söyler. Türkçe ad'ların benzetme yoluyla oluştuğuna bu söz güzel bir örnektir. ARIŞ; ÇİLENTİ, yağmurun ÇİSELEMESİDİR. Dokumacıların tezgâh'a uzunlamasına gerdikleri iplikler de ARIŞ'tır. Çünkü hafif yağmurun ince iplik hâlinde inmesi tarzına benzetilmiştir. Bununla birlikte bu benzetme dolayısı ile hem ince yağmur/çilenti, çisen'ti  hem de dokumacıların boy'lamasına  indirdikleri iplik anlamına alınmıştır. Çiy ve çilenti anlamından ARIŞ, Yunanistan'da {Arýsta} ARISTA adı ile ikinci derecede diyonitelerin en önemlilerinden olmuştur. ÇİĞ'ler, Çilenti, kuzey yelinin estiği, bilhassâ hava bulutlu olduğu anlarda ekinleri serin ve rutûbetli tutmak üzere  {Zeus Ýkmayos}   ZEUS İKMAİYOS' a, ÇİY ve yağmur veren UZEGÖK'e niyazda bulunuyorlardı.” Y.Ziya

 

                Osmanlıların kentlerde kurdukları uzun çarşılara: “ARASTA” denilmesi de bundan alınmadır. Bu çarşılar üstü kapalı, uzayıp giden dükkânlarla dolu olan yerlerdir. ARIŞ Türkiye Türkçesinde ERİŞ şeklinde dahi kullanılır. Yusuf Ziya'nın açıkladığı gibi ARIŞ sözü, dokumacıların uzunlamasına gerdikleri ipliklere denir ki, bu da yağmurun çiselemesi, çisentisine, çilentisine benzetilmiştir. Köylerimizde kadınlarımızın ıstar denilen dokuma tezgâhında dokumak için önceden hazırlayıp yere kaktıkları iki kazığa uzunlamasına gergin olarak doladıkları iplere ARIŞ,>ERİŞ, bu iplerin ıstar adlı tezgâha bağlanmasından sonra dokuma sırasında bu ipliklerin aralarından geçirilerek dokuma yapılan kısmına da ARKAĞ denir. Çukurova'da dokuma kısmına enlemesine sürülen bu iplere ARKAÇ dahi denir. Tarlaların yamaçlardan derelere doğru enlemesine giden kısmına da ARKAÇ denir. Merhum Babam Ahmet Kocadurmuş Hoca Efendinin yani bizim ailemizin üç yerde ARKAÇ adlı üç arazimiz vardı. İkisi Sakızderesi'ndeki BÜYÜK ARKAÇ-KÜÇÜK ARKAÇ ile Körveli mıntıkasındaki ARKAÇ idi. Bu tarlalar uzunlaması uzun, enlemsi dar dik yamaçlarda açıldığı için bunlara ARKAÇ deniliyordu. Bu topografik ve kadastro terimleri de aynı terimlerden alınmadır.

                ARIŞ ve ERİŞ sözünden alınarak uzunlamasına kesilen ince hamura da ERİŞTE denilir. Bu sözün Farsça olduğunu RİŞTE sözünden geldiğini sanan bilginler, köken çalışmalarını yapmadan bu sözün Farsça olduğunu kabul etmiş, sözlüklerine F damgasıyla kaydetmişlerdir. Oysa bu söz kesinlikle Türkçedir. Belgeleri yukarıya çıkartıldı.

 

                “Tarımsal unvanlarından olan {gewrgoV } YEORGOS unvânı da yağmur ile ilişkiden uzak değildir. Burada { ge } YER ANA'dır. {wrgoV } URGOS ise Türkçe  {URUĞ} sözüdür ki, {TOHUM} anlamınadır. YER URGUS böylece YERE TOHUM atan, {çiftçi} demektir. Bu TOHUM dahi yağmur şeklinde YER'e dökülür. Gerçekten büyük İlâh UZAGÖK YER'i, yağmurları  ile aşılayarak ona doğurganlık bereketi verir.   

          Zâten İlâh'ın YER'e yakınlığı bile bulut şeklindedir. Homer, İlyada'nın 14. ncü Neşîdesinin 342-352. beyitlerinde bunun gâyet ince bir tasvîrini yapar. ZEUS kutsal EŞİYLE {Ýda-Yada} İDA-AYDA DAĞINDA {Gargarus} GARGARUS Tepesinde {şimdiki KIZ Tepesi} bir yakınlık arzûsunda bulunur. Bütün ilâh'lar TUROVA/TUROİA Savaşlarıyla ilgilendikleri için hepsi o yörededir. Kutsal EŞİ HERA, açık dağ başında olacak bir yakınlaşmayı öbür ilâh'ların görmesinden utanır. {HERABilgeata   TIKLAYINIZ} Bunu ZEUS'a hissettirir. O vakit büyük İlâh: " Seni hiç bir ilâh'ın, hiç bir insan'ın görmesinden korkma.  Seni öyle bir altın bulut'a saracağım ki, ışığından hiç  bir şeyin kaçamayacağı bizzat {Eliyos } ELİYOS bile {GÜNEŞ} o bulutun içine nüfûz edemez." der. Bundan sonra {Koromos} "KORONOS'un o_lu ZEUS, Eşini kolları arasına alır. Altlarında Toprak yeni  bir bitki doğurur; ÇİYlerle parlayan lotus ve za'ferân yaprakları kalın ve yumuşak yakınt yaprakları fışkırır ve orada uyurlar. Yaldızlı güzel bir bulut bunları örtmede KIVILCIMLAR gibi ışıklı çiyler düşmekte idi. İşte İlâhî bir sır " Myster Divinite" olan bu yakınlaşma sonundaki aşılama, ima ile OZEGÖG'E-{Yeorgos} YEORGOS'A YER'E TOHUM ATAN ve bununla birlikte çiftçi unvanı verilmiştir.

                Şüphesiz böylece tapınılan ZEUS, Yunanlıların, başka bir deyimle Elenlerin koruyucusu idi. Onların İsporlarını {sporlarını} da koruyordu Bundan dolayı jimnastik oyunlarının koruyucusu niteliği ile. {AgoniV } AGONİS unvanını alıyordu ki, AGONİS sözü, Türkçe 'OYUN' sözüdür. Gerçekten Yunanca  {Agon } AGON>OYUN 16 mücadele, güreş anlamına gelirse de, gerçekte maharet yarışması olup, Türkçe'nin OYUN sözünden başka bir şey olmadığı açıktır. Burada yalnız dikkate değer olan nokta şudur ki,  Balkan sahasına gelen Türklerin bu oyunları ZEUS'un koruyuculuğuna verecek derecede idmana önem vermeleridir.” y.ziya

......................................

                   “16} Yunancanın {G}  harfi  Türkçe'nin {Ğ, Y}  harfleri arasında ve her ikisine karşılık bir harftir. Gariptir ki ileride göstereceğimiz üzere Sümer harflerinde de böyle olmuştur. Bu cümleden olarak Sümerlerin büyük ilâhı olan {Girson}  Girsu şeklinde yazılan ilâh, Türklerin  bilindik ilâhı olan {Yersu} dur ki, burada Türkçe { Y } harfi { G } harfi ile karşılanmıştır.”   17} Pozanyas.  8, 36, 5 lut  

 

                ARKLILAR, ark sahibi olanlar. ARK yapıp tarım ürünlerini bu arklarla sulayanlar anlamnına olmalıdır. ARK sözü, ERK sözünden bu şekle girmiş olmalı. ERK, güç, kudret anlamına gelir. Arklılar, erklerini, güçlerini kullanarak su kanalları, arklar açarak suya hükmettikleri için ARKLILAR denilmiş olmalıdır. {Bilgeata TIKLAYINIZ}

                URG/URK/URUK, dalları yerde bulunan bitkiler için kullanılır. Ağaçların dalları havada, bazı bitkilerin dalları toprak üzerinde büyür. Bunlar karpuz, kavun, benzeri bitkilerdir. Bunların dallarına URK denilir. Bu URKLAR toprağın üstünde uzayıp giderler. {Tevrat Tekvin; 9:18} anılan ARKLILAR da hem ERKLİ, güçlü, muktedir ve hem de bu güçlerini ARKLAR açarak Mezopotamya’yı sulamışlardır. ARKLI Türklerinin açtıkları su ARKLARI da toprağın üstünde uzayıp gittiği için ona da ARK denir. İnsanların Hz. Adem {sav} Atamızdan itibaren süren soyuna da URK ve URUK denilir. Canlıların soyunun bir-biri ardınca kesintisiz olarak sürüp gitmesine URK, URUK ve IRK denilmesi bundan alınmadır.

 

                “ZEUS iyilik ilâhı olmak üzere {AgaqoV} 17  AGATOS unvanını alırdı ki, Türkçe, AGA sözünden başka bir söz değildir.  AGA, bilindiği üzere Türkçede büyük kardeş, hâkim ve sahip anlamında olup, ZEUS'un da bütün ilâhların en büyüğü ve en hâkimi olduğuna inandıkları için bu unvanı alıyordu.  Bunun daha açığı   {bassileuV } BASİLEUS/BASİLUS unvanı idi ki, Türkçe PRENS anlamına olan BAŞLIK sözünden ibarettir.  Çünkü ZEUS bütün ilâhların PRENSİYDİ. Ailenin, evliliğin koruyuculuğu niteliği'yle aldığı ZEUS {qeleioV } TELEİYUS unvanı, Türkçe TİLEK>DİLEK>İSTEMEK anlamınadır. Çünkü evlilik, aile Teşkilatı herkes için bir murat, bir dilek idi. Bu unvanın TELAKÎ sözünden alınmış olması ihtimali de vardır. TELÂKÎ; Divan-ü Lügat-it-Türk'te; kişinin dileği, diye izah edilmesine göre yaklaşma, tokalaşma, başka bir deyişle TELAHUK cinsinin koruyucusu oluyordu. Zira evlilik; yakınlaşma, birleşme anlamına geliyordu. “ y.ziya

...............................

                        17} Pozanyas.  8, 36, 5 lot

 

                   BASİLUS, BASİLEUS       sözleri Yunaca ve Ermenice ile hiçbir ilgisi olmayan öz be öz Türkçedir. BAŞLIK, Başkan, Kaan, Kıral Hakan anlamınadır. Bu söz Ermenice'de korunup kaldığında VASİLİ şeklini girmiştir. {Sevan Nişanyan Bilgeata TIKLAYINIZ}

                   Telâkî, mülâkî, mülhak, lihak, ilhak, iltihak, lahik, lahika sözlerinin hepsi ULAK sözünden Arapçada korunmuş Türkçe sözdür. Ulamak, bitişmek, yapışmak, birleşmek anlamlarına gelir. Ulak, posta; bir yerdeki bilgiyi, bir haberi başka bir yere götürerek bu  haberi oraya ulamış, ulaştırmış, bitiştirmiş, birleştirmiş olur. AGA sözü yukarıda AHAİLER bölümünde açıklandı.         

 

                “ZEUS'un Konfederasyonların koruyucusu niteliğiyle aldığı {omolioV } OMOLYOS unvanı, bağlanma ve  ümit edilmek anlamına olan Türkçe UMULMAK, {UMULUG} sözüdür ki, birleşen oymak'lar bu birleşmeden ilâhî korumayı umdukları anlamını kastediyorlardı. Bunun daha açık bir belgesi de, konfederasyon Başkanlarının { zeuV omagiroV } ZEUS UMAGİROS Tapınağında toplanmalarıdır. Burada UMAGİROS sözü, Türkçe UMMAĞ sözüdür. Bugün UMMAK ta dediğimiz sözün başka bir şeklidir ki, Boy, Oymak  anlamınadır. {OYMAK}  Burada ZEUS UMAGİROS, {UMAĞLARIN}, yani {OYMAKLARIN} ZEUS'u, UZEGÖĞ'ü anlamınaydı. {ZeuV polieV } ZEUS POLİYES {ZeuV bouleioV } ZEUS BOLUİYUS unvanları, kentlerin koruyucusu niteliğiyle verilmiş unvanlar idi. Buradaki { poli } POLİ, { boulh } BOLİ sözleri, Türkçe {BALIĞ} sözünün değişik şekillerdeki kullanılış biçimidir. BALIĞ Türkçe'de KENT, KALE anlamınadır. Türk tarihinde ünlü Beşbalık, Altıbalık, Hanbalık Kentleri gibidir. 

               ANT'ından dönenlere karşı intikam sıfatıyla aldığı {OrkioV } ORKİOS unvanı; Türkçe ÜRKMEK  sözünden yapılmıştır. Gerçekten Ant, bir ürkme vasıtasıdır. "Ant eden kişi, doğruluğuna Allah'ı {cc} tanık / şahit gösterdiği için And'ından döndüğü zaman ürker ve korkar." Böylece And'ında doğru olmaya çalışır. Özellikle eski zamanlar milletleri, And'ı, bu anlamda anlamışlar, bunun için Ant'ı ifade eden söz, Yunanistan da {OrkoV } ORKOS idi ki, bu söz Türkçe ÜRKÜNÇ sözüdür. Yani korku ve ürküntü veren şey demektir. Nitekim Türkçe KORKUNÇ sözü, Yunanca    {gorgoV } GORGOS, { gorgon  } GORGUN şeklinde sabit kalmıştır. ÜRKÜNÇ sözü ÖRKÜS şekline girmiş, bundan da ilâhın unvanı yapılmıştır.

                Taahhütler ve tarla sınırlarının koruyucusu sıfatıyla aldığı {OurioV } ORİOS unvanı, yine Türkçe {OUR} sözüne dayanan bir unvandır. Zira Türkçe'de OUR/UR sözünün bir anlamı da kentlerin, kalelerin genelleyerek herhangi bir şeyin çevresine çekilen HENDEK anlamındadır. Tarlaların sınırını ayırmak için  bir hendek çekilmesi, demek ki, öndevirlere doğru yükselen bir âdettir. Birbirinin tarlasına tecavüz edilmemesine ne derece özenildiğini gösteren bu âdet, Ön-Türklerin tarıma ve tarım arazilerine ne büyük önem vermekte olduklarının şaşılacak bir belgesidir. Yunanlılara bunları öğreten de Türk'ler olmuştur.  Demek ki, bu hendeğe o kadar önem verilmekte, korunmasına o derece özen gösterilmekte idi ki, hendeğin koruyucusu sıfatıyla tarlaların sınırını büyük ilâh'ın korumasına veriyorlar; bu ilâh'a; {ZeuV  OurioV } ZEUS ORİOS unvanını veriyorlardı. Sınır koruyuculuğu, zâten komşuların sınır'a uyma taahhüdünün korunması anlamına olduğundan, genel olarak taahhütlerin de koruyucusu sayılıyordu. ZEUS'un Anadolu Topraklarındaki unvanları da daha az öneme sahip değildir. {dikaioV  } DİKAİYUS unvanı, Türkçe DİKMEK, yani ağaçları ve bitkileri dikip yetiştirmek demek olan sözdür ki bu, bilhassa ağaca tapıcılık devrinden kalma bir unvandır. Çünkü insanlar öndevirlerde ağaçlara tapmışlardır. Bunların kalıntıları Anadolu'da hâlâ vardır. Buna OZİYUS DİKAİYUS {OsioV dikaioV } dahi derlerdi ki, buradaki OZİYUS Milas'taki {OsogoV } ÖZOĞUS'un aynıdır. Yani ağaç ve bitkiler diken, yetiştiren OZEGÖK {DİKİCİ OZEGÖK} demektir. {gewrgoV } Yeorgos unvanıyla ilişkilidir.

          En açık unvanlarından biri olan { iskiroV  }  ISKIROS sözü ise Türkçe IŞKIRIK sözüdür ki, ZEUS'un en açık niteliklerinden birine işâret etmektedir. Çünkü ZEUS, herşeyden çok yıldırım ilâh'ıdır. En çok yıldırım ilâhı niteliği ile kendisine tapınılır ve kendisinden korkulur. IŞKIRIK sözü ise Türkçe YILDIRIM anlamınadır. Başka bir deyişle YILDIRIMIN adlarından biri de IŞKIRIKTIR. Şu itibarla {ZeuV  iskiroV } ZEUS ISKIROS; IŞKIRIK çıkaran OZEGÖK>YILDIRIM İLÂHI demektir. Bizim Türkçe'mizde IŞKIRIK sözü kullanılmadığından dolayı bunu garip karşılayanlar bulunacağına şüphem yoktur. Ancak şurasını hatırlatmak yeterli olur ki, bu gün yıldırıma IŞKIRIK demiyorsak' ta, bu kökten bu anlamdan birçok söz kullanılmaktadır. Mesela IŞIK anlamınadır. IŞIMAK, IŞILDAMAK vs. gibi hep IŞIK üzerine kurulmuş bir çok fi'iler vardır. YILDIRIM ise IŞIK saçan olduğu için IŞKIRIK, YILDIRIM anlamına kullanılmıştır. Fakat söz ancak Doğu Türkçesinde korunmuştur. Yine bu köke giden ZEUS, ESKELİPİYOS {AsklhpioV} 18 unvanını almaktadır ki, bu da IŞIKLI sözü olduğuna şüphe yoktur. NUR VEREN VEYA NURLU ZEUS anlamınadır.” y.ziyz

........................................          

                        18} Hermian 1198 Yunan Kitabeleri {  eridaur.ej   } 1884   P 24 N 65

             

                Işkırmak sözü fış-kırmak sözü gibidir. Fış-kırmak ta bir akışkan’ın birdenbire dışarı fırlaması, bulunduğu yerden bir güç ile dışarı çıkmasıdır. Işığın birden bire dışarı çıkması, boşalması anlamına olarak ışkırmak sözü kullanılmıştır. Yıldırımların energy/enerji yüklü bulutlardan birden bire boşalmasına IŞKIRMAK denir.

 

                 “Anadoludaki unvanlarından  {bronqon } BURUNTUN  unvanı, BURUN sözüne varır ki, ÖNCE, İLERİ anlamına olup burada KADİM, EZELÎ anlamına kullanılmıştır. KADİM İLÂH-EZELÎ İLÂH demektir.” Y.Ziya

 

                BURUN, her nesnenin öne çıkan kısmına denir. Dağın BURNU, tepenin BURNU, canlıların BURNU bundan alınarak yapılmıştır ki, BURUN canlıların yüzlerinin önünde bulunur. Ulukışla İlçemizin BURNA adlı Kasabasının adı ecnebice sanılarak Yeniyıldız şekline çevrilmiştir. Oysa BURNA sözü, bir askeri birliğin veya başkaca toplulukların ÖNCÜ birliği, anlamına Türkçedir. İzmir İl'imizin BORNOVA İlçesinin adı da böyledir. BORNOVA, BURUN OVA sözüdür. BORNOVA sözünün sonundaki OVA sözü OYA, İYA, İA ekidir. Bu YA eki dediğimizdir. YA eki Türkçedir. Bu ek ardına geldiği adları ülke, Yurt, Vatan, Memleket, Toprak şeklinde adlandırır. Almanya Alman Yurdu, İtalya İtalyan Yurdu, Vatanı gibi. BORNOVA sözü, BURUN ÜLKESİ, BURUN YURDU, anlamına gelmektedir. Burası o yörenin önünde yer almakta olan bir çıkıntı, bir BURUN şeklinde olduğu için Ön-Türkler buraya BURUN-OVA dediler. Zamanla BURUN-OVA sözü, BORNOVA şekline girdi.

 

                 “BİTİNİ'de kullanılan { zurgastiV } SİRGASTİS unvanı, Türkçe ÇIRGAŞMAK fiiline dayanan bir unvandır. ÇIRGAŞMAK, neşe ve mutluluk vermek anlamına olup SİRGASTİS=ÇIRGAŞIR, yani neşe ve mutluluk verici ilâh anlamına kullanılmıştır.

                 Kaderin değişmez kanununa uygun hüküm ve idâre etmenin sonucu olan {Zeus Eza} ZEUS EZA unvanı, zamanımıza kadar döküntüleri ayakta kalan Ön bir Türk inanışının meyvesidir. “Ezelde ne yazılı ise o olur” “Alnımın yazısı ne ise onu görürüm “ gibi teslimiyet ve tevekkül ifâde eden düşüncelerin  pek eski zamanlardan beri Türk'lerin, insanın kaderi ezelde yapılmış olarak kabul etmelerini, bütün bu şeylerin kader olduğunu sanmalarına yol açmıştır. Işte bu inanış, Yunanistan'da aynen kalmış olduğu için ZEUS'un unvanı EZA olmuştur. Bu söz Türkçe YAZI sözünün bozulmuş bir şeklidir. Baştaki {Y} harfi alışılageldiği gibi düşmüştür. Bununla birlikte ZEUS'a, kendisine sığınanların, duada bulunanların imdadına yetişen merhametli bir ilah olarak inanırlardı. EŞİL; “ Niyaz edenler ” Neşidesinin bir parçasında,“ gözlerini yüce gökten talihsiz fanileri temaşa ve himâye eden ilaha doğru kaldır, bahtsızların feryat ve iniltilerini dinlendirmediği vakit ZEUS öfkelenir ”der. Bundan dolayı ZEUS; {ikesioV} 0KES0YOS, { ikeqhioV } İKETİYOS gibi unvanlar alır. Aynı kökten gelip aynı anlamı ifade eden bu iki sözün aslı, dikkat çekicidir. Bu sözler türetme yoluyla Homer'in neşidelerinde anılan  {ikneomai } İGNEOMEĞ sözüne aittir. Homer, çoğunlukla bu tabiri dua ve dilek sûretiyle birisine sığınmak anlamında kullanmıştır. Bundan {ikesioV } İKESİYOS, NİYAZKÂRLIK KORUYUCUSU anlamına alınmıştır. Homer'in kullandığı {ikneomai }  “İGNEOMAĞ” sözü Türkçe sözlerin Yunancada aldığı tarzın bize bildirdiği görüşten çok önemi vardır. Çünkü {Ýknetiyýos} İKNETİYOS Türkçe; “YÜKÜNMEK” YUKUN-MEKTİR. Yükünmek; niyaz etmek; diz çöküp yalvarmak anlamınadır. Bu söze Orhun Yazıtlarında birkaç noktada tesadüf olunacağı gibi, bilhassa Turfan'da bulunan Uygur Yazıtlarının hemen-hemen her parçasında rastlamak mümkündür. “Erdinili  uçuruğlar iliki Burhan kotunga yükünürmen”=Mücevherli yalçın tepeler sultanı Burhanın {Budanın} haşmet ve kutsallığına  diz çöküp yalvarırım. {Yahut sığınırım} İşte YÜKÜNMEK sözü, Homer'in dilinde {ikneomai } İGNEOMAĞ olmuştur. Bundan anladığımız bir nokta daha vardır ki İGNEO'nun sonunda {mai } ma bulunmasına göre YÜKÜNMEK fiili, {mek} mastar edatı ile birlikte kalmış, ancak son  { K } harfi düşmüş, bununla birlikte {yükünme} hasılı mastarından alınmıştır.

            Turfan Yazıtları'nın şu metinlerini seçerek almadım. Örnek almak üzere kitabı açtığım vakit o sayfada rastladığım ilk bir metin idi. Fakat bu metin bana başka şeyler de hissettirdi. Yazıtların yazıldığı zamanlarda Buda için kullanılan bu nitelikler, bir dini geleneğin kalıntısı, devirden devire şüphesiz Ön zamanlarda OSEGÖK de böyle nitelendirilmiş ve saygı gösterilmişti. Bunlar din dilinin alışageldiği metinlerdir. Çünkü OSEGÖK'ün de otağı yüce dağ başları, uçurumların tepesi idi. Çünkü kutsal eşi olan YER ANA ile yakınlaşmak orada oluyordu. İşte bundan dolayıdır ki, Yunanistan'da da hemen hemen aynı metinler ve aynı niteliklere rastlamaktayız.

                   { ZeuV AkraioV }  ZEUS AKRA0YOS=YUKARIDAKİ ZEUS, AKRA 19 Türkçe OKARI=YUKARI sözünden, yukarı kent anlamına AKRAPOL'ün de adı olmuştur. { ZeuV korwjaioV } ZEUS KURUFEUS; KURPLARIN, yani UÇURUMLAR ZEUSU {KURP Türkçede UÇURUMUN başka bir adıdır. Derelerin kenarındaki uçurumlardır.} { ZeuV karaioV } 20 ZEUS KARAİYOS KARAGAYLAR, yani ORMANLAR ZEUSU, {çoğunlukla dağlar ormanlık olduğu için } bunun gibidir. Demekki her iki alanda aynı sıfatlara tesadüf etmekteyiz. Sonraları Budizmin girişi ve yayılışıyla OZEGÖK'e ait olan sıfatlar BUDA ya da verilmiştir.

             Şu açıklamalar ve bütün nitelikler özelliklere göre tamamen Türk ilâhı olan ZEUS Türkçe { OZEGÖK} ten başka bir şey değildir. Ve nasıl OZEGÖK, Türk'lerin büyük ilâhı ise Yunanistan'ı kuran Türklerin de büyük ilâhı olmakta devam etmiş ve ancak adı sık kullanılmaktan dolayı küçücük bir değişikliğe uğrayarak ZEUS olmuştur. “

.........................................

                        Yusuf Ziya age: Zeus  Bölümü.

                        19}   Inionned lV. 98. 533 Bull. De' cora  Hell 1308 lV 130 ;-20} Hezekios   karios

                                                                                          

 

                TAMGALARLA TÜRK VE İNSANLIK TARİHİ

                                                                                                                  

....................................

                        4} ÖnTürk Tarihi Haluk Tarcan Kaynak Yayınları 1. Baskı 1998 İstanbul S:174

 

                Yukarıdaki Tamgalarda sol başta Orta Asya Ulukem Sülyekteki

OĞ Tamgası, ortadaki belgede, Avrupa'daki Val. Camonica, yani Kamunlar Vadisindeki OĞ Tamgası, sağ baştaki belgede, VAN'da Kızların Mağarasındaki OĞ Tamgası görülüyor.

 

.

................................

                        2} Ön-Türk Tarihi Haluk Tarcan S:180

 

                Yukarıda OĞ ALTI TAMGALARI görülüyor. Bu Tamgaların tarihi M.Ö. 9 bin yılına aittir. Aynı Tamgaların Babil'de, Mezopotamya'da, Doğu, Güneydoğu Anadolu'da, Sümer Türklerinde M.Ö. 9000+2011=11.011 yıl önce çizilmiş olması Türklerin Anadolu'da en az 15 yirmi bin yıl önce var olduklarının kanıtlarıdır.

 

         

                Yukarıdaki tabloda Asya, Avrupa ve Anadolu'daki UÇ-TAMGALARI görülüyor. Bu Tamgaların Asya, Avrupa ve Anadolu'daki çizim tarihleri Tabloda yazılıdır. Tablodaki okunması zor olur düşüncesiyle  listeledim. Asya'dan Anadolu'ya Avrupa'Dan Kızılderili Kıtasında on binlerce yıl önce Yurt tutmuş olan Ön-Türk atalarımızın varlığını inkâr eden zihniyete indirilmiş çelikten bir darbe işite bu Tamgalardır. Türkleri 1071 yılında Anadolu'ya gelerek Ermeni, Rum ve Kürtlerin Yurdunu işgal ettiklerini iddia edenlerin bu belgelerle yalanları ortaya çıkmıştır.

 

                   1. Lascaux M.Ö. 8000+2011=10.011 bin yıl önce

                   2. Val Komanica M.Ö. 7+2011=9.011 bin yıl önce

                  3. Tamgalı Say Orta Asya M.Ö. 3000+2011=5.011 yıl önce

                   4. Açıktaş Doğu Anadolu M.Ö. 5000+2011=7.011 yıl önce

                   5. Başet Dağı Van M.Ö. 7 bin=9 bin yıl önce

                   6 .Cunni G. doğu Anadolu M.Ö. 5000+2011=7.011 yıl önce

 

                   Bu Tamgaların son üçü Güneydoğu Anadolu'da bulunmuştur.

                   Beşinci sıradaki Açıktaş Mağarasında bulunan Tamganın tarihi M.Ö. 5 bin yıl olarak hesaplanmış, 2011 yıl Milattan sonra  toplam yedi bin yıl eder..

                   6. sıradaki Tamga Van l'imize bağlı Başet Dağundadır. M.Ö. 7+ 2011 yıl da M.S=9.011 yıl önce yapılmıştır.

                   7 Cunni Mağarası M.Ö. 5000, M.S.+2011=7.011 yıl önce yapılmıştır.

 

......................................

                        7} Haluk Tarcan age S=193

 

                “Oysa, Başet Dağı Yazıt'ında İTİ, tümüyle çizilmiş olarak görürüz {üst ve alt satırların ortası} VAN BAŞET DAĞI YAZIT'INDA: YILAN

ık biçimde görülüyor. Val Camonica Avrupa'daki Ateş Kültü Yazıt'ında İT, bütün vücuduyla stilize edilmiş şekilde, sağdan 2. Tamga.” Tarcan S:193

……………………………………………………..

                4} Ön-Türk Tarihi Haluk Tarcan Kaynak Yayınları 1. Baskı 1998 İstanbul S:197

 

 

              

       

                       

 

                   Türkler hiçbir şey icat etmediler, sadece yoğurdu uyuttular diyen emperyalistlerle, yerli işbirlikçileri,{kölemperler, emperuşaklar} bizi kendi üstümüze kapanmış bir Millet haline getirmek için sürekli olarak kara tablolar çizdiriyorlar. Oysa on binlerce yıl önce Türklerin hem dört tekerlekli hem de iki tekerlekli savaş arabalarını işcat ettiklerini görsünler. Romalılara mal edilmek istenen bu iki tekerlekli savaş ve yarış arabalarını Kamunlarla, Etrüsklerden Romalı denilen Latinlere kalmışltır. Gerçekte Roma'yı kuranlar da Etrüsk Türkleridir. Latin sözü de T>Ç döşümü ile LAÇİN'dir ki, laçin doğan cinsinden yırtıcı bir kuşun Türkçe adıdır.

...........................................

                        8} Haluk Tarcan Kökeninde Ön ürk Kültürünü Bilmeyen Avrupa 66

 

                        Dünya'nın en önemli buluşlarından birisi de Karasabandır. Türkler önce boğayı burmuşlar, sonra karasabanı bulmuşlardır. Boğa        burulunca yani ENENİNCE ÖKÜZ ortaya çıkmıştır. Öküz sözü gücü temsil etmektedir. Irmaklara, derelere de su gücünden dolayı Türkler öküz derler. {OXFORD http://www.bilgeata.com/?syf=amenu&tekd=53&aciklama=Oxford Tıklayınız} Karasabanı bulan Türkler tarımı da kurmuşlardır. Tarımın nimetini bütün dünyaya onlar ulaştırdılar.

               

 

 

.......................................

                        8} Haluk Tarcan ökeninde n ürk Kütürü Bilmeyen Avrupa  148-221

 

                Yukarıdaki kilim ve öteki Tablolarda UÇ, OQ, Tamgaları görülmektedir. Bu Tamgalar Orta Asya'dan Asvrupa'ya kadar hatta kızılderili Kıtasına kadar Türklerin olduğu bütün coğrafyalara yayılmıştır. Türk YUROPA Oymağının adını alarak Avrupa adı bu Türk Oymağından kaldı. {Kıta adları Avrupa Bilgeata TIKLAYINIZ.}

 

.................................

                        }9 Tarcan age: S=221

 

                “Sağ üstte, OQ Damgasının Qara Tau {Kara Dağ} ilk şeklini görmekteyiz. Günahsız olmayı ifade ettiği gibi, OQ, Ön-Türklerin de sömbolüdür. Sol altta,   OQ Damgası bir Van kiliminin kenar motifi halindedir. Grek/Yunan kenar motiflerinde olduğu gibi, OQ'un kolları arasında dört vardır. Hepsi; 4 köşe bir çerçeve içindedir. Bu çerçeve de ED Damgasıyla çevrilidir. Ed Damgası Grek alfabesinde DELTA adını almış  harf şekline dönüştüğü  için Damga YARATAN anlamını yitirmiştir. Çevresi de OQ Damgalarıyla çevrilidir. Sağ altta,        Van Gölünde Ahtamar Adasında bulmuş olduğum Bitig Taş'tan alınmıştır. Taşın tarihi 7 binlerdir. ÇİLGİRİ Yazıtıyla aynı yaştadır. Van Arkeology Müzesindedir. Bu şekil ve Damgalar, Orta Asya'dan Ön-Türk göçmenleriyle M.Ö. 13 binlerden itibaren Doğu Anadolu'ya gelmişlerdir. {Prof. Dr. A. Erzen ve Ekibi Erzurum Üniversitesi.}

                M.Ö. 13 bin+ M.S. 2 bin=toplam 15 bin yıl önce demektir.}

                Van Hakkari İlleri arasında TİR-İ ŞİN Yaylasında, getirdikleri kaya üstü resimlerinin sayısı 35 bin dolayındadır.” Tarcan {Kitap 18}

 

                ZEUS sözünü Firavun devrinde gözbağcılar/kâhinler tarafından kullanılmakta olduğunu belgeliyoruz. Kâhinler: “OKUS-POKUS” diyerek sihir yaparlar. OĞUZ sözünün art-arda 2 kere söylenmesi sırasında bir gücün oluştuğuna inanırlar. Türkçe'de bir söz art-arda söylendiğinde 2. söz, M veya B ile tekrar edilir. OKUZ-MOKUZ denir. Söyleyiş sırasında Z yerine S harfi çıkar. OKUZ-MOKUZ yerine OKUS-POKUS denmesinin, isteğe güç kattığına inanılırdı.  OĞUZ, ZEUS sözlerinin Firavun zamanında da Türkçe olduğunu görüyoruz. Firavun zamanındaki Kâhinler ve Kâhin sözü için inşallah açıklama yapacağım.       

                Yukarıdaki Tamgalara dikkatle bakanlar bu tamgaların aynı ulus kökeninden aynı kültürün eserleri olduklarını derhal görebilirler. Üste sağ yanda Orta Asya'daki Kara Dağda bulunan OK Tamgası ile alt sağ yanda görülen VAN İl'imizdeki AHTAMAR adasındaki aynı tamga gerçekten dikkat çekicidir. Van kilimindeki OK Tamgası binlerce yıldan bu yana aynı OK Tamgası olarak kilimlere halılara işlendiğinin kanıtıdır.

                Van Gölü AHTAMAR Adasını Ermeni Yurdu sayan zihniyet, Ön-Türklerin 17 bin yıldan bu yana bu bölgedeki gerçek varlıklarını görmezlikten gelmektedirler. Oysa belgeler ortaya çıkarılmıştır. 17 bin yıl önce kayalara, mağaralara kazınan Tamgalar sadece Güneydoğu'da/ Turkomanya'da değil dünyanın dört bucağı, yedi iklimi altı kıtasında da bol-bol bulunmaktadır. O öndevirlerde Yunan, Rum, Latin, İngiliz, Fransız, Ermeni, Rus, Çin, Arap, Acem, Kürt ve Alman'dan söz etmek en hafif deyimi ile tarihe ters bakmaktır. Latin: M.Ö. 7. y. yıl, Yunan: M.Ö. 7. y. yıl, Alman: M.Ö. 2. Y. yıl, Fransız: M.Ö. 7. y. yıl, İngiliz: M.S. 5. Y. yılda ulsulaşmışlardır. İngiliz için Redhouse sözlüğü S=29'a bakınız.

 

                                                                 26/Aralık/2010

                                                           Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                                                   Bilge Ata 

                                                                               Eğitimci Yazar

                                                                         Teolog-Kökenbilimci

                                                                                            TÜRKİYE

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar