Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 102
Bugün: 232
Toplam: 1.109.928
 

Türkiye

 

 

 

 

 

 

 

BİR HADİS-İ ŞERİF VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ADI

 

 

Aşağıya aldığımız Hadis-i Şerife göre, TÜRKİYE sözü; TÜRK demektir. Bu Hadis-i Şerif'e göre, bir kişi: ”BEN TÜRKİYE-LİYİM” demiş olsa dahi,  “BEN TÜRK'ÜM” demiş oluyor. Bu Ulu Lutuf, sâdece ve yalnızca TÜRK sözüne nasip olmuş bir mazhariyettir. Bu kuralı, bu Hadis-i Şerif'ten öğreniyoruz. Alman-YA, İtal-YA, İspan-YA dediğimizde Alman Milleti, İtalyan Milleti, İspanyol Milleti demiş olmuyoruz, ama TÜRKİYE dediğimiz zaman Türk Vatanı, Türk Ülkesi, Türk Yurdu demiş olduğumuz gibi, Hadis-i Şerif'e göre; ayrıca da ve özellikle TÜRK, TÜRK MİLLETİ ve TÜRKÇE-TÜRK DİLİ dahi demiş oluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Yeni Devletin Adının bu Mübarek Hadis-i Şeriften alınarak konulduğunu ayrıntılarıyla ilerleyen kısımlarda bulacaksınız. Devletin Adı: TÜRKİYE oldu. O günün bilginleri YA ekini, TÜRKİ-YA şeklinde uzun yıllar kullandılar. Şimdilerde bizler Hadis'e uygun olarak TÜRKİ-YE şeklinde kullanıyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki münevverlerin/aydınların TÜRKİ-YA şeklindeki kullanımları, TÜRK sözünün TURK şeklindeki kullanma sürecinden dolayı olsa gerektir. Hadis-i Şerifteki: {YE} Arapça kapalı {te} tesniye, dişil –t-si değildir. Çünkü TÜRK sözü de, YA ve YE soneki de Türkçedir. Hadis-i Şerif'in metni ve Tercümesi aşağıdadır.

 

MEDİNE’DE BİR TÜRK ÇADIRI VE TÜRKİYE SÖZÜNÜN KÖKENİ

………………………………………………………………………………………………………………………………….……………………................................

*} Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercümesi. Mütercim Kâmil Miras. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları C: 6  S: 319-320

……………………………………………………………………………………………………………………….............................................................

 

 

             HADİS-İ ŞERİFİN YENİ YAZIYA GEÇİRİLMİŞ HALİ

       

“ An Ebi Sa'id El Hudriyyü. (radıyallahü anhü) Kale: ' Enne Rasulallahi Sallallahü aleyhi ve selleme, I'tekefe el- aşrü'l evveli min Ramadane. Sümme I'tekefe el aşr' ül evsatı fi KUBET-İT-   TÜRKİYE. Alâ Sededete ha hasıyrun.'  Kale; Fe  ehaze-el-hasıyru bi yedi-hi, fe ne- hâ-hâ fiy nahiyeti'l Kubbeti, sümme atla'a Re'sehu, fe kelleme ennase. Fe denev minhü fe kale: “ Enniy  I'tekeftü el aşral evveli iltemese hazihi'lleyletü. Sümme I'tekeftü el aşr'ul evsatı. Sümme ütiytü fe kıyle liy:' İnne ha fi'l aşr'ıl  evahıri. Femen ahabbe minküm en ya'tekife fel' ya'tekif. Fe a'tekefe ennasü ma'a hu.' Kale ve İnniy üriytüha leylete vitrin. “  {Revahü Müslimin}

       

HADİS-İ ŞERİFİN  TERCEMESİ

 

“ Buharide bu hadisi Ebu Said-i Hudri'den rivayet eden Ebu Seleme'dir. Müslim'in yine Ebu Seleme vasıtasıyla gelen bir rivayet yolunda daha fazla bilgi vardır ve şöyledir; “Resul-ullah salla'llahu aleyhi ve sellem Ramazan'da ilk on da  i'tikaf  etti. Sonra ortadaki onda KEÇEDEN YAPILMIŞ  BİR TÜRK ÇADIR’INDA i'tikaf yaptı. Kapı yerinde bir hasır bulunuyordu. Ebu Said diyor ki: Rasulullah bu hasırı eliyle aldı: ÇADIR'IN bir tarafına koydu. Sonra başını dışarı çıkardı. Mescid'de bulunan kimselere söylemeğe başladı. Halk Rasulullah'a yaklaştı. Rasul-i Ekrem: “Ben, şu {Kadir} gecesini arayarak ilk onda i'tikaf etmiştim. Sonra ortadaki onda i'tikaf {a devam} ettim. Sonra bana gelen Melek geldi. Ve bana: Kadir Gecesi son ondadır, dedi. Benimle birlikte i'tikafta bulunanlar dilerlerse son onda i'tikaf etsinler! Buyurdu.” İnsanlar da, Resulullah da, i'tikaf eylediler.  Bana  kadir Gecesi tek gecede gösterildi.” *

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

*}Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi  ve Şerhi. 6. C. 2. baskı. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları Sayı:123-3. Türk TTK. Basevi. Ankara. 1969, S=319-320.

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….

 

“ Müslim'in, buradan alt tarafı Buhari'nin rivayetinin aynısıdır. Müslim'in bu rivayetine göre, Peygamberimizin i'tikaf buyurdukları da bir TÜRK ÇADIRI  imiş. Aliyyü'l Kari de Mişkat Şerhinde bu ÇADIR'a HARKAN denildiğini, Farsça'da da HARKAH denildiğini haber veriyor.”  { Mirkat: C=2.   S=560 }

 

Yukarıdaki Hadis-i Şerif;  M.S: 627 yılında, Malazgirt Zaferinden 444 yıl önce irad edilmiştir. Bu Hadis'te “ TÜRKİYE ” Lafzı, açıkça görülüyor. Eski yazıyı okuyamayanlar için yukarıdan aşağıya ikinci satırın sondan 6. cümlesi:” FİY KUBET-İT-TÜRKİYE ” sözüdür. Yeni yazıyla Hadis’in metnini yazdım. Orada da renkli ve iri harflerle yazdım. Bu hadisteki tercüme: “ TÜRK ÇADIRI ” şeklinde geçmektedir. Hadiste TÜRK sözü; “ TÜRKİYE ” olarak zikrediliyor. Bu Hadis-i Şerife göre TÜRKİYE sözü, doğrudan doğruya, TÜRK demektir. Hadis-i şerif şu üç anlamı bünyesinde kapsamaktadır.

a} Türk.

b} Türkiye.

c} Türkçe, Türk dili.

 

Bu Hadis-i Şerife göre bir kişi çıksa da ben TÜRKİYELİYİM demiş olsa, o kişi, Evrenlerin Efendisi, Hz. Muhammed {sav}’in Mübarek hadis-i şerifine göre: BEN TÜRKÜM demiştir. Bu hüküm ve karar benim değildir. Hüküm ve kararı veren makam Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav} dir. Derdini anlatan ona anlatsınlar. Ben sadece tebliğ ediyorum. Aslında ben bu hadis-i şerifi görmeden önce, Türkiye sözünü öteki ülkelerin adlarının sonuna gelen YA ve YE ek’inin yaptığı gibi Vatan, Yurt, Ülke, Toprak, memleket yapar sanıyordum. Hadis-i Şerifi gördükten sonra konu hakkında kesin yargı oluştuğunu gördüm. Bilenler gelsinler bildikleri kadar konuşuruz. Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav}’in Mübarek sünnetine sarıldıklarını söyleyenlerin hoşlarına gitmese de hadis-i şerif Sahih-i Buhari’de kayıtlıdır. İsteyenler, dipnotta verilen kaynaktan Haids-i Şerifi inceleyebilirler.

 

HADİSLER VEYA SÜNNET ÜÇ KISMA AYRILIR

 

a} Kavli Hadis veya Sünnet: Bu tür hadis Peygamberimizin bizzat kendisinin sözlerdir.

b} Fi’ili hadis: Peygamberimizin yaptığı işlerdir.

c} Takriri hadis veya Sünnet: Peygamberimizin bir kişinin yaptığı bir işi, bir sözü görüp seslenmemesidir. Böylece o işi veya o sözü, onamış sayılır.

 

—YA- YE- SON EKİ TAŞIYAN ÜLKELERDEN ÖRNEKLER

 

YA son ek’i taşıyan ülkelerden bazı örnekler verelim. YA ve YE son ek’iyle yapılmış ülke adlarındaki YA ve YE son eklerinin tamamı Türkçedir. Bunların sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Birkaç örnekle yetinmek istiyorum.

a} Rusya-Rus Ülkesi, Rus Vatanı, Rus Yurdu,

b} Almanya-Alman Ülkesi, Alman Vatanı, Alman Yurdu,

c} İspanya- İspanyol Ülkesi, İspanyol Vatanı, İspanyol Yurdu,         

d} İtalya-İtalyan Ülkesi, İtalyan Vatanı, İtalyan Yurdu,

 

Yukarıdaki Ülkeleri dikkatle incelersek bu Ülkelerin hiç birisinde bu Ülke, Vatan, Yurt, Toprak anlamlarının dışında başka bir anlam yoktur. Söylemek istediğimiz şudur. Bu Ülkelerin adlarının sonuna gelen YA-YE ek’inin, hiçbirinde Ulus adı, dil adı yoktur. Bu istisna sadece Arabiye sözü ile Türkiye sözünde bulunmaktadır. Araplar bu ulusların bu şekildeki adlarını kullandıkları zaman onlar bunlara bu anlamları yükleyebilirler,  ama bu Ulusların ve öteki ulusların Ulus adlarının ardına gelen ve o uluslarca bu şekilleriyle söylenen bu sözler, kesinlikle o ulusların kendi öz dillerinde söylediğimiz anlamlardan başka anlam içermezler. Bu ayrıcalık, bu mübarek hadis-i şerif ile Türklere nasip olmuş bir mazhariyettir.

Araplar Y harfini nispet Y sı olarak kullanırlar. Osmanlılar zamanında bizde de sıkça kullanılmış idi. Alman derken Alman-î-, Türk derken Türk-î-, Rus derken, Rus-î-, İtalyan derken İtal-î- derler. Bu nispet Y sını daha iyi algılayabilmek için 1989 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, Ata-Ana Kardaşlarımız Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Bağımsızlıklarını kazanınca, Anadolu Türkleri, bu Türk Cumhuriyetlerine uzun yıllar Arapça nispet Y sı kullanarak TÜRKÎ CUMHURİYETLER demişlerdi. Şimdi şükürler olsun TÜRK CUMHUJRİYETLERİ diyoruz.

 

HASIR MI, ÇIĞ MI?

 

Hadis-i Şerifte adı geçen hasır, gerçekte bildiğimiz hasır değildir. Bu nesne Türklerin kapsalık yerinde kullandıkları, iplerle bir birine bağlanmış kamıştan yapılmış, adına da ÇIĞ denilen nesne olduğudur. ÇIĞ denilen bu nesne yuvarlanarak katlanır, der-top olur. Karların yuvarlanıp der-top olmaları haline de, bu sözden alınarak ÇIĞ denilmekte olduğunu bu arada açıklayarak Yüce Milletimize sunuyorum. ÇIĞ sözü, buyruk kipidir. Gevşe, çözül, ayrıl anlamına gelir. Çığ-şamak, gevşemek, yerinden oynamak, bir-birini bir arada tutamaz hale gelmek demektir. Dağların doruğundan büyüklü-küçüklü taşların yuvarlana-yuvarlana yarganlarda birikmiş haline de ÇARŞAK denir ki, aynı kökten olsa gerek. Çığşamak, Çağşamak, Çarşak bunların hepsinin anlamı gevşek demektir. Sertleşmiş karların bazı etkenlerle yumuşayarak yerlerinden kopmaları ve yuvarlana-yuvarlana aşağılara doğru akmalarına da ÇIĞ denilir.

Hadis-i Şerifte geçen Kubbe sözünün Arap dilindeki karşılığının ÇADIR anlamına geldiğidir. Çünkü çadırlar KUBBED şeklinde yapılır. { Kubbe, kupi, kupa, küp, Küre, sözleri de Türkçedir. İnşallah kadim Türk Yurdu Giresun İl’imizin köken bilgisini sunarken bu konuları da birlikte sunacağım.}

Hadis eleştirmenlerinin açıklamalarına göre bu Türk Çadırına keçeden yapılmış, UY-ÜY, EV, YURT denildiğidir.

Çadırın HARKAN şeklinde bir çadır olduğu da eleştirmenlerce belirtilmiştir. HARKAN ve HARKAH sözleri mahruti çadır demek değildir. Bu Çadır bu gün bizim OTAK-I HÜMAYUN dediğimiz KAAN ÇADIRIDIR.

Hadisi Şerifte TÜRKİYE sözü apaçık geçmektedir. Bu sözün çok erken bir devirde M.S: 627 yılında TÜRKİYE şeklinde kullanılmış olması ve hele-hele Evrenlerin Efendisi Hz. Muhammed {sav}’in bir Hadis-i şerifinde geçmesi ne büyük bir mazhariyettir. Başkaca hadislerde TÜRK sözü TÜRK olarak geçtiği halde, bu İ’tikaf sırasında geçen TÜRKİYE sözü, başka bir öneme sahip bir söz olarak tarihe geçmiştir. Bazı kimselerin Türk sözünü, sonradan çıkarmışlar diye yaygara yapmaları, bırakın TÜRK sözünü, Hz. Muhammed {sav} Efendimizin hadislerinde hem TÜRK sözü geçmiş hem de burada olağanüstü bir olay ile TÜRKİYE sözü geçmiştir.

 

TÜRKİYE HADİSİNİN YANSIMALARI

 

TÜRKİYE CUMHURTEİ’NİN kuruluşu sırasında yaşanan olaylardan bir kesiti yukarıda kısaca sunmuş idik. Bu bölümde konuyu daha belirgin şekle getirerek ayrıntılarıyla sunacağız.

30 Ekim 1918 den sonra Anadolu görülmemiş vahşi bir işgal altına girmişti. Emperyalist düşmanlarımız yedi koldan, yetmiş cepheden saldırmaktaydılar. Rahmetle andığımız nenelerimiz, dedelerimiz, babalarımız, analarımız büyük sıkıntıların içinde kıvranmaktaydılar. Düşmanların gelişmiş silahlarına karşı çakaralmazlarla karşı koymaya çalışmaktaydılar. Canlarını siper etmişlerdir. Bir avuç kahraman yollara düşmüş, Anadolu’nun ve Türklüğün makûs talihini yenmek için bu orantısız savaşı, kazanmak zorundaydılar. Üstüne-üstlük emperyalist düşmanlarla işbirliği yapan Ermeni çeteleriyle de ayrıca savaşmak zorundaydılar. Yıllar süren bu amansız Savaş sonunda emperyalist düşmanlar ve onların yerli işbirlikçileri teslim bayrağını çekmeleriyle bu melun Savaş sona erdi. Savaşan adsız kahramanlar yorgun-argın ve fakat çok gururlu olarak evlerine, ailelerine, komşularına, inek, öküz ve tarlalarının yanına döndüler. Kimseden bir beklentileri de yoktu.

Merhum Babam Ahmet Hoca Efendi, öğrenimini, Kayseri Hunat Hatun medresesinde/Üniversite yapmış, Adana Ramazanoğlu Külliyesinde de Yüksek Lisansını tamamlamıştı. Kardeşi, {yani öz amcam}Hacı Ali Merhum da Gazze Cephesinde Emperyalist İngilizlere tutsak düşmüş, yedi yıl tel örgülerin arasında kalmıştı. Babam, Fransızlar Adana’yı işgale başladıklarında: Küffarı Yurdumuzdan kovmadıkça bana yemek-içmek haram olsun diyerek silaha sarılmış, Müstevliler/işgalciler kovuluncaya kadar çakmak çakmıştı.

Fransızlarla işbirlikçileri Ermeniler, Kozan ile İmamoğlu arasındaki Tırmıl’ın Höyüğü {Ağa’nın Köprüsü} de denilen yükseltiye kurdukları müteharrik/dönerli toplarla çevreyi dövmektedirler. Ermeniler: “ Şu Ahmet Hoca’yı gebertmedikçe bize dur günü haram olsun” diyerek Rahmetli Babama 5 adet top mermisi sıkmışlar, ama utturamamışlardı. O sıralarda Höyük yakınında çobanlık yapan Kaçar Hasan {sonraları Hasan Özdemir adını alan} bu delikanlı, oğlu Kasım Özdemir’e tanıklar huzurunda bu vakayı anlatmış, Kuvay’ı Milliye kaynaklarınca da bu vaka tespit edilmiştir. Konuyu bir toplantıda Rahmetli Ağabey’im Battal Turan Babama sordu. Babam: “Ben çok iyi at biner, cirit oynardım. Ömrümde bir tek cirit yemedim. Topun önce ışığı parlar, sonra sesi duyulur. Fransızlarla Ermeniler bana top sıktıklarında, ilk gülle atıldığında ben Höyükteki düşman kuvvetlerini, topların yerlerini belirlemekle görevliydim. Düşman kuvvetleri beni dürbünle görmüş olmalılar ki, bu sırada topun parladığını gördüm. Görür-görmez de atımı mahmuzlayarak anında yerimden fırladım. Benim ayrıldığım yere çok yakın bir yere gülle düştü. Ben atın karnında kilometrelerce yol giderdim. Atımın karnına bindim. İkinci gülle sol yanıma yakın bir yerde patladı. Ben atımın dizginini sola çevirdim. Üçüncü güle sağ yanımda patladı. Üç-dört ve beşinci gülleleri sağa-sola at koşturarak ve en önemlisi de Allah Zül Celâl’in Yardımıyla atlattım.”

 

ERMENİLER BABAM’A NİÇİN SIĞINDILAR?

 

Savaş her iki düşmanın teslim olasıyla bittiğinde Babama top mermisi sıkan Ermeni Hınçakyan çetesi mensupları, teslim bayrağını çektikten sonra kendilerini Fransa’ya götürecek Mersindeki gemiye kadar VİRA usulü ile yolculuk yapmaları için: “ Biz Ahmet Hoca Efendiye inanır ve güveniriz. O dini bütün bir Müslüman âlimidir. Biz onun ekmeğini çok yedik, çok sıkı da dostluklar kurduk. Bu savaşlara, isyanlara kadar kardeş gibi yaşadık. Biz kaybettik. Yolda başımıza nelerin geleceğini bilmiyoruz. Bizi Ahmet Hocamıza teslim edin o götürsün demişledr, talepleri kabul edilerek Ermenileri merhum Babam, Mersine kadar kendi müfrezesi ile sağ-salim götürüp son Ermeni’ye kadar gemiye bindirip yolcu etmiş, boynuna sarılarak ağlaşan Ermeniler Merhum babamdan helallik istemişlerdir. Ağlaşan Ermeniler: “Keşke Avrupalı sömürgecilere uymasaydık” diye dövünmüşlerdi.  

 

TÜRKİYE ADI

 

TÜRKİYE adı; yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, Evrenlerin Efendisi Muhammed Aleyhisselam'ın  Mübarek bir Hadis-i Şerifinden alınarak Bu Millete ve Bu Ülkeye ad olarak verilmiştir. Peygamber {sav} Efendimizin Hadisi Şerifine göre, bir kişi, “ TÜRKİYE ” dediğinde: Hem “ TÜRK’ÜM ” demiş olur;  hem “ TÜRK ÜLKESİ'NDENİM ” demiş olur ve hem de TÜRKÇE demiş olur. Bu Mübarek Hadis-i Şerife göre bir kişi:  “ BEN TÜRKİYE'LİYİM ” dediğinde dahi; ben hem, “ TÜRK'ÜM “ demiş olur; ayrıca da “ TÜRK VATANINDAN’IM, TÜRK YURDUNDAN'NIM; TÜRK ÜLKESİNDEN’İM ” demiş olur. Bu Mübarek Hadis-i şerife göre TÜRKİYE sözü, TÜRK’ÜN adı olduğu gibi, TÜRK’ÜN Vatanının, Toprağının, Ülkesinin, Yurdunun ve dilinin, yani TÜRKÇE’NİN de adı demektir.  Allah'ın Son Elçisinin Mübarek Hadis-i Şerifine dayanılarak konulan TÜRKİYE adını, Müslümanların küçümsemesi, hor görmesi, hafife alması, o kutlu Elçiye karşı takındıkları tavrın da bir göstergesi olacaktır.

Bu Mübarek Hadis-i Şerif M.S. 627 yılında Medine-i Münevvere’de bir i'tkaf sırasında irad edilmiştir. Türklerin Anadolu'ya 1071 Malazgirt Savaşıyla geldiklerini iddia etmek, bu Hads-i Şerife aykırıdır. Çünkü o devirde Peygamber {sav} Efendimizin çevresinde hem de Medine’de Hicretin beşinci yılında önemli oranlara varan Türk Boy ve oymaklarıyla, Türk Beyleri bulunuyordu. Bu sözümüzün kanıtını Rasululah Efendimizin M.S: 627. yılında Medine-i Münevvere’de Mescid'in çevresinde kurulan  bir Türk  Harkan'ında yani  {Otağ-ı Hümayun} da İ'tikaf yapmasından anlıyoruz.

Harkan sözü, okuyucunun anlaması kolay olabilecek bir sözdür. Türkçe'de H harfini bazı Boy ve Oymaklar kullandıkları halde bazı boy ve oymaklar kulanmıyorlardı. HARKAN sözündeki R harfi düşerse, bu söz HAKAN haline dönüşür. Divan-ü Lugat it- Türk’te Kaşgarlı Mahmut : “ Hotan'lılarla kençek'lilerin H harfini kullanmalarından ötürü  bu iki Türk Boy’unu Türk saymadıklarını söylemektedir. {Divan C= 1. S= 32-29.} Bu durumda bu Çadır'ın Bir başbuğ çadırı, bir Bey çadırı, Bir Kağan Çadırı olması artık kesinleşmiş bir bilgi notu olarak ortaya konulabilir. Böyle bir Harkan’ın orada Yani Medine-i Münevvere’de,  hem de Peygamber {sav} Efendimizin Mescidinin  yanı başında kurullu olması, Evrenlerin Efendisinin cde bu TÜRKİYE çadırında  itikaf yapmak istemesi oldukça manidardır. { FİY KUBBET -it-TÜRKİYE } cümlesini şerh eden Kamil Miras; TÜRKİYE sözünü = TÜRK olarak Tercüme etmiştir. Hadis-i Şerifte TÜRKİYE cümlesi; TÜRK şeklinde geçmiyor, TÜRKİYE şeklinde geçiyor. TÜRK şeklinde geçseydi o zaman bu cümlenin tercümesi: TÜRK ÇADIRI şeklinde yapılırdı. TÜRKİYE şeklinde olan hadis metninin, TÜRKİYE' Lİ anlamında tercüme edilmesi mümkün değildir. Bunun için TÜRKİYE sözü, TÜRK demektir. Dolayısı ile Hadis'i Şewrifin metnine sadık kalarak söylemek gerekirse TÜRKİYE sözü hem TÜRK demek ve hem, TÜRK ÜLKESİ,  TÜRK VATANI, TÜRK TOPRAĞI demek, olduğu gibi, TÜRK DİLİ, yani TÜRKÇE demektir. Çünkü İA, İE, İYA, İYE=YA ekleri ulus adının ardına gelerek, Ülke, Vatan, Toprak, Memleket adı yapar. As-ya, Asların ülkesi, AS-LAR TÜRKLERRDİR. Asya’ya da adlarını verdiler. {ASLAR ile ASYA konusu hakkında ASYA bölümünü yoklayınız} Rus-ya, Rusların ülkesi, İspanya, İspanyolların ülkesi demektir. TÜRKİYE sözü kesinlikle Arapçadan Türkçeleştirilmiş bir söz değildir. TÜRK zaten bizim İlk Atamızın adıdır.

“Türkler aslında yirmi boydur. —Bunların hepsi Tanrı kutsal kılası- Yalavaç Nuh oğlu Yafes, Yafes oğlu “ TÜRK “ ‘e dek ulanır. Bunlar -Tanrı Kutsal kılası- Yalavaç İbrahim oğlu İshak, İshak oğlu Iysu{ısu-ıs}, Iysu  oğlu Rum’u andırır. Bunlardan her bir boyun birçok oymakları vardır ki, sayısını ancak Ulu Tanrı bilir.” *

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

*} Divan-ü Lügat-it-Türk Kaşkarlı Mahmut Besim Atalay çevirisi. TDK. yay C=1. S=28

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….

 

Otağ-ı Hümayun sözü, doğrudan doğruya Türk Kağanlarının ikamet ettikleri veya Kağanın emrine ayrılmış çadır demektir. Bu çadırın Medine-i Müneveredeki varlığı, şunu teyid etmektedir ki, Türk Kağanları, Türk Boy beyleri, daha ilk günden itibaren Allah'ın Son Elçisinin yanında yer almış idiler. Bu çadırın mahruti bir Kızılay çadırı gibi algılanması, çok yanlış olur. O devirde Orta Asya’dan bir Türk kalkacak, çadırını eşeğine beygirine yükleyecek, Medine-i Münevvere’ye kadar gelecek, burada çadır kurup Peygamberi çadırında ağırlayacak. Bu o günün dünyasında mümkün değildir. Aliy'ül Kari burada isabet etmiştir. Bu tür çadırlara genellikle harkan veya hargah denir ki, Kağan veya Boy beylerinin çadırı anlamına gelir. Şu hale göre Medine'de bir Türk Boyu ve Beyi, Peygamber {sav} Efendimizin yanı başında çadırını kurmuş, kendi Boy'u ile Boy beyleri ile Resul-ullah {sav} Efendimizin hizmetine hazır beklemektedir. Bu görüşün yanında şu görüşümüz de oldukça büyük öneme sahip olsa gerektir.

Yapmış olduğumuz çalışmalarda KUREYŞ Boy’unun/Kabilesinin köken bilgisini/etimologysini/etimolojisini çıkardık. Bu araştırmamızı da Arap kaynaklarından tarayarak yaptık. Öncelikle Hz. İbrahim {sav} Atamızın Arap olmadığını yine bu belgelerden belgeledik. Hz. İbrahim {sav}’in Soy’u olan KUREYŞ’İN Arap olmadığı, bu Kabilenin/Boy’un Arab-ı Müsta’rebe olduğunu, vesikalarıyla belgeledik. KUREYŞ sözünün KARIŞ>KARIŞMAK>KARIŞTIRMAK anlamına geldiğini yine Arapların kendi kaynaklarından belgeledik. Yakında bunları inşallah belgeleriyle yayına sunacağız.

 

KANTURANIN SOY’U

 

Kantura, Hz. İbrahim atamızın eşlerinden birisidir. Medine’de de Kanturalılar yaşamaktaydılar. Görülüyor ki, Medine’de kökten Arap olmayan, kendilerini Kantura Soy’undan sayan, Peygamberimiz {sav} Efendimize de 2. akabe Biatında 70 kişilik bir Heyet göndererek Medine’ye; Kanturalıların yani Türk soyluların yanına gelmesini isteyen ve destek sözü veren bu kişiler, konumuzun aydınlanması yönünde en büyük belgedir. Bu kanturalılar, binlerce yıldan bu yana, buraları yurt tutmuşlar, o ünlü çadır da onların çadırıydı. Hz. Muhammed {sav} Efendimizin Anası Amine Katın/Khatun da Medineliydi.

“ Belirlenen buluşma gününde gecenin üçte biri geçtikten sonra onlar bulundukları yerlerinden işlerinin keşfedilmesinden korkarak gizlice çıktılar. Akabe'ye gittiler, toptan dağa tırmandılar. Beraberlerinde o iki kadın da vardı. Hepsi Akabe'deki boğazda toplandılar ve Resulullah beraberinde amcası Abbas b. Abdulmuttalib olduğu halde geldi. Abbas, o zaman henüz müslüman olmamıştı. Ancak yeğenini güvence altına almayı arzu ediyordu. İlk konuşan o oldu. Şöyle dedi:

"Ey Hazreç topluluğu! Şüphesiz bildiğiniz gibi Muhammed bizdendir. Biz onu kavmimizden korumuşuzdur. O kavmi ve memleketinde izzet ve kuvvet içindedir. Ancak o size katılmak istiyor. Eğer siz onu kendisine davet ettiğiniz şeyle ona vefalı olacağınıza aklınız kesiyorsa, size ve yüklendiğinize diyecek yok. Eğer onu yanınıza götürdükten sonra yardımsız kendisi ile baş-başa bırakacaksanız şimdiden onu bırakın."

Abbas'ın sözünü onlar dinledikten sonra ona dediler ki:

"Senin söylediklerini dinledik." Sonra Resulullah'a yönelerek; "Sen anlat ey Allah’ın Resulü! Kendin için ve Rabbin için istediğin sözü al" dediler. Resulullah {sas} Kur'an okuyup İslâm'a teşvik ve rağbet ettikten sonra şöyle cevab verdi:

"Kadınlarınızı ve çocuklarınızı kendisinden koruduğunuz şeylerden beni korumanız üzere biatlaşıyor musunuz?"

Berâ bin. Marur onun üzerine biatlaşmak üzere elini uzattı ve dedi ki: "Evet ey Allah’ın Resulü. Seninle biatlaşıyoruz. Biz vallahi savaşçılarız. Silah sahipleriyiz. Bunlar atalarımızdan bize miras kalmıştır."

Berâ, Resulullah {sas} ile konuşmasını bitirmeden Ebu Heysem bin. Tayyihan sözün arasına girdi ve şöyle dedi: "Ey Allah’ın Resulü! Bizimle bazı adamlar {Yahudiler} arasında akidler/bağlar vardır. Biz o bağları keseceğiz. Eğer bunu yaparsak sonra Allah seni galib kılarsa kavmine dönmeni ve bizi terketmeni umar mısınız?" Bunun üzerine Resulullah {sas} tebessüm etti ve sonra şöyle dedi:

"Hayır. Aksine, kanınız kanımdır. Benim zimmetim sizin zimmetinizdir. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Düşmanlarınızla savaşır, barış yaptıklarınızla barış yaparım."

Onlar ellerini ona uzattılar. Resulullah {sas} de elini uzattı. Şöyle diyerek biat ettiler

"Darlıkta ve bollukta, sevinçte ve kederde, dinleme ve itaat etme üzerinde, nerede olursa olsun Hakkı söylememize, Allah yolunda hiç bir kınayanın kınamasından korkmamaya biat ediyoruz."

Biat işi tamamlanınca Nebî {sas} dedi ki:

"Siz bana içinizden 12 nakip çıkarınınız ki, kavimlerinin üzerine kefil (hakim) olsunlar."

Onlar aralarından 12 nakip çıkardılar. 9 u Hazreç'ten 3 ü Evs'tendi.

Resulullah {sas}, nakiplere şöyle dedi:

"Siz, kavminizin/Oymağınızın kefillerisiniz. Havarilerin İsa bin. Meryem için kefillikleri gibi. Ben de, kavmimin {yani Müslümanların} üzerine kefilim."

Onlar kabul ettiler ve daha sonra yerlerine geri döndüler. Göçlerini toplayıp Medine'ye geri döndüler.” *

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

              *} Takıyüddin Ennai İslam Devleti 2. Akabe Biatı http//www.hilafet.com/kitaplar/İslamdevleti/12.htm

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

 

Evs ile Hazreç Oymaklarının Yemenden Medine-i Münevvere’ye geldikleri, bu iki Oymağın köken olarak Sümer Türklerinden olduğu, Sümerlilerin dağılmalarından sonra da Hicaz yöresine geldikleri bilinmektedir. Yukarıdaki belgede görüleceği üzere Peygamberimiz {sav} bu iki Oymak mensuplarına:

"Aksine, kanınız kanımdır. Benim zimmetim sizin zimmetinizdir. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Düşmanlarınızla savaşır, barış yaptıklarınızla barış yaparım."

Buyurmak suretiyle bu soy bağını açıkça göstermiştir. Malazgirt Savaşı ile Türklerin Anadolu’ya geldikleri hakkındaki kısır lafazanlıklar, şu gerçek belgeler karşısında hiçbir değer taşımaz. Peygamberimiz {sav} Efendimizin M.S: 622 yılındaki Hicretinden beş yıl sonra 627 yılında i’tikaf yaptığı çadır işte bu Türk soyluların çadırıydı. Bu itikaf olayı Malazgirt savaşından 444 yıl önce gerçekleşmişti. M.Ö. de, M.S. da Türkler,  buradaydılar. Bundan sonra da  burada ve orada olmaya devam edecekler.

 

MEDİNE’DEKİ TÜRK ÇADIRI VE TÜRKİYE ADI

 

Acılı günlerden sonra Güneş, kollarını Anadolu Türklerinin üstüne daha şefkatli olarak sarıyordu. Hüzün, acı, çile gerilere gitmiş, şimdi bunların yerini Yeni Devletin Kuruluş çabaları almıştı. Yeni bir Devlet kurulacaktı. Bu yöndeki çalışmaları TBMM kararlaştırıyordu. Bu yeni Devletin adı hakkında karar verilememişti. Devletin adı TÜRK olacaktı. Bu Türk sözü bir tamlama ile taçlanmalıydı. Buna “ İLİ “ sözü uygun bulundu. Yeni Türk Devletinin adı: “ TÜRK İLİ “ olarak benimsendi. Fezlekeler hazırlandı. Tam bu sırada ulemadan bazı kişiler yukarıda tespit ettiğimiz Hadis-i Şerifi gördüler. İvedi olarak Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istediler. Paşa kendilerini kapıda karşıladı. Hoş-beşten sonra Sahih-i Buhari’ nin tahriç etiği bu hadis-i şerifi Paşaya sundular. Mustafa Kemal Paşa hadis-i şerifin metnini inceler-incelemez sevinçten uça yazdı. Bilginlere teşekkürler etti:

“Bizler aylardan beri Yeni Türk Devletinin adını koymak için komisyonlar kuruyorduk. Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed {sav} Efendimiz 1400 yıl önce bizim Devletimizin adını bizzat kendisi mübarek Hadis-i Şerifiyle koymuştur. Hepimize ve Büyük Türk Milletine kutlu olsun. Bu Devletin adı bu Mübarek Hadis-i Şerife göre. TÜRKİYE CUMHURİYRTİ olacak ” dedi. Derhal fezlekeler hazırlanarak TBMM sine sunuldu. Yeni Türk Devletinin adı oy birliği ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ olarak kabul edildi.” **

………………………………………………………………………………………………………………………………

                                  

                             **} TEBLİĞİ SUNAN

                            Rüstem KOCADURMUŞOĞLU

                                        Bilge Ata

………………………………….

 Ceyhun’dan-Ceyhan’a

                               1.Uluslar arası Çalıştay’ı   

                                      30/Mart/2006

                                           Ceyhan

                                           Türkiye

 

 

 

 


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar