Bilge Ata  
Site içi arama :
 
      Ana Sayfa   |   Din   |   Köken Bilimi   |   Güncel Makaleler   |   Araştırmalar   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

 
Anket
Amerikalıların Kızılderililere yaptığı soykırım hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Evet Soykırım yapmıştır
 Hayır Yapmamıştır
 Kısmi olarak soykırım yapmıştır

 
 
Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 80
Bugün: 207
Toplam: 1.109.903
 

Çoban

CÖMERT ÇOBAN İLE- CÖMERT ZENGİN

 

Tay Oymağı’nın Önderi Hatem Taî, cömertliği ile tanınmış bir kişiydi. Cömertliği dillere destan olmuştu. Hatem Taî, Hz. Muhammed {sav} Efendimizin Peygamberlik dönemine yetişemeden ölmüştür. Hatem Taî’nin kızlarından birisinin Peygamber {sav} Efendimizin devrinde Müslümanlara tutsak düştüğü, Peygamberimiz {sav}’e Hatem Taî’nin kızı olduğunu tanıttığını, bunun üzerine Peygamberimiz bu hanımın fidye ödemeden salıverilmesini buyurduğunu tarihçiler söylüyorlar.

Hatem TAÎ, TAY Oymağının Önderiydi. Bu TAY sözü, hakkında çok yazılar yazılmış, çok yorumlar yapılmıştır. Oysa TAY sözüne yükletilen bu anlamlar, o denli abartılmış ki, tasavvuf erbabı bu TAY sözüne insanüstü, doğaüstü anlamlar yüklemişlerdir. Bu söz dürme, katlama, dürülüp bükülme, anlamlarına gelir bir sözdür. Terim olarak; yerleri, mekânları, aralıkları, mesafeleri birden geçmek, bir anda orada, aynı anda burada bulunmak gibi anlamlara gelir. TAY sözü Türkçe TAY dediğimizdir. Arap Yarımadasını yurt tutmuş olan TAY adlı Türk Oymağı, saf kan Taylar üretmekteydiler. Çünkü saf kan atlar saf kan tay’ların arasından çıkar. Tay denilen at yavruları, çok hareketli, oldukça cevval varlıklardır. Bir anda o tepede, aynı anda bu tepede görülür. Tayların hızına yetişme imkânı yoktur. İşte bu tayın bu ele-avuca sığmayan hareketinden dolayı tayın adı, onu ilk yetiştiren Türk Oymağına ad olarak verilmiştir. {Not: TAY’Yİ MEK kavramı ile ilgili açıklamalarımız ileride yayına almayı planlıyoruz.}  

Hatem Tâî, yanındakilerle birlikte ıssız bir çölden geçerlerken susayıp-acıkırlar. Yiyecekleri-içecekleri de tükenmiştir. Bir vahaya geldiklerinde beş on keçisi, üç-beş koyunu, bir-iki devesi bulunan bir çoban ailesine konuk olurlar. Çoban da konuklar da birbirlerini ilk kez görmektedirler. Cömert çoban konuklarına bir koç keserek ikram eder. Hatem Tâî, çobanın bu yaptığına çok üzülür. Çoban’a:

“Bize bir pilav pişirseydin yeterdi, niye bu zahmete giriştin” der. Bu arada yemek sırasında Hatem Tâî, yedikleri etin bir yerini över:

“Şurası ne güzel pişmiş, ne de tatlıymış” der. Çoban çadırdan çıkar, konuğun beğendiği yerden tekrar-tekrar getirir. Yemekten sonra vedalaşırlar. Hatem Tâî çadırdan dışarı çıkınca birde ne görsün. Çoban koyunların hepsini kesmiş, konuğunun beğendiği yerleri pişirerek ikram etmemiş mi? Bu durumu gören Hatem Tâî buna çok üzülür:

“ Bize yaptığın şu konukseverlik bütün övgülere layıktır. Keşke bunu yapmasaydın” deyince. Çoban:

“Bize konuk olmuş bir kişi, bizde bulunan bir şeyi beğenmiş ve istemiş ise, o şeyi ona vermemek bizim asaletimize aykırıdır. Ben gerekeni yaptım, gereken de bu idi” der. Hatem Tâî adamlarıyla birlikte oradan ayrılır, kendi memleketine vardıklarında çobana yüz deve, beş yüz koyun, bin davar, elli eşek gönderir. Bu durumu gören çevredekiler Hatem Tâî’ye:

“Sen o çobandan daha cömertmişsin” derler. Hatem Tâî:

“Hayır! O, benden daha cömertti. Ben, bende olanların binde birini verdim, o ise varını-yoğunu verdi” der.

 

BU ÜLKE İÇİN CAN VERENLER Mİ, ÖZÜR AYDINLARI MI DAHA CÖMERTTİLER?

 

Bu ülkeyi kuran büyük Atalarımız, işgal güçlerine direnen analarımız-babalarımız, Ermenilere ve işgalci İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus, Yunan ve yerli işbirlikçileriyle öteki işgal güçlerine karşı Ülke Birliğini savunan dedelerimiz, bu Vatanı bu işgalci-emperyalist sürüsünden kurtarmayı namus ve şeref borcu sayarak en kutsal varlıkları olan canlarını ortaya koydular. Cömert çoban mı daha cömertti, yoksa cömert Hatem Tâî mi daha cömertti? Bu soruya hiç düşünmeden: Elbette cömert çoban daha cömertti; diye yanıt vermemiz gerekir. Aklın yolu da budur. İşte bizim atalarımız da ellerinde bulunan kutsal varlıkları olan canlarını ateşlerin içine attılar. Bunun için şehitlik-gazilik kutsaldır. Atalarımız, bu sınavı şerefle geçtiler.

Ya bizler ne yaptık? Atalarımızın, düşmanların kan kusan silahlarına aldırmadan ellerindeki çakaralmazlarla Vatanımızı bölünmekten, parçalanmaktan, işgalden, kölelikten kurtarmak için kutsal canlarını hiçe saydıklarını unutuverdik. Ermeni’nin, Fransız’ın, İngiliz’in, Yunan’ın, İtalyan’ın, Rus’un üstün güçlerine karşı “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyenlerin yaptıklarını, zihinlerimizden sildirmek için nice düzenekler kurduk. Bize saldıranlara, Vatanımızı işgal edenlere: “düşmanlarımız demeyiniz” diyerek ahkâmlar kestik. Atalarımızı suçlu ilan etme yolunu seçtik. Bu işgalci, çıkarcı, sömürgeci uluslar eğer bizim dostlarımız olsalardı, Vatanımızı işgal etmezlerdi. Atalarımıza bu zulmü yaşatanlar utansın. Dedelerimize, ninelerimize yapılan ANADOLU SOYKIRIMINI önce kendimize, bununla birlikte bütün dünya’ya anlatmaya çabalayacağız.

Biz Türkler reklama, propagandaya önem vermeyen bir yapıya sahibiz. Artık bu çemberleri kırmalıyız. Bize yapılan hiçbir yanlış hareketi, kınamaktan bir an bile geri durmamalıyız. Ermeniler, sömürgeci-emperyal koruyucularına güvenerek isyan ettiler, Vatana ihanet ettiler. Vurdular, yaktılar-yıktılar. Tam-tamına yüz yıldır da bıkmadan-usanmadan ağlaya-ağlaya dünya’yı bize düşman ettiler. Biz ise sustuk. Susmakla bir nevi “sükût ikrardan gelir “ yolunu seçtik.

Avrupalı düz emperyalistlerle, ABD’li küresel emperyalistler, beyinlerimizi çalmayı belli ölçeklerde başarmışlardır. Böylece onlara bütün benliğimizle, bütün varlığımızla yamanacak bir teslimiyetin içine sürüklenmemize çabalamaktadırlar. Bu teslimiyetin görünür belgeleri arasında: “En büyük onlar, en aciz bizler” mantığının, bütün ufkumuzu kaplamak üzere olduğu görülüyor. Bu ruhsal çöküntünün derhal aşılması gerekir. Bu çok zor bir eylem planı da değildir. Bunu başarmak zorundayız, başaracağız.

Küresel emperyalistler güçlü teknolojileri, gelişmiş silahlarıyla işgal ettikleri Irak’ta bir avuç direnişçiyle baş edemediler. Şimdi: “Geldikleri gibi gidiyorlar.” İnsan azminin karşısında demir dağlarının eridiği gibi, onlar da kutup buzları gibi eridiler. Sakın kendinizi yok olmuş-yıkılmış, tükenmiş sanmayınız. Böyle bir düşünceye geçit vermek, küresel yağmacıların istediklerini yapmış olmak demektir. Onları sevindirecek, Yüce Milletimizi yerindirecek böyle bir ruh çöküntüsüne geçit vermeyiniz!

 

ÇAKMA SOYKIRIM KEPAZELİĞİ

 

Türklerin Ermeni soykırımı yapmadıklarını bilginler biliyorlar. Bu yeterli midir? Yetmediği apaçık ortada duruyor. Bu yalın gerçeği, ancak üç-beş haysiyet sahibi bilgin savunabildi. ABD’li 15-20 kişilik bilgin grubu, “TÜRKLER SOYKIRM YAPMADILAR” dedikleri için onlara yapılmadık hakaret bırakılmadı. Şimdi benzer ekipler Türk Milletini ÇAKMA SOYKIRIMCI ilan etmek için var güçleriyle çabalıyorlar. Türkler, Ermeni komitalarının köyleri, kentleri, mezraları bastıklarını, milyonlarca masum Müslüman Türkü, Kürdü, Zazayı, Alevi’yi,  Çerkezi, Boşnağı, Karakeçili’yi, Türkmen’i, Yörük’ü hunharca SOYKIRIMA tabi tuttuklarını dünya’ya anlatmaya çalışmadık, anlatanların sesleri de cılız çıktı.

Fransızlarla, öteki küresel yağmacılar, çakma soykırım anıtları dikerlerken, parlamentolarından çakma soykırım yasaları geçirirlerken bizler birkaç gösteri ile yetindik. Şimdi Barak Obama ve Arnold Schwarzenegger adlı artist vali, çakma soykırımı tanıma yasaları çıkarma tehdidi ile kendilerini bağımsız yargı yerine koymaya çabalıyorlar. Şu frenk yöneticilerinin azıcık yürekleri yetiyorsa, Ermeni Kasabı KOÇO’yu, hiç olmazsa bir kerecik incelemelerini öneririm. Elbette yüreği nasırlaşmış, önyargılı kişilere ne anlatsan boşunadır. Bizden onlara gidecek gerçek ötesi gerçekler dahi, onların belleklerine kazınmış olan çakma soykırım yalanından zırnık bile kopartamaz iken, biz yine de hakkı söylemeyi bıkmadan- sürdüreceğiz. Evrenlerin Efendisi, Hz. Muhammed {sav} Mekkeli müşriklere/ ortakçılara/aracılara tebliğ ediyor; onların bu tebliğler karşısında kılları kıpırdamıyordu. İşte belgeleri aşağıda sunulmuştur.

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

 

“O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar gerçeği işitmezler.” Fussılet 41/4

وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي ءَاذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِك حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ

“Onlar: "Ey Muhammed! Senin bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda anlaşmamıza engel bir de perde vardır. Sen istediğini yap, çünkü biz yapıyoruz" dediler.” Fussılet 41/5

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِنْ يَرَوْا كُلَّ ءَايَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتَّى إِذَا جَاءُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

“İçlerinden seni dinleyenler de vardır, ama Biz, onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine ağırlık koyduk. Onlar bütün delilleri görseler de yine inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. O inkârclar: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.” En’âm 6/25

وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِهِ مَوْئِلًا

“Böyle olmakla birlikte, senin Rahmet Sahibi Olan Rabbin çok bağışlayıcıdır, tövbe eden kullarına Rahmeti Boldur. Şayet Allah, işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandıracak olsaydı, onlara derhal azap ederdi. Fakat onlara va’d edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde Allah'ın azabından bir kurtuluş yeri bulamazlarKehf 18/58

أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا

“ İşte zulmettikleri için yok ettiğimiz kentler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik.” Kehf 18/41

Yukarıdaki İlâhî tebliğleri dikkatle incelersek, onların kendi öz tercihleri ile bu Vahiyleri anlamamak üzere olduklarından dolayı onların kulakları ağırlaştırılmıştır. Aynı veriyi emperyal güçlere uyguladığımızda onlara gerçekleri, ne denli güçlü anlatırsak anlatalım, özlerinde gerçeği anlama iradesi oluşmadıkça anlamazlar. Bütün bunlara rağmen biz anlatmaya devam edeceğiz. Belki günün birinde beyinlerindeki prangalar kırılır, bu da bizim anlattığımız an’a denk gelebilir ve o anda anlamaya başlarlar. O halde gerçekleri, bıkmadan-usanmadan tebliğe devam etmeliyiz. Ermeni Kasap Koço’yu ve yaptıkları insanlık dışı vahşeti anlatacağız. Yüreğinde azıcık merhamet kırıntısı taşıyan kişilerin bundan ibret almamaları akla ziyandır. Barack Obama, Arnold Schwarzenegger adlı artist vali ile birlikte öteki Frenkler, anlatacaklarımızı okuduklarında, nasıl bir tepki verecekler merak etmekteyim?

{Not:31 Mart 1325/13-Nisan–1909 tarihinde Ermeniler Adana İsyanı’nı, Ermeni İĞTİŞAŞ’INI çıkarttıklarında, Ermeni Kasap Koço’nun Bokluhan’daki 35 kadar Müslüman amelelerin/işçilerin diri-diri derilerini nasıl yüzdüğünü, diri-diri etlerini keserek nasıl sattığını azıcık vicdanı olan Frenklerin dikkatle izlemelerini isterdim. {Kasap Koço Bölümünü yoklarsanız bu hunharca işlenmiş cinayetleri orada bulursunuz..}

Kasap Koço idam edilmeden önce kendilerini papaz Muşeg’in kandırdığını itiraf etmiş, idam sırasında dinsel telkin için gelen papazları kovmuş, Müslüman usulüne göre telkin almış ve o şekilde defnedilmeyi istemiştir. Son dileği yerine getirilerek Müslüman Din bilgini kendisine İslâm’a göre telkinde bulunmuş, Müslüman geleneklerine göre de gömülmüştür.

…………………………………………………………………………………………


 
  2017 © Bilge Ata. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 05.07.2017Tasarım & Kodlama: ER-AY Bilgisayar