Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 47
Bugün: 174
Toplam: 1.109.870
 

Oxford

OXFORD ÜNİVERSİTESİ

Aşağıda sunacağım araştırmaya başlamadan önce İngilizlerle ilgili şu tarihi gerçekleri açıklayacağım. İngiliz denilen ANGLESH, ENGLİSH, İNGİLİZ Ulus’unun tarih sahnesine çıkışı M.S. 500 yılında olmuştur. İngilizlerin Uluslaşması, günümüzden sadece 1510 yıl önce gerçekleşmiş tarihi bir hakikattir. İngilizleri insanlığın en eski Ulus’uymuş gibi sunanların kulakları çınlasın. Konumuza başlarken bu açıklamayı tarih bilimi adına bir görev saydım. Bütün araştırmalarımızda olduğu gibi bu araştırmamızda da belgesiz, tanıksız iddialarda bulunmak bize yakışmaz. Bu belgeleri Anglosaksonların belgelerinden seçtim.

İngilizlerin en eski kentlerinden birisi olan ‘OXFORD’ KENTİ ile ilgili bilgi ve belgeler, aşağıda sunulacaktır. Bu Kent’in köken bilgisi hakkında yapmış olduğum araştırmalarda Kent’in şimdi İngiliz, English dediğimiz Ulus’un M.S. 5. Yüz yılda bir Cermen oymağı olan Anglolarla karışmasından sadece birkaç yüz yıl sonra kurulmuş olması, dikkat çekicidir. OXFORD adlı Kent’in söz dizimi içerisinde Türkçe söz olup olmadığı hakkında yapmış olduğum araştırmada bu Kent’in adındaki: ‘OX’ ve ‘FORD’ sözlerinin Türkçe olduğunu, belgelemiş bulunuyorum.

“OX, PL. Ox’en {eks, eksen}, n. ÖKÜZ;

OX’us {ekses}, n. Orta Aya’da AMU DERYA IRMAĞI1

…………………………………………………...

1} Yeni Redhouse Lügati İngilizce Türkçe 1958 İstanbul S: 735

Yukarıdaki sözlük Anglosaksonların, yani kendilerinin sözlüğüdür. Öküz, ögiz, öğüz, üğiz sözleri Türkçedir, Irmak, çay ve hatta Okyanuslar gibi sulara Türkler böyle derler. Anglosaksonların kendi sözlükleri olan Redhouse Sözlüğünde bu sözün kökeni, “Orta Asya’da AMU DERYA IRMAĞI” olarak açıkça gösterilmiştir. OX>OKS sözünün IRMAK anlamına geldiğini, bu sözün Orta Asya’da bulunan AMUDERYA adlı IRMAĞA, özellikle bu adın verildiğini kendileri söylüyorlar. AMUDERYA sözü Orta Asya’ya giren Araplar tarafından verilmiş bir addır. Bu Irmağın Türkçe adı: SEYHUN IRMAĞIDIR. Türkler M.Ö: 15 binli yıllarda, yani 2010 yılı itibariyle 17.010 önce de Anadolu’daydılar. Belgeleri aşağıda sunulacaktır. Türkler, Orta Asya’da bulunan bütün dağ, dere, ırmak, göl, kent, deniz adlarını, bulundukları yerlere taşımışlar, ayrıca da yeni Türkçe adlar koymuşlardır. Çukurova’dan Akan bir ırmağa SEYHUN Irmağı’ndan esinlenerek, SEYHAN, öbürüne CEYHUN Irmağı’ndan dolayı CEYHAN adlarını verdiler. Zamanla Uluslaşmalardan sonraki dönemlerde yeni ulusların bu ırmaklara başka adlar vermiş olmaları, bu gerçekleri yok saydıramaz. Arapların AMU-DEYA dedikleri bu Türk Irmağının ne AMU’-SU, ne de DERYA’-SI Arapça değildir. AMU: Türkçe ANA demektir. ANA sözünün köken bilgisi hakkında inşallah yakın bir gelecekte ayrıntılı yayın yapacağım. DERYA: Farsça denize denir. Kaşgarlı Mahmut şöyle diyor:

“ÖKÜZ: CEYHUN ve FIRAT gibi olan her ırmağa verilen addır. Bu kelime yalnız olarak söylendiği zaman Oğuzlarca: “BENEGİT” Irmağı anlaşılır.’ çünkü kentleri onun kenarında kurulmuştur. Göçebeleri dahi bu Irmağın kenarına inerler. Türk Ülkesinde bulunan birçok sular, dereler, “ÖKÜZ” adıyla anılır. Sınır üzerinde bulunan bir kente dahi bu ad verilerek “İki Öküz” denilmiştir. Bu Kent ‘ILA’ ile ‘YAFINǒ DERELERİ arasındadır.

“Kaynar öküz keçiksiz bolmas. “Coşkun ırmak geçitsiz olmaz.” Bu sav, herkesin şaşırıp kaldığı bir işte, çıkılacak bir yol bulunabileceğini anlatmak için söylenir.” “Balıklığ öküz=balıklı, balığı olan ırmak.” “-Tavuşkan öküz.- Uç Kentinde akan bir derenin adı.” 2

………………………………………….

2} Divan-ü Lügat-it-Türk Kaşgarlı Mahmut C: 1. S: 59-5, 390-18, 438-10, 498-4, 501-11, 513-15, C:3. S: 191-6, 341-19

Görüldüğü üzere öküz, ögüz, üğüz sözlerinin hepsi Türkçedir, ırmak, çay ve dere anlamınadır. Tavuşkan sözü de bugün tavşan dediğimiz hayvanın Orta Asya’da kullanılan adıdır. Türkler Okyanus’a: TALUY ÖĞÜZ derler. Bugün Anadolu Türklerinin severek kullandıkları ÖZ sözü de bu sözden alınmış olmalıdır. Nitekim Anadolu’da DERELERE, DERE YATAKLARINA, DERE ÇEVRELERİNE ÖZ denir. Kahraman Maraş İlimizin Ekinözü, Çankırı İlimizin Şabanözü İlçeleri, bu adı taşımaktadır.

Bazı kimselerin: ‘OXFORD’ gibi nice Türkçe sözleri, “Bu uluslara, Selçuklularla Osmanlılar zamanında kültür alışverişi yaptığımız sırada öğrettik.” şeklindeki tutarsız-dayanaksız iddialarda bulunmaları şaşırtıcıdır. Osmanlı Devleti M.S. 1299 yılında kuruldu. Oysa Oxford Kentinin kuruluş tarihi M.S. 8. Yüz yıldır. Selçukludan ve Osmanlıdan öncedir. Konumuzu aydınlatması için şu örnek yeterlidir:

Karamanoğlu Mehmet Bey, Kerim-üddin Karaman’ın oğludur. Ölümü: M.S. 1280 yılıdır. O Devirlerde Devletin resmi dili Arapça, bilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça olmuştu. Halk kendi öz dilini konuşuyor, Devlet ise farsça konuşuyordu. Türkçe yazanlar ayıplanıyor, Türkçe şi’ir ve bilim yapılamaz deniliyordu. Hatta çok geç dönemlerde Ali Şir Nevâî; Türkçe yazdığı için ayıplandığını kendisi ‘Muhakemt-ül Lügateyn’ adlı eserinde açıklamaktaydı. O günkü Türklerin içine düştükleri durumu kınayan şimdiki zamane bilginleri el altından okullarımızda resmi eğitim dilinin İngilizce olması için gerekli çalışmaları yapmışlar, bazı üniversitelerimizde resmi eğitim dili İngilizce olmuştur. Bu aymazlığı yapan kişiler, bir yandan da Selçukluların ve Osmanlıların yaptıklarını 13 Mayıs Dil Bayramlarında kınarken, öbür yandan onların yaptıklarının daha katmerlisini bugün bize yapmaktadırlar. Karmanoğlu Mehmet Bey ise bu durumu milli bütünlük açısından zararlı görmüş, ölümünden 3 yıl önce 13 Mayıs 1277 tarihinde Türkçeden başka dil konuşulmasını zıpkın gibi bir ferman ile yasaklamış idi.

“ŞİMDEN GERU HİÇ KİMESNE DİVANDA, DERGÂDA, BARGÂHDA, MECLİSDE, MEYDANDA VE DAHİ HER YERDE TÜRK DİLİNDEN ÖZGE SÖZ SÖYLEMEYE.”

Karamanoğlu Mehmet Bey, Devlet dilinin Arapça, bilim dilinin Arapça, Edebiyat dilinin Farsça olduğu bir devirde, 13 Mayıs 1277 yılında Osmanlı Türk İmparatorluğunun kuruluşundan 22 yıl önce bu yanlış gidişata dur demiş bir devlet adamıdır. Böyle bir devirde Türkçeyi kültür alışverişi ile Avrupalı ve öteki uluslara öğrettiğimizi sanmak, o günkü tarih sürecinden nasip almamış olmak demektir. Kendi Devletinde, kendi Ülkesinde, kendi dilini resmen dışlamış bir Devletin İngiliz’e, Fransız’a, Alman’a, İspanyol’a, İtalyan’a İsveç’e, Arap’a, Acem’e Türkçe öğrettiğini iddia etmek utanç verici bir aymazlıktır. Kur’an’ı Kerim’deki Türkçe sözler bunun dışındadır. Çünkü Kur’anda nice Türkçe sözler vardır. M.S. 13 Mayıs 1277 yıllarında bundan 733 yıl önce Avrupalı dillerde bulunan bu ve bunlar gibi nice Türkçe sözler, ne Selçuklularla ve ne de Osmanlılarla o dillere girmiş veya geçmiş sözler değildir. Bu sözlerin dünya dillerinde var olması, başka bir açıdan ele alınmalıdır. Bu açı da henüz uluslaşma devirleri başlamadan önce, bugünkü ulusların Kök Ulustan, As Ulustan DNA ve GEN kaymalarıyla ayrılmazdan önce, bu Asların dilini, konuşuyor olduklarını, kamuoyuna göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

“ford {ferd}, n. Irmağın geçit yeri, yürüyerek geçilen sığ yer,v.t.sığ yerden yürüyerek geçmek; fordable, a; yürüyerek geçilir.” 3

……………………………………………

3} Yeni Redhouse Lügati age. S: 412

PORD sözü Türkçede Liman demektir. Buna göre FORD; denizlerin, göllerin veya ırmakların karaya çıkılan yerlerine denir, çünkü liman, deniz araçlarının karaya yanaşarak içindekileri karaya çıkartılan yerler demektir. Mısır’ın PORDSAİD, PORD FUAD Limanları da bu anlamı taşırlar. P harfi F harfine dönüşmesi kural dahilindedir. O takdirde PORD sözü kolayca FORD olur. Buna göre Cherwel Irmağının bir yakasından öbür yakasına geçilecek sığ yerlerine de FORD yani suyun karaya bitişen yerlerinden karaya yanaşmak ve çıkmak anlamına FORD denilmiştir ki, bu söz de öz be öz Türkçedir.

“Portekizce ülkelerine PORTUGALİA derler.

PORT…UG…AL…İA

PORT=Liman

UG..İG=SU

ÉL=HALK,

İYA=SAHİPLİK…ÜLKE

SU HALKI LİMANI. Portekiz mağaralarında Ön-Türkçe olduğuna göre, Ülkenin adında Ön-Türkçenin ortaya çıkması çok doğaldır.” 4

…………………………………….

4} Halûk Tarcan Kökeninde Ön-Türk Kültürünü Bilmeyen Batı. Haluk Tarcan Ebru Basım Grafik San. İstanbul 2. Baskı 2006. S:41

Şu belgeler oldukça manidar görülüyor. Öküz; ırmak, çay, dere anlamına Türkçe olduğu gibi, FORD sözü de ırmağın, çayın, derenin geçilecek sığ yerleri anlamına o dahi Türkçedir. OXFORD Üniversitesi, İngilizlerin Dünya’ca ünlü bir eğitim kurumudur. OXFORD Üniversitesi İngiltere’dedir; Bu Okulun adı ise Türkçedir. Tuhaf değil mi? Tuhaf olmasına tuhaf ta, bu belgeler de gerçektir.

İngiltere’de, Türkçe ad taşıyan tarihi bir Üniversite var, bu Üniversitenin adı Türkçe: OXFORD Üniversitesidir.



21/Ocak/2010 Perşembe Cumhuriyet Gazetesi



Yukarıdaki belge dikkatle incelendiği takdirde, Avrupalıların kökenlerinin Asya’dan geldikleri kolayca anlaşılır. Hiçbir Avrupalı, Avrupa kökenli değildir. Avrupa’ya yerleşmeler göçlerle Asya’dan yapıldı. Bu belge İngiliz Leicester Üniversitesi tarafından yapılmıştır. Avrupalı ulusların hiç birisi, hayırlara vesile olması için kıllarını kıpırdatmazlar. Bu çalışmayı da sonuçlarının böyle çıkacağını bilmeyerek yaptıkları apaçık görülüyor. Gen araştırmaları kapsamında Avrupalı 2574 erkeğin Y kromozomlarını inceleyerek kökenlerini arayan Avrupalılar, kökenlerinin Türklere varıp dayandığını görünce, bu bilimsel gerçeği örtmek için Anadolulu sözünü araya sıkıştırarak işi bilinmez bir yöne sokmaya çalıştılar. Bizim resmi tarihimizde de Türkleri Anadolu’ya M.S. 1071 yılında getirerek Türklerin yeryüzündeki kadim varlığını Asya’ya sıkıştırıp bıraktılar.

Oysa Türklerin Anadolu’daki varlıkları, Tamgaların okunmasıyla en az 17 bin yıl önceye varıp dayandığı belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Hakkari’de Yılan, yani OQ tamgası, Van’da Kızların Mağarası, İstanbul Erenköy Tamgası, Antalya Beldibi Mağarası ve daha niceleri değerli bilginimiz Kâzım Mirşan tarafından deşifre edilmiştir.

Buna rağmen Kâzım Mirşan Üstadımızın okuduğu Tamgaları Avrupalı bilginler kabul etmedikçe bizim AYDIN denilen, gerçekte UYDUN olan Avrupa’nın uyduları da kabul etmeyeceklerini görüp duruyoruz. Avrupalılarla, ABD’lilerden her ne gelirse kutsal belgelermiş gibi sarılan eller, Türklerden gelenlere karşı neden duvar kesiliyorlar? Onlardan ne zaman icazet gelirse, o zaman kabul edileceğinden şüphemiz olmayan Tamga çalışmaları, bizim başımızın tacıdır.

CHERWEL IRMAĞI VE OXFORD KASABASI

CHERWEL IRMAĞI kıyılarında kurulan OXFORD Kenti, 1200 yıl öncesinin şartları dikkate alınırsa, Türkçe ad verilmiş olması, bugünkü Anglesh, English> şimdiki İngiliz Ulus’unun kökeni hakkındaki bilinmezlerin gün yüzüne çıkartılmasının ne denli gerekli olduğunun açık belgeleridir. Bu Kent Irmak Kent’idir. Adı da Türkçe Irmak demektir. 1200 yıl önce Avrupa’da ve belki de dünyanın nice yerlerinde kurulan kentlere ulaşım az da olsa köprülerle sağlanıyordu. O kadim devirde bugünkü Anglesh’lerin köprü yapacak teknikleri bilmelerine imkân ve ihtimal verilemez. Angleshlerin tarih sahnesine çıkmazdan önce bu topraklar BRİNT adlı Türk Oymaklarının asıl vatanlarıydı. BRİNTLERİN köprüler yapabileceklerine dair bilgiler bulunmaktadır. O devirlerde Avrupalı ulusların bu teknikleri bilmeleri de zaten mümkün değildir. Köprü, tapınak, saray, burg>berg yani kale yapma sanat ve tekniği, Etrüsklerle Avrupa’da başlamış, Latinler/Romalılar da bu sanatları Türklerden öğrenmişlerdir.{Beritanlar, Britanlar hakkındaki yayınımız başladığında Tıklayınız.}

“Romalılar sur, kale, mabet, köprü inşa etmeyi Etrüsklerden öğrenmişlerdir. Etrüsklerin dini, dünya işlerine ait bilgileri de içine alıyordu. Meselâ, bir köprü inşasına ait sanat, usul ve teknik ancak rahiplerin {kamların} bildiği birer sırdı. Onun için rahiplerin {kamların} bir adı da köprü yapan idi. Romalılar bunu tercüme ederek, “pontifex” şeklinde kendi rahiplerine de unvan yapmışlar ve kelime Romalılardan Hıristiyan Kilisesine geçmiştir. Bugün Papa’nın taşıdığı başlıca unvan Latince olarak “PONTİFEX MAXİMUS”, Fransızca olarak “”PONTİFE SUPRéME” DİR. Manası da “BÜYÜK KÖPRÜ MİMARI’DIR”. 5

.....................................

5} Adile AYDA age. S: 19, H.V. Morton. “A. Traveller in Ome”, Methuen and Co. London 1966, S: 358. naklen

CHERWEL Irmağının sığ bir yerinden geçiliyordu. Bu Kent’in adı ilk kurulduğunda OX, Öküz yani Irmak olarak kondu. Daha sonra Cherwel Irmağının sığ yerlerinden geçilerek Kente ulaşıldığı için FORD, yani>Irmağın sığ yerinden Geçit, geçilir {fordable} sözü eklenerek OXFORD şeklini almıştır

.

CHERWEL adı Türk diline pek yabancı durmuyor. Burada V harfiyle R harflerinin yer değiştirmesi görülüyor. Söz, sanki ÇEVRİL şeklinden bu hale gelmiş gibi görünüyor. Nitekim Türkçede de bu harflerin yer değiştirdikleri çok görülmüştür. Buna çarpıcı bir örnek şudur: KIVRAT>KIRVAT. Bu sözün aslı KIVRAT iken söz KIRVAT şekline girmiştir. Nitekim HIRVAT ve HIRVATİSTAN sözleri Türkçe aynı sözdür. KIRAVAT sözü de kıvratmak şeklinden değil, KIRVATMAK şeklinden alınarak yapılmıştır. K>H dönüşümü ile bu Ulus’un adı Türkçe HIRVAT, Ülkesinin adı da: HIRVATİSTAN olmuştur.

Demek ki, 1200 yıl önce Britanlar, halâ Türkçe sözleri eksiksiz kullanıyorlardı. Öyle olmasaydı, kurmuş oldukları bu Kente Türkçe bir ad vermezlerdi. Bu açıklamalarımız yeni Türk kuşaklarını, belki de pek çok kuşağı şaşırtacak mahiyette iddialar gibi görünebilir. Varsın olsun. Biz çalışmalarımızdan ne utanıyor, ne sıkılıyor ve ne de tırsıyoruz. Biz Kadim, Proto-Ön Atalarımızın- izlerini sürüyoruz. Bundan dolayı suçlanacaksak, o takdirde hiç kimse anasının-atasının sin’ine>mezarına bir tas su dökmesin. Bize bu uğurda bir suçlama yöneltecekler, önce kendilerine baksınlar. Analarını-atalarını, kardeşlerini ve hatta fikirdaşlarını bile kayırıp kollayan nice fırsat düşkünleri, bırakınız anayı-atayı, aynı görüşte oldukları kişileri kollayıp-korumakta oldukları gibi, kendileriyle aynı görüşleri paylaştıklarını sandıkları nice yalakaları, ellerine geçirdikleri devlet fırsatını, onları ihya etmeye yönelttikleri, tarihimizde halâ kara lekeler olarak durmaktadır. Bu riyakârlar, yandaş göründükleri o günlerin yöneticileri o mevkilerden uzaklaşır-uzaklaşmaz ökçele99996666

inin üstüne dönerek, yeni efendilerine bel kırmaya başladıklarını, eski efendilerini bir kalemde silerek tarihin tozlu sayfalarına iteklediklerini Yüce Milletimiz sürekli olarak şaşkınlık ve biraz da Milli Öfke ile izlediklerini kim görmezlikten gelebilir? Şu hâle göre bizim geçmişimizi, kökenlerimizi aramamızı bir takım lafazanlıklarla karalamaya çalışacak olanlar, önce kendi karanlık dünyalarına baksınlar. Şu belgeler oldukça manidar görünüyor. OX>OKS sözü Türkçe ırmak anlamına geldiği gibi, FORD sözü de ırmakların, derelerin geçit yerlerine deniliyor. OX sözü kendi Sözlükleri olan Redhouse da Türkçe olarak açıklandığı gibi FORD sözü de Türkçe bir sözdür.

“OX’ us {ekses}, n. Orta Asya’da AMUDERYA IRMAĞI

Olarak gösterilmiştir. M.S: 8. Yüz yılda kurulmuş olan bu Kent’in adı OX olarak öz be öz Türkçedir. BRİTANLAR, M.S. 5. Yüz yılda Avrupa’nın en Batısında yaşarlarken, Cermen oymaklarından ANGLO adlı Oymakla karışıp İngiliz adını alarak Uluslaşmışlardır. Bu yeni Ulus, yani An’glesh, English, İngiliz ulus’u, M.S: 8. Yüz yılda kurdukları bir Kente neden İngilizce, Almanca değil de Türkçe ad koymuşlar? İşin daha da tuhafı, Bugünkü İngilizlerin İngiliz olmadan önceki Ulus adlarının da Türkçe olmasıdır. Bugünkü İngiliz Ulus’u:

“An’gles {angelz}, n. pl. 5. Asırda İngiltere’yi istila eden bir Cermen kabilesi, Anglo’lar {İngiliz ve İngiltere kelimeleri bundan gelir.” 6

…………………………………………………………

6} Yeni Redhouse Sözlüğü age. S=29

Görüldüğü üzere kendilerini dünyanın en eski, en uygar, en kadim, Ulus’u sayan şu İngilizlerin An’gels, English, olarak tarih sahnesine çıkmalarının tarihi Hz. İsa {sav} Efendimizin doğumundan yalnızca 5 asır sonradır. Şayet Cermen kökenli ANGLO’LAR, BRİTANLARIN Yurdunu işgal etmemiş olsalardı bu karışım doğmayacaktı. Bu karışımdan önce, Britanya denilen bu topraklarda BRİNTLER yaşıyorlardı. Şimdiki İngilizlerin dünyayı ele geçirme, TEK DEVLET, TEK ŞİRKET, TEK DİL, TEK DİN çabaları yürütülürken, İngiltere’ye giden yabancı gençleri, üniversite öğrencilerini, doktora çalışanlarını sıkı takiplere alarak, yedirip-içirerek onları bu projelerinin gönüllü köleleri yapmak için Oxford Üniversitesinin tarihi kimliğinin mistik ortamında çengel atmaya çalışmaları, hayretle karşılanacak bir keyfiyettir. İngiliz Ulus’unu tarihin en eski bir kavmi imiş gibi göstererek böyle bir beyin hırsızlığına girişmeleri cidden ürkütücüdür. {Bu konu hakkındaki ayrıntılı araştırmamız inşallah yakında yayınlanacaktır.} Artık bütün dünya kamuoyları bilsinler ki, bugünkü İngiliz adlı Ulus’un tarihi, topu-topu 1500 bin beş yüz yıldan ibarettir. Bugünkü English denilen karma Ulus’un bütün geçmişi bu kadar yenidir. Ortaya koyduğumuz belgeler de kendilerinin belgelerdir.

Englısh>İngiliz olmadan yani M.S. 5. yüz yıldan önceki gerçek Türkçe olan adı ise halen oturdukları Batı Avrupa Adalarında capcanlı olarak yaşamaktadır. Bu adalar: BRİTANYA Adalarıdır. Bu konu inşallah yakında BERİTAN dosyasında yayına girecektir. İngiliz sözü daha önce yoktu. İngilizlerin İngilizleşmeleri, yani BRİNTLİKTEN, BRİTANLIKTAN soyutlanarak, Britanları eriterek/asimile ederek yeni bir karışım ile uluslaşmaları 1500 yıl önce olmuştur. {İnşallah, ayrıntıları BERİTAN bölümünde yayına girecektir.}

AVRUPALILARIN GEÇMİŞLERİ

“Mağara döneminden beri var olan Avrupa, ilkellikten kendisini bir türlü kurtaramamış, tarih’e ilk adımını atmak için çok geç kalmıştır.

Fransa tarihi: M.S: 500. İle başlar.

İngiltere tarihi: M.S: 500. İle başlar.

Almanya tarihi: M.Ö: 200. İle başlar.

İtalya tarihi: M.Ö: 700. İle başlar.

Yunan tarihi: M.Ö: 700. İle başlar.

Yunanlılar, Pelasg Türkleri sayesinde ilkellikten kurtulabilmiştir. Hollanda, Belçika vb. devletler vardır….Onları saymadım.” 7

……………………………………………..

7} Halûk Tarcan age. S: III


OXFORDSHIRE>OXFORD KENTİ,

OXFORD Üniversitesinin kurulduğu Oxford Kentinin adında bulunan ‘OX’ ile ‘FORD’ sözleri hakkında yukarıda açıklamalar yapıldı. Aşağıda görüleceği üzere bu Kent’in, tanıtım resimlerinde SHIRE sözü yer almaktadır. Önce bu SHİRE sözünün İngilizcedeki anlamını verelim, sonra ötekileri görelim:

“Shire {Saier}, n. İngiltere’de eyalet, sancak, liva, kontluk.” 8

…………………………………………………….

8} Redhouse Lügati age: S: 950

Yukarıdaki belgede eyalet, sancak, liva gibi mülki yönetim birimleri sayılmıştır. Eyalet, Vilayet anlamına da gelir. Bazı il, sancak ve kaza/ilçe merkezlerinin bir merkezden yönetilmesidir. Sancak, İdari-mülki yönetim birimi. Liva, idari-mülki, il ile ilçe arası birim.

ŞAR-Sümer Türkçesinde KAAN, KIRAL, BAŞKAN gibi anlamlara gelir bir sözdür. Bu söz zaman içinde Farsların dilinde korunduğu zaman onlarda Ş>S dönüşmesiyle SAR şekline girmiştir. SAR sözü zamanla incelerek SER halinde söylenmeye başladığını görüyoruz. Buna göre SER de SAR da, ŞAR da baş demektir. Bu baş insanın ve her canlının başı anlamınadır. Baş ise canlıların en değerli organlarıdır. Eli kesilen kişi ölmez, ama başı kesilen her kişi ölür. Bunu en eski, Ön atalarımız da görerek-yaşayarak öğrenmişlerdir. Baş, insanın en üstündedir. Buna göre de toplumun önderi de onların başı, yani en üstleridir. Demek ki, baş nasıl üste ise, değerli ise, başkan da yani ŞAR da o kadar değerli ve yüksektir. İşte bu ŞAR’IN oturduğu yer, ŞAR’IN bizzat kendisini ifade eden, temsil eden bir yer olarak kabul edilmiştir. Sümer ve öteki Türk Boylarının Kaanlarının adı nasıl ŞAR ise, Kaan’ın oturduğu kente de ŞAR denilmiştir. Çünkü o oturulan yerler, orayı kuran, yöneten, yaşatan Kaanların varlığı ile var olmuşlardır.

Sümer Türkleri ayrıca da KİŞŞAT sözünü kullanırlardı. Bu söz; âlem, evren, dünya gibi varlık âlemine ad olarak verilirdi. Türklerin ŞARLARI, yani Kaanları, ayrıca da KİŞŞAT idiler. Yani evreni, dünyayı yöneten Kaanlar, başkanlar, Şarlar, Sarlar, Serler, Reisler idiler. Bu söz Arapçada korunup kaldıktan sonra Arapçanın dil özelliklerine uyarak ŞEHER, ŞEHİR şekillerine dönüşerek bugün bizim Arapça sanarak kullandığımız şehir haline geldi. Aynı sözün İngiliz dilinde de SHİRE>ŞAYR şeklinde korunduğunu görüyoruz.

“şar-garp-isim-Arapça şehir sözünün hafifletilmişi.” 9

……………………………………….

9} Türk Lügati Hüseyin Kâzım Kadri TDK. İstanbul Maarif Matbaası 1943. 3. Cild. S=190

Görüldüğü üzere Arapça şehir sözünün hafifletilmiş şekli ŞAR haline geri dönüyor. Yani aslına dönüyor. Şu hale göre ŞEHİR sözünün kökeni ŞAR olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Bu belgedeki ‘Garp’ sözü, Arapça Batı anlamınadır. Osmanlılar bu söz ile Anadolu Türklerini kast ederlerdi. Ayrıca Garp sözü, Avrupa’yı da anlatır bir sözdür. İstiklâl Marşımızdaki şu şi’ir bunu anlatır:

“Garb’ın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.”

Mehmet Âkif Ersoy

Oxford Kent’inin ŞAR olduğunu gösterir levha görülüyor. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu Kent bir şar’dır. Yani mülki, idari bir birimdir. Bu mülki birimin adı da Türkçedir.

18/Ekim/2010

Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

Bilge Ata

Eğitimci Yazar Teolog-Kökenbilimci

TÜRKİYE


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar