Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 44
Bugün: 363
Toplam: 1.110.467
 

Miraç

                                         MİRAC

               

                ÖTE EVRENLERE YOLCULUK VE BİR HADİS

 

                              بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

                                 مِنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ 

 

                “Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.” Mearic 70/3

 

                تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ              

 

                “Melekler ve Rûh {Cebrail}, miktarı Dünya yılı ile elli bin yıl olan bir günde oraya yükselip çıkar.” Mearic 70/4

 

                “Hafız Ebu Bekir El-Bezzar Müsnedinde derki:

                Bize Seleme İbn-i Şebib’in Enes İbn-i Malik’ten rivayetine göre, Allah’ın Resulü şöyle anlatıyor:

                “Ben oturduğum bir sırada Cebrail Aleyhisselam çıkageldi. İki küreğimin arasına dokundu. Ben, bir ağaca doğru yöneldim. O ağaçta kuş yuvası gibi hazırlanmış iki yer vardı. Cebrail birine öbürüne de ben oturdum. Ağaç yükseldi, yükseldi, doğu ile batı arasını kapladı. Ben çevreye göz gezdiriyordum. Eğer göğe dokunmak istemiş olsaydım, göğe dokunurdum. Cebrail benden yana döndü. O sanki birbirine yapışmış keçe gibiydi. İşte o zaman, Allah’ı bilme konusunda bana olan üstünlüğünü anladım. Bana gök kapılarından birisi açıldı, en büyük nûru gördüm. Bir de baktım ki, perdenin önünde inci ve yakuttan bir REFREF duruyor. Bana Allah’ın dilediği kadar vahyolundu. 1

……………………………………………………

                        1}Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri İbn-i Kesir. Doç.Dr. Bekir Karlığa. Doç. Dr. Bedrettin Çetiner. Çağrı yay. İstanbul 1991. C=13. S= 7531           

 

                Yukarıdaki hadis-i şerif, klasik bilginlerce etraflıca incelenmemiş bir hadistir. Bu bilginler bu hadis-i şerifin Kur’an-ı Kerime uyan bir yanı olmadığı gerekçesiyle önemsememişler. Daha sonra gelen çağdaş bilginler de, hemen-hemen aynı yolu izlemişler. Şahsen bu hadis-i şerifin incelenmesi sırasında, eski bilginlerin açıklamalarını görmüş olsaydım çok sevinirdim. Ama ben, böyle bir incelemeye bugüne kadar rastlamadım. Şimdi bu hadis-i şerifi Kur-ana nasıl uyduracağız? Hadiste bu günün anlayışıyla bile uyuşmayacak nice bölümler görülüyor. Hatta Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nce 8-9 Kasım 2001 tarihinde bir Çalıştay düzenlendi. Bu toplantıda Prof. Dr. Mehmet S. Hatipoğlu da, bir tebliğ sundu. Tebliğinde hadislere karşı temkinli yaklaşıyor, Kur’andan onay almayan hadisleri kabul etmiyordu. Kendisine bu hadis-i şerif hakkında yazılı olarak görüşünü sordum. Konuşması bitince yemek molası verildi. Ben de yanına gittim. Yanında bazı kişiler vardı. Ben bu hadis-i şerif hakkında ne düşündüğünü sordum. O da bu hadis-i şerif hakkında benim görüşümü sordu. Ben de: “Hadis profesörü olan siz siniz, ben sade bir vatandaşım, bana açıklama yapınız.” dedim. Bu zat tekrar-tekrar benim görüşümü sormayı sürdürüyordu. Hadis-i şerifin açıklaması oldukça zor görünüyordu. Kendisine: “İlk bakışta Kur’an-ı Kerim’e taban-tabana zıtmış gibi görünen bu hadis-i şerifi atmalı mıyız? Kur-an’dan onay almıyor diyerek atacağımız hadisler, ya ileride bu onayı alırlarsa, o zaman ne yapacağız? Bugün bu tür hadislerin yorumunu yapamıyorsak, bunları ayrı bölümde yazmalı ve onları ilerleyen çağların gelişmiş beyinlerine bırakmalı değil miyiz?” diye bir soru yönelttim. Değerli Hocamızla bu konuda görüş birliğine vardığımızı sanıyorum. Hatta: “Diyanet İşleri Başkanlığı ile İlahiyat fakültelerimiz,  bu konuda bir çalışma başlatmalı; uydurma hadisleri sağlamlarından ayırmalı, bu hadis-i şerif gibi anlaşılamayanları da başka bir bölümde toplamalı” şeklindeki dileklerim hakkında da görüşlerimizin uyuştuğunu söyleyebilirim. Orada Sayın Hatipoğlu’na yukarıdaki hadis-i şeriften neler anlaşılması gerektiğini açıkladım. Bu açıklamalarım aşağıda bütün ayrıntılarıyla sunulmuştur.

                Aşağıda değerli okuyucularıma sunacağım bu hadis-i şerif hakkında Hatipoğlu ve çevresindekilere yaptığım açıklamalarım bittikten sonra orada hazır bulunanlardan şu anda adını hatırlayamadığım, Çukurova Üniversitesinin kuruluşunda büyük emeklerinin olduğunu söyleyen bir zat, benim bu hadis-i şerif hakkındaki açıklamalarım bittikten sonra şöyle söylemişti:

                “Beyefendi! Siz bu açıklamalarınızla yüksek seviyede bir anlatım tutturmuş bulunuyorsunuz. Ben ömrümde bu denli yüksek seviyeli, bilimsel bir açıklama duymadım. Sizin bu açıklamalınızdan dolayı  size ne kadar teşekkür etsem yine az gelir. Sizi kucaklayıp tebrik edebilir miyim?” diyerek beni nice övgülerle tebrik etti.  Anılan hadis-i şerif ile ilgili aşağıdaki açıklamalarımı kamuoyumuzla  www.bilgeata.com web sitemde paylaşmayı uygun buldum. Bu araştırmam 2002 yılında kitap halinde yayınladı. 2010 yılı  8 Temmuz Çarşambayı-Perşembeye bağlayan gece Mirac Gecesi olması hasebiyle bu hadis-i şerifi web sitemde kamuoyumuzla paylaşıyorum.

 

                UZAY ZAMANDA YOLCULUK

 

                Uzay’da yolculuk aslında bir anamda da zamanda yolculuktur. Uzay araçlarının yer çekiminin gücünden kurtulmaya çalışmaları hem zamanı, hem de mekânı aşmaları anlamına gelir. Uzayda yolculuk yapan bir kişi, bu yolculuğu zamana karşı da yapmaktadır. Nitekim yeryüzünde kımıldayan her canlı, kıpırdayan her yaprak, atılan her adım, fışkıran her pınar, bu hareket ve faaliyetini hem mekâna ve hem de zamana karşı yapmaktadır. Bu anlamda: “UZAY ile ZAMAN” ikisi bir şey, yani tek şey olmuş oluyorlar. Buna: “UZAY-ZAMAN BÜTÜNܔ denilir. Dünyanın çekim gücünden kurtulmak için fırlatılan her roket, belli bir hıza erişmedikçe dünya’nın çekim gücünden kurtulamaz. Dünyanın dönüm ve salınım hızı olan 29.800 km/s ’lik bir hıza erişen her kişi, dünyanın zamanını “ değerinde kullanmış olur. Böyle bir kişi, dünya ile eş zamanlı bir yürüyüş periyodunu ele geçirmiş demektir. Aşağıda arz edeceğimiz husus, ışık hızının bile anlatamadığı bir hızdır.         Işığın hızı sabittir. Hepimizin bildiği gibi 300. bin km/s ile sınırlıdır. Bu sınırlı ışık hızı ile evreni geçmek aklın alamayacağı bir hayâldir. Bu itibar ile Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav}’in UZAY ZAMANDA YOCULUĞU, bu açıdan değerlendirilirse, o takdirde ufuklarımıza yeni ufuklar katılabilir.

                {NOT:“EVRENLERİN EFENDİSİ” terimi ilk kez tarafımdan kullanılmış bir terimdir. Bu terim, Hz. Muhammed {sav} Efendimiz kullamılmıştır.}              

                İncelemekte olduğumuz Hadis-i Şerifte ilk bakışta, Kur’an-ı Kerim’e uyan hiçbir bölüm görülmüyor. Oysa konunun bilimsel bazda başlatılıp ele alınmasından sonra bu hadis-i şerif’in hem Kur’an’ın ve hem de bilimsel bilgilerin, bilimsel teknolojilerin söyledikleriyle tıpa-tıp örtüşmekte olduğu apaçık görülecektir. Hadiste: “BİR AĞAÇTAN” söz ediliyor. Herhalde birçok bilginimizi bu ağaç konusu tereddüde düşürerek hadsin incelenmesini engellemiş görünüyor. Oysa Kur’an-ı Kerim’de pek çok “MÜTEŞABİH, AYET VARDIR. MÜTEŞABİH DEMEK” BİR BİRİNE BENZEYEN, MECAZİ ANLAMLAR TAŞIYAN” DEMEKTİR. Bu konular teknik konulardan olduğu için kısaca anlatıyorum. “AĞAǔ terimi oradaki nesnenin bizim bildiğimiz gibi bir ağaç olmayabileceğidir. Ya yoksa evrenleri bir anda delip geçen bu nesnenin ağaçlardan bir çalı sanılması mümkün değildir. Bu bizim anlayabileceğimiz bir benzetmedir. Çünkü o zamanlar beşikler, salıncaklar ağaçlara yapıldığı gibi, kuşlar da yuvalarını ağaçlara yaparlardı. evrenleri ve öte evrenleri bir anda delip geçecek bir gücün bulunması gerekiyordu.

                Bizler eğer evrenlerin BURAK adıyla bilinen bir binitle aşıldığını düşünecek olursak, bu binitin bu haliyle:”UZAY ZAMANI” aşması mümkün değildir. Çünkü BURAK sözü BARK ve BERK sözünden gelmektedir ki, BARK ve BERK sözleri ŞİMŞK demektir. “REFREF” ise bu günkü Araplarca “ASANSÖR” yerinde kullanılıyor. Bu iki binite nano saniyelerle hareket edecek güçler verilmiş ise o zaman onlara bir diyeceğimiz yoktur. Ama bunlar dünyevi  anlamları ile ele alındığında “UZAY ZAMANI” geçmeleri mümkün değildir. Çünkü ışığın hızı; 300. bin km/s ile sabittir. Sabit ışık hızı ile “UZAY ZAMAN’DA YOLCULUK” yapmayı düşünmek, yağır katır ile Kızılderili Kıtasına gitmeYE BENZER.                            Evrenlerin Efendisinin bindikleri biniti bir ağaca benzetmesi dikkat çekicidir. Yukarıda andığımız gibi, kuşlar yuvalarını ağaçlara yaparlar. Bu binitte de “KUŞ YUVASI GİBİ HAZIRLANMIŞ İKİ NESNEDEN” söz ediliyor. Bu iki yuvadan birine Cebrai {av} öbürüne de Evrenlerin Efendisi Muhammed {sav} oturuyorlar. Bu iki Şerefli yolcu çok şerefli bir yolculuğa çıkmak için bindikleri bu binitteki kuş yuvası gibi hazırlanmış iki yuvaya biner binmez hareket ediyor ve bir anda gökleri dolduracak kadar büyüyor. Öyle ki; “EVRENLERİN EFENDİSİ: EĞER BEN İSTEMİŞ OLSAYDIM, GÖĞE DOKUNURDUM.”  buyuruyor. Ama kendisine dokunma ruhsatı verilmediği için böyle bir denemede bulunmuyor. Böyle İlâhî Ortamdaki “UZAY ZAMAN YOLCULUĞUNDA” saniyeler bile çok büyük zaman aralığı sayılır. Onun için biz bu süreyi saniyelerle açıklayamayız. Bu yolculukta NANO SANİYELERDEN söz edebiliriz. Aslında bu yolculukları NANO saniyeler bile ifade edememektedir. Ama konunun ciddiyetini göstermek için başkaca terimler de bulamıyoruz.  

                Hadis-i şerifin yukarıda açıklamaya çalıştığımız bölümleri ile Kur’an-ı Kerim’in örtüştüğünü söylemek şu haliyle mümkün değildir. hadisin incelemesini sürdürdükçe bütün tereddütlerimizin yok olduğunu, hadisin Kur’an-ı Kerim ile yüksek teknolojilere mota-mot uymakta olduğunu şerefle göreceğiz. Evrenlerin Efendisi, yolculuk sırasında Cebrail {av} ‘in kendisinden yana döndüğünü şöyle açıklıyordu:”CEBRAİL BENDEN YANA DÖNDÜ. O SANKİ BİRBİRİNE YAPIŞMIŞ KEÇE GİBİYDİ.” buyurmaktadır. Bizler kullar olarak İlâhî tebliğleri meleklerden değil peygamberlerden alırız. Onlar da meleklerden alırlar. Bu İlâhî/Tanrısal bir kuraldır. Melekler, çok gerekli değil ise insanlardan birisine, İlâhî/Tanrısal Buyrukları götürmezler. Bunun elbette istisnaları var ise de burada açıklaması uzun sürer. Bu yüzden bizler: “Cebrail {av}’in yüzünün keçe gibi olduğunun bilgisini alıyoruz, ama Evrenlerin Efendisinin yüzünün de keçe gibi olduğunun bilgisine ulaşamıyoruz. Çünkü bize Cebrail {av} bilgi vermekle yükümlü kılınmamış, bizim gibi bir beni beşer olan Hz. Muhammed {sav} Efendimiz yükümlü kılınmıştır. Bizim Peygamberimiz de aynı ortamda yolculuk yapmakta olduğu için onun da yüzü aynen yol arkadaşı gibi ”KEÇE GİBİ SIM SIKI OLMUŞTU.”

                “Ben çevreye göz gezdiriyor, bakınıyordum. ŞAYET GÖĞE DOKUNMAK İSTESEYDİM, DOKUNURDUM.”             

                Bu iki “UZAY ZAMAN YOLCUSUNUN” binitleri öyle ânî, öyle hızlı hareket ediyordu ki, bu yüksek hızından dolayı birden bire evrenin öbür ucuna ulaşabiliyordu. Bu hızı saniyelerle ifade etmek mümkün olmadığı gibi, nano saniyelerle bile ifade edilemez.

               

                 GÖĞÜN TAVANI

 

                Göğün Tavanı konusu ilerleyen bölümlerde açıklanacaktır. Şu kadarını söylemeliyim ki bizler, GÖK ile UZAY BOŞLUĞUNU birbirine karıştırmayalım. Uzay boşluğu, göğün kendisi değil, iç mekânıdır. Göğün bir de dış mekânı , duvarı, tavanı ve tabanı bulunmaktadır.

                Gök ve uzay sözlerinden sınırsız ve sürekli boşluk anlamları çıkaranlar ne uzay’ı ne de gökleri anlamamışlardır. Yukarıdaki hadis-i şerifte göğe dokunmaktan söz edilmektedir. Bazı kişilerin tasavvurunda/düşüncesinde gök, sanki sınırsız bir boşluk olarak algılanıyor. Karanlık ardı, arkası görünmeyen bir boşluğu da sonsuzmuş gibi algılamamıza benzer bir algılama yanılgısı doğurmasına benzer. Eğer gökler bizim tasavvurlarımızdaki gibi sürekli ve sınırsız bir boşluk olsaydı, o zaman göklerin genişlemesinden söz edilemezdi. Sürekli ve sınırlı bir boşluğun var olduğu bir yerde GENİŞLEME, DARALMA, BOLARMA olamaz. Büyümek te küçülmek te bir halden başka bir hale girmek demektir. Büyümek, küçülmeyi terk etmektir. Öyle ise sınırsız uzay ve sınırsız gök tasavvurunda genişleyen bir gök tasavvuru nasıl yer tutacaktır? Oysa gökler, sürekli olarak ışık hızına yaklaşan bir hız ile genişlemektedir. Bunarı ben kendiliğimden söylemiyorum. Bunların iki önemli belgesi var. Birisi Kur’an-ı Kerim, öbürü de Kırmızıya kayma veya Huble Yasasıdır. Önce Kur’an-ı Kerim’in belgesini görelim, sonra Huble Yasasını  görelim:

               

                    GÖĞÜ GENİŞLETİYORUZ        

 

        وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ   

 

                 “Göğü Elimizle Biz Kurduk, şüphesiz Biz onu Genişletiyoruz./Genişletmekteyiz.” Zariyat 51/47

        Bu ayet, Göğün genişlemekte olduğunu hiç bir tevile hacet bırakmayacak bir açıklıkla göstermiştir.

               

                KIRMIZIYA KAYMA VEYA HUBLE YASASI

 

                İnsanlar, bilimsel bilgi ve teknolojilerin ilerlemesiyle, evren konusunda yeni bulgulara ulaştılar. Bunlardan birisi de Edwin Huble idi. 1931 yılında BULUTSULAR üzerinde yaptığı çalışmalarla Kırmızıya Kayma Yasasını buldu. Buna Huble Yasası da denilmektedir. Bu Yasaya göre evren; saniyede 280. bin kilometre genişlemektedir. Bu da ışık hızının % 60 ‘ına denk gelen bir hız demektir. 300.000:180.000= 60 çıkar ki, bu da ışık hızının % 60 ’ına denk düşer. Görüldüğü üzere Kur’an-ı Kerim hakkında en ufak bir bilimsel inceleme yapmayan çeyrek aydınlar, şu muhteşem bilgi ve belge karşısında susmalı, oturup hem bilimleri ve hem de Kur’an’ı incelemeliler. Peygamberimizin devinde ışık hızı, kırmızıya Kayma, Gökadalar, Bulutsular göğün genişlemesi, gibi kavramlar 1400 yıl önce kimin umurunda idi? Kim böyle bilimsel kozmolojilerle uğraşacaktı? Hem de hangi bilimsel ve teknolojik aygıtlarla bunları yapacaklardı?

                “Hz. Muhammed Kur’an-ı kendisi uydurdu, Hintlilerden öğrendi, Yahudilerden belledi” diyen zihniyeti bozuk, fikriyatı karışık beyinlerin hakkı kavramaları dileğiyle...

                Şu belgelere göre GÖKLER saniyede 280.000 kilometre hızla genişlemektedir. Buna göre göğün bir merkezi, bir çevresi, bir tabanı, bir tavanı, bir alanı olmak gerekiyor. Genişleyen Evren, mekânda yer tutmakla yükümlüdür. Mekânda yer tutanlar da yaratıklar, yani nesneler, maddelerdir. Şu hale göre her nesnenin bir hacmi, bir ağırlığı, bir merkezi bir mekânı bulunması kaçınılmaz evren yasalarındandır. Evren’in ağırlığının çok büyük oranlarda olması gerekir. Buna rağmen evren’in şu korkunç hızından dolayı evren tüy gibi hafif bir sisteme oturtulmuş olmalıdır. Çünkü hızı artan nesnelerin tüy gibi hafifledikleri laboratuar deneylerinden anlaşılmıştır. Bu deneyleri aşağıda dikkatlere sunulmuştur. Buna göre evren, hafifletilmiş bir sistemle alabildiğine hızlı bir yörüngeye oturtularak en sonunda parçalanacağı yere ve zamana kadar bu hız ile akıp gitmekte olduğunu bilim açıklıyor.

 

                ÇEKİRDEK FİZİĞİ

 

                “Bilimsel deneyler, zamanın büzülmesi, uzunluğun kasılması, hareket eden cisimlerde hızın artmasıyla kütlenin büyümesi gerçeğini ortaya koymuştur. Bu deneyler, Coffman, ve Buherer 1909, Eifes 1936, Brokhaaven ve Kaliforniya Teknoloji enstitüsü,  bilginleri 1952, ile Alman bilgini Mosbaro 1960 ve ötekileri tarafından gerçekleştirilmiştir.” 2

………………………………………………….

                        2} İzafiyet Teorisi ve kur’an-ı Kerim  prof. Dr. Yusuf Mürüvve Tercme Recep Çalı Aydın matbaası Ankara 1979 S=35

 

                Yukarıdaki laboratuar deneyleri şunu göstermiştir ki, zaman büzülmekte, uzunluk kasılmakta, hızı artan nesnelerde kütle büyümektedir. Bu hadis-i şerifin bu çekirdek fiziği deneyleri ile tıpa-tıp örtüşmekte olduğu ise artık saklanamaz hem bilimsel ve hem de mucizevi bir gerçekliktir. Şu hadis-i şerif hakkındaki açıklamalarımızı dikkatle inceleyenler, bu gerçekleri bizzat göreceklerdir. Peygamber Efendimizin biniti olan nesne hareket eder etmez bütün ufku kaplamış, bir anda boyut atlayarak öte evrenlere ulaşmıştır. Burada gördüğümüz gerçek, zamanın büzülmesi, uzunluğun kasılması, hareket eden bu cismin boyutunun evrenler kadar büyümesi, elde edilen bilimsel deneylerin gösterdikleri kesin laboratuar sonuçlardır. O sonuçlar neyi göstermiş ise, bu hadis-i şerif’te onu göstermiştir. Ne muhteşem bir hadis, ne muhteşem bir bilimsel deney, ne muhteşem benzeyişler.

 

                KOZMİK EVRENDE BOYUT ATLAMASI

 

                Burada bir husus dikkatimizi çekiyor. Gerek Cebrail {av}, gerekse Evrenlerin Efendisi {sav}, BİR BOYUT ATLAMASIYLA NANO SANİYERDE VE BİRDEN BİRE BU KOZMİK EVRENİ GEÇEREK VARACAKLARI YERE ULAŞTIRILIYORLAR. Yani bu Dünya boyutundan, Evrenler ötesi Boyuta geçiriliyorlar. Cebrai {av} Cebrail olarak, Hz. Muhammed {sav} de yine bir beni beşer bir insan kimliğinde bu yolcuğun son noktasına ulaştırılıyorlar. Bunu akıl almaz sananlar, bundan yüz yıl önce, Ay’a, insanların bir modül ile ineceklerine inanabilirler miydi? Biz kimseye inançlarını değiştirmesini teklif etmiyoruz. Biz insanlara; Kur’an-ın eşsiz mucizelerinden birisini, bir Hadis-i şerifin açıklaması sadedinde bilimsel bilgilerin ve yüksek teknolojilerin gösterdiği hedefler doğrultusunda açıklamalar yapıyoruz. Bu iki Şerefli Kozmik yolcunun kendi kütleleri ve ağırlıkları yeni boyutlar kazanmış olarak bu yolculuğu yapıyorlar. Çekirdek hızlandırıcılarında hızlandırma işlemi başladığında nesnelerin korkunç bir boyut büyümesine uğradığını, ağırlıklarının ise neredeyse sıfıra yakın bir konuma indirgendiğini yapılan deneylerden anlıyoruz. Bu iki Şerefli Kozmik yolcunun da kültleri korkunç bir büyümeye uğramış, ağırlıkları nerede ise sıfırlanmış olarak bu yolculuğu yapmaktadırlar. Geri dönüşlerinde de aynı işlem uygulanmıştır. Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav}  dönüş sırasında aynı boyut büyümesi ile yapılan bu yolculuktan geri dönerken, geriye sarma işlemi ile dünyaya geldiğinde kendi insani boyutu, insani ağırlığı ile gelmiş,  Yatağını soğumamış olarak bulmuştur.

                “-Efendim! Cebrail {av} Peygamberimiz {av}i kanatlarına alsa, bu yolculuğa öyle götürseydi olmaz mıydı?” diyenlere: Ben de derim ki:

                Kur’an-ı kerim Cebrail {av}’in büyük güçlerinin olduğunu haber veriyor. Cebrail {av}’in hızı yukarıya aldığımız Mearic Suresinin 4. ayetine göre açıklanmıştır. Onun hızı bu Kozmik yola yeterli değildir.

 

                        مِنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ         

                       

                “Yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından.” Mearic 70/3

 

تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ               

 

                “Melekler ve Rûh {Cebrail}, oraya, miktarı {dünya yılıyla} elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” Mearic 70/4

 

                                        فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا         

 

                “Ey Muhammed! Şimdi sen güzel-güzel sabret.” Mearic 70/5

 

                                          إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا     

 

                “Doğrusu onlar, o azabı uzak görüyorlar.” Mearic 70/6               

                                              وَنَرَاهُ قَرِيبًا        

 

                “Oysa Biz onu yakın görmekteyiz.” Mearic 70/7

 

                Mearic Suresinin 4. ayetine göre insanların elli bin yılda varacakları yere Cebrail ve bazı melekler bir günde varmaktadırlar. Bu ayetin dünya günü, dünya yılı ile sayı değeri hesap edildiğinde 545.701.325 km/s dir. Beş yüz kırk beş milyon yedi yüz bir bin üç yüz yirmi beş km/s dir. Dünya ile güneş’in uzaklığı 148.000.000. km’ dir. Buna göre, Cebrail {av} güneşin üstüne doğsa bütün güneş sistemini kaplayacak bir boyutta bulunuyor. Cebrail {av}’in öte evrenlere ulaşabilmesi ise bu hızıyla mümkün değildir. Bunun için bu Kozmik yolculuğa çıkarlarken BOYUT ATLAMA MODÜLÜYLE yola çıkmışlardır.

                Öte Evrenlere yapılan bu yolculuğun bilimsel temele oturtulmuş bir çalışmasını sundum. Gerek Kur’an ayetlerini ve gerekse hadis-i şerifleri bilimlerin nurlu yüzü ile aydınlatmak için, bilimsel bilgilere ve teknolojilere ulaşmış bilginler yetiştirerek Kutsal Dinimizin daha iyi anlaşılmasına çalışmak için Devletimizin çok ciddi, çok yapıcı ve çok sağlıklı kararlar alması gerekir. Siyasetten uzak, dedi-kodu ile kirlenmemiş beyinlerin üretilmesi, vazgeçilmez bir zaruret olarak algılanmalıdır. Kur-ana uymadığı gerekçesiyle hadislere karşı çıkmak yerine yukarıda açıklamasını, yorumlarını yapmaya çalıştığımız bu hadis-i şerif gibi nice hadislerin çalışmaları yapılmalıdır.” 3

 

                          “VARLIK YOKLUĞUN SIRRI,

             KÂİNAT BU SIRRIN SINIRSIZ BİLMECESİDİR.”

                                                                           Bilge Ata

……………………………Kaynak………………………..

                3}“Yüzleşme Doktrini, Rüstem KOCADURMUŞOĞLU-Bilge Ata Zirve Basımevi. 2002 Adana S=246 dan 254 dek”

                                                                    08/Temmuz/2010

                                                            Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                                                        Bilge Ata

                                                                     Eğitimci Yazar  

                                                                 Teolog Kökenbilimci

                                                                      TÜRKİYE

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar